Büyüden arınmanın ve Arşa doğru uçmanın yöntemi

TAKDİM

“Kıyamet çağı, şeytan çağıdır. Şeytan çağının insanı büyülüdür. Büyülü insanları büyüden arındıracak ve uzay denizinin üstünde bulunan cennet ülkelerine çıkarak tek yöntem; Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sistemi ile ferdî, ailevî ve içtimaî hayatımızı, Yüce örneğimiz Muhammed Resulullah Rahîm efendimizin hayatına göre üretmektir.”

Müslüman kardeşlerim ve Müslüman olmayan uzak komşularım! Takdim ettiğim ilk cümle, birçoğunuzun hoşuna gitmediğini biliyorum. Ama gerçek budur. Konuyu bütün boyutları ile okuyacağız inşallah. Şimdi ise kısa bir giriş yapmak istiyorum.

Bildiğiniz gibi Vahiy mantığının öğrettiği ilim ile vahiy mantığının öğrettiği ilme delil saydığımız çağımızın bilimi; Hayatı üretenin ve düzenleyenin ve yasalarını koyup yönetenin Yüce Yaratıcı Taala Ellah’ın olduğunu ve içinde yaşadığımız ülkeleri yakında yıkıp başka ülkelere dönüştüreceğini bize öğretiyor.

Vahiy mantığının okuduğu Sünnetli Gur’an;

1. Şimdi nerede yaşadığımızı,

2. Ülkemizin nasıl yıkılacağını,

3. Ölüm sonrası hangi ülkelerde ve hangi şartlarda yaşayacağımızı, bilime ihtiyaç duymadan bütün boyutları ile izah ediyor. O nedenle bilgilerimizi, vahiy mantığına göre kısaca hatırlayalım.

Taala Ellah; (24/35.) Ayeti ile “Ellahû, Semavat ile Arzın nurudur” buyurdu. Taala Ellah’ın nuru ezeli ve ebedidir, yaratılmadı.

(6/1.) Ayeti ise;“Âlemleri değerlendiren Taala Ellah, Semavat ve Arz örneklerinden karalar silsilesini yaratı ve Nur ile karanlıkları yaptı” buyurdu.

Bu ayet, sonradan yapılan nur ile karanlıklardan söz ediyor. Ezeli ve ebedi olan nur ile sonrada yapılan Nur ve karanlıklar, varlık âlemlerinin iki ana bölgeden oluştuğunu bize öğretiyor.

Nitekim (10/14. 11/7. 65/11.) “Taala Ellah; Hangimizin daha kaliteli ve güzel iş üreteceğini görmesi için Semavat ve Arz örneklerinden karalar silsilesi ile içindekileri altı günde yarattığı zaman Arş Makamı, su üzerinde idi” buyurdu.

Anlaşılacağı üzere varlık âlemleri; Arş makamının üzerinde oturduğu suyun üstünde bulunan ve nur ismi şerifinden ışık alan birinci bölge ülkeleri ile nurun gölgesi bulunan su altı karanlık alanlarda yaratılan ülkelerin içinde olduğu iki bölge ülkelerinden oluşmaktadır.

Nur ismi şerifinden ışık alan birinci bölge, Arş Makamının üzerinde oturduğu suyun üstü alanlardır. Suyun üstü alanların içinde (3/134.) Her biri Semavat ve Arz kadar geniş sekiz cennet ülkesi ve Mahmud makamı ve (2/255.) Semavat ve Arz kadar geniş Kürsü Makamı ve Arş makamı vardır.

Arş makamının görüş alanında bulunan cennet ülkeleri, Nûr ismi şerifinin görünen suretleri olduğu için kendiliğinden ışık verir. Anılan nur; İstenilen şeyi, an zamanda görüş alanına indiren bir yaptırım gücü vardır. Onun için cennet ülkelerinde yaşayanlar, anılan nur ile istediğini yapabilir. Nur ismi şerifi ezeli ve ebedi olduğu için cennet ülkeleri ezeli ve ebedir.

Su altı ikinci bölge, birinci bölgeyi aydınlatan Nurun gölgesidir. Nurun gölgesi bulunan karanlık alanlar, uzay denizi olarak algıladığımız alanlardır. Karanlık uzay alanları, Nurun gölgesi olduğu için nur gibi ezeli ve ebedidir. Ama dönüşümlü bir hayatı vardır.

Çünkü Yüce Yaratıcı Rabbimiz; Sonradan yaptığı Nuru, karanlık uzay alanlarının galbıne indirir ve anılan nur ile Semavat ve Arz örneklerinden karalar silsilesi ile içindekileri yaratır. Böylece galbı nur ile doldurulan karanlık uzay alanları, dönüşümlü olarak kendi kendini üretebilen eril ve dişil kişiliğe ulaşır.

