Büyüden Arınmanın ve Arşa Doğru Uçmanın Yöntemi

 BÜYÜDEN ARINMANIN

 VE

 ARŞA DOĞRU UÇMANIN

  YÖNTEMİ

Hakkı BEDER

 

 

 

 

Not: Yayıncı kardeşimden; 

  1. Kitabın ön kapağının üstünde, yağmur ile güneş ışığını karışık olarak yere indiren bir bulut resmi koymasını,
  2. Kitabın arka kapağına, CİHAD isimli ilahiyi almasını,
  3. Kitab da yazdığım aslına uygun kelimeleri olduğu gibi korumasını,
  4. Türk harfleri ile yazdığım Ayet ve Selavatı şerif metinlerini, Gur’an dili ile yazmasını rica ediyorum.

 

                                                        

 

                            Hakkı Beder kimdir?

 

Muhterem Müslüman kardeşlerim ve Müslüman olmalarını dilediğim saygı değer uzak komşularım. Kendimden söz etmeyi sevmem. Ama saygı değer okuyucularım soruyor Hakkı Beder kimdir? Saygı değer okuyucularımın isteğine uyarak yetmiş altı, Hicri yıla göre seksen yıllık zahir hayatımın özetini ve Büyüden arınmanın ve Arşa doğru uçmanın yöntemini yazdığım kitabın özelliklerini kısaca izah etmeğe çalışacağım.

         Annem; Merhume Akife hanım, Uzun göl köyünden olan merhum Muhammed efendinin kızıdır. Rahmetli annem, 1938. Yılının ilk aylarında Trabzon Çaykara Çoroş Köyünde beni doğurdu. Babam, yöremizin hocalarından merhum Hacı Ferşat Efendidir. Babamın babası dedem, Erzurum harbine şehit olan merhum Ali efendi, dedem ise merhum Hakkı efdidir. Genç yaşta dul kalan babamın annesi büyük annem merhume Fatma Hanım, Ata köyden merhum hacı Mahbup efendinin kızıdır.

         İlk tahsilimi;1945-51 yılları arasında, Çaykara ilçesine bağlı eski adı Çoroş, yeni adı Taşkıran isimle köyde yaptım. Bu arada Osmanlı döneminden miras kalan âlimlerin talebelerinden olan Merhum Bekir Efendi ve merhum Mustafa Efendi ve merhum Şaban Efendi ve merhum Hulusi Efendi hocalarımdan Arapça dili, fıkıh ile tefsir ve kelam dersleri okudum. Tahsilime devam etmek için 1952. Yılında İstanbul’a gittim ve Fatih semtinde bulunan Çarşamba İsmail Ağa medresesine girdim. Medresede Arapça dili ve edebiyatı, Tefsir, Hadis, Fıkıh ve hafızlık tahsilimi yaptım. Hocalarımdan Muhterem Süleyman Hilmi Tunahan efendinin evinde yaptığı sohbetlerine katıldım, yemeğini yedim, kahvesini içtim. Gurra unvanı ile anılan merhum ve Muhterem İsmail efendi hocamdan de kıraat ve tecvid dersleri, İsmail Ağa Camiinin imamı Muhterem Mahmut Ustaosmanoğlu hocamdan da Makam dersleri aldım. Ülkemizde ilk olarak eğitime başlayan İstanbul İmam-Hatip okulunun orta kısmını okudum. İmam Hatip Lisesini ve Hacettepe Çağdaş Kamu Yönetimi olmak üzere yüksek tahsilimi, Ankara da tamamladım. Suudi Arabistan kültür merkezinde bir yıl süre ile Arap dili ve edebiyatı ve İran kültür merkezinde de bir yıl süre ile de Farsça dili öğrenimi gördüm.

         Hocalarımdan Merhum ve Muhterem Saîdi Nursî Efendinin sofrasında yemek yedim ve yazdığı bütün eserleri özenle okudum. Dede Paşa unvanı ile anılan Nakşı Tarikatı Şeyhlerinden Merhum ve Muhterem Musa Baştürk efendiye de bir süre müritlik yaptım. Yüce Rabbim Taala Ellah, bütün hocalarımdan razı ola Âmîn.

         Başta İstanbul ve Ankara olmak üzere muhtelif illerde, fahri ve resmi olarak yaklaşık on bir yıl din görevlisi olarak çalıştım. 1972. Yılının ilk aylarında “Diyanet Kurumuru İslâmî teşkilat değildir, para ile namaz kılınmaz” gerekçesi ile anılan kurumdan ayrıldım ve tamamı, Ankara da olmak üzere yaklaşık on beş yıl kamu kuruluşlarında müdür olarak görev yaptım.

         Rahmetli Türkeş ve Rahmetli Cevdet Sunay ve Rahmetli Ecevit ve Sayın Demirel ile birçok istişarelerim oldu. Anılan zatlarla; Şehit kanları üzerine kurulan devletin ilk Anayasasına konulan ve daha sonra kaldırılan “ Devletin Resmi dini İslâm’dır” ilkesini alalım ve Müslümanların ınandığı Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sistemini uygulama yasaları ile birlikte yazalım ve İslâm devletini kuralım ve kapitalist sömürü düzenine kölelik etmekten kurtulalım” teklifinde bulundum.

         Konu ile ilgili 1970. Yılında “İslam da Sol ve Hayat” isimli kitabı yazarak anılan açılımın ilk adımını attım. Anılan kitabın önemli derecede etkileri oldu. Nitekim Merhum ve Muhterem Ecevit; “Ortanın solu Muhammed’in yoludur” diyerek bir açılım yapmağa başladı. Hatta Bana İslâmî açıdan parti örgütlerini eğitmem için Cumhuriyet Halk Partisi Din Eğitimi Genel Sekreterliğini teklif etti. Fakat derin devlettin kendisine yaptığı şiddetli baskıyı bildiğim için anılan teklifi kabul edemedim ve Muhterem Erbakan hocamızın başlattığı siyasî cihad hareketine fiilen katıldım.

         Muhammed Resulullah Efendimizin sözleri diye rivat edilen otuzsekizbin Hadisi Şerifi ve Gur’an’i Kerim hakkında Tarih boyu yazılan bütün tefsirleri, İtigadî ve amelî mezheplerin yüzbinlerce fetvalarını ve içtihatlarını, ülkemizde yayımlanan Türkçe ve Osmanlıca Gur’an Meali ve tefsirlerini, günümüzde okunan İncil, Tevrat ve Zebur kitaplarını ve anılan kitaplar hakkında yazılan tercümeleri, yerli ve yabancı ünlü bilim adamları ile sosyalist devrim liderlerinin eserlerini okudum.

         Tasavvuf tarihinde geçen bütün tarikat önderlerinin yazdığı kitapları okudum, yaptıkları dua ve zikirler ile birçok deneyler yaptım. Sonunda aşk denilen sevdaya yakalandım ve Taala Rahman’ın algı ingılabları sürecini yaşamaya başladım. Anılan süreci yaşarken “Doğam Samed Ellah” isimli kitabımı yazdım ve 2000 yılında yayımladım.

         Sonra Yüce Rabbim Taala Ellah; (21/10.) “Niçin aklını Gur’an’-i Kerim ile kullanmıyorsun? Niçin (3/31.) Taala Ellah’ın sevgisini ve affını kazandırıran tek şeyin; Alemlere Rahmet olarak gönderdiğim en son Nebim Muhammed Resulullaha uymak ve tebliğ ettiği Sünnet Dini İslâm Nizamının Amir ve yasaklayıcı hükümlerine göre hayatı üretmek olduğunu anlamıyorsun? İhtarını aldım.

         Rabbimin ihtarı üzerine önce kendime şu soruyu sordum. Müslümanlar olarak; Neden (5/44, 50.) Taala Ellah’ın emrine uyup Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sistemini ve uygulama yasalarını yazıp ferdî, ailevî ve içtimaî hayatımızın bütün kesimlerini, Muhammed Resulullah Efendimizi örnek alarak üretemiyoruz?

         Anılan sorunun cevabına ulaşmak için Taala Ellah’ın, (34/20.) “İnsanların pek çoğu iblise uyacaktır” buyruğu üzerine yıllar süren bir takım manevi deneyler yaptım. Sonunda galb gözü denilen ve Nübüvvet Nurundan ışık alan akıl gözü ile şeytan çağında yaşadığımızı ve şeytan çağı insanının çok azı harıç büyülü olduğunu, Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sistemi ile hayatı üretmeden büyüden arınmanın ve  cennete gitmenin imkanı olmadığını gördüm. Onun için Yüce Rabbim Taala Rahman’ın İhsan buyurduğu ilim ve Muhammed Resulullah Efendimizin himmeti ile “Büyüden arınmanın ve Arşa doğru uçmanın yöntemini” yazdım.

         Kitapta kullandığım bazı kelimeleri aslına uygun yazdım. Mesela “Kur’an” kelimesi yerine Gur’an, “Allah” kelimesi yerine Ellah ya da Ellahû kelimelerini yazdım. Eğer “Ellahû kelimesini, “Allah” şeklinde okursak o zaman (27/59.) Ayetin ifade ettiği gibi ”Ellah mi? sorusu ortaya çıkar. Bu nedenle Allah ismi şerifini, “Ellah ve Ellahû”  şeklinde yazdım. Elçi anlamını taşıyan ve yabancı kelime olan “Peygamber” kelimesini hiç kullanmadım.

         Anılan kelime yerine, “Yüce Nebi Muhammed Resulullah Sellellahu Taala Aleyhi ve Sellem Rahîm efendimiz” ya da Rahîm Efendimiz” ifadesini kullandım. İlmi sebebini, ilgili sohbetlerimde yazdım.

         Muhammed Resulullah Rahîm Efendimiz; (2/151. 62/2.) Gur’an’ı Kerim Ayetlerini, beş ilim mertebesine göre bize öğretti. Onun için Gur’an Ayetlerini, (1/1.) Ya da (36/1, 82.) Şeklinde gösterdim ve beş ilim mertebesine göre yaptıkları duyurulara dikkati çektim. Anılan duyurular, Meal ya da tefsir değildir. Ama okuyucularıma ve Meal-Tefsir yazan hocalarımıza örnek olsun diye sadece “Abese, Duha ve Hagga” surelerinden üç Meal ve tefsir örneği yazdım. Hadisi şeriflerin meallerini verdim, ama söz uzamasın diye kaynak göstermedim.

         Muhterem okuyucularım! Bu kitap, Takdim sohbetimle birlikte altmışbir sohbetten oluşur. Her sohbetin sonunu, konuyu özetleyen Hikmetli söz, Naat’ı şerif, ilahi, dua ve kaside gibi deyişlerle zenginleştirdim. Her bir deyiş, kendine ait bir makamla okunur.

         Eğer büyüden arınmış yayıncı bir kardeşim, bu kitabı sizinle yüzleştirir ve bu kitabı okumaya başlarsanız o zaman mevcut görüşünüzü açığa almanızı, kitabın tamamını okuyup anladıktan sonra açığa aldığınız görüşünüzle mukayese edip ona göre bir değerlendirme yapmanızı ve eğer dünyevî hayatta isem benimle istişare etmenizi rica ederim. İnternette, Hakkı Beder olarak resimli bir sayfam ve şahsi telefon numaram vardır.

Hulasa: Alemlerin Rabbi Yüce Rabbim Teâlâ Ellah’a; İhlaslı iman ile bağlılığımı, fıtratımın bütün kaynaklarından akan en derin saygılarımla nihayetsiz Hamd-u Senalarım ile şükranlarımı arzederim.

Teâlâ Rahman’ın; Alemlere Rahmet olarak gönderdiği Yüce Nebi Muhammed Resulullah Sellellahu Taala Aleyhi ve Sellem Rahîm efendimize, nurundan galbime akan iman ve ilim ile kayıtsız şartsız teslimiyetimi, Salât-u Selâmlarımı, tükenmez saygı, sevgi ve şükranlarımı sunarım.

          Şimdi Takdim sohbetime başlayabiliriz.            

Hakkı BEDER. 2008-2016.

 

 

 

               BİSMİLLAHİ RAHMANİ RAHÎM

 

Müslüman olan yakın komşularım ve Müslüman olmalarını dilediğim uzak komşularım! Yakın ve uzak komşular olarak; Varlık alemleri ile içindekileri yaratan ve yöneten zatın alemlerin Rabbi Taala Ellahû Rahman Rahîm olduğunu biliriz.

Müslümanlar olarak da Taala Ellahû Rahman Rahîm Yüce Rabbimizin; Muhammed Resulullah Sellellahu Taala Aleyhi ve Sellem efendimizi, insan ve cin ırkına en son Nebi ve Resül olarak gönderdiğine ınanırız.  

Taala Ellahû Rahman Rahîm Yüce Rabbimiz; Âlemlere Rahmet olarak gönderdği Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm Efendemiz ile insan ve cin ırkına tebliğ buyurduğu Gur’an-i Kerim, “Bismillahi Rahmani Rahîm” Ayetini okuyarak söze ve işe başlamamızı emir buyurdu. Çünkü Besmele Ayetinin içinde bulunan Ellahû Rahman Rahîm ismi şerifleri, zat olarak Yüce Rabbimizin özel ismi şerifleridir. Onun için sözlerimizin ve işlerimizin bize fayda vermesi için Besmele Ayeti ile söze ve işe başlarız.

Eğer “Ellahû Rahman Rahîm” ismi şeriflerinin fıtratını ve anlamlarını bilirsek o zaman Yüce Rabbimizi daha yakından tanımış olur ve Besmele Ayetinin ikram ettiği nimetlere ulaşmış oluruz. Ama Arapça başta olmak üzere yeryüzünde konuşulan dillerin içinde, Ellahû Rahman Rahîm” ismi şeriflerinin anlamlarını taşıyan bir kelime yoktur.

Bu nedenle “Ellahû Rahman Rahîm” ismi şeriflerinin fıtratı ile anlamlarını; Muhammed Resulullah Rahîm efendimizin, Vahiy Mantığı ile bize öğrettiği (2/151. 62/2.) Ayet ilimi, Tezkiye ilmi, Kitab ilmi, Hikmet ilmi ve Ledûn yani zat ilmi mertebelerine göre öğrenebiliriz.

Onun için “Ellahû Rahman Rahîm” ismi şeriflerinin fıtratı ile anlamlarını, anılan ilim mertebelerine göre  izah etmek için Besmele Ayeti ile ilgili konuları takdim sohbetime ön söz olarak aldım.

             ZAMAN VE MEKÂN KAVRAMI

 

Muhammed Resulullah efendimizin İnsan ve cin ırkına tebliğ ettiği Gur’an-i Kerim; (17/44. 65/12. 76/1.) “DEHR” yani sınırsız zaman süreci ve “HÎN” yani sınırlı zaman süreci ile anılan zaman süreçeri içinde bulunan “Yedi Semavat ve Arz silsilesinden” söz eder. Bu nedenle Besmele Ayetinin fıtratına başlamadan önce anılan zaman süreçleri ile Mekân silsilesini kısaca hatırlayalım.

 İlgili Ayetlerin duyurularına göre varlık alemleri; Arş alanları içinde bulunan birinci bölge ile uzay alanları içinde bulunan ikinci bölgeden oluşur. Arş alanında bulanan ve DEHR yani sınırsız zaman sürecinin hâkim olduğu birinci bölgenin içinde; Her biri (3/134.) Semavat ve Arz silsilesi kadar geniş olan ve donanımları ile yaşam biçimleri birbirinden farklı olan sekiz cennet ülkesi vardır. Sekizinci cennet ülkesinin üzerinde (17/79.) Mahmud Makamı ve onun üzerinde, (2/255.) Semavat ve Arz silsilesini kapsayan Kürsü makamı, (23/116.) Kerîm Arş makamı, (9/129.) Azîm Arş makamı ve (11/7.)  Su üzerinde bulunan Arş Makamı gibi yönetim Makamları vardır. Anılan yönetim Makamlar ile sekiz cennet ülkesinin bulunduğu Arş alanı, DEHR yani sınırsız zaman sürecinin hakim olduğu birinci bölgedir.

Uzay alanların içinde bulunan ikinci bölgenin içinde yedi güneş sistemi vardır. Her bir güneş sistemi; Binlerce yıldız, Ay ve yedi yer adalarından oluşur. İkinci bölgede bulunan yedi güneş sistemine de Hîn yani sınırlı zaman süreci hakimdir. Anlaşılacağı üzere varlık alemleri; DEHR yani sınırsız zaman sürecinin hakim olduğu birinci bölge ile HÎN yani sınırlı zaman sürecinin hakim olduğu ikinci bölgeden oluşur. Gur’an-i Kerim; Her iki bölgeyi, Yedi Semavat ve Arz silsilesi olarak ifade eder. (Konuların tafsilatı ilgili sohbetlerimde okuyacağız İnşallah.)

Taala Ellah; (32/5. 70/4.) “ Üzerinde yaşadığımız yer adasından birinci bölge ülkelerine bin senede ve Arş makamının buluduğu ülkelere de elli bin senede çıkılabileceğini” buyurdu. Muhammed Resulullah Sellellahu Taala Aleyhi ve Sellem Rahîm efendimiz de; “Uzay alanlarının içinde bulunan Semavat ve Arz silsilesinin büyüklüğünü, birinci bölgenin yani Arş alanının içinde bulunan Semavat ve Arz silsilesi içinde sahrada bir halka gibi küçük kaldığını” buyurdu. Şimdi Yüce Rabbimiz Taala Ellah ile Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm efendimizin buyurduğu sözleri, örnekleme yöntemi ile anlamağa çalışalım. Üzerinde yaşadığımız dünya adasının üzerinde birçok deniz vardır. Anılan denizlerin içinde de birçok balık türleri yaşar. Balık türleri; Denizlerin içinde doğar, büyür, yaşar ve ölür. Denizler, balıklar için bir uzay denizidir. Ama balık ve türleri, denizin üzerinde seyreden gemi kaptanın görüş alanında bulunan öteki denizlerden ve karalardan ve karaların üzerinde yaşayan canlılardan ve yedi güneş sisteminden ve yedi güneş sisteminin içinde yaşaya canlılardan ve Arş alanları içinde bulunan ülkeler silsilesinden ve içinde yaşayan canlılardan hiçbir haberleri yoktur, hayal bile edemezler.

İnsan ve cin ırkı, tıpkı balıklar gibidir. İçinde yaşadığımız uzay denizinin içinde bulunan yedi Semavat ve Arz silsilesinden sadece üzerinde yaşadığımız yerin bağlı olduğu güneş sistemini az çok biliriz. Öteki altı güneş sistemini ise kıyaslama yöntemi ile bilmeğe çalışırız. Ama birinci bölgenin içinde bulunan cennet ülkeleri silsilesinden ve anılan ülke silsilesinin içinde yaşayan kullardan ve yaşam tarzlarından, Mahmud ve Kürsü ve Arş ul Kerîm ile Arş ul Azîm gibi makamlarından hiç haberimiz yoktur. Balıklar, denizin içinden çıktıkları zaman solukları tükendiği için ölür. Oysa soluk tükenmemiştir. Eğer balıklar; Dünya denizinin üzerinde seyreden kaptanın aldığı soluğa göre kendine yeni bir beden üretebilse o zaman kaptanın görüş alanında bulunan ülkelerde yaşayan insanlar ya da öteki canlılar gibi yeni bir hayata başlamış olurdu. Biz insanlar da; Üzeride yaşadığımız yer adasından Ay yıldızına çıktığımız zaman kendi soluğumuz tükeneceği için balıklar gibi boğuluruz. Oysa ayda soluk tükenmemiştir. Eğer ay yıldızının üzerinde yaşayan kulların aldığı latif soluktan soluk alabilecek bir beden kendimize üretebilsek o zaman ayda yaşayan kullar gibi yeni bir hayata başlamış olurduk. Eğer birinci bölgeye kadar uzanan öteki altı güneş sistemine bağlı gezegenlerin her hangi birine çıkmak istersek, o zaman anılan mekânlarda yaşayan canlıların soluklu bedenleri gibi kendimize yeni bir soluklu beden üretmemiz gerekir. Eğer sekiz cennet ülkesinin herhangi birine ya da Mahmud ve Kürsü ve Arş ve makamlarının herhangi birine çıkmak istersek o zaman anılan makam ve ülkelerde yaşayan kulların aldığı soluğa göre kendimize yeni bir beden üretmek zorundayız. Çünkü Taala Rahman; İnsan ve cin ırkını imtihan etmek için yarattığı ikinci bölgede ülkelerini, Gıyamet günü geldiği zaman yedi cehennem ülkesine dönüştürecektir. Eğer birinci bölgede bulunan cennet ülkelerine bizi çıkaracak Hüsnâ yüzlü yeni bir beden kendimize üretmez isek o zaman cehennem ülkelerine dönüştürlecek olan ikinci bölge ülkelerinin birinde kalmış oluruz.

Bu nedenle miraç dediğimiz yolculuk ile ikinci ve birinci bölge ülkelerini gezen ve yönetim makamlarına çıkıp Taala Ellahû Rahman Rahîm ile görüşen ve konuşan Muhammed Resulullah Rahîm Efendimiz gibi kendimize Hüsnâ yüzlü yeni bir beden üretmek zorundayız. Eğer Muhammed Resulullah efendimiz gibi kendimize Hüsnâ yüzlü yeni bir beden üretebilirsek o zaman anılan olağan üstü yolculuğu şimdi ve ölüm ötesi hayat süreçlerinde yaparız. Aki halde ömrü Hîn yani sınırlı zaman süreci ile belirlen ve gıyamet tufanından sonra cehennem ülkelerine dönüştürülecek olan birincı bölgede kalmış oluruz. (Konunun tafsilatını ilgili sohbetimde okuyacağız İnşallah.)

Muhterem okuyucularım! Kendimize Hüsnâ yüzlü bir beden üretmek için önce büyüden arınmamız gerekir. Çünkü Büyüden arınmadan kendimize Hüsnâ yüzlü yeni bir beden üretmenin ve Arş alanında bulunan cennet ülkelerine uçmanın imkânı yoktur. Onun için Büyüden arınmamın, kendimize Hüsnâ yüzlü beden üretmenin ve Arşa doğru uçmanın Yöntemini yazdım.

Sevgili okuyucularım! Yöntemi kavramamız için önce:

  1. Kelimeler ve kelimelerin fıtratını,
  2. Sünnet Dini İslâm Partisini,
  3. Tagva Kelimelerin sıfatlarını,
  4. Dağut dinsizlik dini şeytan partisini,
  5. Cibt çağdaş şirk dini şeytan partisini,
  6. Fücur kelimelerin sıfatlarını,
  7. İlim mertebeleri ile konuşma yöntemlerini,
  8. Ellahû Rahman Rahîm ve Rab ismi şeriflerinin anlamları ile Rab anlayışlarını bilmemiz gerekir. Onun için anılan sekiz konuyu takdim sohbetime aldım.

 

KELİMELER VE KELİMELERİN FITRATI

 

Muhterem okuyucularım! Eğilimlerimizi, konuştuğumuz sözler ile ifade ettiğimizi ve konuştuğumuz sözlerin her birine kelime dendiğini biliriz. Ama konuştuğumuz sözlerin bize ve duyanlara nasıl bir fayda ya da zarar verğini pek bilmeyiz. Onun için dilimizden çıkan her sözün ismini ve fıtratını anlamı ile birlikte bilmek zorundayız.

(9/40.) Alemlerin Rabbi Taala Ellahû Rahman Rahîm Yüce Rabbimizın sözlerini taşıyan, iş ve eyleme dönüştüren kelimeleri, zati alilerine ait bulunan Hüsnâ ismi şerifler ile Ülyâ kelimelerdir.

(31/27.) Taala Ellah’ın zati âlilerine ait bulunan Hüsnâ ismi şerifleri ile Ülyâ kelimeleri sınırsızdır. Taala Ellah’ın zeti âlilerine ait bulunan bildiğimiz ve bilmediğimiz Hüsnâ ismi şerifleri ile bildiğimiz Ülyâ kelimelerinin fıtratı; Melek olduğu için anılan kelimeler sürekli olarak temiz, faydalı ve gül kokulu Nûr dalgaları üretip yayar. Onun için Hüsnâ ve Ülyâ kelimeler ile konuşulan her söz ve yapılan her iş, canlı cansız her bir şeye fayda verir.