Yani (76/1.) Yüce Yaratıcı Rabbimiz; İnsan ırkını yaratmayı murat ettiği zaman önce (6/1) yaptığı nuru karanlık uzay alanlarının galbıne indirir. Ardından uzay alanlarının içini (65/12.) Arz örneklerinden karalar silsilesi ile donatır ve (51/48.) Su üstü alanları saran Semavat silsilesini genişleterek su altı alanlarda bulunan ülkeler silsilesini (41/11, 12.) yedi katlı Sema ile sarar. Ardından (24/35.)   inci yıldızı gibi ışık verebilen güneş ve ay ve yıldız lambaları ile donatır. Sonra anılan lambalara, karanlık uzay alanlarının galbıne indirdiği nurundan güç verir ve karanlık uzay alanlarını âmâdan çıkarır ve görüş alanlarını aydınlatır.

(9/36. 17/12.)  Yedi katlı Sema ile sardığı dünya adası, kendine ışık veren güneşin etrafına dolaşmaya başlar ve gece ile gün meydana gelir.  Böylece dünya adası, insan ve cin ırkı için mükemmel bir ülke olur. (36/37, 40.) Yüce Yaratıcı; Uzay alanlarının içinde bulunan karaları ve yıldız örneklerinden yarattığı lambaları, birbirinin etrafına Sübhanellah diyerek döndürüp (7/54) sacidlerden yapar. O nedenle sacidler, karşılıksız olarak hizmet veren kullar olur.

İşte (24/35.) Taala Ellah’ın ilim ile yaptığı işler, çağımız bilim adamlarına örnek oldu. İlmi rehber alan bilim adamları; Nübüvvet nurunu galbında taşıyan enerjiye, ürettikleri teknik cihazları beden olarak giydirir ve istifademize sunar. Ayrıca yaptıkları ampullere enerjiden güç vererek şehirlerimizi ve sokaklarımızı ve evlerimizi ışıklandırır. Böylece bilim, vahiy mantığının öğrettiği ilime delil olur. Ama ilme delil olan bilim, enerjinin galbınde bulunan nura henüz delil olamadı. (Konuların tafsilatını, ilgili sohbetlerimde okuyacağız inşallah.)

(32/5. 70/4.) “Su altı ülkelerden su üstü ülkelere bin senede çıkılır. Cennet ülkelerinin bağlı olduğu Arş makamına da elli bin senede ulaşılır.” Şüphe yok bu mesafe, insan ırkı için söz konusudur. Nitekim Yüce Nebi Muhammed Resulullah Sellellahu Taala Aleyhi ve Sellem efendimiz;“Uzay denizi olarak algıladığımız ikinci bölgede bulunan ülkeler, su üstü yani birinci bölgeye bulunan cennet ülkelerin içinde sahrada bir halka gibi küçük kalır” buyurdu.

Şimdi Yüce Nebi Rahîm efendimizin sözünü, şu misal ile anlamağa çalışalım. “Üzerinde yaşadığımız dünya adasının birçok denizi vardır. Denizlerin içinde de yaşayan birçok balık türleri vardır. Anılan balık türleri; Denizin içinde doğar, büyür, yaşar ve ölür. Deniz, balıklar için bir uzay denizidir.

Ama balıklar; İçinde yaşadıkları denizin üzerinde bulunan gemi kaptanın görüş alanından ve görüş alanında bulunan karalardan ve karaların üzerinde yaşayan canlılardan ve Ay, güneş ve yıldızlardan ve Arş Makamının üstünde bulunan cennet ülkeleri silsilesinden ve içinde yaşayan canlılardan hiç haberi yoktur.

İnsan ve cin ırkı, tıpkı balıklar gibidir. İçinde yaşadığımız uzay denizinin içinde bulunan ülkemizi az çok tanırız. Ama (65/12.) Arş Makamının görüş alanında bulunan cennet ülkeleri silsilesinden ve anılan ülkelerin içinde yaşayanlardan hiç haberimiz yoktur.

Balıklar, denizin içinden çıktıkları zaman solukları tükendiği için boğulur. Oysa soluk tükenmemiştir. Eğer balıklar; Dünya denizinin üzerinde seyreden kaptanın aldığı soluktan soluk alabilse ve soluğuna göre kendine yeni bir beden üretebilse o zaman kaptanın görüş alanında bulunan ülkelerde yaşayan canlılar gibi yeni bir hayata başlamış olurdu.

Biz insanlar da, Ay’ın üzerine çıktığımız zaman kendi soluğumuz tükendiği için balıklar gibi boğuluruz. Oysa Ayda soluk tükenmemiştir. Eğer Ayın üzerinde yaşayan kulların aldığı latif soluktan soluk alabilsek ve soluğumuza göre kendimize yeni bir beden üretebilsek, ayın üzerinde yaşayan kullar gibi yeni bir hayata başlamış olurduk.