Taala Ellah’ın kelimelerine muhalif olan kelimelere de Süflâ kelime denir. Süflâ kelimelerin fıtratı; Şeytan olduğu için anılan kelimeler sürekli olarak kirli, zararlı ve pis kokulu karanlık enerji dalgaları üretip yayar. Onun için Süflâ kelimeler ile konuşulan her söz ve yapılan her iş canlı cansız her şeye zarar verir.

Anlaşılacağı üzere dilimizden çıkan ve duyuş alanlarına yayılan her söz, ya Hüsnâ ile Ülyâ bir kelimedir ya da Süflâ bir kelimedir. Eğer dilimizden çıkan söz; Hüsnâ ve Ülyâ bir kelime ise o zaman sözümüz, hem kendimize ve hem de duyuş alanlarına indiği insanlara fayda verir. Eğer dilimizden çıkan söz; Süflâ bir kelime ise o zaman sözümüz, hem kendimize ve hem de duyuş alanına inen insanlara zarar verir.

Taala Rahman’ın zatına ait bulunan Hüsnâ kelimeler ile konuştuğu Ülyâ kelimelerin ve anılan kelimelere muhalif olan Süflâ kelimelerin anılan imkan ve kabiliyetine kelimenin fıtratı denir. (6/34.) “Taala Ellah’ın kelimeleri ile (43/23.) yasaları asla değişmez” Onun için kelimelerin anılan imkân ve kabiliyeti hiç değişmez. (Tafsilatı, ilgili sohbetlerimde okuyacağız inşallah.)

 

 

SÜNNET DİNİ İSLÂM PARTİSİ

 

(59/23.)  Taala Ellah, Mümindir, (3/19. 5/ 56.) Dini ise İslâm’dır. (5/3.) Taala Ellah; Zati alilerine inanan müminlere, İslâm dinini din olarak belirledi. İslâm, (58/22.) Taala Ellah’ın partisidir. Taala Ellah’ın Partisi İslâm Dininin Kitabı, Gur’an-i Kerim’dir. Gur’an-i Kerim’in uygulama biçimi Sünnettir. Onun için Taala Ellah’ın Partisi İslâm, Sünnet Dini İslâm Nizamı’dır.

(9/40.) Taala Ellah; Ülyâ sıfatını taşıyan kelimelerini, (48/26.) Müminler için Tagva kelime paketi olarak ayırdı ve Sünnet Dini İslâm Nizamını Amir Hükümleri yaptı ve anılan hükümlere Maruf dedi.

Çünkü Ülyâ kelimelerin fıtratını taşıyan Tagva kelime paketi; Taala Rahman’ın gazabından ve öfkesinden ve her türlü şerlerden vıkaye eden, doğru, iyi ve güzel olan her şeyi üreterek muhtelif nimetlere ulaştıran ve ölüm ötesi hayatta Cennete gitmeye vesile olan kelimelerdir.

Taala Ellah, kendi partisinin başkanlaığına Muhammed Resulullah Rahîm efendimizi tayin etti. Yüce Nebi Muhammed Resulullah Efendimiz; Gur’an’ı Kerim’in amir ve yasaklayacı hükümlerini, Taala Ellah’ın (4/105.) gösterdiği şekilde ferdî, ailevî ve içtimaî hayata uyguladı ve insan ile cin ırkının tamamına aynen tebliğ etti.

Taala Ellah’a ve Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm Efendimize sıdg ile inanan saygı ve muhabbetle teslim olan her Müslüman;

  1. Her zaman Ülyâ kelimelerin fıtratını taşıyan Tagva kelime paketi ile konuşur,
  2. Ferdî, ailevî ve içtimaî hayatlarının her kesimini de, Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sisteminin Amir ve Yasaklayıcı Hükümlerine göre üretir.

(Tafsilatı ilgili sohbetlerimde okuyacağız inşallah.)

 

 

 

 

 

 

TAGVA KELİMELERİN ÜLYÂ SIFATLARI

 

Sünnet Dini İslâm Nizamının Amir Hükümleri bulunan ve fıtratı Meleklerden oluşun Tagva kelimelerin her biri; Hayr, Hasene, İffet, Tayyıb, Vigaye ve Etga gibi Ülyâ sıfatları vardır.

  1. HAYR sıfatının ürettiği faydalı, temiz ve hoş kokulu nur dalgaları, büyüden arınmamıza, şimdi ve ölüm ötesi hayat için faydalı işler yapmamıza vesile olur.
  2. HESENE sıfatının ürettiği temiz, faydalı ve hoş kokulu nur dalgaları, büyüden arınmamıza ve her iki hayat için güzel işler yapmamıza vesile olur.
  3. İFFET sıfatının ürettiği temiz, faydalı ve hoş kokulu nur dalgaları, büyüden arınmamıza ve namusumuzu korumaya ve hayâ ehlinden bir insan olmamıza vesile olur.
  4. TAYYIB sıfatının ürettiği temiz ve hoş kokulu nur dalgaları, her türlü büyü ve göz şerri denilen hastalıklardan korunmamıza ve güvenilir bir insan olmamıza vesile olur.
  5. VİGAYE sıfatının ürettiği temiz, faydalı ve hoş kokulu nur dalgaları; Büyü ile büyücülerin şerrinden, Taala Rahaman’ın gazabından ve başımıza gelmesi muhtemel hastalıklardan ve belalardan korunmamıza vesile olur.
  6. ETGA sıfatının ürettiği temiz, faydalı ve hoş kokulu nur dalgaları; Önce kanımıza girer ve bedenimizi bütün pisliklerden temizler ve İhlâs üstü boyuta çıkmamıza, kendimize Hüsnâ yüzlü yeni bir beden üretmemize ve böylece Rabbimizin Rızasını kazanmamıza ve Muhammed Resulullah Rahîm efendimizin Hüsnâ yüzü ile yüzleşmemize ve zati alileri ile birlikte yaşamamıza vesile olur. (Tafsilatı, ilgili sohbetlerimde okuyacağız inşallah.)

 

 

 

 

 

 

 

DAĞUT DİNSİZLİK DİNİ ŞEYTAN PARTİSİ

 

(2/256. 4/51. 9/40. 42/21. 58/19.) Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sistemine muhalif olan parti, Dağut yani dinsizlik dinini şeytan partisidir. Taala Ellah; Süflâ kelimeleri fıtratını taşıyan Fücur kelime paketini de, Dağut yani dinsizlik dini şeytan partisinin programı yaptı.

Şeytan partisinin programı, Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sisteminin yasaklayıcı hükümleridir. Taala Ellah, şeytan partisinin programına Münker dedi.  Çünkü Süflâ kelimelerin fıtratını taşıyan Fücur kelime paketi; Eğri, kötü ve çirkin olan her şeyi üreten ve Taala Rahman’ın gazabına ve öfkesine uğratan ve ölüm ötesi hayatta cehenneme gitmeye vesile olan kelimelerdir.

Taala Ellah, Dağut yani dinsizlik dini şeytan partisinin başkanlığına da Merîd şeytan olan iblisi tayin etti. Onun için iblisin partisine inanan insan ve cin ırkına mensup şeytanlar, kâfirler, münafıglar ve müşrikler de Fücur kelime paketi ile konuşur ve şeytan partisinin programına göre hayatlarını üretir.

 

CİBT ÇAĞDAŞ ŞİRK DİNİ ŞEYTAN PARTİSİ

 

Tagva ve Fücur kelime paketinin yani Maruf ile Münkerin yani Hak ile batılılın karışık şekli Müşterek kelime paketidir.

Taala Ellah; Müşterek kelime paketini, Cibt yani çağdaş şirk dini şeytan partisinin programı yaptı ve iblisin partisine ilhak etti.

Cibt çağdaş şirk dini şeytan partisine üye olan müminler de Müşterek kelime paketi ile konuşur ve iş yapar.

(Tafsilatı, ilgili sohbetlerimde okuyacağız İnşallah.)

 

 

 

 

 

 

 

           FÜCUR KELİMELERİN SÜFLÂ SIFATLARI

 

Fıtratı şeytanlardan oluşan Fücur kelimelerin her biri; Şer, Seyyie, Fehşa, Habis, Receze, Eşga gibi Süflâ sıfatları vardır.

  1. ŞER sıfatının ürettiği karanlık, kirli, zararlı ve pis kokulu enerji dalgaları bizi büyüler, şimdi ve ölüm ötesi hayat için faydalı olmayan işler yapmamız ve zarar veren bir insan olmamıza vesile olur.
  2. SEYYİE sıfatının ürettiği kirli, zararlı ve pis kokulu ve karanlık enerji dalgaları bizi büyüler ve her iki hayat için zarar veren kötü ve çirkin işler yapmamıza ve kötü bir insan olmamıza vesile olur.
  3. FEHŞA sıfatının ürettiği kirli, zararlı ve pis kokulu ve karanlık enerji dalgaları, önce bizi büyüler ve iffetimizin yok olmasına ve her türlü hayâsızlığa yönelmemize ve hatta namus düşmanı olmamıza vesile olur.
  4. HEBÎS sıfatının ürettiği kirli, zararlı ve pis kokulu ve karanlık enerji dalgaları; Önce bizi büyüler ve sonra aşşağalık, hileci ve iki yüzlü bir insan olmamıza vesile olur.
  5. RICZ sıftının ürettiği kirli, zararlı ve pis kokulu ve zehirleyici karanlık enerji dalgaları; Önce bizi büyüler, sonra kanımıza karışır ve hücrelerimizin beynini işkal eder ve böylece her türlü pisliğin içine sokar. Psikolojik denilen tedavisi imkânsız birtakım hastalıkların içine girmemize, verdiği vesveseler ile de pis ve necis işler üretmemize vesile olur.
  6. EŞGA sıfatının ürettiği kirli, zararlı ve pis kokulu ve karanlık enerji dalgaları; Kendimize Süflâ yüzlü yeni bir beden üretmemize ve şeytanlarla birlikte ebedi olarak cehenneme mahkûm olmamıza vesile olur. Rabbim koruya Amin.

(Konuların tafsilatını, ilgili sohbetlerimde okuyacağız inşallah.)

 

 

 

 

HULASA

 

Muhterem okuyucularım! Giyamet Tufanına kadar yer adasında yaşayan insan ve cin ırkının hayatını yönlendiren;

  1. Programı Tagva kelime paketinden oluşan Sünnet Dini İslâm Partisi,
  2. Programı Fücur kelime paketinden oluşan Dağut yani dinsizlik dini şeytan partisi,
  3. Programı Müşterek kelime paketinden oluşan Cibt yani çağdaş şirk dini şeytan partisi olmak üzere üç parti vardır.

Değerli okuyucularım! Taala Ellah’ın değişmez yasası bulunan bu üç maddeyi, Mübarek hafızanıza yazmanızı dilerim.

(Konuların tafsilatını, ilgili sohbetlerimde okuyacağız inşallah.)

 

 

 

             HİÇ DÜŞÜNDÜK MÜ?

 

Kelime bir sözdür, dilden çıkar yayılır duyuş alanlarına,

Girer kulaklara, iner hücrelerin beynine başlar çalışmağa,

 

Söz; Ülyâ ise Melek gibi şifa, sağlık, afiyet ve huzur verir, Söz; Süflâ ise şeytan gibi zehirler, gizli bir hastalık verir,

 

Zehirleyen ve zehirlenen insanların hastalığı devam eder,

Ta ki şifa yüklü söz hücrelerin beynine inip iş yapana kadar,

        

Dilimizden çıkan sözün fıtratı Ülyâ mı? Süflâ mı? Olduğunu,

Her iki söz türünü niçin konuştuğumuzu hiç düşündük mü?

 

 

 

 

     İLİM MERTEBELERİ

 

         Muhterem okuyucularım! Bildiğiniz gibi (55/1, 2.) Taala Rahman, Gur’an-i Kerim’i anlayalım diye (12/2.43/3.) Arapça olarak yaptı ve öylece indirdi.

Taala Ellah’ın, Muhammed Resûlullah Efendimize indirdiği Gur’an-i Kerim’in uygulama biçimi Sünnettir. Bu nedenle dinimiz, Sünnet Dini İslâm’dır ve Sünnet Dini İslâm’ın Temel kitabı da Sünnetli Gur’an’dır. (Sünnetli Gur’an kavramını, ilgili sohbetimde tafsilatlı olarak okuyacağız inşallah.)

(2/151. 18/65. 62/2.) Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm Efendimiz; Sünnetli Gur’an’ı, Ayet ilmi, Tezkiye ilmi, Kitap ilmi, Hikmet ilmi ve Ledün yani Zat ilmi olmak üzere beş ilim mertebesine göre öğretti ve Müteşabıh yani örnekleme yöntemleri ile izeh etti ve kendi hayatı ile örnekleyerek insan ve cin ırkına gösterdi.

Böylece Muhammed Resülullah Rahîm efendimiz; Gıyamet çağını yaşayan insan ve cin ırkını, büyü hastalığından arınmanın ve  karanlıklardan nura çıkarmanın ve kendilerine Hüsnâ yüzlü yeni bir beden üretip Arş alanında bulunan cennet ülkelerine uçmanın yöntemini öğretmiş oldu.

Muhammed Resûlullah Rahîm Efendimizin bize öğrettiği ilim mertebelerinin ilki Lugat yani dilbilimidir. Dilbilimi uzmanları; Gur’an’ı Kerim ile Hadis-i Şerif metinlerinde bulunan kelimelere birbirinden farklı bir çok anlam yüklediler. Onun için birbirinden farklı anlamları kullanan hocalarımızın İslâm Dini hakkında yazdıkları kitapların ve anılan kitapları okuyan Müslümanların görüşleri birbirine benzemiyor. Bu nedenle görüşleri birbirinden farklı olan hocalarımız ile müminler, cidal yöntemi ile konuşur.

Sünnetli Gur’an’ı; Resûlullah’ın öğrettiği beş ilim mertebesine göre öğrenen alimler, yazdığı ve konuştuğu kelimelerin fıtratını görüdüğü için (16/125.) Hikmet yöntemi ile konuşur. Onun için konuşma yöntemlerini kısaca tanıyalım.

 

 

 

 

 

 

 

 

                                    

 

ANLAMAK VE YAŞAMAK

 

          Taala Rahman öğretti Gur’an ile İlm-u Beyanı,

          Yüce Nebi gösterdi Gur’an ile yaşanan hayatı,

 Eğer yüce Nebi gibi anlarsak Gur’an ile Beyanı,

          O zaman yüce Nebi gibi yaşarız Sünnetli Gur’an’ı.

 

          Eğer yüce nebi gibi yaşarsak Sünnetli Gur’an’ı,

          O zaman üretiriz kendimize cennete uçuracak bedeni,

 Eğer bu dünyada hayat edinmezsek Sünnetli Gur’an’ı,

          O zaman üretiriz kendimize cehenneme uygun bedeni.

 

 

               

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

            KONUŞMA YÖNTEMLERİ

 

Muhterem okuyucularım! (2/204. 18/54. 22/3.) İnsan ve cin ırkı, fert ve toplum olarak ya Tagva kelime paketi ile ya Fücur kelime paketi ile ya da Müşterek kelime paketi ile konuşur ve iş yapar.

Her üç kelime paketinin içinde bulunan kelimelerin kendine ait bir fıtratı, bir yüzü vardır. Kelimelerin fıtratını bilmeyen ve kelimenin kendine ait yüzünü görmeyen ya Fücur kelime paketi ile ya da  Müşterek kelime paketi ile konuşr. Her iki kelime paketi ile yapılan konuşma türüne Cidal yöntemi denir.

Cidal yönteminin tez, antitez ve sentez anlayışı ile değişik teoriler üreten özgür bir fıtratı vardır. Dinî olsun dünyevî olsun, Rahmanî olsun şeytanî olsun her şeyi tartışır, eleştirir ve yargılar ve hatta suçlar. Çünkü Cidal yöntemi ile konuşanların sözlerini taşıyan Fücur kelimelerin ürettiği kirli ve pis kokulu enerji dalgaları önce konuşanları ve dinleyenleri keyiflendirir, ardından kişisel çıkarları tetikler ve konuşma düzenini nakkaşın işine çevirir.

Bildiğiniz gibi Nakkaş; Beğendiği taşı eline alır ve amacına göre önce parçalar, ardından yontar ve istediği biçimi verir. Sonra da muhtelif aletlerle işler ve bir sanat eseri ortaya çıkarır. Nakkaş yani taş ustası, yontma işlerini yaparken taşlar hiç ses çıkarmaz. Çünkü taşlar, kendini taş ustasına teslim etmiştir. Nakkaşın kendilerine verdiği acılardan şikâyet etmez. Nakkaş da taşlara verdiği acıları hissetmez (2/74.) Oysa taşlar, nakkaştan daha canlı, daha bilgilidir. Katı bedenlerinden zarif bitkiler, temiz ve şifalı sular üretirler.

Karşılıksız hizmet eden (22/18. 45/12. 55/6.) Ay, Güneş, toprak, taşlar, ağaç ve nebatat, galblerinde bulunan nübüvvet nurunun Hüsnâ yüzünü gören Sacidlerdir. Meleklerin fıtratını taşıyan Sacidler, sadece Taala Ellah’ın emirlerine teslimdir.

Onun için Ay, güneş, yıldızlar, bulut, rüzgar, toprak, taş ve nebatat; Kendilerine ait bir irade ortaya koymayan ve karşı görüş ileri sürmeden ve hiçbir ücret talep etmeden sadece Taala Ellah’ın emir buyurduğu şekilde Taala Ellah’ın bütün kullarına ayırımsız olarak hizmet eder.  

Nitekim Sacidlerden olan Nebiler, Resuller ve ihlâslı kullar da sırf Taala Ellah’ın Rızasını kazanmak için hizmet ederler. Onun için taşlar gibi kendilerine verilen acılardan şikâyet etmezler ve yaptıkları hizmetlerden dolayı da ücret almazlar.

Ama tartışma ve iddia ve münakaşa yöntemi ile konuşanlar insan olunca işler değişiyor. Çünkü Cidal yani tartışma, iddia ve münakaşa yöntemi ile konuşmayı benimseyen insanların her birini; Kibir yani kendini beğenme, Haset yani kıskanma, Riya yani ikiyüzlülük ve Şuhh yani aç gözlülük gibi Süflâ kelimelerin ürettiği kirli ve pis kokulu enerji dalgaları yönlendirir.

Anılan kirli ve pis kokulu enerji dalgaları, birer şeytan olur ve kendilerini üreten insanların kanına karışır ve algılarını büyüler. Algıları büyülenen konuşmacı önce keyiflenir ve kişisel çıkarları tetiklemeğe ve hatta karşı tarafı öfkelendirmeğe başlar.  Çıkarları tetiklenen taraf öfkelenir ve galb kırıcı tepkiler ortaya koyabilir, intikam almak için zalimce davranışlar gösterebilir, hatta ölüme sebebiyet veren fiiller de çıkarabilir.

Onun için Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm efendimiz, “Cidal yöntemi ile konuşanlar helâk olmuştur“ buyurdu.

Eğer Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm efendimizin öğüdüne uyar ve (16/125.) Sünnetli Gur’an’ın önerdiği edebli yaklaşım ve hikmet yöntemini seçer ve Tagva kelime paketi ile konuşup iş yaparsak o zaman Etga mertebesine doğru yol alırız. İnşallah. Aksi halde helak olmaktan kurtulamayız

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TAŞ, NAKKAŞ İLE ŞÖYLE KONUŞUR

 

Bu bir taştır canı yok diye beni yaralıyorsun,

Oysa ben senden daha canlıyım bilmiyorsun,

Kendini zarafet sahibi sanatkâr zannediyorsun,

Oysa bende olan maharetlerin hiç biri sende yok,

 

Beni; İhtiyaçlarına göre kullanırsın yok demem,

Benden istediğin her yardımı veririm yok demem,

Kafanı kırmamı istersen dahi kırarım yok demem,

Daha bilmediğin olağan üstü maharetler ben çok.

 

Sen galbleri kırarsın, üzersin, yaralar, acı verirsin,

Çünkü benim gibi sabreden güzel bir ahlakın yok.

Beni, ürettiğim ağaçları kullanır, suyumu içersin,

Ama bana teşekkür eden zarif bir tavrın dahi yok.

 

Ben sacidlerden bir kulum, sana hizmet ederim,

Sen diyorsun ki ben özgürüm istediğimi yaparım,

İyi de özgürlüğün bedelini ödeyen bir tavrın yok,

Çünkü galbin bedenimden daha katı haberin yok.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ALEMLERİN RABBİ

 

Alemlerin Rabbi; Kadın erkek yarattığı insanların hepsine kişiliğine göre bir vücud, bir yüz, göz ve kulak ile konuşan bir dil, iki el ve iki ayak yaptı. Kişiliğimize göre de bir ismimiz vardır. Birbirimizi gözlerimiz ile görür, ismimiz ile bilir, yüzümüzle tanır, dilimizle konuşur, kulaklarımız ile duyarız, ayaklarımızla yürür ve ellerimiz ile de iş yaparız. Yüzümüzün tavrından, yaptığımız işlerden ve konuştuğumuz kelimelerden de ahlakımızı öğrenmeğe çalışırız.

Şüphe yok alemlerin Rabbi Yüce Rabbimizin de zati alilerine ait idrak edilemez bir Fıtratı, örneği bulunmayan bir kişiliği, örneği bulunmayan bir vücudu, örneği bulunmayan bir yüzü, örneği bulunmayan gözleri, örneği bulunmayan kulakları ve dili, örneği bulunmayan elleri, örneği bulunmayan ismi şerifleri ve örneği bulunmaya işleri vardır.

Alemlerin Rabinin vücudu; Bildiğimiz ve bilmediğimiz Hüsnâ ismi şerifleri ve Ûlya kelimeleri fıtratında taşıyan Yüce sıfatlarla donanımlı, ilmi, gücü, basireti ve kudreti sınırsız, kendi kendini üreten, her istediğini istediği anda yapabilen fıtratı idrak edilemez olağan üstü benliğe sahib Ezeli ve ebedi saf Nûr’dur. Ezeli ve ebedi saf Nûrun kendine ait idrak edilemez bir kişiliği, kişiliğine uygun bir yüzü ve (2/26. 36/83.) varlık alemlerini elinde tutan, süretleri ve bedenleri üreten ve hayr ile yaşatan elleri vardır.

Ezeli ve ebdi saf Nûr’un kişilik ismi Rahman, (24/35.) Semavat ve Arz silsilesini aydınlatan Hüsnâ yüzünün ismi Ellah, soluğunun ismi Hû, ellerinin ismi Rahîm’dır.

(1/1,2. 28/30.) İdrak edilemez kişiliği, örneksiz yüzü, örneksiz soluğu, örneksiz elleri, örneksiz ismi şerifleri ve örneksiz işleri ile tekbir vücut olarak alemlerin Rabbi Taala Ellahû Rahman Rahîm’dır. “Ellahû Rahman Rahîm” ismi şeriflerinin anlamını taşıyan bir kelime, üzerinde yaşadığımız yer adasında konuşulan dillerin içinde yoktur.

Bu nedenle Ellahû Rahman Rahîm ve Rab ismi şeriflerinin anlamlarını, dört başlık altında olmak üzere ilim Mertebelerine ve örnekleme yöntemi ile izah etmeğe çalışacağım. İnşallah.

 

  1. HUVE ELLAH İSMİ ŞERİFİ

 

             (67/2.)     Huve Aziz Gafurdur.

(36/81.)   Huve Hallag Alımdır.

(48/8.)     Huve Gafur Rahîm’dır.

(67/14.)   Huve Latif Habırdır.

67/29.)    Huve Rahman’dır. Huve Gâdir’dir.

(55/29)    Huve sürekli olarak çalışıyor.”

(59/22.)   Huve Ellahû Rahman Rahîm’dır.”

İlgili Gur’an Ayetlerden anlaşılacağı üzere Alemlerin Rabbi, “Huve” ismi şerifi ile söze başlayor ve zati alileri ile yaptığı işleri Huve ismi şerifi ile anlatıyor.

 

           HUVE İSMİ ŞERİFİNİN FITRATI

 

Bildiğiniz gibi Ellahû ismi şerifinin son harfi Hû dur. Hû ismi şerifi, Ellahû ismi şerifinden ayrı yazıldığı zaman HUVE şeklinde okunur. Arap dili Lügat ilmine göre “Huve” kelimesi erildir. “Huve” kelimesinin kök harfi “He” dir. “He” harfi; “He, Hû ve Hi” şeklinde olmak üzere üç halde okunur. Eğer soluğumuzun çalışma düzenine dikkat eder ve alıp verdiğimiz solukların sesini dinlersek o zaman “He-Hû ve Hi” şeklinde olmak üzere her üç halin biri ile nefes alıp verdiğimizi anlarız. Anlaşılacağı üzere bize can veren, eğilimlerimizi dilimize indiren, söz ve söylem olarak duyuş alanlarına indiren soluğumuz, Ellahû ismi şerifinin son harfi Hû’ismi şerifidir.

Birinci ve ikinci bölge ülkelerini Sema ve Semavat yani soluk silsilesi olarak saran ve içindekilere yudum yudum soluk içiren Hû ismi şerifinin vücudu ise Ezeli ve Ebedi Nûr’un Hüsnâ yüzü Ellahû ismi şerifidir. Bu nedenle Ellahû ismi şerifi hiçbir basiretin dayanamayacağı şiddet ve yoğunlukta nur dalgaları yayar.

Anlaşılacağı üzere Ellahû ismi şerifi; Birinci ve ikinci bölge ülkelerini saran Nûr, ışık, enerji ve soluk silsilesinin kaynağıdır. (Konunun tafsilatini, Rahman, Rahîm ve Rab ismi şerifleri sohbetlerimde okuyacağız İnşallah.)

Muhterem okuyucularım! Taala Ellah; (57/3, 4.)” Nerede olursanız olun “Huve” her an sizinle beraberdir” buyurdu. Onun için bu sohbetimde; Soluğumuz Huve ismi şerifinin bazı sıfatları ile yaptırım gücünü özet olarak izah etmeğe çalışacağım inşallah.

 

         SOLUĞUMUZUN ÇALIŞMA DÜZENİ

 

Taala Rahman’ın soluğu Hû; Birinci ve ikinci bölge ülkelerini Sema ile Semavat yani yoğun ve latif hava tabakaları olarak saran ve yöneten, kapsamında bulunanlara soluk aldırıp yaşatan, şimdi ve ölüm ötesi hayat süreçlerinde ömürleri belirleyen bir çalışma düzeni vardır.

(3/185. ) Meal ve tefsir yazan hocalarımız; İlgili Ayette zikredilen “Zaigun” kelimesini, “Her nefis mutlata ölümü tadacaktır” anlamını verdiler. Doğrudur ama  ilgili Ayette geçen “Zaıgun” kelimesi; Cailun, Fanın, Haligun, Abidin kelimeleri gibi, ismi fail galıbında olan bir kelimedir. İsmi fail kalıbında olan kelimeler, soluğumuz gibi her an iş başında olup sürekli olarak çalışmaktadır.

Nitekim Taala Ellah; (40/68.) “Huve, Yuhyı ve yümit’tir” Yani alemlerin Rabbi Taala Ellah’ın soluğu soluğumuz Hû” her an diriltiyor ve  her an öldürüyor” buyurdu. Huve musluğundan soluk alan bütün canlılar, nefes aldığı zaman diriliyor ve nefesini dışarıya verdiği zaman ölüyor. Ama biz, ardı ardına alıp verdiğimiz soluklarla her an ölüp dirildiğimizi anlamadığımız için sürekli olarak yaşadığımızı sanıyoruz.

Taala Ellah; (3/27.) “Ölüden diri, diriden ölü çıkardığını” buyurdu. Eğer alıp verdiğimiz soluk silsilesini, yavaş işleyen bir zaman süreci içinde seyredebilsek o zaman soluk verdiğimiz an öldüğümüzü ve soluk aldığımız an dirildiğimizi görürdük.

Eğer hayat boyu alıp verdiğimiz soluklarımızı sayabilsek o zaman aldığımız soluk sayısı kadar diri bedenimizin olduğunu ve verdiğimiz soluk sayısı kadar da ölü cesedimizin olduğunu ve gıybet edenin, gıybetini yaptığı insanın ölü cesedinden nasıl et yediğini görürdük.

Ama biz insanlar; Annemizin karnından yeryüzüne çıktığımız gün dirildiğimizi ve mezara girdiğimiz gün öldüğümüzü ve toprağa giren cesetle ile de tekrar dirileceğimizi biliriz. Çünkü Ayet yani Lügat yani dilbilimi bize böyle söyler. Anılan söylem doğrudur. Fakat dilbilimi, ölüm ötesi hayatı görmüyor. (6/29.)

Kimi insanlar da mezara girdikten sonra hayatın bittiğini sanır. Çünkü eğilimlerini tanrı edinen ve şeytana uyan insanlar, aklını vahiy mantığının öğrettiği ilme göre kullanamıyor ve çağdaş bilimin söylemine inanıyor.

Biliyor, inanıyor ve görüyoruz ki! Anne-babalarımızın bedenlerinden süzdürülen eril tohum ve dişil yumurtadan insan üretmek ilmine, kudretine ve sanatına sahip bulunan Taala Ellah’ın, çürüyüp toprağın sülalesine karışan cesedi tekrar diriltmesi, (36/83.) Zati âlileri için çok kolay bir iştir.

Ama Taala Ellah’ın; (3/6. 32/7, 9.) Anne rahminde dilediği gibi ürettiği, sevgi ve şefgatle büyüttüğü ve kendi Ruhundan üfürdüğü akıl yüklü soluk ile can verdiği ve belli bir süre iyilikle yaşattığı bedeni öldürdükten sonra diriltip azap etmesi düşünülemez.

Taala Ellah’ın; Sorgulayacağı, ödül ve ceza ile muamele buyuracağı beden; Taal Rahman’ın bize üfürdüğü akıl yüklü Ruhumuz Mukaddes Ruhun bize ürettiği dünyevî beden ile kendimize üreteceğimiz yeni bedendir.

Nitekim (56/60, 62.) “Taala Rahman; Aleyhisselam Adem’ın yaratıldığı günden itibaren Gıyamet tufanına kadar öldürdüğü insanların ölü bedenlerinden dünyevi bedenlerinin aynisini, bilemeyeceğimiz olağan üstü bir yöntemle yaratagelmektedır.”

 Taala Rahman; Ecel vakti geldiği zaman, Tagva Kelime paketi ile kendimize ürettiğimiz Hüsnâ yüzlü yeni bedenimizi ya da Fücur kelime paketi ile kendimize ürettiğimiz Süflâ yüzlü yeni bedenimizi ya da Müşterek kelime paketi ile kendimize ürettiğimiz ara model yeni bedenimizi, dünyevi bedenimizin bir örneği olarak olağan üstü bir ilim ve asla bilemeyeceğimiz olağan üstü bir yöntemle hücrelerimizin beyninden çıkarıyor ve dünyevi bedenimizi öldürüyor ve  öldürdüğü bedenin aynisi olan yeni bedenimiz ile ahiret hayatına sevk ediyor.

Çünkü ölüm ötesi hayat dünyevî beden ile yaşanmaz. Cennet hayatı, Nurdan soluk alan Hüsnâ yüzlü beden ile yaşanacak. Cehennem hayatı, ateşten soluk alan Süflâ yüzlü beden ile yaşanacak. Her iki hayat ise, karışık soluk alan ara model beden ile yaşanacaktır.

(Konunnun tafsilatını, ilgili sohbetimde okuyacağız inşallah.) 

Hulasa: Dünyevi hayatta soluklayarak yaşamak zevkli ve keyiflidir. Ama ecel günü günü geldiği zaman, ölümün korkusunu ve acılarını yaşayacağız. Anılan acı ve korkular, zevkle ile tat ile izah edilecek bir tarafı yoktur.

 

                       HAFÎZ İSMİ ŞERİF

 

Soluğumuz Hû ismişerifinin sıfatlarından biri de (41/54. 43/80. 86/4.)  Hafîz ismi şerifidir. Fıtratı Meleklerden oluşan “Hafîz” ismi şerifi, soluk alan bütün canlıların sözlerini ve işlerini, resimleri ile birlikten batın yani kendi iç alanı içinde saklı tutar ve korur.

Ayrıca Hafız ismi şerifi; Tagva kelimeler ile konuşup iş yapan Müslümanları, Fücür kelimeler ile konuşup iş yapan insanların ve şeytanların ve soluğumuz içinde bulunan binlerce yayınların üretip yaydığı kirli ve pis kokulu enerji dalgalarından muhafaza eder.

Soluğumuzun batın yani göremediğimiz alanı içinde bulunan ve Hafız ismi şerifi ile iş gören Kiramen Katibin dediğimiz Hafıza Melekleri; Sözlerimizi ve söylemlerimizi, iş ve eylemlerimizi zayi olmayacak şekilde aynen alır ve kendi defterine ve hücrelerimizin beynine kaydeder.

Sonra da tuttukları kayıtların birer örneğini, Habîr ismi şerifini sıfat olarak taşıyan soluğumuz ile Arş ve Kürsü gibi yönetim Makamlaında bulunan ilim merkezinin beynine görüntülü olarak gönderir. İlim merkezini yöneten Melekler, anılan yayınları izler ve gereğini anında yapar. (Tafsilatı, ilgili sohbetimde okuyacağız inşallah.)

 

 

 

 

 

     HABÎR İSMİ ŞERİFİ

 

Soluğumuz Hû ismi şerifinin sıfatlarından biri de fıtratı Meleklerden oluşan “Habîr” ismi şerifidir. (31/16. 57/3, 5.) Habir ismi şerifi; Soluğumuz Hû ismi şerifinin kendi batın yani iç alanı içinde bulunan eğilimlerimizi ve düşüncelerimizi, dilimizden çıkan sözlerimizi, yaptığımız iş ve eylemlerimizi, resmlerimiz ile birlikte yedi Semavat ve Arz silsilesi içinde bulunan bütün canlıların duyuş ve görüş alanlarına yayar ve hücrelerinin beynine indirir.

Eğer soluğumuzun sıfatı Habîr ismi şerifi; Soluğumuzun Hafız ismi şerifinin kendi alanı içinde batın olarak muhafaza ettiği yayın dalgalarının bir kısmını sesli ve görüntülü olarak görüş ve duyuş alanımıza indirse inanın çıldırırdık.

Onun için Habîr ismi şerifi, Hû ismi şerifinin kendi alanı içinde taşıdığı görüntülü yayınları bize göstermez ve seslerini de bize duyurmaz. Ama (6/103. 26/15.) Habir ismi şerifi, soluk alan her insanın konuştuğu sözleri, görüntüleri ile birlikte Arş, Kürsü gibi Makamlarının ilim merkezine ve ilgili makamlara anında iletir.

Anlaşılacağı üzere sözlerimiz ve söylemlerimiz, işlerimiz ve eylemlerimiz görüntüleri ile birlikte soluğumuzun batın yani iç alanı içinde olup ilgiller tarafından sürekli olarak izlenmektedir.

Soluk silsilesinin yoğun ve latif hallerinden nefes alanlar ayrı, ayrı mekanlarda yaşamalarına rağmen, ayni soluktan nefes aldıkları için beraberdirler. Hû ismi şerifinin sırrına erenler, istedikleri ile sesli ve görüntü olarak konaşabilir. (Konuların tafsilatıını, ilgili sohbetlerimde okuyacağız inşallah.)

 

TEBAREKELLAH İSMİ ŞERİFİ

 

(25/1-2. ve 61-62. 67/1-2.)  Soluğumuz Hû ismi şerifinin sıfatlarından biri de fıtratı Meleklerden oluşan Tebarekellah ismi şerifidir. Tebarekellah ismi şerifi; Varlık alemleri ile içindekilere hayat veren Rahmet ve bereketin tükenmez hazinesidir (Tafsilatı, Huve Rahman ismi şerifi sohbetinde okuyacağız inşallah.)

 

SUBHANELLAH İSMİ ŞERİFİ

 

(8/17. 16/79. 17/1, 44. 24/35, 41. 36/83. 55/33. 67/19.)

 Soluğumuz Hû ismi şerifinin sıfatlarından biri de fıtratı Meleklerden oluşan Sübhanellah ismi şerifidir. Gezegenleri yürüten ve yüzdüren, okları, mermileri, füze ve uçakları havada uçuran, gemileri ve balık türlerini denzinde yüzdüren, insanları ve hayvanları, her türlü araçları karada yürüten Subhanellah ismi şerifidir.

Muhammed Resûlullahı ve aracını; Mescidi Haremden Mescidi Aksaya yürüten, Mescidi Aksadan Arşu Alaya, Arşu Aladan tekrar Mescidi Hareme uçuran Sübhanelleh ismi şerifidir.

Onun için bütün sürüceler, kendilerini muhtemel kazalardan korumak ve rahat bir yolculuk yapmak için araçlarına bindikleri zaman Besmele ile birlikte (43. Zuhruf süresi (13 ve 14.) Ayetlerini okumaları gerekir.

Muhterem okuyucularım! Bu arada Subhanellah ismi şerifi ile ilgili yaşadığım tecrübelerden birini sizinle paylaşmak istiyorum. 16, 11. 2010. Tarihinde, Türk Hava Yollarına ait yaklaşık üç yüz kişilik bir uçakla Trabzon’dan İstanbul’a uçtuk. Uçakta, “Delaili Nur” isimli kitabı okuyordum. Uçak motorlarından gelen zikir korosu kulaklarımı doldurdu ve beni sıktı. Hava basıncının etkisidir diye kulaklarıma tıkaç koydum ve okumama devam ettim. Bu sefer anılan zikir korosu, bedenimi sardı. Uçağın her iki motoru; Tek bir dil ve aynı makamla ve aralıksız olarak; ”Subhanellah, Subhanellah, Subhanellah, Subhanellah” şeklinde Tesbih okuyarak çalışıyordu. Kendimi değerlendirdim ve tekrar dersime devam ettim. Ama sonunda Tesbihin ahengi beni kendine kattı ve okuduğum dersi bana okutmadı. Kitabı kaldırdım ve Motorlar ile beraber “Sübhanellah Sübhanellah dertlerime derman Ellah…Ellah Ellah Ellah…”diyerek İstanbul’a kadar zikir yaptım. İnanın; Böyle mükemmel bir koro ile birlikte yaptığım zikir, hayatımın en güzel tecrübelerinden biri oldu.

Hulasa soluğumuzun yoğun ve latif halleri içinde bulunan, her nesneye ve her canlıya ve herbir teknik cihaza hareket kabiliyeti veren “Subhanellah” teşbihidir. Onun için Subhanelleh teşbihini dilimize alıştırmalıyız.

 

                            RUH İSMİ ŞERİFİ 

      

Taala Ellah; (17/85.) “Resulüm Muhammed! Sana Ruh’tan sorarlar, onlara deki! Ruh, Rabbimin emrindendir”buyurdu.

Aleyhisselâm Cebrail, Aleyhisselâm Mikail, Aleyhisselâm İsrafil Aleyhisselâm Azrail, Melekler ve Melek orduları  Taala Ellah’ın Emrlerinden birer Ruhdur.

Ayrıca Taala Ellah; (32/7,8.) Yarattığı her insana, kendi Ruhundan üfürdüğü akıl ve basiret yüklü Mugaddes Ruh ile hayat verdiğini” buyurdu. Anlaşılacağı üzere Taala Ellah’ın emri Mukaddes Ruh da Taala Ellah’ın emirlerinden bir emirdir.

Taala Ellah’ın emri; Taala Ellah’ın soluğu Hû ismi şerifi ile varlık alemlerinin her noktasına anında ulaşanır ve Taala Ellah’ın istediği her şeyi, (54/50.) ya göz kırpması gibi an zamanda yapar, ya da (36/82.) Rahim-doğum sürecinde istenilen canlıları üretir.

Dikkat edelim! Ellahû ismi şerifinin musluğundan yudum yudum içtiğimiz soluğumuzun yoğun ve latif halleri içinde yayılı bulunan Taala Ellah’ın emirleri; Yarattığı her bir şeye, biçimine, söz ve söylemine, iş ve eylemine göre ya anında ya da yaşadığı zaman süreci içinde muamele ediyor.

Tafsilatını ilgili sohbetlerimde okuyacağız inşallah.

 

LEDÎF İSMİ ŞERİFİ

 

Soluğumuzun sıfatlarından biri de “Ledîf’ ismi erifidir. Taala Ellah’ın ismi şeriflerinden biri olan (22/63.) Ledîf ismi şerifi; Nûr, ışık, karanlık, enerji ve soluk silsilelerini, karaların ve canlılaraın fıtratına göre ayarlıyor ve varlık aleminde bulunan her şeyin görüntüsünü göstermeden ve sesini duyurmadan kendi batın yani iç alanı içinde saklıyor. Nitekim Soluk silsilesi Hû, (55/29.) yaratılanların ihtiyacını karşılamk üzere her an çalışıyor.

Eğer her an çalışan soluk silsilesi, Ladîf ismi şerifini sıfat olarak taşımasaydı o zaman anılan ülkelerinin dengesi bozulur ve içinde bulunan canlılar sudan çıkmış balıklar gibi boğulur ve ışık alanlar da kör olurdu.

 

                       HULASA

 

Bize can ve hareket kabiliyeti veren, söz ve söylemlerimizi, iş ve eylemlerimizi, suretlerimiz ile birlikte birinci ve ikinci bölge ülkelerinin her noktasına an zamanda taşıyan ve içinde bulunan canlıların kulaklarına ve görüş alanlarına indiren ve görülmesi gerekenleri gösteren ve duyulması gerekeni duyuran soluğumuz ile bize yol veren ışığımızın kaynağı (28/30.) Alemlerin Rabbi Taala Rahman’ın Hüsnâ yüzü ile soluğu  “Ellahû” ismi şerifidir.

Bu nedenle varlık alemlerini; Nûr, ışık, enerji ve soluk silsilesi olarak saran (57/1,5) Hû Ellah ismi şerifi; Evvel  Ahır, Zahir ve Batın olarak her şeyi bilen ve her an bizimle beraber bulunan ve varlık alemlerinde bulunan her bir şeyin süretlerini ver bir canlının söz ve söylemlerini, iş ve eylemlerini kendi alanı içinde saklayan ve istenildiği zaman beyan eden (10/61.) Bir Kitabul Mübindir.

Onun için Taala Ellah: (33/41.)” Ey iman edenler! “Ellahû  (2/255.) Lailahe İllahû” (47/19. Lailahe İllellahû (6/91) Ellahû (112/1.) Hû Ellahû” İsmi şerrifleri ile Taala Ellah’ı çok zikredin” buyurdu. Nitekim (17/44.) soluk silsilesi ile kapsamında bulunan her bir şeyin ortak zikirlerinden biri de “Hû Ellah” İsmi Şerifidir.

Eğer Taala Ellah’ın emrine uyup Lüdfüna mazhar olmayı ve günahlarımızın bağışlanmasını istiyorsak ve eğer soluğumuzun sırlarına ulaşmak istiyorsak ve eğer soluğumuz ile galbimizin ve ciğerlerimiz latif olarak çalışması ve gözlerimizin daha iyi görmesine istiyorsak o zaman anılan İsmi Şerifler ile Yüce Rabbimizi zikrederiz. Çünkü Yüce Rabbimiz Taala Ellah’ın anılan İsmi Şerifleri dertlerimize devadır.

Bu nedenle anılan İsmi Şerifleri dualı zikir olarak yazdım. Eğer anılan zikirli duayı; (7/205.) İlgili Emre göre Hüzün dolu ağlamak makamı ile okursak o zaman hem Taala Ellah’ın emrine uymuş olur Lüdfu Rızasına mazhar oluruz ve hem de şifa bulur rahatlarız İnşallah.

(Soluğumuz ile ışığmızın sırları ile ilgili tafsilati, Rahîm ve Rab ismi şerifleri ile ilgili sohbetimde okuyacağız inşallah.)

                       YA HÛ YA HÛ YA ELLAHÛ

 

Ya Hû Ya Hû Ya Ellahû…Lailahe İllellaHûûûûûûû…

Rabbim sensin Ya Ellahû…Lailahe İllellaHûûûûûûû…

 

Ya Hû Ya Hû Ya Ellahû…Lailahe İllellaHûûûûûûû…

         Nûr’unuza Kandil eyle…Galbimi Ya İllellaHûûûûû…

 

Ya Hû Ya Hû Ya Ellahû…Lailahe İllellaHûûûûûûû…

Nûr Sekîne inzal eyle…Galbime Ya İllellaHûûûûûûû…

 

         Ya Hû Ya Hû Ya Ellahû…Lailahe İllellaHûûûûûûû…

         Nûr Şifanı inzal eyle…Güğsüme Ya İllellaHûûûûûûû…

 

Ya Hû Ya Hû Ya Ellahû…Lailahe İllellaHûûûûûûû…

Her bir şerden arı eyle…Soluğumu Ya Ellahûûûûûûû…

 

Ya Hû Ya Hû Ya Ellahû…Lailahe İllellaHûûûûûûû…

Hallerimi güzel eyle…Ya Ledîfu Ya Ellahûûûûûûûûû…

 

Ya Hû Ya Hû Ya Ellahû…Lailahe İllellaHûûûûûûû…

         Dertlerime devâ eyle…Ya Ellahûûû İllellaHûûûûûûû…

 

Ya Hû Ya Hû Ya Ellahû…Lailahe İllellaHûûûûûûû..

Nûr’unla tezkiye eyle…Varlığımı Ya Ellahûûûûûûû…

 

         Ya Hû Ya Hû Ya Ellahû…Lailahe İllellaHûûûûûûû…

Talebimi Hibbe eyle…Ya Vehhabu İllellaHûûûûûûû…

 

Ya Hû Ya Hû Ya Ellahû…Lailahe İllellaHûûûûûûû…

Şükranlarımı sunarım kabul buyur Ya Ellahûûûûûûû…

Ya Ellahûûû Ya Ellahûûû…Lailahe İllellaHûûûûûûûû…

         ………………………………………………………………

 

 

  1. RAHMAN İsmi şerifinin fıtratı

 

Müslüman kardeşlerim ve hidayete ulaşmalarını dilediğim uzak komşularım! Var sayalım görüş alanımızın tamamını kapsayan bir çöldeyiz. Çölde su yok. Güneş her tarafı kavuruyor. Güneşe gölgelik yapacak ve üzerimize bir damla su indirecek bir bulut da yok. Susuzluktan yandık, piştik. Hararetten derimiz ve ağzımız çatlamağa başladı. Bir ümit var mı? Diye çevreyi izlemeğe başladık. Arkadaşımızın biri, müjde arkadaşlar! İlerde bir su gördüm. Evet, evet biz de gördük. Sürüne, sürüne ilerledik ve su diye gördüğümüz yere yanaştık. Meğer gördüğümüz su, susuzluğumuzun algılarımıza indirdiği bir serap bir hayaldi. Yere yığıldık ve ey yüce Rabbimiz! Ne olur, bizi güneşin sıcaklığından koruyacak ve üzerimize su indirecek bir bulut gönder diye yalvarmağa başlarız. Değil mi?

Ya da üzerinde yaşadığımız dünya adasının, kendi yolundan çıkıp rotasını güneşe doğru çevirdiğini düşünelim. Güneşe doğru ilerliyoruz. İlerledikçe güneşin sıcaklığı şiddetini artıyor. Ter içinde boğuluyoruz, giderek derilerimiz erimeğe başlıyor. Son çare oşarak “Ey Yüce Rabbimiz! Bir bulut gönder de güneşi sarsın ve soğutsun ve bize bir nefes aldırsın” diye haykırarak dua ederiz. Değil mi?

Ya da günlerden bir gün başımızı kaldırdık ve Sema’ya baktık. Sema, pırıl, pırıl, güneşin ihtişamından başka bir şey görmüyoruz. Ama hiç fark edemediğimiz bir anda beyaz pamuk yumağına benzeyen nur topu gibi sevimli küçük bir bulut, görüş alanımızda beliriverir. Ama görüş alanımızda beliren şu nur topu sevimli küçük bulut;

  1. Acaba nereden meydana çıktı?
  2. Süs için mi? Yoksa bir iş yapmak için mi göründü?
  3. Üzerimize bela mı? Yoksa Rahmet mi yağdıracak?
  4. Ya da bize bir şeyler mi duyurmak istiyor?” Diye hiç düşündük mü?