Eğer Aydan Arşa kadar uzanan ülkelerin herhangi birine çıkabilsek kendi soluğumuz tükeneceği için boğulurduk. Eğer ulaştığımız ülkelerde yaşayan kulların aldığı yoğun ve latif soluk silsilesinden soluk alabilsek ve alacağımız soluğa göre kendimize yeni bir beden üretebilsek o zaman ulaştığımız ülkelerde yaşayan kullar gibi yaşardık.

Uzay denizinin içinde bulunan ülkelerden uzay denizinin üstünde bulunan ülkelere çıkmak için Hüsnâ yüzlü yeni bir bedene ihtiyaç vardır. Çünkü dünya adasına uygun bir beden ile anılan çıkılmaz. Anılan ülkelere çıkmak için gerekli olan Hüsnâ yüzlü beden, sadece vahiy mantığının önerdiği Sünnetli Gur’an ile üretilir.

Çünkü insan ve cin ırkının fıtratı; Vahiy ve Dağut ve Cibt mantıkları ile hayatını üretebilen bir kişiliği vardır. İnsan ve cin ırkı; Eğer Vahiy mantığının önerdiği Tagva kelime paketi ile kendine Hüsnâ yüzlü yeni bir beden üretebilirse o zaman uzay denizinin üstünde bulunan Arş Makamının görüş alanındaki sekiz cennet ülkesinin birine çıkar ve saadeti anlatılamaz kalıcı bir hayata başlamış olur.

Eğer Dağut ve Cibt mantığının önerdiği Fücur kelime paketi ile kendine Süflâ yüzlü yeni bir beden üretirse o zaman ışıkları söndürülmüş karanlık uzay alanları içinde ki cehennem ülkelerinde kalacaktır. (14/48.) Çünkü Taala Ellah; İnsan ve cin ırkı için sonradan yarattığı ülkeleri başka bir ülkeye tebdil edecek ve bizi anılan ülkeye sevk edip sorguya çekecektir.

Vahiy mantığı ile kendine Hüsnâ yüzlü yeni bir beden üretenleri cennet ülkelerine çıkaracak, Dağud ya da Cibt mantığı ile kendilerine Süflâ yüzlü beden üretenleri de ışıkları söndürülmüş uzay denizinin karanlık cehennem ülkelerine bırakacaktır.

Cennet ülkelerine dünyevî bedenle çıkılmaz. Onun için Taala Ellah; Dünyevî bedeni, anılan ülkelere çıkaracak Hüsnâ yüzlü yeni bir neden üretmemiz için kendimize emanet olarak yapmıştır. (Konuların tafsilatını, ilgili sohbetlerimde okuyacağız inşallah.)

O nedenle (2/1, 2. 17/40. 21/10. 40/14, 15.) Taala Ellah; Gerçek şu ki sizi, size anlatan ve Arşa doğru yapılacak yolculuğun yolunu öğreten bir kitap gönderdim. Niçin aklınızı kullanıp kendinizi okumuyorsunuz?“ buyurdu. Yüce Rabbimizin anılan buruğuna göre kendimize önce şu soruları sormalıyız.

1. Acaba kendimize Hüsnâ yüzlü yeni beden üretmenin ve bizi Arşa doğru uçurmanın yöntemini öğreten en sahih kitabın Gur’an’ı Kerim olduğunu niçin bilmiyoruz?

2. Acaba hayatımızın bütün süreçlerini bize doğru olarak öğreten Gur’an’ı Kerim’in, dünya adasında bulunan bütün eğitim ve öğretim kurumlarında okutulması gereken en önemli ders kitabı olduğunu neden anlamıyoruz?

3. Acaba (53/3. Vahiy mantığının önerdiği görüş yerine (Gur’an, 98/6.) Dağut ve Cibt mantığı ile üretilen felsefe ve teorileri öğrenmek için ömrümüzü niçin harcıyoruz?

4. Acaba Taala Ellah’ın; En son Nebi ve Resul olarak gönderildiği Muhammed Sellellahu Taala Aleyhi ve Sellem efendimizin, insan ile cin ırkına tebliğ ettiği Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sistemini neden yazıp ona göre hayatımızı üretmek için siyaset yapamıyoruz?

5. Acaba çağımızda uygulanan ve sürekli olarak fitne ve fesat ve vahşet ve yamyamlık üreten Dağut ve Cibt rejimlerinin, Laiklerin ve Yahudi ile Hıristiyanların dinleri olduğunu niçin anlamıyor?

6. Muhammed Resulullah efendimizin; Puta tapma sevdası iliklerine kadar işlemiş müşriklerin mezalimine rağmen insan ve cin ırkına tebliğ ettiği Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sisteminin emredici ve yasaklayıcı hükümlerine göre Medinelileşme hareketi ile fiilen uygulayarak müşrikleri ve zalimleri ve vahşileri İslâmlaştırdığını biliriz.