Ya da görüş alanımızda görünen nur topu küçük bulutun; (25/23. 41/11. 44/10.) “Beni öyle küçük görmeyin, maharetim, sizi şaşırtacak kadar çoktur. Sırtında yaşadığınız yeradası benim indirdiğim su ile hayat buluyor. Sizi, yağmur damlaları ile toprağa eken ve su ile hayat veren benim. yediğiniz gıdaları ve içtiğiniz suları üreten benim. Böylece hayat boyu size hizmet ediyorum. Ama size verdiğim bunca nimetlere rağmen kötü konuşuyor ve hayırsız işler yaparak kötü çocuklar oluyorsunuz” dediğini,

Ya da (59/16.)” Şeytanlar bile benim gazabımdan korkuyor ve kötü konuşup iş yapan insanları dahi terk ediyor. Ama siz hala (2/59. 9/125. kötü işler yaparak üzerinize pislik yağdırmamı bekliyorsunuz” dediğini,

Ya da “İşlediğiniz kötü işlerden dolayı üzerinize yağdırdığım bazı belalardan dolayı ders alır ve aklınızı kullanırsınız diye sabrediyorum. Ama buna rağmen imanlı, ihlâslı ve edepli bir çocuk olamıyorsunuz. Kendinize bu kadar zarar vermekten ve hatta kendinizi çürüten pisliğin içine batırmaktan sıkılıyor ve rahatsız oluyorum. Artık sabrım tükendi. İşlediğiniz hatalardan dolayı sizi döveceğim, hatta geberteceğim. Biraz sonra size neler yapacağım görürsünüz, bekleyin edepsiz çocuklar!” Dediğini hiç duyduk mu? 

 (2/59. 2/164. 7/57. 11/52, 82. 29/40. 44/10, 11. 67/16, 17. 71/11, 12.)  Evet muhterem okuyucularım! Anıaln Ayetlerin bize verdiği bilgilere göre Nur topu sevimli küçük bulut anılan çağrılarılardan sonra harekete geçer ve hızlı bir şekilde çoğalır ve giderek bulut silsilesine dönüşür. Önce mahallemizi ve bölgemizi ve ülkemizi ve ardından dünya adasını sarar, sonra da yoğunlaşıp yüzünü ekşitir. Estirdiği şiddetli rüzgârlarla da gazap yağdıracağını duyurur ve ardından kimi ülkelerin halkını;

  1. Üzerlerine indirdiği kaya gibi dolular ile döver,
  2. Kimi ülkelerin halkını, üzerlerine yağdırdığı yıldırım ateşleri ile yakar ve öldürür,
  3. Kimi ülkelerin halkını, gönderdiği şimşeklerle yeri tetikler ve zelzeleler ile yerin dibine geçirir,
  4. Kimi ülkelerin halkını, üzerlerine indirdiği şiddetli ve yoğun yağmurlarla boğar ya da şiddetli rüzgarlarla uçurur, ya da dondurucu soğuklarla cezalandırır,
  5. Kimi ülkelerin halkını, üzerine indirdiği pisliklerle zehirler ve helâk eder.
  6. Kimi ülkelerin halkını de üzerlerine indirdiği bereketli yağmur ve karlar ile sevindirir ve güçlü kılar.”Anılan olağan üstü işleri yaptıktan sonra eski haline dönen sevimli nur topu küçük bulut şöyle seslenir!
  7. “Size sunduğum nimetlerin şükrünü yapmadınız. Uyarılarımı dikkate almadınız ve kötü işler yaptınız. Tarih boyu yaptığım ve yapabileceğim işleri gördünüz mü? Ey aklını Sünnetli Gur’an ile kullanamayan sorumsuz çocuklar!“ Dediğini duyduk mu?
  8. Ya da indirdiği su ile bize hayat veren ve güneşin yakıcı ateşinden bizi koruyan, bazen de üzerimize belalar indiren bulut nedir? Ya da kimdir? Sorusunu kendimize hiç sorduk mu? Ya da olağan üstü Mahretlerle donanımli bulut silsilesini yaratan ve tarih boyu anılan işleri bulutlara yaptıran kimdir? Hiç düşündükmü?

(25/61.) Muhammed Resulullah Rahîm efendimiz; Arablara Taala Rahman’a secde edin dediği zaman Araplar, Rahman da kim imiş dediler. Bu sefer Efendimiz; (37/5. 78/37.) Semavat ve Arz silsilesi ile aralarında ve içlerinde bulunanların Rabbidir” deyince anlayanlar anladı anlamayanlar yine anlamadı.

Hiç şüphe yok (67/3. 78/37.) Semavat ve Arz silsilesi ile içindekileri yaratan ve yöneten, yediren, içiren, öldüren ve dirilten Alemlerin Rabbi Taala Rahman’dır. Semavat ve Arz silsilesi ile içindekilerin Rabbi Taala Rahman’ın fıtratı, yaratılmayan ezeli ve ebedi saf Nûr’dur. Fıtratı Melek ordularından oluşan bildiğimiz ve bilmediğimiz Hüsnâ ismi şerifleri ve Ülyâ kelimeleri benliğinde taşıyan, basireti, ilmi, yaratma gücü ve kudreti sınırsız, her istediğini istediği anda yapabilen Ezeli ve Ebedi Saf Nûr’un kişilik ismi Rahman’dır. Onun için Ezeli ve Ebedi Saf Nûr’un idrak edilemez kişilik ismi “Rahman”dır. Görebileceğimiz Hüsnâ yüzünün ismi Ellah, soluğunun ismi Hû, ellerinin ismi Rahîm’dır.

(1/1,2. 59/22,24. 67/29. 78/37.) Anılan üç olağan üstü fıtrata sahıb özel ismi şerifleri ile Zati Âlilerini adlandıran alemlerin Rabbi; Hû Ellah Hû Rahman Hû Rahîm’dır. Kişilik ismi Rahman, Hüsnâ Yüzü Ellah, soluğu Hû, Kudret elleri Rahîm olmak üzere almelerin Rabbi tek bir vücut olarak Taala Hû Rahman’dır. (11/7.) Alemlerin Rabbi Taala Rahman; Semavat ve Arz silsilesini yarattığı zaman Arş makamı su üzerinde idi. (20/5.) Arş Makamı üzerinde oturan alemlerin Rabbi Taala Rahman; Arş Makamının üzerinde oturduğu suyun içinden yukarda olağan üstü maharetlerini ve yaptığı işleri gördüğümüz bulut silsilesini, çıkarır ve anılan buluta üzerinde yaşadığımız yer adasından yaratmayi dilediği canlı cansız her bir şeyi gedîr programları olarak yükler ve yer adasını sardırır. Soluğun gücü rüzgar ile yol alan  ve aldığı emre göre iş yapan rüzgâr ve bulut silsilesi, kendisine yüklenen eril ve dişil kişilikli gedîr programlarını, (23/79. 67/24.) yağmur ya da kar taneleri şeklinde toprağa eker. Su ile yer adasına hayat veren alemlerin Rabbi; Toprağa ektiği gedîr programlarına, Rahîm ismi şerifi ile muhtelif bedenler üretir.

Anlaşılacağı üzere Alemlerin Rabbi; (24/45.) Rahmeti sonsuz Rahman ismi şerifi ile su ile hayatı, (2/255.) Kürsü Makamı kapsamında bulunan her bir şeye ışık ve can veren soluk ve ışık silsilesini (24/35) Hüsnâ yüzü Ellahû ismi şerifi ile canlı cansız süretleri ve bedenleri de (3/26.) Rahîm ismi şerifi ile üretmektedir. Bu nedenle yaratılan her şey; Hû Ellah, Hû Rahman, Hû Rahîm ismi şeriflerinin fıtratını, gedîr programı olarak beyninde taşır.

Muhterem okuyucularım! “Ellahû Rahman Rahîm” ismi şeriflerinin fıtratından öncelikli olarak ne anlamamız gerektiğini, ilim mertebelerinin ilk basamağına göre özet olarak izah etmeğe çalıştım. Hikmet ilmine göre “Gedîr” programları ile konuların tafsilatını, Rahîm ve Rab ismi şerifleri ile ilgili sohbetlerimde okuyacağız inşallah.

 

RAHMET VE GAZABIN SEBEBLERİ

 

Bizi, gedîr programları olarak yağmur damlaları ile toprağın karanlık rahimlerine eken bulut silsilesine ilk babamız ve bize beden üreten sulu toprağa da ilk annemiz diyebiliriz. Ama ilk babamız sayılan bulut silsilesi; İndirdiği Rahmet ve rüzgar ile bize nimet ve bereket veriyor, bazen de üzerimize indirdiği belalar ve rügâr ile bize tokat atıyor. İlk annemiz sayılan sulu toprak ise çok sabırlıdır. Fakat öfkesi geldiği zaman kükrüyor ve zelzeleler ile bizi cezalandırıyor. Niçin?

(5/120.) Yedi Semavat ve Arz silsilesi ile içindekilerin tek sahibi Alemlerin Rabbi; (10/44. 29/40.) “Kuluna zulmetmez. Kula zulmeden kulun kendi nefsidir.” Çünkü bize zulmeden en büyük düşmanımız nefsimizdir. (2/235.) Nefsimizi bilen alemlerin Rabbi, (3/30.) kendi nefsine karşı duyarlı olmamız için bizi ikaz ediyor.” Hiçbir kul, alemlerin Rabbi Taala Ellahû Rahman Rahîm yüce Rabbimizin nefsini bilmez. Ama Taala Ellah, zati alilerinin nefsine karşı duyarlı olmamız için bizi uyarıyor. Acaba Taala Ellah’ın nefsine karşı nasıl duyarlı olacağız?

Alemlerin Rabbi Taala Ellahû Rahman Rahîm, zati âlilerinin nefsi üzerine Rahmeti yazdı. Sünnet Dini İslâm Nizamının ilkeleri olan Tagva kelime paketi ile konuştuğumuz sözler ve yaptığımız işler, nur dalgaları üretir ve Sema’ya doğru yükselir ve bulutlara karışır. Alemlerin Rabbi Taala Ellah’ın nefsi temiz olduğu için bulutlara karışan temiz ve hoş kokulu nur dalgalarından hoşlanır. Onun için yüce Rabbimiz; (8/11.) Bulutlara karışan temiz ve hoş kokulu nur dalgalarına, bizi güldüren çeşitli nimet ve bereketi yüklüyor ve üzerimize yağmur ve kar şeklinde indiriyor ve ardından ey ihlaslı kullarım! Sizden razıyım buyurur.

Şeytan partisinin ilkeleri olan Fücur kelime paketi ile konuştuğumuz sözlerin ve yaptığımız işlerin ürettiği kirli ve pis kokulu enerji dalgaları da Sema’ya yükselir ve bulutlara karışır.

Alemlerin Rabbi Taala Ellah, anılan kirli ve pis kokulu enerji dalgalarından rahatsız olur ve öfkelenir. Taala Ellah’ın (5/2.)  azabı de şiddetlidir. Onun için Taala Ellah, anılan kirli ve pis kokulu enerji dalgalarının üzerine bizi ağlatan gazap ve belaları yüklüyor ve üzerimize yağdırıyor ve ardından da ey ası kullarım! Sizden razı değilim buyurur.

Anlaşılacağı üzere üzerimize indirilen yağmur, nimet ve bereket ile gazap ve belalar, işlediğimiz günah ve sevaplardan çıkıyor ve Taala Ellah’ın nefsinden tekrar bize dönüyor. Buna rağmen yüce Rabbimiz, (18/58. 42/30.) “yaptığımız günahların çoğunu af ediyor. Eğer Yüce Rabbimiz, (35/45.) yaptığımız günahlara göre bize ceza verse o zaman yeryüzünde insan kalmazdı.” Ama Taala Ellah; İnsanların günah işlemesine rağmen imtihan sürecini sona erdirene kadar Rahmetini eksik etmiyor. Bulut silsilesinin faaliyeti içinde dikkatimizi çeken önemli üç olay vardır.

  1. Üzerimize gazap indiren yağmur ve kar damlaları buhar olup tekrar bulutlara karışıyor. Bulutlar, kendine karışan kirli buharları temizlemek için dünya denizlerine girip kendini tuzlu su ile yıkıyor. Bulutların yıkandığı deniz, anılan kirli kalıntılarından öfkelendiği için kabarıyor ve çevresinde olanları dövüyor.
  2. Üzerimize gazap ve bela indiren bulutlar, bela indirirken çıkardığı şimşek ve indirdiği yıldırım dalgaları da toprağın içine giriyor ve toprağın içinde ki fay denilen hatları tetikliyor ve deprem denilen zelzeleler oluyor ve sevgili çocuklar ile ası çocukları beraber tokatlanıyor. Çünkü sevgili çocuklar, ası çocukları uyarmıyor.
  3. İçtiğimiz ve kullandığımız suya, Fücur kemle paketi ile ürettiğimiz kirli ve pis kokulu enerji dalgaları karışıyor. Anılan dalgalar birer şeytandır. Nitekim Yüce Nebi Muhammed Rahîm efendimiz; İçtiğimiz ve kullandığımız suyun içinde, “Velehan” yani verdiği vesveselerle insan aklını karıştıran şeytan vardır buyurdu. İnsanların çoğu Fücur kelime paketi ile konuşup iş yaptığı için içtiğimiz su ve aldığımız soluk kirleniyor. Onun için su içerken, yemek yaparken, yıkanıp aptes alırken Rabbimize sığınıp Besmele Ayetini mutlaka okumamız lazımdır. Çünkü Yüce Rabbimiz Taala Rahman’ın gazabından, öfkesinde ve azabından bizi vigaye edip koruyan ve nimetlerine ulaştıran Besmele ile Tagva kelime paketidir. Alemlerin Rabbi Taala Rahman’ın; Bize nimet ve bereket vermesi, bela ile gazaplardan korunması ve sağlıklı nesil vermesi için söze ve işe Besmele ile başlamak ve aklımızı Sünnetli Gur’an ile kullanmak ve yüce örneğimize göre hayatımızın bütün kesimlerini Tagva kelime paketi ile üretmek zorundayız. Çünkü Tagva kelimelar ile konuştuğumuz sözlerin ve yaptığımız işlerin ürettiği nur dalgaları; Soluğumuzu ve ışığımızı, suyumuzu ve neslimizi temiz tutar.

Taala Rahman’ın gazabına, öfkesine ve azabına uğratan da Fücur kelime paketidir. Fücur kelime paketi ile konuştuğumuz bütün söz ve söylemler ile yaptığımız iş ve eylemler; Bize ışık veren Nûrumuzu ve bize hayat veren su kaynaklarımızı, soluğumuz ile gıdalarımızı ve neslimizi kirletiyor ve musibetlere uğramamıza vesile oluyor. Eğer (67/30.) Taala Rahman; Bulut silsilesi ile üzerimize su indirmeseydi o zaman üzerinde yaşadığımız yer adası cehennem dönüşür ve her şey helak olurdu. Onun için önce (36/35.) bizi susuz bırakmayan ve çeşitli niğmetler sunan Yüce Rabbimiz Taala Rahman’a SECDE ederek şükranlarımızı sunmalıyız.  

Muhttem okuyucularım! Yüce Nebi  Muhammed Resûlullah Rahîm Efendimiz; Rüzgar ve Bulut silsilesinin şiddetli yüzünü gördüğü zaman engin yakarışla dualar yapardı. Bu nedenle Muhammed Resulullah Rahîm efendimizin konu ile ilgili yaptığı dualardan birini aşağıda yazdım. Eğer bulut silsilesinin ve soluğun gücü rüzgarin şiddeli yüzünü gördüğümüz zaman aşağıdaki duayı, engin bir yakarışla ve edebilirsek ağlayarak yaparsak o zaman duamızın bereketini görürüz inşallah.

 

 

                 Yüce Nebi Muhammed Resulullah

      Efendimizin yaptığı dua:

              

             Ey Mülkün Sahibi Yüce Ellah’ım!

  Öfkenden Rızana sığınırız,

  Cezalarından Affına sığınırız,

  Seninle senden sana sığınırız…

 

  Ey Mülkün Sahibi Yüce Ellah’ım!

  Bizi gazabınla katletme,

  Örnekleri ile de bizi helak etme,

             Eğer helak edeceksen önce bizi affeyle…

                    Âmîn Birahmetike Ya Rabbel Âlemin…

 

 

 

  1.    RAHÎM İsmi şerifinin fıtratı

 

Alemlerin Rabbi Yüce Rabbimizin Besmele Ayetinde bulunan özel ismi isimlerinden biri de “Rahîm” ismi şerifidir. Rahîm ismi şerifi; Ellahû Rahman ismi şerifleri gibi olağan üstü ve çok yönlü bir fıtratı vardır.

Taala Ellah; (9/128.) Zati âlilerine ait bulunan “Rahîm ve Reûf ve Azîz” ismi şeriflerini, (21/197.) Alemlere Rahmet olarak gönderdiği Ahmed-i Mahmud Muhammed Mustafa Efendimize de vermiş ve kendisini (68/4.) “Hulugul Azım” yaparak yaratılış sürecine katmıştır.

Bu nedenle Rahım ismi şerifi; Taala Ellah’ın Zat ismi şerifi olarak ve Muhammed Resûlullah’ın ismi şerifi olarak anlaşılması zor iki boyutlu bir fıtratı vardır.

Önce konu ile ilgili Gur’an Ayetlerini kısaca hatırlayalım. Taala Ellah;

(44/42.) “Huve Ellah, Azîz Rahîm’dır.”

(9/128.) “Muhammed Resulullah, Azîz ve Raûf ve Rahîm’dır.”

(36/5.)    “Gur’an, Azîz Rahîm’den indirilmiştir.”

(7/156 ) “Taala Ellah’ın Rahmeti varlık âlemlerini sarmıştır.” (21/107.) “Muhammed Resulullah, âlemlere Rahmet olarak gönderildi.”

(36/81.) “Taala Ellah, Hellagul Âlîm’dır.”

(68/4.) Muhammed Resulullah, “Hulugul Azımdır” buyurdu.

(36/81.) Taala Ellah, zat olarak “Hellagul Âlim” yani sınırsın ilim ile sürekli yaratandır.

(6874.)  Muhammed Resûlullah “Hulugul Azîm” yani yaratılış süreci muazzam kılınandır.”

Muhterem okuyucularım! Anılan Ayetlerin duyurularına göre önce  Muhammed Resulullah Rahîm Efendimizin fıtaratını kısa başlıklarla hatırlayalım.

 

 

 

 

           İLK NÛR VE YARATILIŞ SÜRECİ

 

Taala Ellah; (6/1.) “Her şeyi değerlendiren, her tür övgülerin ve Hamdu Senâların sahibi alemlerin Rabbi Taala Ellah; Arz ile Semavetı yarattı ve Nûr ile karanlıkları yaptı” buyurdu.

Anlaşılacağı üzere yaratılış süreci, Taala Ellah’ın yaptığı ilk Nûr ile başlar. Çünkü Alemlerin Rabbi Taala Ellah’ın fıtratı, yaratılmayan ezeli ve ebedi saf bir Nûr’dur. Onun için yaratılış süreci Taala Ellah’ın yaptığı ilk Nur ile başlar.

Nitekim Ahmed’ı Mahmud Muhammed Mustafa Rahîm Efendimiz; Taala Ellah, ilk önce benim nurumu yarattı” buyurdu.

Sonun ilki ilk Nebi Ahmed-i Mahmud Muhammed Resulullah Rahîm Efendimizin anılan sözünden anlıyoruz ki Taala Ellah; Ezeli ve ebedi Nur’undan yaptığı ilk Nûr, Muhammed Rahîm efendimizin nurudur.

Taal Ellah; Ehmed-i Mahmud Muhammed Rahîm Efendimiz için yaptığı ilk Nurunu, zat nurunun gölgesi karanlık alanların galbine indirir ve anılan karanlık alanları, galbi nur ile dolu çift kişilikli enerji dalgalarına dönüştürür. Galbi, Nur ile dolu çift kişilikli enerji dalgalarının her biri, Taala Ellah’ın sınırsız kelimelerinden birer gedîr programıdır.

(36/82.) Alemlerin Rabbi Taala Rahman, anilan kelimelerden yani Ellahû Rahman Rahîm ismi şeriflerini anlamlı birim olarak benşiğinde taşıyan çift kişilikli gedîr programlarından dilediğine ol emri ile biçim verir ve böylece bir ve ikinci bölgede bulunan Semavat ve Arz silsilesi ile içinde bulunan her bir şeyi yaratmış olur ve anılan ülkeler silsilesi ile içindekilere galblerine indirdiği nurdan ışık verir.

Hiç şüphe yok Ezeli Nûrdan yaratılan Ahmed-i Mahmud Muhammed Rahîm Efendimizin Nuru, Zat Nûr’unu benliğinde taşır. Bu nedenle Semavat ve Arz silsilesi ile içinde bulunan her bir şeyin yaratıldığı ve ışık aldığı Nûr, (24/35.) Taala Ellah’ın kendi Nûr’udur.

(Tafsilatı, ilgili sohbetlerimde okuyacağız İnşallah.)

                     İMAMÜL MÜBİN

 

Taala Rahman, (36/12.) “Biz her şeyin kaydini İmam ul Mübîn de yaptık” buyurdu. Alemlerin Rabbi Taala Rahman; Ellahû Rahman Rahîm ismi şeriflerinin fıtratından yaptığı ilk nur ile yarattığı Semavat ve Arz silsilesinin fıtratını, Arş, Kürsü ve Mahmud Makamlarının fıtratını, anlamlı birim olarak taşıyan gedîr programlarını bir araya getirir ve ilk nuruna bir beyin ve bir vücut yapar. Sonra kendi ruhundan üfürdüğü akıl yüklü Mukaddes Ruh ile can verir ve kendisine İmam’ul Mubin der.

İmam ul Mübin; Bir ve ikinci bölge ülkeleri ile içinde bulunan her şeyi beyan ettiği için “Mubîn”dir. Gedîr programlarından yaratılan her şeyi anlamlı birim olarak beyninde taşıdığı için İmamdır. Olağan üstü ilim ve merhamet ile gedîr pogramlarına beden, üreten  rahimlerin beyni olduğu için Rahîm dır. Vahiy kanalının soluğu olduğu için Nebidir, insan ve cin ırkına İslâm’ı tebliğ ettiği için Resuldur, Beşer ırkının ilk örneği Aleyhisselâm Adem ile neslinden gelen insan ırkı, İmam ul Mübînin muhtelif örnekleri olduğu için insan ırkının önderi ve baş imamıdır. Nitekim efendimiz; ilgili Ayetin bulunduğu YASİN sürenin ismi şerifini de isim olarak taşıyor. (Konuların tafsilatını ilgili sohbetlerimde okuyacağız inşallah.)

 

İLK KUL

 

(51/56.) Taala Ellah’ın, zati alilerine kulluk yapmak için yarattığı kimi kulları; Rahman çocuk edindi iddiasını ileri sürdüler. Taala Rahman, uzay tarihinin en büyük iftirasını üretenlere şu cevabi verdi. (6/162. 43/81-85.)  “Ey Muhammed! İnsanlara söyle. Rabbim Taala Rahman Sübhandır. Kendinde beşeri zaaflar yoktur. Eğer Taala Rahman çocuk edinseydi o  çocuk ben olurdum. Çünkü ilk nur ve ilk kul benim. Âdem yaratılmadan on dört bin yıl önce de Nebi idim” buyurdu. Anlaşılacağı üzere beşer ırkının ilk örneği bulunan Âdem babamızdan on dört bin yıl önce  Nebi olan Ahmed-i Mahmud, Taala Rahman’ın çocuğu değil, kendi Nûrundan yaptığı ilk nur, ilk kul ve sonun ilki ilk Nebidir.

                            BEN VE BİZ  

 

Yüce yaratıcı Taala Rahman; (20/14. 36/82. “ Kün” emri ile iş yaptığı zaman “Ben” ifadesini kulanıyor. Taala Rahman’ın Re’sen yaptığı ve yapacağı işleri kimse bilmez. (54/50.)  Ama yaptığı ilk nur ile iş yaptığı zaman “Biz” ifadesin, kullanıyor. Biz ifadesi ile de yaptığı işleri, Muhammed Resulullah ile bize duyurmuştur. Şimdi “BİZ” ifadesini,  ilgili Ayetlerin duyurularına göre kısaca hattırlayalım.

Taala Ellah; (54/49.) “Biz her şeyi bir gader yani bir ilim progrmı ile yarattık.”

(15/23.) “Biz, elbette öldürür ve diriltiriz, çünkü varis biziz.”

 (36/71.) “Görmüyor musunuz? İstifade ettiğiniz hayvanları

kendi ellerimiz ile üreten biziz.”

(36/78. “İnsan, görmüyor mu? Biz onu bir nudfeden yarattık.”

(46/3.) “Biz Semaları ve Arz’ı, gerçek olarak yarattık.”

(43/3.) “Biz Gur’an’ı, anlayasınız diye Arapça yaptık”

(36/5.) “ Gur’an, Azîz Rahîm’den iniyor” buyurdu.

Dikkat edelim! Taala Ellah; (9/128. Muhammed Resulullah efendimizin “Azîz Rahîm” olduğunu ve  Gur’an’ı Kerim’in, (41/1, 2.) “Azîz Rahman ile (36/5.) “Azîz Rahim’den indirildiğini” buyurdu. Taala Rahman, Gur’an-i Kerimi bize resen okumuyor. (55/1,4) Gur’an’ı Kerim’i bize okuyup öğreten, ilmini ve beyanını Taala Azîz Rahman’dan öğrenen ve insan ile cin ırkına biz olarak tebliğ eden Azîz Rahîm Muhammed Resulullah Rahîm Efendimizdir.

Şimdi ilgili Ayetler bağlamında birkaç örnek okuyalım.

Mesela: (3/6. 9/11. 16/13. 23/79. 67/24. 86/5, 7.) İlgili Ayetlerin yaptığı duyurulara göre Yüce Yaratıcı Taala Ellahû Rahman Rahîm; Üzerinde yaşadığımız yer adasında yaratmayı dilediği canlı cansız her şeyi, gedîr programları olarak bulutlara yüklediğini ve bulutlardan indirği yağmur ve kar taneleri ile  toprağa ektiğini ve Rahîm ismi şerifi ile muhtelif bedenler ürettiğini, dişi canlıların rahimlerine ektirdiği bir damla sudan da canlılara beden ürettiğini” buyurdu.

Gedîr proglamlarına sınırsız ilim ve olağan üstü sevgi ve merhametle muhtelif bedenler üreterek görüş alanlarına indiren toprağın ve dişilerin karanlık rahimleri, “Ellahû Rahman Rahîm” ismi şeriflerini anlamlı birim olarak beyninde taşır. Anılan beyni taşıyan bütün rahimler, Ellahû Rahman Rahîm ismi şerifleri ile “Biz” olarak üretim yapıyor.

Mesela: Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm Efendimizin huzurunda oturduğumuzu varsayalım ve okuduğu Ayetleri zati âlilerinden dinlemiş olalım.

Muhammed Resulullah Rahîm ve Azîz bana: Söyle (112/1.) “Hû Ellah tekdir.” Ben de “Hû Ellah tekdir” dedim. Yine bana, (97/1, 3.) “Biz Gur’an-i Kerimi, gadir gecesinde indirdik. Gadir gecesi nedir bilir misin? Dedi.” Ben de bilmiyorum ya Resulullah dedim. Yüce Nebi de bana gadir gecesinin ne olduğunu izah etti.” Şüphe yok Gur’an Ayetlerini bana okuyan Azîz Rahîm efendimiz, gadir gecesinin ne olduğunu bilir.

Yüce Nebi Rahîm Efendimiz daha sonra bana şöyle dedi: (21/4.) “Benim Rabbim havada ve karada konuşulan sözleri bilir. Çünkü Hû Ellah, işiten bilendir” buyurdu. Şüphe yok havada ve karada olan her şeyi duyan bilen Hû Ellah ile beraber bulunan zat; Rabbi ile duyan, Rabbi ile gören, Rabbi ile tutan ve Rabbi ile gezen ve Rabbi ile iş yapan zattır.

Yine şüphe yok Nur ile gören, nur ile duyan, nur ile tutan ve nur ile yürüyen ve nur ile iş yapan Muhammed Rahîm efendimiz; Galbimizde taşıdığımız kendi nuru ile de bizi görür, sözlerimizi duyar, işlerimizi ve eylemlerimizi görür ve ona göre Reûf ve Rahîm olarak bize muamele eder. İstediği zaman soluğumuzun içinde yayılı bulunan Hüsnâ yüzünü de bize gösterebilir.

Mesela: Taala Ellah, (16/7 ve 47.) “Şüphe yok sizin Rabbiniz Reûf Rahîm’dir” buyurdu. Ama Taala Ellah; (21/107.) “Âlemlere Rahmet olarak gönderdiği Muhammed Resulullah Efendimizin de “Reûf Rahîm” olduğunu de bize duyurdu.

Mesela: Taala Ellahû Rahman Rahîm; (39/10. 53.)  “Resulüm Muhammed söyle! Ey kendi aleyhlerinde haddi aşan kullarım! Ellah’ın Rahmetinden ümit kesmeyin…”buyurdu.

Taala Ellah’ın anılan sözü; Rahîm Muhammed Resûlullah’ın hitap ettiği insan ile cin irkı, Muhammed Resulullah Rahîm Efendimizin kulları olduğunu ifade ediyor.

Onun için (4/150.) Reûf Rahîm Taala Ellah ile Reûf Rahîm Muhammed Resulün  arasını tefrik edenler; Fıtratı Ezeli ve ebedi Nûr olan Taala Ellah ile Taala Ellah’ın Ezeli nurundan yaptığı ilk nur ile olan beraberliğini ve birlikte yaptıkları işleri anlayamıyor.

 

             RAHMAN COCUK EDİNDİ İDDİASI

 

Taala Rahman’ın fıtratını bilmeyenler; (16/57.)  “Taala Rahman, çocuk edindi dediler. Taala Rahman çocuk edindi iddiası, (19/90, 93.) Semaları parçalayacak ve yeri yaracak derecede aşağılık bir iftiradır. (19/35.) Her türlü ihtiyaçtan münezzeh bulunan Taala Rahman’ın çocuk ihtiyacı olmaz. Kal diki (6/100-103.) Taala Rahman’ın karısı olmadı ki çocuğu olsun.”

 Şimdi anılan utanc verici iddia ve iftirayı, örnekleme yöntemi ile okuyalım. Şüphe yok istediğini, (54/50.) istediği anda saniye saat içinde yaratma gücüne sahip tek egemen güç bulunan varlık âlemlerinin Rabbi Taala Ellahû Rahman Rahîm, kendini tatmin edecek bir eş yaratabilir ve çocuk edinebilirdi.

Eğer Taala Rahman, kendine bir eş yaratsaydı o zaman neler olurdu. Bir düşülelim? Eğer Taala Rahman kendine bir hanım yaratmış olsaydı o zaman anılan hanım; “Şu kadar çocuk isterim. Falan gezegenleri ben idare edeceğim. Çocuklarımdan kimini falan ülkeye, kimini de falan ülkeye tanrı yapacağım. İnsan ve cin ırkının iskân edildiği dünya adası benim tahtım olsun” gibi istekler ileri sürebilirdi. Anılan istekler, varlık âlemlerinin yönetiminde kargaşa çıkaracağı açıktır. Eğer Taala Rahman; Yönetiminde uyuşmazlık çıkaran eşini boşamağa kalksa o zaman eşi, nafaka olarak insan ve cin ırkı için yaratılan ülkeleri isteyebilirdi. Eğer Taala Rahman, anılan ülkeleri nafaka olarak verse, o zaman yönetimin dengeleri yine bozulacaktı. Eğer Taala Rahman, karısını yoketse bu sefer iftiracılar, “Yüce Tanrı bir kadın dahi idare edemedi” şeklinde bir takım iğrenç iftiralar daha üreteceklerdi. Şimdi gel de işin içinden çık. Onun için (28/70.) Geçmişin ve geleceğin bütün süreçlerini bilip değerlendiren alemlerin Rabbi Taala Ellahû Rahman Rahîm, (21/22.) “varlık âleminin düzenini bozmamak için zati âlilerine bir eş yaratmadı ve egemenlik kayıtsız şartsız elinde kaldı. (5/120. 6/1.) Semavat ve Arz silsilesi ile içindekiler kendi mülküdür. Yarattığı Melek, insan ve cin ırkının hepsi kullarıdır. (42/11.) Örneği yok tek birdir, yarattığı hiçbir şeye benzemez.

                           HULASA

 

Muhterem okuyucularım! Alemlerin Rabbi ile Alemlerin Rabbine ait bulunan “Ellahû Rahman Rahîm” ismi şeriflerin fıtratı ile zat nurundan yaratılan ilk Nurunun fıtratını anlamanın ve anlatmanın imkanı yoktur. Alemlerin Rabbı Yüce Rabbimizi; Sadece zati alilerine ait bulunan ve fıtratları Melek ordularından oluşan Hüsnâ ismi şerifleri ile Ûlya kelimeleri kapsamında taşıyan “Ellahû Rahman Rahîm” ismi şerifleri ile ve anılan ismi şeriflerle yaptığı işlerden biliriz.

Alemlerin Rabbine ait bulunan isimleri ve yaptığı işleri bize duyuran ve öğreten zat; Taala Ellah’ın kendi nurundan yatığı ilk nur, Âbidlerin ilki ilk kul, sonun ilki ilk Nebi ve yer adasının en son Nebisi ve Resûlü İmamül Mübin Muhammed’ul Emin Rahîm efendimizdir.  Nitekim Taala Rahman: Yaptığı ilk Nû’ra; İmamul Mübin bir beyin ve bir beden yaptı ve kendi Ruhundan akıl yüklü Mukaddes Ruh üfürdü ve alemlere Rahmet kıldı.

Lailahe İllallah Muhammed Resülullah şeklinde ifade ettiğimiz Tevhid kelimesinin içinde Muhammed Resulullah ismi şerifi ile yazdı ve Besmele Ayetinin içine “Rahîm” ismi şerifi ile aldı.

Rahîm ismi şerifi ile beden ürettiği ülkeler ile içindekileri, Semalarda ve karalarda Ahmed-i Mahmud Muhammed Musatafa Emîn’ul Emin ismi şerifleri ile anılan nübüvvet nurunun sahibine kullar yaptı. Yarattığı her şeyin beynini, İmamul Mübin olan Muhammed Resûlullah Rahîm Efendimizin beyninin bir modeli olarak yarattı. Onun için İmamül Mübinin beynini model olarak taşıyan beynimiz bir kainat kitabıdır. Kainat kitabı İmamül Mübine, Taala Rahman’ın beyninin bir modeli diyebiliriz. Ama Taala Rahman’ın ürettiği beyinlerin hiçbirine benzemediğini de biliriz. Nitekim hiç bir üretici, ürettiklerinin hiç birine benzemez ve üretilenlerin hiçbiri de; Ben, beni üretenim demez diyemez.

Bu nedenle İmamul Mübin Muhammed Resulullah Rahîm efendimize sıdg ile iman edip itaat etmeden, zati âlilerinden kulluğun ne demek olduğunu görüp öğrenmeden kainat kitabi olan beynimiz ile Ruhumuzu tanımanın ve alemlerin Rabbi Taala Rahman’a ihlâs ile kulluk yapamanın ve kendimize Hüsnâ yüzlü beden üretip Arş alanında bulunan cennetlere uçmanın imkanı yoktur.

Semavat ve Arz silsilesinin ortak zikirlerinden biri de;

    “Bismillahi Rahmani Rahîm

  Lailahe  İllellah Muhammed’ün Resülullah” zikri şerifidir.

Eğer anılan zikr-i Şerif ile söze ve işe başlarsak ve kainat kitabı beynimiz ile olağan üstü sıfatlarla donanımlı aklımızı, Sünnetli Gur’an ile kullanırsak o zaman kendimize hem güzel bir dünya hayatı ve hem de cennetlere uçuracak Hüznâ yüzlü bir bedeni  üretmiş oluruz.

Eğer beynimiz ile aklımızı, nefsimiz ile şeytanın istek ve dürtülerine göre kullanırsak o zaman cehennemin bir üyesi olarak dünyevî hayat için istediğimiz her tür bilimleri ve nefsimizin istediği her türlü pislikleri üretiriz.

Nitekim yer adasında yaşayan insan ırkının ürettiği pislikler, soluğumuzu, ışığımızı ve suyumuzu ciddi oranda kirletmiştir. Anilan kirlilik sürekli olarak hastalık üretmektedir.

Eğer soluğumuz ile ışığımızın ve suyumuzun kirliliği içinde boğulmak istemiyorsak ve eğer dünyevî ve uhrevî hayatın bütün süreçlerinde saadete ulaşmak istiyorsak o zaman Besmele Ayeti ile söze ve işe başlar ve beynimizi ile aklımızı Sünnetli Gur’an ile kullanırız.

Nitekim Taala Ellah; (21/10.) Size indirdiğim kitab Gur’an, sizi size anlatıyor. Niçin aklınızı, sizi size anlatan Gur’an ile kullanmıyorsunuz. (Nefsimiz ile konuların tafsilatını, ilgili sohbetlerimde bütün boyutları okuyacağız İnşallah.)  

Muhterem okuyucularım! Sünnetli Gur’an’dan bana öğretilen ilim mertebelerine göre “Ellahû Rahman Rahîm” ismi şeriflerinin fıtratı ile anlamlarını ve Yüce Rabbimizın anılan ismi şeriflerle yaptığı sayısız işlerden bazılarını özet olarak izah etmeğe çalıştım.   İnşallah anladınız.

 

 

                         HİÇ ANLAMADIM

 

Şüpheyok inandım sen Hak söylersin

                   Örneği olmayan tek bir erkeksin

Kendi hayatınla gâim dâimsin

Nasıl olur bu iş hiç anlamadım

                  

Anan-baban olmadı örneksiz bir yetimsin

Hiç evlenmedin örneksiz bir bekârsin

Tekbir olarak örneksiz bir gârıbsin

Nasıl olur bu iş hiç anlamadım

 

Her şeyi ilimle yaratan sensin

Her şeyi her şeyle bilen görensin

Evvelu Ahır her yerde sensin

Nasıl olur bu iş hiç anlamadım

 

Hidayet Rahmet sadece senden

Şefaat mağfiret sadece senden

İzzet-ü İkram sadece senden

Nasıl olur bu iş hiç alamadım

 

                   Emr-i Şerifinle yol alır İsm-i şerifin

Melek yapar Sema yapar İsmi Şerifin

Arş yapar Kürsü yapar İsmi Şerifin

Nasıl olur bu iş hiç analamdım

 

Güneş yapar Ay yapar İsm-i Şerifin

Yıldız yapar yer yapar İsmi Şerifin

Rüzgâr yapar Bulut yapar İsm-i Şerifin

Nasıl olur bu iş hiç anlamadım

 

Su yapar Hayat verir İsm-i Şerifin

Soluk verir ışık verir İsm-i Şerifin

Konuşur konuşturur İsm-i Şerifin

Nasıl olur bu iş hiç anlamadım

 

Cin yapar şeytan yapar İsm-i Şerifin

İnsan yapar hayvan yapar İsm-i Şerifin

Rızıg yapar yedirir İsm-i Şerifin

                   Nasıl olur bu iş hiç anlamadım

 

Hem güldürür hem ağlatır İsm-i Şerifin

Hem Diriltir hem öldürür İsm-i Şerifin

Hiç durmadan üretir İsm-i Şerifin

Nasıl olur bu iş hiç anlamdım

 

                   Cennet yapar ödül verir İsm-i Şerifin

                   Cehnem yapar ceza verir İsm-i Şerifin

                   Halden  hale döndürür İsm-i Şerifin

                  Nasıl olur bu iş hiç anlamadım

 

                   Her bir şeye Gâdir’dir İsm-i Şerifin

                   Her şey üzerinde gadîr’dir İsm-i Şerifin

Ne istersen onu yapar İsm-i Şerifin

                   Nasıl olur bu iş hiç anlamadım

 

Kendi Nurdan bir kul yarattın

İsm-i Şeriflerinden isimler verdin

Kullarını kuluna kullar eyledin

                   Nasıl olur bu iş hiç anlamadım…

 

 

 

 

  1.      RAB İSMİ ŞERİFİ, RABB ANLAYIŞLARI

VE SONUÇLARI

 

Evet muhterem okuyucularım! Melekler de alemlerin Rabbi tarafından kendilerine duyurduğu Adem projesini anlamadıkları için önce “Nasıl olur bu iş hiç anlamadık” dediler. Ama Âlîmun Hekîm Taala Rahman’dan ilim öğrenince teslim olduk dediler.

(6/162,165. 78/37.)   Gur’an-i Kerim’in ilgili Ayetlerine gör RAB; Yedi Semavat ve Arz ülkeler silsilesini yoktan yaratan, içindeki canlılara su ile hayat verip beden ürten, ışık verip soluk aldıran, yediren içiren, terbiye edip büyüten, yol verip yöneten, söz ve eylemlerine göre muamele eden en yüce efendi demektir. Bu nedenle varlık Alemleri ile içindekilerin Rabbı Taala Rahman, bizim en yüce efendimizdir. Nitekim inanan biz Müslümanlar; Ya RABBI! Der Yüce Efendimize dua eder, iyilik ve güzellik, Rahmet ve mağfiret isteriz.  

Alemlerin Rabbi en yüce efendimiz, Zati alilerine gıyaben yani görmeden iman etmemizi emir buyurdu. Gıyabı iman ise; Her kulun niyetine ve ilmine, ferdi anlayışı ile hayat tarzına göre değiştiği için hiçbir kulun inancı ötekine benzemez. Onun için her kulun inandığı ya da inkâr ettiği kendine ait bir Rabbi vardır.

Anılan Rab; Alemlerin Rabbi Taala Ellahû Rahman Rahîm olur, güneş olur, ay olur, dünya olur, insan olur, put olur, melek olur, cin olur, şeytan olur, hayal olur, ya da inkâr olur. İnkâr, yok sayılan bir ilahtır. Eğer bir şey yoksa o şey inkâr edilmez. Var olan şey inkâr edilir. Var olanın inkâr edilmesi, nefsin ürettiği şeytanî bir eğilimdir. Anlaşılacağı üzere kendine ait Rabbi olmayan hiçbir kul yoktur.

Eğer Taala Rahman; İnsan ve cin ırkının Rab anlayışlarına suret verse ve anılan suretleri görüş alanına indirse, inanın insan ve cin ırkının sayısı kadar tanrılar silsilesi ortaya çıkar ve hiç biri ötekine benzemezdi. Onun için Taala Rahman; “Kulum bana nasıl inanıyor ve beni nasıl idrak ediyorsa ben de kendisine öylece muamele ederim” buyurdu. Anılan buyruğa göre her kulun Rabbinden gördüğü muamele, öteki kulun gördüğü muameleye benzemiyor.

Eğer Yüce Rabbimizden aşağılık bir muamele görmek istemiyorsak o zaman âlemlerin Rabbi bulunan (2/2. 36/11) Taala Ellahû Rahman Rahîm’a gıyaben iman eder ve emirlerine uyarız.

Fakat Taala Ellah’ın kimi kulları, Yüce Rabbimiz Taala Rahman’a gıyaben iman etmek için bilimsel bir delil arar. Hiç şüphe yok basiretimize ve idrakimize ve galbimize sığacak en güçlü delil, Muhammed Resulullah Rahîm efendimizin, Sünnetli Gur’an ile bize öğrettiği ilimdir.

İster inanalım ister inanmayalım Muhammed Resulullah Rahîm efendimizin bize öğrettiği ilim, Âlemlerin Rabbi bulunan Taala Ellah’a iman etmemiz için yeterli derecede güçlü bir delildir. Eğer anılan ilmi delili kabul edersek o zaman âlemlerin Rabbi Taala Ellah’a gıyaben inanır ve rahat ederiz.

Eğer inandığımız kendi Rabbimizi daha yakından tanımak ya da görmek için konuşan canlı bir delil istiyorsak o zaman Taala Ellah’ın konuşturduğu her bir şeye, konuştukları kendi dilleri ile seslenebilir ve aradığımız canlı delili bulabiliriz.

Nitekim (36/65. 41/21.) Taala Ellah; Soluğumuzu konuturduğu gibi derilerimizi, elllerimizi ve ayaklarımızı, güneş ile ayı, rüzgâr ile bulutları, toprak ile taşları, nebatat ve hayvanları ve hatta insanların diktiği putları dahı konuşturur.

Eğer bir becerimiz varsa o zaman “Bismillahi Rahmani Rahîm Lailahe İllellah Muhammed’un Resûlüllah der ve  görüş alanımızda bulunan her bir şey ile konuşur ve her birine; Sen kimsin? Seni kim yarattı? Rabbin kimdir? Rabbin ile hiç konuştun mu? Seni yaratanı görüyor musun? Rab nasıl görülür? Ben Rabbimi görebilirmiyim? Gibi bir takım sorular sorabilir ve alacağımız cevapları kendimize canlı delil edinebiliriz.

O zaman inancımızı yeniden düzenler ve ona göre kendimize yeni bir görüş alanı açabiliriz. Aksi halde gıyabı imanla yetiniriz. Ya da konu ile ilgili yazılmış bir takım rivayetleri ve hikâyeleri okuruz.

Nitekim ben de konu ile ilgili bir hikâye yazdım. Örnek olur diye Hikâyemi, siz muhterem okuyucularımla paylaşmak istiyorum.

 

      HİKAYEMİN ÖZETİ

 

“Mevsim güzdü. İkindi namazını kıldıktan sonra Rab kelimesinin sohbetini yazmak için masaya oturdum. Kısa bir süre sonra evin balkonundan düzenli ve kafiyeli bir ıslık sesi duydum. Ellah, Ellah kimdir diye balkonun kapısını açtım ve baktım ki esen rüzgâr ıslık çalıyordu. Komşumun bahçesinde ikiz kardeş gibi yan yana duran yaklaşık beş altı metre boyunda iki çam ağacı anılan ıslık sesine göre birbirine dokunarak sallanıyordu. Oh ne güzel! Rüzgâr müzik gibi ıslık çalıyor siz de oynıyorsunuz” dedim ve güldüm.

Balkondan evin içine girerken Rüzgâr beni salladı ve ardından kulağıma, “çam fideleri senin için ne diyor dinlemek ister misin?” Şeklinde bir ses fısıldadı. Mum gibi dondum kaldım ve ister istemez kulağıma indirilen sesi dinlemeğe başladım. Ses şöyle diyordu; “Dilimizi bilmeyen şu adama bakın bizim için ne diyor. Oysa biz rüzgar ile birlikte “Subhanellah, Subhanellah” diyerek zikir yapıyoruz. Dil bilmez, zikir sesini duymaz, galbi kör şu adama bak yazık!”

Ellah, Ellah dedim ve sacid olan çam fidelerinden saygı ile özür diledim. Çam fidelerinin yaptığı konuşmayı kendi dilime tercüme ederek bana duyuran rüzgâra da teşekkür ettim ve acele olarak evin içine girmek üzere adım attım. Tam bu sırada Rüzgâr beni sardı ve ayaklarımı bağladı ve ardından benimle de konuş dedi. Ellah, Ellah! Dedim ve konuşmaya başladım.

Ey beni saran ve sallayan, gaipten haberleri taşırsın, bulut silsilesini yürüten, yağmur ve kar tanelerini zarafetle kucaklayıp tek, tek yere indiren, toprağı ve nebatatı nimetlerle harmanlayıp aşılayan, bazen de ıslık çalıp zikir yaptıran ve benimle de konuşan soluğun gücü Ledîf Rüzgârım! Selâm sana! Bazen Ladîf olur bizi dinlendirirsin, bazen soğuk eser bizi üşütürsün, bazen sıcak eser terletirsin. bazen de şiddetlenir evlerin çatılarını uçurursun, ağaçları kökünden koparıp devirirsin, şehirleri yıkarsın, içindekileri döverek ve ağlatarak temizlersin, kimi yerlerde hayatı sona erdirirsin. Seni gören yok, nereden gelir nereye gidersin? Gece-gün çalışırsın, ne yorulur, ne uyursun, ne yer ne içersin? Gücün sınırsız, ama çok da şık ve zarifsin.