Ama niçin insan ve cin ırkının en mükemmel örneği ve mürşidi bulunan Yüce Nebi Muhammed Resulullah efendimizin Medinelileşme hareketine uyarak Hüsnâ yüzlü Müslüman insan üretmeyi bilmiyoruz?

7. İblis mantığının önerdiği Dağud yani din tanımaz ve Cibt çağdaş şirk dininin Anayasa hukuk sistemleri ile uygulama yasalarını biliriz. Ama neden Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk sitemi ile uygulama yasalarını bilmiyoruz?

8. Tarih boyu yüz binlerce islâmî kitap yazmayı ve yüz binlerce islâmî fetva ve yorum üretmeyi biliriz. Ama neden Sünnet Dinin İslâm Anayasa Hukuk sistemi ile uygulama yasalarını kapsayan bir el kitabı yazıp insanların cebine koyamıyoruz?

9. Yahudilerin ve Hıristiyanların ve din tanımazların dini olan Dağut ve Cibt Anayasa Hukuk düzenleri ile iç içe yaşamanın yöntemlerini üretebiliyoruz. Ama Sünnet Dini İslâm Anayasa hukuk sistemi ile yönetilmeyen toplumlarda Müslümanlık yapılamayacağını neden söyleyemiyoruz?

10. (56/61, 61.) dünyevî ömrümüz sona erdiği saat bir ölüm Meleğinin geleceğini ve ölen cesedimizi model olarak taşıyan yeni bir bedeni, hücrelerimizin beyninden söküp çıkaracaktır.  Çünkü ölüm ötesi hayat süreçleri, dünyevî bedenle yaşanamaz. Bu gerçeği biliriz.

Ama niçin Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sisteminin emredici ilkeleri bulunan ile Tagva kelime paketi ile kendimize, cennete uygun Hüsnâ yüzlü yeni bir beden üretmek için siyasi mücadele ve mücahede yapamıyoruz?

(7/201. 36/60. 34/20. 43/36.) Çünkü Müslümanlar dâhil çağımızın insanı, küçük bir azınlık hariç büyülüdür. Delil istiyorsanız bu kitabı okuyun.

Çünkü bu kitap, büyüden arınmanın ve Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sistemi ile hayatı üretmenin ve Arş’a doğru uçmanın ve cennet ülkelerine yerleşmenin yöntemini öğretiyor.

Eğer büyünüz yoksa bu kitabı okuyacaksınız. Eğer okursanız o zaman bu kitabı okuyana kadar mevcut görüşünüzü açığa almanızı ve kitabı okuduktan sonra açığa aldığının görüşünüzle mukayese edip ona göre bir değerlendirme yapmanızı rica ederim. Saygılarımla.

 

 

Hakkı BEDER.  İstanbul 2012.

Genel kategorisine gönderildi

Doğam Samed Allah

Kendinizi okumadan ve kendinize yabancı olarak, öteki cinslerinizle ereceğiniz zevkli eylemlerin ürünü çocuklarınız, algılarınızda zihnen ve bedenen ve kalben sakat olarak belirebilir.

O zaman ümitlerinize aykırı beliren sonuca, sebep oldum, diye kendinizi suçlamanın kime ne yararı var ki?

Sizi; çevresel ve toplumsal şartlanmaların kucağına yatıran ve donanımlı bulunduğunuz öteki farklı idrak süreçlerine duyarsız kılan mevcut sanal algılarınız, size onarılmaz sonuçlara düşürebilir.

O zaman kendinize “Eyvah!” demenin kime ne yararı var ki?

Gözlerinizin işlevini yitireceği, beyninizin eğilimlerinize cevap vermeyeceği ve bedeninizin nur idraki algılarına duyarsız kalacağı zaman gelip çatmadan;

Sanal algılarınızın sizi sürüklediği sanal alanlarda tanrı arama belasından, suç üreten ve ceza çektiren eylemlerden kurtulmak;

Ve yabancı bulunduğunuz kendinizi Sadr Alanı Kalb Okulu etkinlikleri ilmi projelerde okuyarak kainatı yaratan iradenin ilmine, gücüne ve yetkinliğine ulaşmak;

Ve eğilimlerinize, gereksinim duyacağınız örnekleri yaratarak daimi gençlik ile yaşayacağınız kalıcı saadet süreci algılarına ermek istiyor musunuz?

O zaman, bu kitabın ilk kez önerdiği “Hayatı, yanılgısız okuma yöntemi” ile kendinizi, kendi doğanızda ARŞ bilinci ile okumalısınız.

Rahman’ın algı inkilabları sürecinde…

Genel kategorisine gönderildi