Bizimle berabersin, işini görüyorum, benimle de konuştun. Ama nasıl bir bedenin var göremiyorum. Yoksa gül bulutları, senin görünen bedenin midir? Bilmiyorum. Ama her ne isen ihtişamına ve görkemine, gücüne ve gudretine, şık ve zarif hallerine Maşallah Sübhanellah diyor ve en derin saygılarımla sizi Selamlıyorum. Lütfen söyler misin bana sen kimsin?

Rüzgâr beni tekrar salladı ve ardından; “Dedin ya! Ben, soluğun gücüyüm” dedi ve kayboldu. Oysa benimle beraberdi. Bu sefer Sema’ya baktım. Pamuk yumakları gibi oluşan ve yer adasını sarıp kucağına alan nur topu bulut silsilesinin ardı ardına ördüğü ve an be an değiştirdiği resimleri inceledim. Anılan resimlerin içinde, yeryüzünde ne varsa hepsinin suretlerini gördüm. Anılan resimlerin içinde, Tagva kelime paketi ile hayatını üreten insanların yaydığı nur dalgalarının Hüsnâ yüzlerini ve Fücur kelime paketi ile hayatını üreten insanların ürettikleri kirli enerji dalgalarının Süflâ yüzlerini görüyordum. Hatta bulut yumağı, örneği olmayan bir insan kafası yaptı ve bana gösterdi. Örneksiz kafada gördüğüm yüzün ihtişamı ve gözlerinin heybetli bakışı beni titretti. Acaba alemlerin Rabbi, insan olarak görünen yüzü böyle mi? Diye düşünmeğe başladım. Bu arada rüzgâr, yine meydana çıktı ve kar taneleri ile karışık yağmur damlalarını yüzüme çarpmağa başladı. Her yer karardı. Kendimi, (39/67.) Taala Rahman’ın avucu içinde imişim gibi hissetmeğe başladım.

Kafamı yukarı diktim ve ey muhteşem güneş!  Neredesin? Diye bağırdım. Yağmur yüklü bulut silsilesi, an zaman içinde bir pencere açar ve yüzümü, güneşin yüzü ile yüzleştirir. Yüzü ile yüzleştiğim güneş bana; “Ne bağırıyorsun be kardeşim? İşte yanındayım, ne istiyorsun söyle” dedi. Güneşten azar yemiş bir fani olarak cidden korktum, kendimi toparladım ve düşündüm ve ardından güneşe şöyle hitap ettim. Af edersin, ışığınla yanımdasın ama yüzün uzakta duruyor. Bulutlar görüş alanımı kapattığı için yüzünü göremedim. Oysa cehennem gibi kaynayan yüzünden uzak durmak ve ışığından öylece yararlanmak saadettir. Ama bilirsin beşer, şaşar, gaflete düşer ve ne yaptığını bilmez, yanında olanı uzakta arar.” Dedim.

Bunun üzerine güneş, şimdi benimle konuşabilirsin dedi. Ey ışığı ile beni saran yüzü uzakta mühteşem güneş! Yüzün cehnem,  ışığın hayat, gölgen karanlık. Ay ile yıldızları dünya ile birlikte çevrende döndürürsün. Söyle bana? Sen kimsin? Dedim.

Sözlerimin ardından güneş, “Selâm sana ey Müslüman kardeşim! Galbim nübüvvet nuru ile dolu olduğu için ışık verir ısıtırım. Bedenim, enerji dalgaları ürettiği için cehennem gibi ateş üretir yakarım. Taala Rahman’ın Sacid kullarından bir kulum. Nurunu galbimde taşıdığım Muhammed Resûlüllaha bağlı bir müridim. Sübhanellah zikri ile Felekteki kulları çevremde döndürürüm. Yüksekleri korurum, sacid olan kulları Arş’a doğru yol veririrm. Semaya çıkan şeytanları ateş toplarımla yakarım” dedi ve ardından bulutlar güneşin yüzünü örtü ve ardından Ay yıldızını, dolunay şeklinde görüş alanıma indirdi ve Nûr yayan yüzünü, orta sakallı Hüsnâ yüzlü bir zat olarak bana gösterdir. Hüsnâ yüze bir haylı baktıktan sonra acaba bu güzel yüz, Muhammed Resulullah Rahîm Efendimizin Hüsnâ yüzü müdür? Diye düşündüm. Çünkü galbimizde bulunan Nübüvvet Nurunu dolunaya benzetiriz.

Bu arada bulut silsilesinin içinden Nûr yumağı gibi küçük bir bulut çıktı ve beni sardı. Ayaklarımı yerden keserek görüş alanımı sildi. Artık nerde olduğumu bilmiyordum. Beni saran Nûr yumağı bulut, kulağımın içine tatlı bir ses indirdi ve bana benimle de konuş dedi. Ellah, Ellah diye haykırdım ve ey bizi, fıtratından çıkardığı su ile toprağa ekip hayat veren, bazan Rahmet ve bazan gazap yağdıran, gözümün yaşı gibi ağlatan ve güldüren muhteşem güç! Dünyamızı sarıyor ve kucağına alıyorsun, indirdiğin su ile hayat veriyorsun. Bazan Duman olur toprağa ve nebatata sarılıyorsun, çocukların imiş gibi onları severek aşılıyorsun. Rüzgâr gibi bazen şık ve zarif oluyorsun, bazen de şiddetli ve öfkelisin. Bazen denizlere girip yıkanıyor ve sonra Sema’nın içine girip kendini örtüyorsun.

Ey beni avucu içine alan ve görüş alanımı tamamen örten latif vücutlu, gücü ve maharetleri olağan üstü nur yumağı gül bulutum! Seni, enderin saygılarımla selâmlıyorum. İhtişamına, görkemine, gücüne, kudretine Maşallah Subhanellah diyorum. Lüdfen söyler misin sen kimsin?

“Sözlerin hoşuma gitti ey Rahmetimin eseri kulum! şeklinde bedenimi altı yönden saran bir ses duydum. Titremeğe başladım. Dilim tutuldu ve buz gibi dona kaldım. Bana; “Titreme öyle, rahat ol, Ben, Azîz Rahîm isimlerimle konuşan senin Rabbinin. Beni nasıl idrak ettiğini bana söyle” buyurdu. Azîz Rahîm ismi şerifleri ile bana seslenen alemlerin rabbi Taala Rahman’ın hitabına mazhar olmanın saadeti beni sardı ve rahatladım, dilim açıldı ve konuşmağa başladım.

Ey Azîz Rahîm Yüce Rabbim efendim! Zati âlilerini görmüyorum, ama yüce sözünüze inanıyorum. Çünkü anılan sözü, zati alinizden başkası diyemez. Biliyorsun kul olarak zati alinizi anlamak ve anlatmak mümkün değildir. Zati âliniz ile nasıl konuşacağımı dahi bilmiyorum. Ama ne olursa olsun alemlerin Rabbi yüce Rabbim ile konuşmak, benim için eşi bulunmaz bir hediyedir.

Önce Zati alilerinize en yüce şükranlarımı ve sonsuz Hamd-u Senalarımı, en derin saygılarımla arz ediyorum. Yüce Rabbim Efemdim. İnsan ve cin ırkına efendi yaptığın ve âlemlere Rahmet olarak gönderdiği ilk kulun ve sonun ilki ilk Nebin Muhammed Resulullah Sellellahu Aleyhi ve Sellem Rahîm efendimiz, biz kullarına öğrettiği yüce sözlerinize göre zati âlilerinizi biliyor ve şüphesiz öylece inanıyorum.

Ama zati âlinizin fıtratını bilmiyorum. İlmi ve gücü sınırsız, istediğini istediği anda yapabilen, yarattığı varlık âlemlerinin tek sahibi, her şeye egemen bir sultan olduğunuzu biliyor ve öylece inanıyorum. Ey gücü ve kudreti, ilmi ve Rahmeti sınırsız bulunan Yüce Rabbim! Önce günahlarımı meccanen bağışlamanızı ve Hüsnü rızanıza mazhar buyurmanızı istirham ediyorum. Eğer izni âliniz olursa, zati âlilerinizden öğrenmek istediğim iki husus vardır;

  1. Bütün kullarınızla her an nasıl beraber oluyorsunuz?
  2. Nur topu bulut ile dolunayın bana gösterdiği Hüsnâ yüzler kime aittir?

Yüce Rabbimden gerekli cevabı aldıktan sonra beni saran gül bulutu ayrıldı ve bulut silsilesine katıldı.

Yine titremeğe başladım. Bu arada toprak, buhar gibi bir nur dalgası çıkardı ve bana üfürdü ve beni sakinleştirdi. Toprağa teşekkür ettim ve kendi kendime konuşmağa başladım.

Ey dostum toprak! Beni tanırsın. Bulut ile senin sülalesinden yaratıldım. Nefsani ve şeytani eğilimlerimize uyduk ve yüce Rabbimiz Taala Rahman’a ası olduk ve seni suçladık, dünya kötüdür dedik. Oysa gıda üretir bize yedirirsin, su çıkarır bize içirirsin, hayat boyu karşılıksız olarak bize hizmet edersin. Canlı bedenimizi sırtında, ölü cesedimizi bağrında taşırsın. Taala Rahman’in huzurunda bezden çok daha kıymetli olduğunu bilirim. Ama seni, senin gibi tanımıyorum. Seni senden dinlemeden önce bana söyler misin? Âlemlerin Rabbi, küçük bulutun üzerinde nasıl oturur ve benimle konuşur? Sorum üzerine toprak da benimle konuşmağa başladı ve şöyle dedi.

“Taala Rahman’ın yarattığı her şeyin suretleri ve sesleri, varlık alemlerini yoğun ve latif hava tabakaları olarak saran soluk ve ışık silsilesinin batın yani iç alanı içindedir. Ama soluk ve ışık silsilesi; Kapsamında bulunan her nesnenin, Melek, cin ve insan gibi her canlının resmini, sözlerini ve işlerini, Batın yani Ladîf yani kendi iç alanı içinde tutar göstermez. Eğer soluk ve ışık silsilesi; Batın yani kendi alanı içinde saklı tuttuğu suretleri ve canlıları, konuştukları sözleri ve yaptıkları işleri ile birlikte aynı anda sana gösterse o zaman kaos meydana gelir ve aklını yitirirdin.

Taala Ellah; (2/115.) “Hangi yöne dönerseniz dönün Taala Ellah’ın Hüsnâ yüzü karşınızdadır. (47/35.) Taala Ellah sizinle beraberdir” buyurdu. Taala Rahman; Hangi makamda oturursa otursun, hangi mekanlarda dolaşırsa dolaşsın Hüsnâ Yüzü, varlık alemlerini saran Nûrun ve soluğun batın yani Ladîf yani kendi iç alanı içinde her an bulunur. Taala Rahman‘ın Hüsnâ yüzünü gösteren ve sesini duyuran ışık ve soluk silsilesi, aldığı emre göre iş gördüğü için bizimle beraber bulunan Taala Rahman’ın Hüsnâ yüzünü, batın yani kendi alanı içinde saklı tutar sana göstermez.

Eğer soluk ya da ışık silsilesi, kendi alanı içinde saklı tuttuğu Taala Rahman’ın Hüsnâ yüzünü sana gösterse o zaman helak olup yok olurdun. Onun için Taala Rahman: (42/51.) “Dilediği insan ile ya istediği bir şeyi ilham ederek ya perde arkasından sesini duyurarak ya da gönderdiği Resul ile dilediğini tebliğ ederek konuşur.” Rabbinin sözlerini, perde arkasından sana duyuran kendi soluğundur. Seni sarıp seninle konuşan bulutun, güneş ve rüzgarin seslerini de sana duyuran kendi soluğundur. Eğer sacidlerden ihlâslı bir kul olabilirsen ve eğer Rabbin dilerse o zaman soluğun ya da ışığın ya da Nübüvvet Nûr’unu galbinde taşıyan Mukaddes Ruhun; Azîz ya da Rahîm ismi şerifleri ile görünen Rabbinin Hüsnâ yüzünü görüş alanına indirir. O zaman sadece Rabbının Hüsnâ yüzünü görürsün ve Rabbin ile birlikte yaşarsın. Tafsilatı ilerde yazacaksın” dedi.

Beni rahatlatan toprağa teşekkür ve saygılarımı sunduktan sonra kendisine; Ey Sacidlerden olan ve fıtratından yaratıldığım sevgili toprak! Biz insanlardan kimi, üzerine put dikiyor ve puta tapıyor, kimi, Taala Ellah ile beraber tanrı ediniyor, kimi de ben tanrıyım diyor, kimi kan akıtıyor ve zalimlik yapıyor, kimi seni tapuladı, ürettiğin nimetleri eline geçirdi. Yoksul olanları ve açlıktan ölenleri görmüyor. Sırtını pisliklerle ve içini leşlerle doldurup seni kirletiyoruz. Ama sen ayırımsız olarak her kese ve her şeye hizmet ediyorsun. Ey ikram ettiği nimetlerle bize karşılıksız olarak hizmet eden sevgili toprak! Seni sana anlatıyorum beni bağışlamanı diliyorum. Ama seni, senden dinlemek istiyorum, kendini bana tanıtırmısın, sen kimsin?

Toprak bana; “Galbi nübüvvet nuru ile coşan, içi ateş korları ile dolu yanan, duyguları örtülü olduğu için içinde yanan ateş korlarının acılarını hissetmeyen, bulutların gözyaşları ile yüzü gülen,  karşılık beklemeden her şeye ve herkese hizmet eden Sacid kullardan bir kulum. Taala Rahman; Üzerimde yaşayan insanların bedenini, benim sulu bedenimden üretti ve kendi Ruhundan üfürdüğü Ruh ile can verdi ve soluğundan nefes aldırdı. Onun için bedenin, bedenimin ürettiğim muhtelif nebatat ve canlı türlerinin eğilimlerini taşır.

Toprağa karşı gösterdiğin tavrı kendine yapıyorsun. Söz ve işlerinle üretip bulutlara yüklediğin dalgalardan hem nimet ve hem de bela buluyorsun, ama bilincinde değilsin. Bunu bil ve cennet mekânlarına uçabilmen için kendine Hüsnâ yüzlü beden üretmeğe çalış.

Aksi halde öldüğün zaman, içimde yanan ateş korlarının içine, duyguların açık olarak ineceksin. O zaman acılarını dindirecek bir yardımcı ve yüzünü güldürecek bir bulut görmeyeceksin. Ateş korlarının içinde acılar çekeceksin” dedi ve sustu.

Kendi kendime konuşmağa başladım. Güneş, Ay, yıldızlar, dünya, taş ve toprak, su ve nebatat, karşılıksız olarak bana hizmet ediyor. Bana karşılıksız olarak hizmet edenlere saygılarımı sunup bir teşekkür dahi edemiyorum. Onlar gibi karşılıksız hizmet eden sacid bir kul da olamıyorum. Halim ne olacak diye ağladım.

Sabah Namazına bir saat kala, “Ellah, Ellah” şeklinde derin ve yoğun bir zikir sesi duydum. Balkona çıktım dinledim. Ellah, Ellah şeklinde zikir yapan gece dolaşan bir köpek idi. Emin olmak için köpeğin yanına indim. Merhaba dedim ve elimi uzattım. Köpek, sağ ön ayağını kaldırdı ve benimle tokalaştı. Kendisine “Lütfen bir daha Ellah der misin” dedim. Önce sola baktı. sonra sağa baktı ve Ellah dedi. İsteğimi yerine getirdiği için yanağından öptüm ve kendisine teşekkür ettim.

Böylece Taala Ellah’ın; (6/38.) “Havada uçan ve karada yaşayan hayvanların hepsi, sizin gibi bir ümmettir” anlamını taşıyan buyruğunu tecrübe ederek kavramış oldum. Gördüm ki

bizim gibi ümmet olan hayvanlardan kimi; Salih kullar gibi Ellah, Ellah diyerek zikir yapıyor, kimi de Salih olmayan kullar gibi birbirine havlıyor.

Evet Muhterem okuyucularım! Hikâyemin özeti budur. Hikâyemi emsal edinerek benim gibi bir tecrübe yaşayabilirsiniz.

Ama ben hikâyelerle ilgilenmem. Gur’an-i Kerim’den, Rabbimi görmeme vesile olabilecek canlı bir delil istiyorum derseniz o zaman Gur’an’i Kerim’in ifade buyurduğu canlı delillerden bazı örnekleri kısaca hatırlayalım.

 

GUR’AN-İ KERİMDEN CANLI DELİLLER

 

Mesela: (2/61, 73.) “Aleyhisselâm Musa’nın kavminden bir Yahudi, mirasına konmak üzere zengin bir akrabasını öldürür ve ardından öldürdüğü insanın katilini aramaya başlar. Sonunda İsrail kavmi, katili bulamaz ve cinayet suçunu, birbirinin üzerine atar. Vaki olay üzerine Musa Aleyhisselâm; İsrail kavminden olan katili ortaya çıkarmak için Taala Ellah’ın emri üzerine bir sığır kurban etmelerini ister. Anılan emir, sığıra tapan İsrail kavmine ağır gelir. Ama daha önce Taala Ellah tarafından üzerlerine yağdırılan belaları bildikleri için sığır kurban etmeyi kabul ederler. Fakat Aleyhisselâm Musa’ya; Kurban etmeleri gereken sığırın yaşı, rengi ve evsafı hakkında muhtelif sorular yönelterek işi sulandırıp sığır kurban etmekten kurtulmayı denemekten de geri kalmazlar.

Musa Aleyhisselâm; Anılan sığırın “Su taşımamış, tarla sürmemiş, ne genç ve ne de yaşlı, sağlıklı ve kusursuz, orta boylu, altın sarısı renginde” olması gerektiğini söyleyince tamam dediler. Çünkü anılan evsafta bir sığır kendilerinde yoktu.

Ama bilmedikleri bir husus vardı. Kurban olayından çok önce bir zamanda, orman kenarında yaşayan yaşlı ve fakir bir müminin yaşıyormuş. Yaşlı müminin küçük bir danası ve bir de küçük bir çocuğu varmış. Yaşlı olan mümin; Danasını alır ve “ey Rabbim! Bu danayı çocuğumu büyütene kadar sana emanet ediyorum” der ve ormana salar. Adam ölür, çocuk büyür ama dananın akıbetinden haber yoktur.

Geleceği gören ve bilen Yüce Rabbimiz; Yaşlı adamdan teslim aldığı emaneti, Aleyhisselâm Musa’nın kavmine önerdiği evsafı taşıyan özellikte büyütür ve ormanda korur. Yaşlı adamın çocuğunu da korur ve büyütür. Ama çocuk fakir sınıfındandır.

İşte bu sırada, tarih boyu Hızır diye anılan ve ledün ilmine sahip bir kul ortaya çıkar ve yaşlı adamın, Rabbine teslim ederek ormana saldığı danayı bulur ve sığırın varisi olan gence teslim eder ve kendisine;“Bak İsrail kavmi bu sığırı satın almak için sana gelecektir. Sakın ha! Sığırın ağırlığı kadar altın almadan sığırı onlara satma” der ve emredilen sığırı bulamamanın keyfini süren İsrail kavmine gider ve onlara falan yerde istediğiniz evsafa sahip bir sığır vardır der ve sığırın bulunduğu adresini verir.

Gurban ile mükellef kılınan İsrail kavminin ileri gelenleri, istemeyerek de olsa anılan adrese gider ve aradıkları evsafa sahip sığırı bulur ve sığırın ağırlığı kadar altın verir ve sığırı satın alır ve kurban mahalline getirir ve emri uygular. Aleyhisselâm Musa; Kesilen gurbanın etinden bir parça et öldürülmüş cesede vurmalarını söyler. Emri uygulayanların arasında sığırı bulan kul da vardı. Emir uygulanır ve ceset dirilir. Dirilen ceset, kendisini öldüren adamı gösterdikten sonra tekrar ölür. Böylece İsrail kavminin, “ölüler dirilmez ve altına ve sığıra tapma” şeklinde ki inançları de yıkılmış olur.” Şimdi dikkat edelim! Bir et parçası ölü diriltmez. Bildiğimiz ve inandığımız gerçek, ölüleri sadece Taala Ellah diriltir.  O zaman bir et parçasını ölüye vurup ölüyü dirilten kul acaba kimdir?

Mesela: (28/15, 20.) “Aleyhisselâm Musa, Firavunun yanında iken bir gün şehre iner. Biri kendi halkından ve öteki kendi düşmanından olmak üzere iki kişinin kavga ettiğini görür. Kendi halkından olan kavgacı, kendini yardıma çağırır. Bunun üzerine Musa, kendi düşmanından olan adama bir tokat indirir ve adam ölür. Hz. Musa; Ertesi sabah korku içinde çevresini gözetleyerek şehirde dolaşırken, bir gün önce kendisinden yardım isteyen adam yine kendisini yardıma çağırır. Bu sefer Musa, anılan adama sen gerçekten açık bir azgınsın der ama ikisinin ortak düşmanı olan kişiyi yakalamak üzere hareket eder. Anılan düşman ey Musa! Dün öldürdüğün adam gibi beni de mi öldüreceksin, sen bir zorba mısın? Şeklinde bağırır. Tam bu sırada şehrin en uzak bir yerinden kimsenin tanımadığı bir kul gelir ve ey Musa! Şehrin ileri gelenleri seni öldürmek için görüşüyorlar. Ben senin iyiliğini isteyen kimseyim, hemen şehirden çık git der. Anılan uyarı üzerine Musa, Rabbine dua eder ve şehirden kaçar.”

Acaba anılan kul kimdir?

Mesela: (7/142, 143. 20/10,21.) Aleyhisselam Musa; Kardeşi Harun, Hanımı ve kendisine inanan müminler ile birlikte soğuk bir gecede  çölde yol alırken dağda bir ateş görür. Ateş almak için dağa çıkar. Tahmin ettiği yere gelince Taala Ellah; (28/30. 20/14.) Ya Musa! Ben âlemlerin Rabbi Ellah’ım” buyurdu. Anılan sesi duyan Musa Aleyhisselâm heyecanlanır ve titremeğe başlar. Bunu üzerine Taala Ellah, kendisine, elinde tuttuğun şey nedir diye bir sorar. Aleyhisselam Musa, elinde tuttuğu şeyin bastou olduğunu söyler ve Rabbi ile  sohbete başlar. Taala Ellah, kendisini Resul tayin ettiğini söyler ve anılan görevi nasıl yapacağını öğretir. Sonra da kendisine Tevrat kitabını yazdırır ve öğretir ve böylece baston ile başlayan sohbet kırk gece sürer. Aleyhisselam Musa; Rabbi ile yaptığı samimi sohbetin sonunda Taala Ellah’ı görmek istedi. Alemlerin Rabbi kendisine “Benim yüzümü göremesin, ama şu dağa bak, eğer dağ yerinde durursa o zaman beni yüzümle görürsün” buyurdu. Alemlerin Rabbi, Hüsnâ yüzünü dağa gösterince dağ parçalandı ve toz dumana döndü. Aleyhisselâm, Musa, parçalanan dağın tozlarına karıştı ve düşen yıldırım ateşi ile pişti ve yağmur suları ile eridi ve toprak oldu.

Taala Ellah, Musa’yı diriltip eski haline getirince Hz. Musa, ey Rabbim! Sana inanan müminlerin ilk benim dedi ve gıyabı imanda kaldı. Çünkü olağan üstü şiddet ve yoğunlukta Nûr yayan Taala Rahman’ın Hüsnâ yüzünü, (6/103.) “İnsan basireti idrak edemez. Onun için Aleyhisselâm Musa gıyabı imanda kaldı. Eğer Alemlerin Rabbi; Rahman ismi şerifi ile beşer olarak görünse ve ben Alemlerin Rabbiyim dese o zaman imtihan kalkar ve kayıtsız şartsız ıtaat mecburuiyeti başlardı. O zaman itaat etmeyenler helak olurdu. Fakat Taala Ellah, zati alilerini görememe üzüntüsünü taşıyan (18/65, 82. ) Aleyhisselâm Musa’yı kırmadı ve bir kuluna gönderdi. Hz. Musa, anılan kulu bulur ve kendisi ile beraber bir yolculuğa çıkar. Refik olduğu kul, yolculuk esnasında üç iş yapar. Ama Aleyhisselâm Musa, anılan üç işe de muhalefet edince anılan kul yolculuğu sona erdirir ve kendisine yaptığı işlerin sebebini şöyle izah eder.

  1. Yaptığım üç işi benim kendi işim olduğu için yapmadım. Bindiğimiz tekne yeni bir tekne idi, sahibi de fakir bir müminin idi. Denizde ki korsanlar yeni tekneyi almak için bizi takip ediyordu. Tekne sahibi de korsanların şerrinden kurtulmak için dua ediyordu. Tekneyi korsanların elinden kurtarmak içi tekneye zarar verdim ve böylece düanın gereğini yaptım
  2. Anne-babasını döğen ve hayatlarını çekilmez hale getiren kafir ve ası bir çocuk vardı. Çocuğun anne-babası kendilerine ası olan çocuğun öldürülmesini ve kendilerine merhametli bir çocuk vermesini Rablerinden istedi. Biz de murat ettik; Rableri, küfür ve isyan içinde olan çocuğun yerine kendilerine iyi bir çocuk versin diye küfür ve isyan içinde olan çocuğu öldürdüm.
  3. Altında hazıne bulunan duvar, kasabada bulunan iki yetim çocuğa aittir. Babaları salih bir adam idi. Yetim çocuklar; Büyüdükleri zaman Rablerinin bir hediyesi olarak anılan hazineyi kazıp çıkarmaları için yıkık duvarı yapmamı da senin Rabbin istedi.

Dikkat edelim! “Ben istedim, biz istedik ve senin Rabbin istedi” diyan, Nebi ve Resullere yardım eden ve Hz. Musa’ya Hikmet ilmi öğreten ve tarih boyu Hızır diye anılan kul; Musa’nın Rabbi tarafından istenilen işi yani altında hazine bulunan duvarı yaptıktan sonra Hz. Musa, kendisine (18/77, 78.) “Bu işten elbette bir yemek bir ücret alabilirdin” der. Anılan kul, işte seninle benim aramdaki fark budur dedi ve arkadaşlığı sona erdirdi. Ücret ve yemek işin içine girince ayrılık vaki oldu.

Yine dikkat edelim! Bütün Nebi ve Resullerin ortak söylemi; (26/109.) “Biz sizden ücret istemiyoruz” şeklindedir. Ama Nebi ve Resul olan Musa Aleyhissela, hem ücret ve hem de yemek istedi. Arkadaşı ise, ücret de yemek de istemedi.

(51/57. “Âlemlerin Rabbi da, ücret ve yemek istemez. Çünkü yediren ve içiren Taala Rahman’dır.” Taala Rahman’ın, Hz. Musa’yı gönderdiği kul da ücret ve yemek istemiyordu. Ama Hz. Musa; Olağan üstü işler yapan, ücret ve yemek istemeyen kulu tanımadı ve yaptığı işlerin üçüne de muhalefet etti.

Yine dikkat edelim! Hz. Musa’nın bulduğu kul, (18/65) “Taala Ellah’ın kullarından bir kuldur.” Ayette geçen ABDEN yani kul kelimesi nekiredir. Nekire, tanınmayan kişi demektir. Yani Hz. Musa’nın bulduğu kul, Taala Rahman ile Meleklerden başka kimsenin tanımadığı bir kul idi. “Muhammed ün” şeklinde okunan isim de nekiredir. Semalarda ismi “Mahmud” olan zat, beşer olarak yaratılmadan önce kendisini Rabbinden ve Melek ırkından başka kimse tanımıyordu.

Kimsenin tanımadığı Muhammed Resulullah Efendimiz; Aleyhisselam Adem’ın yaratıldığı tarihten sonra Azîz, Rahîm, Reûf, Kerîm ismi şerifleri ile beşer olarak görünürdü.

Yine dikkat edelim! 26 inci Süre 9, 104. 122. 140. 159. 175. 191. 217.) İlgili Ayetlerin duyurularına göre Taala Rahman; Nebileri ve Resulleri ile konuşurken; Senin Rabbin Azîz Rahîm dır” şeklinde hitap buyururdu.

Acaba Aleyhisselâm Musa’ya Refik olan, Nebi ve Resûllere, Azîz Rahîm isimi şeriflerle hitab eden zat; Azîz Rahîm ismi şerifleri ile görünen Taala Rahman mıdır? Yoksa Azîz Rahîm ismi şeriflerini taşıyan sonun ilki ilk Nebi Muhammed Resulullah efendimiz mı dır? Beşer süretinde görülen zat, kenini tanıtmadan  anılan sorunun cevabını asla bilemeyiz.

Nitekim (18/65.) Nebi ve Resul olan Hz. Musa; Nebilere ve Resullere yardım eden ve zat ilmini ve Rahmetini kullanan ve kendinden daha bilgili ve arif olan ve kendisinin yapamayacağı olağan üstü işleri yapan, yemek ve ücret istemeyen zatın Azîz Rahîm ismi şerifleri ile beşer olarak görünen Alemlerin Rabbi Taala Rahman mı? Yoksa Zat Nûr’u fıtratında taşıyan Nübüvvet Nûr’unun sahibi ve Mukades Ruh ile eğilimlerini kullanan Azîz Rahîm ismi şerifleri ile beşer olarak görünen sonun ilki ilk Nebi Muhammed Rahîm Efendimiz mı? Olduğunu bilemedi.

İşte Alemlerin Rabbi Yüce Rabbimiz Taala Rahman’ın sırrına ulaşılmaz siyasetlerinden biri de budur.

 

TAKDİM SOHBETİMİN HULASASI

 

Muhterem okuyucularım! (2/286. 3/150. 5/55. 9/51. 22/78.) Bizi yaratan, büyüten, yediren içiren, yardım eden, şifa ve afiyet veren, yöneten, öldüren dirilten, velimiz, valimiz, Mevlâmız ve Mevlana’mız Yüce Efendimiz Alemle Rabbı Yüce Rabbimiz Taala Ellahû Rahman Azîz Rahîm’dır. Yüc Rabbimiz, zati âlilerine (2/3. 36/11.) gıyaben iman etmemizi emir buyurdu. Çünkü imtihan için en güvenli ve en özgür alan, Yüce Rabbimize gıyaben iman etmek alanıdır. Ama gıyaben İman Ettiğimiz Yüce Rabbimiz her zaman bizimle beraberdir. Çünkü soluğumuz ile ışığımızın batın alanı içinde bulunan Yüce Rabbimizin Hüsnâ Yüzü; (2/115.) Ne yöne dönersek dönelim, ne yöne gidersek gidelim, ne iş yaparsak yapalım her an görüş alanımızdadır.

Kendi Ruhundan bize üfürdüğü Mukaddes Ruh canımız, Nuru ışığımız, soluğu nefesimiz, Hüsnâ Yüzü görüş alanımız olan yüce Rabbimiz bizi ve yaptığımız işleri görüyor ve sırlarımızı biliyor ve sözlerimizi duyuyor. İmanımıza, söz ve söylemlerimiz ile iş ve eylemlerimize göre de bize muamele ediyor.

Yüce Rabbimiz; Çaresiz kalan kullarının imdadına Azîz Rahîm ismi şerifleri ile görünen bir zat olarak gidebilir. Ya da Ezeli nurundan yaptığı ve Rahîm Azîz ismi şeriflerini verdiği ilk nuru, sonun ilki ilk Nebi, sevgili kulu Muhammed Resûlullah Rahîm efendimiz ile de gidebilir.

Nurundan yaratıldığımız Sevgili kulun Nübüvvet Nuru galbimizin fıtratındadır. İmamul Mübin olarak da aslımızdır, (9/128. 49/7.) Nefsimizden bir Azîz olarak üzerimizde Harîstir, Müminlere Reûf ve Rahîm’dir, (5/55.9) Velimiz ve (33/6.) Evlanâmızdır, her zaman bizimle beraberdir. Rahîm ve Reûf olarak bize yardım eder. Nebi ve Resul olarak bize yol verir, Mehdi ve Hızır olarak da çaresiz kalan kulların imdadına kavuşur ve (38/86) Yaptığı yardımlardan dolayı da hiç ücret almaz. Soluğumuzun batın alanı içinde bulunan Hüsnâ yüzünü her ana bize gösterebilir ve soluğumuz ile de her zaman bizimle konuşabilir.

İşte Taala Ellah’ın; Kendi nurundan yaptığı, Azîz ve Rahîm ve Reûf ve Kerîm ismi şeriflerini isim olarak verdiği ve kendisi ile biz olarak iş yaptığı ve taleplerimizi, kendisi ile bilikte karşıladığı ilk Nûr, sonun ilki ilk Nebi, Azîz, Rahîm, Reûf Ahmed-i Mahmud Muhammed’ül Emîn Resûlullah efendimiz böyledir.

Nitekim Yüce Nebi Ahmed-i Mahmud Muhammed Rahîm Efendimiz, “Beni gören Rabbimi görür” buyurdu.

Eğer Besmele Ayeti ile söze ve işe başlar ve aklımız ile beynimizı; Sünnetli Gur’an ile kullanır ve Tagva kelime paketi ile ferdî, ailevi ve içtimaî hayatımızı Muhammed Resulullah Rahîm Efendimizi örnek alarak üretirsek ve ihlâs üstü mertebeye çıkarsak o zaman soluğumuz, kendi alanı içinde bulunan Yüce Rabbimizin ya da Muhammed Rahîm Efendimizin, Azîz Rahîm ismi şerifleri ile görünen Hüsnâ yüzünü akıl gözümüzün görüş alanına indirir.

Gürüş alanımıza inen Hüsnâ Yüz, bize kendini tanıtmadan gördüğümüz Hüsnâ yüzün Taala Rahman’ın Azîz Rahîm ismi şerifleri ile görünen Hüsnâ yüzü müdür yoksa Azîz Rahîm ismi şerifleri ile görünen Muhammed Resûlullah Rahîm efendimizin Hüsnâ yüzümüdür asla bilemeyiz.

Taala Rahman’ın ya da Muhammed Rahîm Efendimizin Azîz Rahîm ismi şerifi ile görünen Hüsnâ yüzü ile yüzleşmek isteyorsak o zaman Muhammed Resûlullah Efendimizin görüşünü görüş, hayatını yaşam tarzı edinmemiz ve nefsimiz ile birlikte ile tevhide ulaşıp ihlâs üstü merebeye çıkmamız ve kendimize Hüsnâ yüzlü beden üretmemiz gerekir.

Eğer ihlâs altı boyutlarda kalırsak o zaman en büyük düşmanımız olan dişil nefsimiz ya da şeytan uykuda ya da uyanık iken görüş alanımıza iner ve kendini tanıtmadan ben senin tanrınım, ben senin peygamberinim, ben senin şeyhinim der ve bizi kandırır ve kendine köle eder. Rabbim koruya Amin.

Eğer Hüsnâ yüz; İhlâs altı boyutta olmamıza rağmen Azîz Rahîm ismi şerifleri ile görüş alanımıza inerse ve Ben Taala Rahman’ım ya da ben Taala Ellah’ın Resûlü Muhammed Mustafa’yım derse o zaman gördüğümüz yüz gerçektir. Çünkü dişil nefsimiz ile şeytan, Taala Ellah ile Muhammed Resûlullah Rahîm efendimizin ismi şeriflerini kullanıp kendini tanıtamaz.

Eğer Besmele Ayeti ile söze ve işe başlar ve aklımız ile beynimizi Sünnetli Gur’an ile kullanır ve kendimize Hüsnâ yüzlü beden üretebilirsek İnşallah Azîz Rahîm ismi şerifleri ile görünen Hüsnâ yüzleri görürüz.

Muhterem okuyucularım! Alemlerin Rabbini bize öğreten Gur’an Ayetlerini, ilahi şeklinde özetledim. Şimdi anılan ilahi ile bize bizden yakın olan Yüce Rabbimizi ihlâs ile  zikredelim.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BİSMİLLAHİ RAHMANI RAHÎM

           ELHAMDU LİLLAHİ REBBİL ALEMİN

 

Bir Tanesin Ekbersin Hû Ellahû Ehed’sin

Her şey sana muhtaçtır Hû Ellahû Samed’sin

Amentü ve Seddegtü…Amentü ve Seddegtü…

 

Doğmadın doğurmadın Ezel-Ebed bir Nûr’sun

Hiç bir dengin olmadı Örneğin yok Tekbir’sin

Amentü ve Seddegtü…Amentü ve Seddegtü…

 

Dirisin ölümsüzsün Heyyun Gayyum Ellah’sın

Uykun yok duruşun yok her gün yeni iştesın

Amentü ve Seddegtü…Amentü ve Seddegtü…

 

Örneksizdir sözlerin Mükemmeldir işlerin

Yaratan yönetensin Hû Ellahû Rahman’sın

Amentü ve Seddegtü…Amentü ve Seddegtü…

 

Rahimlerde üretensin Sevgi ile büyütensin

İyilikle yaşatansın Hû Ellahû Rahîm’sın

Amnetü ve Seddegtü…Amentü ve Seddegtü…

 

 Tek Egemen Sultansın Melikül Hak Ellah’sın

Mülk senin kullar senin Ne dilersen yaparsın

 Amentü ve Seddegtü…Amentü ve Seddegtü…

 

 Alemlerin Rabbisin Yüce Bir Efendisin

 Taala Hû Ellahû Rahman Azîz Rahîm’sin

 Benim güzel Rabbımsin Azîz Rahîm Efendim…

 

Tevekkeltü Aleyke Azîz Rahîm Efendim…

Azîz Efendim Rahîm Efendim Rabbim Efendim…

 

TAKDİM SOHBETİMİN SONU

 

Muhterem okuyucularım! Takdim sohbetimi; Taala Ellah’ın, Sünnetli Gur’an ile bütün insanlara yaptığı umumi duyurunun bir özetini ve Ömre ziyaretim esnasında bana yaşatılan hallerden bazılarını ifade eden bir ilahi ile tamamlamak istiyorum.

 

  1. “Ey Âdem oğulları kullarım! Size İmamül Mümübin örneği bir beyin ve güzel bir beden yaptım ve kendi Ruhumdan akıl yüklü bir ruh üfürdüm ve size can verdim ve böylece sizi şerefli ve kerametli insanlar yaptım.
  2. Yarattığım Semavat ve Arz silsilesi gerçektir. Ülkelerimi, oyun oynamanız için yaratmadım. Ülkelerimi, sizi imtihan etmek için yarattım.
  3. Sadece âlemlerin Rabbi bulunan Taala Ellahû Rahman Rahîm Rabbinize inanın ve sadece zati alilerinden yardım isteyin.
  4. Görüşlerinizin doğru olduğunu sanıp tefrikaya düşmeyin. Yöneticileriniz ile birlikte bir araya gelin ve size yardım etsin diye edindiğiniz sahte tanrılarınızı ve yaptığınız batıl yasalarınızı terk edin.
  5. En son Nebi olarak gönderdiğim Muhammed Resûlüme uyun ve kendisine kayıtsız şartsız teslim olun ve size tebliğ ettiği Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sisteminin temel hükümleri ile uygulama yasalarına göre ferdî, ailevî ve içtimaî hayatınızı üretin.
  6. Aksi halde insan ve cin şeytanları ile nefsinizin şerrinden ve anılan şerlerin büyüsünden korunmanız ve ihlâs üstü boyuta çıkıp kendinize Hüsnâ yüzlü beden üretmeniz ve Arşa doğru uçup cennet mekânlarına çıkmanız mümkün değildir.”

(Konunun tafsilatını, ilgili sohbetlerimde bütün boyutları ile okuyacağız İnşallah.)

 

 

 

 

BEKLEDİM

 

Sina Dağından sesledim

Hîra Dağında bekledim…

Yüce Rabbim Hûûû Ellah

Melek gibi gelir diye…

                                      Bekledim, bekledim gelmedi…

Bekledim, bekledim gelmedi…

Kudüs evinden seslendim

Kâbe evinde bekledim…

Yüce Rabbim Hûûû Rahman

 Hızır gibi gelir diye…     

                                      Bekledim bekledim gelmedi…

                                      Bekledim, bekledim gelmedi…

Sefa dağından seslendim

Merve dağında bekledim…

Yüce Rabbim Hûûû Rahîm

Nebi gibi gelir diye,..

                                      Bekledim, bekledim gelmedi,..

Bekledim, bekledim gelmedi…

Araf’atta boyun eğdim

Mahşer ile fikir ettim…     

Kalem gibi teslim oldum

Ele alır beni diye…

                                      Bekledim, bekledim gelmedi…

                                      Bekledim, bekledim gelmedi…

Galbimin üstüne yattım

Sıktı beni sağa döndüm…

Örneği yok bir zat gördüm

Yazı yazar kalem ile………

 

 

 

 

 

 

     ÂDEM PROJESİ İLE BAŞLAYAN TARİHİ HİKAYEMİZ      

 

Muhterem okuyucularım! Bildiğiniz gibi Tarihi hikâyemiz, Melekleri tedirgin eden ve cinlerden olan iblisin isyanına sebep olan insan ırkının ilk örneği Âdem Aleyhisselâm babamızın yaratılış projesidir. Onun için Âdem projesi, uzay tarihinin en büyük siyasi eylemi olmuştur. İnsan ve cin ırkının ferdî hayatını Âdem projesi başlatan Taala Rahman, SECDE olayı ile de siyasi hayatlarını başlatmıştır.  

Bu nedenle Adem projesinin mahiyetini anlayıp kavramadan kendi fıtratımızi, ferdi ailevi ve siyasi hayatımızı, şimdi ve ölüm ötesi hayat süreçlerimizi doğru olarak bilmemiz ve kendimize Hüsnâ yüzlü beden üretmemiz mümkün değildir.

Bu sohbetimde; Yer adası ile cin ırkının ve Adem babamızın yaratılış yönteminin bir özetini ve ardından insan kelimesinin fıtratını bütün boyutları ile izah etmeğe çalışacağım. Secde olayı ile başlayan siyasi hayatımızı ise ilgili sohbetimde okuyacağız inşallah.

(2/22.) Alemlerin Rabbi Taala Rahman; İnsan ve cin ırkını imtihan etmek amacı ile önce üzerinde yaşadığımız yer adasını görüş alanına indirir. İçinde yaşadığımız Semanın içine inen yer adası, yaratılmanın keyfini çıkarırcasına hem kendi etrafında ve hem de hava boşluğun içinde yuvarlanmağa başlar. Giderek dönüş hızını artıran yer adasının ateşi yükselir ve bedeninden alevler çıkmaya başlar. Süreç içinde yer adasının dönüş hızı artınca yerin ataşı daha da yükselir ve yüzeyi ateş korlarına döner ve yer adası kendi kendini yakmağa başlar ve şöyle nida eder.

Ey Yüce Rabbim!

Galbim Nübüvvet Nurunla coşuyor,

Bedenim ateş korlarına döndü yanıyor,

Yüzüm susuzluktan kurudu çatlıyor,

Gözlerimden ateş dalgaları çıkıyor,

Bulutlar benim için niye ağlamıyor?

Yerin nidasını dinleyen (15/27. 55/15.) Yüce Yaratıcı Rabbimiz Taala Rahman, kendi kendini yakmağa başlayan yer adasından yükselen galbi nur dulu alevlerin enerji dalgalarından cinleri yaratır.

Sonra (2/29. 67/3.) yer adasını, hava tabakaları ile sarar ve kendi etrafındaki dönüşü ile güneşin etrafındaki yolculuğunu ayarlar ve yer adasını gece ile günlere büründürür. Sonra Duhan ve Bulut silsilesi ile sarar ve yerin ateşini soğutur.

Ardından bulut silsilesi ile yerin üzerine şiddetli yağmurlar indirir ve yerin ateşini, yerin içine gömer ve üstünü denizlerle donatır, dağlar ile tahkim eder ve Hîn zaman sürecine göre ömrünü belirler.

Bulutların gözyaşları ile sulanan, toprak ile yüzleşen, dağlarla vücut bulan, denizlerle süslenen, gün ve dolunaylı geceler ile bir başka güzelliğe bürünen yer adası; Bulut silsilesinin, yağmur damlaları ile kendine ektiği gedîr programlarını önce çekirdek, tohum ve yumurta olarak ardından da muhtelif nebatat ve hububat ve bir takım canlı türleri olarak üretir ve yüzünü süslü bahçelere dönüştürür. Böylece kendisinden yaratılacak olan kendi halifesini beklemeğe başlar.

(15/28,29.  23/79. 38/71. 55/14.) Yüce yaratıcı Taala Rahman; Birinci ve ikinci bölge ülkelerinin fıtratını benliğinde taşıyan galbi nübüvvet nuru ile dolu çift kişilikli gedîr programlarını bir araya toplar ve kendi elleri ile yoğurur ve İmamul Mübinin örneği bir beyin ve anılan beyne mükemmel bir beden yapar ve kendi Ruhundan olağan üstü donanımları olan akıl yüklü bir soluk üfürür ve kendisine can verir.

  Anlaşılacağı üzere İmamul Mübinin beşer olarak ilk örneği Aleyhisselâm Adem babamız dır.

Taala Rahman; Âleyhisselâm Âdem babamızi, yetiştirmek üzere Mahmud ismi şerifi ile Meleklere Nebi yaptığı İmamül Mübin Rahîm efendimize teslim eder. (Tafsilatı, ilgili sohbetlerimde okuyacağız inşallah.)

 

 

 

 

 

                                     YETİM

                  

                   DÎN’den yaratılan ilk insan benim…

                   Anam yok babam yok yetimim yetim…

                   Yaratılan ilk Nûr Mahammed Rahîm…

                   Kendi de benim gibi yetimdir yetim…

 

              Kendimi, hayatı, İlm-u Esmayi…

              Öğretti bana Azîz’un Rahîm…

              Nurların Nur’u Azız’un Rahîm…

              Yatinlerin yetimi Yetimdir yetim…

 

              Çocuğum ey insan ne mutlu sana…

              Anan var baban var birde deden var…

              Hepsi sana yavrum der severler seni…

              Bir de beni düşün yetimim yetim…

 

              Sevgili dedemiz ey büyük baba…

Rahîm ile büyüdün ne mutlu sana…

Taala Rahman beğendi seni…

                   İnsan ırkına eyledi baba…

 

                   Bir de bize bak gör halimizi…

Yavrularım de bir de sev bizi…

Düa eyle…Düa eyle…Sev bizi…

Sevgili dedemiz ey büyük baba…

 

Selâm eyle…Selâm eyle…Sev bizi…

Düa eyle…Düa eyle…Sev bizi…Sev bizi…

                   ……………………………………………..

 

 

İNSAN KELİMESİNİN FITRATI

 

Evet muhterem okuyucularım! Yetimin yetiştirdiği yetim Aleyhisselam Adem, İmamül Mübin’in beşer olarak ilk örneğidir. Nitekim Yüce Yaratıcı, (4/1.) Âdem babamızın eril ve dişil kişilikli nefsinden eşini yaratır ve böylece insan ırkını üreten rahim-doğum sürecini başlatmış olur.  

Bildiğiniz gibi Taala Ellah; Aleyhisselam Adem’ın neslinden gelen her insanı, (86/5, 7.) anne ile babalarının bedenlerinden süzdürülen ve şehvetle atılan bir damla sudan yarattı. Anılan su; (6/2.) “Çamurun yani 23/12.) su ile toprağın yani yaratılan her bir şeyin sülalesini fıtratında taşıyan (76/2.) karışık bir nudfedir. Anılan karışık sudan yaratılan her erkek ile her kadın, Adem babamız ile eşinin fıtratını taşıyan çift kişilikli bir gedîr programıdır.

 (7/189.) Taala Ellah; Her erkek ile her kadına, eşleri ile süküne ermek ve çocuk yapmak eğilimini vermiştir. (42/49, 50.) Eğer Taala Ellah; Anılan eğilime uyan anne-bayaya çocuk vermeyi uygun görürse o zaman evli eşlerin duygularına, (3/14.) Şehvet yüklü sevgi eğilimini yükler. Eşlerin sevişme eğilimini doruk noktaya çıkardığı zaman annenin duygularına yüklediği sevdayı yani şehvet yüklü sevgi eğilimini annenin hücre beynine indirir. Babanın duygularına yüklediği şehvet yüklü sevdayı da babanın hücre beynine indirir.

Şehvet yüklü sevgi eğilimi, annenin bedeninden (86/6.) şehvetle süzdürdüğü dişil yumurtayı beden olarak giyer ve annenin rahmine iner. Sevdayı yani şehvet yüklü sevgi eğilim de babanın bedeninden (86/6.) şehvetle süzdürdüğü eril tohumları beden olarak giyer ve ana rahmine doğru yola çıkar. Yola çıkan iki damla suya Nudfe denir. (3/6.) Nudfe; Hû ismi şerifinin, anne rahminde eril ve dişil yumuradan bize ürettiği ilk bedendir.

Anne rahmine inen şehvet yüklü dişil yumurta, rahim kapısını açar ve kendisine sahip olmak için baba tarafından koşarak gelen eril tohumları bekler. Büyük bir yarış sonunda anne rahminin kapısı önünde yığılan eril tohumlardan kendisine ilham edilen tohumu seçer ve içeri alır ve ardından Rahim kapısını kapatır ve seçtiği erkeği ile birlikte anne rahminin bir kösesine yerleşir. Geri kalan tohumlar, insan olma imkânını yitirir ve suya karışarak aslına yani toprağa döner. Anne rahminin bir köşesine yerleşen dişil yumurta ile eril tohumun bu haline Alag denir.

Şimdi Alag programını oluşturan dişil yumurtayı dünya güzeli bir kıza ve eril yumurtayı da cihan güzeli bir erkeğe benzetelim ve anılan süreci tekrar okuyalım. Dişil yumurtayı beden olarak giyen ve annenin rahmine inen kız, rahmin kapısını açar ve baba tarafından gelen erkeklerden beğendiğini seçer ve içeri alır ve anılan erkekle anne rahminin bir köşesinde yerleşirler. Şevvet yüklü sevgi eğilimi ile dolu çift, süküne erene kadar birbirine sarılır ve çift kişilikli bir bedene dönüşür. Anılan bedene Mudğa tün denir. Yüce Nebi Rahîm Efendimiz; Mudğa tün kelimesine galb dedi. (Galb kelimesini, ilgili sohbetimde okuyacağız inşallah.)

 (23/12,14.) Hû ismi şerifi; Mudğa tün yani galb ile İmamul Mübin örneği bir beyin yapar ve ardından kemikli bir omurga üretir ve anılan kemikli omurgaya et giydirir ve algı düzeni ile donatarak çift kişilikli bir çocuk yapar. Böylece (32/9.) Hû Ellah; Anılan çocuğu, kendi ruhundan üfürdüğü akıl, basiret ve keramet yüklü mükaddes ruh ile fıtratı temiz şerefli ve kerametli bir çocuk yapar. Anılan çocuk ya cihan güzeli bir erkek olarak ya da dünya güzeli bir kız olarak dünyevî hayata iner.

Anlaşılacağı üzere Yüce Yaratıcı Taala Rahman’ın; (19/9. 19/67.) Hiçbir şey değilken (86/5, 6.) şehvetle atılan bir damla sudan yarattığı ve (39/6.) karanlık rahimlerde üç aşamalı süreçte beden ürettiği ve (32/9.) kendi Ruhundan üfürdüğü akıl, basiret ve keramet yüklü Mukades Ruh ile donattığı insanın çok yönlü bir fıtratı vardır. (Tafsilatı, gelecek sohbetlerimde okuyacağız inşallah.).   

Muhterem okuyucularım! Evlilik hayatında eşini seçen, Rahim kapısını açıp erkeğini içeri alan kızdır. Onun için her kız; Her erkeğe, hoşlanarak ya da nefret ederek ilgi duyar ve ilgi duyduğu erkekle evlenir. Eğer eril ve dişil kişiliğine uygun emsalini bulabilirse mutlu olur. Her erkek de; Her kadına, hoşlanarak ya da nefret ederek ilgi duyar. Eğer ilgi duyduğu kız, kendisini seçerse o zaman anılan kızla evlenebilir. Eğer eril ve dişil kişiliğine uygun emsalini bulabilirse mutlu olur.

(71/27.) Onun için anne-babanın inancı ve görüşü ile yaşam tarzı, dünya hayatına inen çocuğun sağlığı ve fıtratı üzerinde ciddi etkileri vardır. (Konun tafsilatını, ilgili sohbetlerimde okuyacağız inşallah.)

Kimi bilim adamı kardeşlerimiz, bedenlerimizin yaratıldığı iki damla Mehîn suya, hakir su dedi. Acaba niye?

 

 

 

 

 

Ey Mehîn su!

 

Eğer iş bulursan ana rahminde,

                  Paha biçilmez değerin olur.

                  İşsiz kalırsan kötü yerlerde,

                  O zaman sana derler kötü hakir su,

        

                  Değerin yoktur ama canlısın,

                  Zaaflarla malulsün ama âlimsin,

Zayi oldun gittin ama mahirsin,

                  Sana nasıl derler kötü hakir su,

 

                  Su ile topraktan oluşan suya,

                  Melekleri, cinleri şaşırtan suya,

İnsan üreten mükemmel suya,

                  Nasıl deriz hoca! Kötü, hakir su.

     

 

 

 

 

 

 

 

           SOLUKLU BEDENİMİZIN DONANIMLARI

 

         (19/67.) Taala Ellah; Biz, insanı hiçbir şey değilken yoktan yarattık. İnsan niçin kendini düşünüp idrak edemiyor? Buyurdu. Öyle ya! Anne-babamızın bedenlerinden süzülmeden önce bir şey değildik. (16/78.) Taala Ellah, annemizin karnından dünyevî hayata bizi indirildiği zaman bir şey de bilmiyorduk. Dünyevî hayata indiğimiz günden itibaren de anne-babamızın görüşünü görüş edindik. Daha sonra okulumuzdan, okuduğumuz muhtelif kitaplaradan ve görüşleri muhtelif insanlaradan edindiğimiz izlenimleri anılan görüşümüze ekledik ve fıtratımızı tanımadan hayatımızı üretmeye çalıştık. Ama anılan süreç içinde; Anne-babamızın bedenlerinden bizi kim yarattı?  Anne rahmine bizi kim indirdi? Annemizin rahimde bizi bir damla sudan kim üretti ve dünyevî hayata kim indirdi? Bize ışık veren, soluk aldırıp su içiren ve yaşatan kimdir? Bizi yaratanın bize önerdiği bir görüş varmıdır? Ölüm nedir? Ölüm sonrası yaşayacağımız süreçler nelerdir? Gibi soruları kendimize sorup aldığımız cevaplara göre yeni bir görüş üretemedik. Bu nedenle akklımızı; Bize fayda verecek şekilde kullanmak için önce soluklu bedenimizin donanımlarını ve yaptıkları işleri, Sünnetli Gur’an’ın yaptığı duyurulara göre öğrenip kendimizi yakinen tanımak zorundayız.  

Taala Ellah; (46/26. ) “Biz geçmiş toplumları ve sizi yere iskân ettik. Onlara ve size duyacak kulaklar ve görecek gözler ve fuad yani duygular ve (90/ 9) dil ile dudaklar yaptık. Ama Ayetlerimizi inkâr ettiklerinden dolayı kendilerini donattığım algı düzeni, hayatlarına bir zenginlik katmadı. (27/69.) Geçmişte helak ettiğimiz suçlulardan ibret almadılar. Aksine alaya aldıkları Ayetlerimiz onları sardı ve yaktı.” (47/24.)  “Gur’an’ı, niçin anlayıp kavramıyorlar? Yoksa galbleri, asma kilitler ile mi kilitlidir?” (6/104.) “Rabbinizden size basiret geldi. Basiret ile gören kendine iyilik eder, basireti kör olan da kendine kötülük eder.” (22/46.) “Yeryüzünü gezip dolaşmıyorlar mı?  Olup biteni anlayıp kavrayacak görüşleri, ya da oralarda konuşulanları duyacak izlenimleri olsun.

Oysa algıları, görüş alanında olanı görüyor ama göğüslerinde olan galblerinin gözü kör olduğu için kendilerine faydalı olanı görmüyorlar.” (2/10.) “Galblerinde hastalık vardır. (83/14.) Çünkü Konuşup iş yaptıkları Fücur kelime paketinin ürettiği kirli ve pis kokulu enerji dalgaları, galblerinin gözlerini örtmüştür.” (31/7. 36/7, 8. 48/6.) “Fücur kelime paketinde bulunan Süflâ kelimeler ile ürettikleri kirli ve pis kokulu ve karanlık enerji dalgaları, kafalarını yuvarlak bir daire şeklinde sarmıştır. Kulaklarının içinde “vegra” yani boşluk olduğu için kulakları, ayetlerin mesajlarını beyinlerine taşıyamıyor.” (10/100.) “Aklını kullanmayanların üzerine pislik akar.’’ (16/78. 67/23.) “Ellah sizi, ananızın karnından çıkardığı zaman hiç bir şey bilmiyordunuz. Sizi üretti ve duyacak kulaklar, görecek gözler ve fuad yani hisler yaptı.” (7/179.) “Gerçek şu ki biz; Cinlerin ve insanların çoğunu Cehenneme ayırdık. Çünkü Cehenneme ayırdıklarımızın galbleri vardır, ama anlayış ve kavrayışları yoktur. Gözleri vardır, ama görmüyor. Kulakları vardır, ama duymuyor. Onlar hayvan gibidirler, hatta hayvanlardan daha aşağı bir dalaletin içindedirler” buyurdu. 

Ayetlerin yaptığı duyuruların özeti şudur.

  1. Taala Ellah bize iki göz yaptı. Gözlerimiz ile istediğimizi görüyoruz. Ama şimdi ve ölüm ötesi hayatı, Sünnetli Gur’an ile göremiyoruz.
  2. Taala Ellah bize iki kulak yaptı. Kulaklarımız ile istediğimizi dinleriz. Ama Sünnetli Gur’an’ın bize yaptığı duyuruları dinlemiyoruz.
  3. Taala Ellah bize ağız ve dil yaptı. İstediğimiz gibi konuşuyoruz. Ama Sünnetli Gur’an’ın bize önerdiği görüşü konuşamıyoruz.
  4. Taala Ellah bize Fuad yani sıcak ile soğuğu, tatlı ile acıyı, sevinci ile hüznü hissettiren duygular, hisler yaptı. Ama ölüm ötesi hayatı, Sünnetli Gur’an’ın önerdiği görüşle hissedemiyoruz.
  5. Taala Ellah bize Sadr yani eğilim üreten hücre beyni ile anılan eğilimlerin indirildiği göğüs yaptı. Ama hücrelerimizin beynini ve hücrelerimizin beyni tarafından üretilen ve göğsümüze indirilen eğilimleri tanıyamıyoruz. Yani çift kişilikli nefsimizin hangi yöntemle eğilim ürettiğini bilmiyoruz.
  6. Taala Ellah; Bize, kainatı anlamlı birim olarak taşıyan, anlama ve kavrama yeteneği olan akıl yüklü bir beyin yaptı ve  anılan beyni kullanmak iredesi verdi. Ama aklımızı beynimiz ile kullanıp irademiz ile edindiğimiz görüşün içinde hastalık olup olmadığını anlayıp kavrayamıyoruz.
  7. Taala Ellah bize galb yaptı. Ama galbimizi tanımıyoruz.

Hulasa soluklu bedenimizin donanımlarını, Sünnetli Guran’a göre tanımıyoruz. Onun için Yüce Rabbimiz Taala Ellah; (12/53. Sürekli olarak bize kötülük emreden ve (50/16, 17.) göğsümüze sürekli olarak vesvese indiren, şimdi ve ölüm ötesi hayatımızı çekilmez hale dönüştüren (89/27, 30.) Çift kişilikli (5/105.) Nefsimizin üzerinde özenle durmamızı emir buyurdu.

Şimdi Yüce Rabbimizin emrine uyrak önce galbimiz ile birlite nefsimizi tanımağa çalışalım.

 

 

NİÇİN ACABA?

 

Mükemmel bir beden yarattı bize,

Ellahû Rahman Rahîm Mevlamız,

Kendi soluğundan can verdi bize,

Ellahû Rahman Rahîm Mevlâmız,

 

Yedirdi, büyüttü, okuttu bizi,

Ellahû Rahman Rahîm Mevlamız,

Tanı! Buyurdu önce nefsini,

Ellahû Rahman Rahîm Mevlâmız,

 

Nefsimizi bilmeden bildik sanırız,

Kimde kusur var sayar dökeriz,

Kendi nefsimize kusur bulmayız,

Düşündük mü hiç niçin acaba?

          

 

                     GALBİMİZ VE NEFSİMİZ

  

Muhterem okuyucularım! Gur’an’i Kerim’in en çok söz ettiği kelimelerden biri galb, biride Nefs kelimeleridir. Galb kelimesi Arapça bir kelimedir. Türkçe dilde bir anlamı olduğu gibi hikmet ilminde de bir anlamı vardır.

Ayrıca galb kelimesinin organ olarak da bir anlamı vardır. Hikmet ilmine göre anlamını ilgili sohbetimde okuyacağız İnşallah. Bu sohbetimde galbimizin organ olarak ve Türkçe olarak anlamını, nefsimiz ile birlikte kısaca izah etmeğe çalışacağım.

Organ olarak galb kelimesinin anlamı.

 

Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm Efendimiz: ”Her cesedin içinde bir Mudğa tün vardır, eğer Mudğa tün salih ise bütün ceset salih olur. Eğer Mudğa tün fasit olursa o zaman bütün ceset fasit olur. Dikkat edin! Anılan Mudğa tün galbdir” buyurdu.

Biz de dikkat ediyoruz! Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm efendimiz; Göğsümüzde bulunan galbimizi eril olan galb kelimesi ile ifade buyurdu ve galb kelimesini de dişil olan “Mudğa tün” ve dişil olan “Hiye” ve dişil olan “Fesedet” ve dişil olan “Selehet” kelimeleri ile sıfatlandırdı. Çünkü şehvet yüklü sevginin; Annemız ile babamızın bedenlerinden süzdürdüğü dişil yumurta ile eril tohumdan yaratıldığımız için nefsimiz, galbimiz ile birlikte eril ve dişil olmak üzere çift kişiliklidir.

Nitekim Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm efendimiz; “En büyük düşmanın iki yakan arasında bulunan nefsindir”buyurdu. Yine dikkat edelim! Yüce Nebi Rahîm Efendimiz; En büyük düşmanımızı dişil olan “Elleti” kelimesi ile ifade buyurdu. Yani iki yakamız arasında bulunan en büyük düşmanımız dişildir. İki yakamız arasında ne var?

İki yakamız arasında dilimiz, yemek borusu, midemiz, göğsümüz, galbimiz, göbeğimiz ve bağırsaklarımız ile cinsel organımız gibi sakatatlar vardır. En büyük düşmanımız dişil nefsimiz, anılan sakatatı üreten hücre beyni üzerinde oturur. Dişil nefsimizin kendine ait özel bir gözü vardır. Anılan göz, karnımızın ortasında bulunan göbek gözüdür.

Dişil nefsimizin üzerinde oturduğu sakatatın dışında kalan kafamız ile kafamızın üzerinde oturduğu omurga sistemi vardır. Eril nefsimiz de, beynimiz ile omurga sistemini üreten hücrelerin beyni üzerinde oturur. Eril nefsimizin de kendine ait özel bir gözü vardır. Anılan göze akıl gözü ya da galb gözü denir.

Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm efendimiz: “Her insana gerîn yani yakın olan bir Melek ve bir şeytan vardır. Melek, eril nefsimiz ile birlikte Tagva kelime paketi ile ürettiği Meleki eğilimleri göğsümüze indirdiğini, şeytan ise dişil nefsimiz ile birlikte Fücur kelime paketi ile ürettiği şeytani eğilimleri göğsümüze indirdiğini” buyurdu.

(41/25. 43/36.) Nefsimize gerîn olan şeytan, görüntülü telefonu gibi nefsimiz ile şeytan kafilesi ile birlikte çalışır. (41/30, 31.) Nefsimize gerîn olan Melek de Melek kafilesi ile birlikte çalışır. Melekler ve şeytanlar ile diyalog içinde olan (50/17, 28.) eril ve dişil kişilikli nefsimiz; Gerînı Melek ve gerînı şeytan ile birlikte olmak üzere dünyevî hayatımız sona erene kadar, (91/7, 8.) Tagva ve Fücur ikelime paketleri ile görüş üretmek ve iktidarı ele almak konusunda sürekli olarak çatışır. Anlaşılacağı üzere eril ve dişil kişilikten oluşan fıtratımızın basireti, akıl gözü, göbek gözü ile bedenimizin algılarından oluşur.

Dikkat edelim! Anna-babamızın eril ve dişil kişilikli hücre beyninden sevgi dolu şehvetle süzüldük ve annemizin göbeği içinde bulunan rahim organına ekildik.

Annemizin rahminde iken annemizin göbek bağını emerek beslendik ve öylece büyüdük. İnsan biçimini aldıktan sonra da annemizin göbeğinin altında bulunan uzuvdan dünya hayatına indik. Annemizin göbeği üzerinde sevildik ve göbeğin üzerinde bulunan memelerinden emerek büyüdük.

Onun için annelerin nefsi ve şefkatı, çocukları üzerinde çok etkilidir. Bu nedenle annesinin galbini kıranlar iflah olmaz ve onun için bedenlerinden yaratıldığımız anne-babamızın hakkı ödenmez. Nitekim Taala Ellah; (31/14.) “Anne ile babamıza şükranlarımızı sunmamızı ve (17/23, 24.) kendilerine karşı yükümlü olduğumuz görevleri en iyi şekilde ifa etmemizi” emir buyurdu.

 

        Türkçe olarak galb kelimesinin anlamı.

 

Türkçe dilde galb; “Değiştiren, bir durumdan başka bir duruma dönüşen, dönüştüren, altını üstüne getiren, alt üst eden, sevgi, gönül, duygu, his, şehvet, sahte, kötü, yalancı tavırlar” gibi anlamlar taşır. Yani göğsümüzde ki galbimiz ile edindiğimiz görüşlerin, iyi ve kötü olmak üzere bir halden başka bir hale dönüşen değişken bir fıtratı vardır.

Nitekim Taala Ellah; (24/37.) Galbler ile basiretin hayat boyu bir ıngılab süreci yaşadığını, (89/7, 8.) “Eril ve dişil yumurtadan yarattığı çift kişilikli nefsimizin de Tagva ve Fücur kelime paketleri ile eğilim üreten bir fıtratı” olduğunu” buyurdu.

 Bu nedenle Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm efendimiz; “Ya mugallibel gulub, sebbit galbi ala dinike” yani ey galbleri bir halden başka bir hale dönüştüren Yüce Ellah’ım! Galbimi senin dinin üzerinde sabit kıl” şeklinde dua ederdi.

Efendimizin anılan duasından anlıyoruz ki İslâm fıtratı üerine üretilen sırlar yumağı galbimiz; Eğer Sünnet Dini İslam Nizami üzere sabit değilse o zaman galbimiz fasit olur ve aklımız ile beynimizi, şeytan ile çalışan dişil nefsimizin gözü göbek gözüne bağlar ve bize akla ve hayele gelmeyen her türlü kötülüğü yaptırır ve her türlü pisliğin içine batırır. Eğer galbimiz yaratılış fıtratı yani Sünnet Dini İslâm Nizami üzere sabit olursa o zaman galbimiz Salih olur ve göbek gözü ile algılarımızı, Meleklerle iş gören eril nefsimizin üzerinde oturduğu beynimiz ile akıl gözümüze bağlar ve bize dünyevi ve uhrevi saadete vesile olan her türlü iyilik ve güzellikleri yaptırır.

Muhterem okuyucularım! Sırlar yumağı galbimizin daimi olarak Salih galbe ve Nefsimizin Mudmain hale ulaşmasının ve ruhumuz mükaddes ruhun kendimize Hüsnâ yüzlü yeni bir beden üretmesinin yöntemini ilgili sohbetlerimde okuyacağız inşallah.

Şimdi maharetleri ve hileleri olağan üstü olan en büyük düşmanımız kadın güzeli dişil nefsimizin, gerînı şeytan ile birlikte bize kurduğu tuzakların tafsilatını izah etmeğe başlayacağım. İnşallah konuları sabırla ve idrak ederek okursunuz.

 

 

 

 

 

 

     ÖZGÜRLÜK ANITI

    EY DÜŞMAN NEFSİM!

 

Yaratanın emrini hiç dinlemezsın,

Kitabsız, imansız yaşar gidersın,

Sonum ne olacak hiç düşünmezsin,

Özgürlük anıtı ey düşman nefsim!

         

Giymedin başına İslâm tacını,

Sardın boğazına büyü Haç’ını,

              Hayat boyu dürtün şeytan işini,

Özgürlük anıtı ey zalim nefsim!

 

                  S0luğumuz Hûûû taşıyor bizi,

                  Bir gün toprağa gömecek bizi,

                  Yüzüstü sürünmenin acılarını,

                  Nasıl çekeceğiz ey Hain nefsim!

 

İkimiz beraber Müslüman olsak,

Taala Rahman’ın emrine uysak,

Rızasını kazanıp cennete gitsek,

Güzel olmaz mı? Ey güzel nefsim!

 

 

 

 

 

 

MERÎD ŞEYTAN VE İBLİS KANALI

 

Muhterem okuyucularım! Merid şeytanın yönettiği İblis kanalı ve yaptığı büyü ile büyüden arınma yöntemlerini okumağa başlamadan önce aşağıdaki sığınma duasıni üç kere okuyalım.

“Eğüzü Billahi Semiğil Âlîmi Mineşşaydanırecim

                       Bismillahi Rahman’i Rahîm

Tevvekkeltü Âleyke

   Lahevle ve Lâ Guvvete İlla Billahi Âliyil Âzîm…”

Evet Fücur ve Müşterek kelime paketleri ile görüş edinmemizi ısrarla telkin eden şehvet yüklü dişil nefsimiz dünya güzeli kız; Akıl yüklü eril nefsimize karşı ferdî, ailevî ve siyasî iktidarı ele geçirmek için kendisine gerîn olan şeytan ile birlikte ortak çalışır. Dişil nefsimize gerîn olan şeytan, Merîd olan şeytanın emrinde iş görür. Onun için Merîd olan şeytani yakından tanımamız gerekir.  

Hû ismi şerifinin musluğundan solukladığımız havanın içinde yaşıyoruz. Solukladığımız havanın içinde; Soluk alan bütün canlıların sesleri ve görüntüleri ile bildiğimiz ve bilmediğimiz birçok yayın kanalı vardır. Bütün canlıların konuştuğu sözlerin ve bütün yayın kanallarının yaydığı söz ve haberlerin tamamı, vahiy kanalı ile iblis kanalının yayın alanı içindedir. Bu nedenle soluk silsilesi içinde bulunan ve her an solukladığımız vahiy kanalı ile iblis kanalını yakından tanıyıp kavramamız hayati bir konudur.

Vahiy kanalı sohbetime başlamadan önce;

  1. İblis kanalını,
  2. Büyü örneklerini,
  3. Büyülü algıların hilesini,
  4. Büyü ve büyü yöntemlerini,
  5. Büyücüler istediğini yapabilir mi?
  6. Büyüden arınmanın yöntemini,
  7. Bedeni hastalıkların ilacını,
  8. Tedavi edilemez hastalıkları” olmak üzere sekiz konuyu, Sünnetli Gur’an’ın duyurularına göre okuyacağız işallah.

Anılan sekiz konuyu okurken, dişil nefsiniz ile Merîd şeytan sizi rahatsız edecektir. Dişil nefsiniz size vesvese verip konuların önemsizliğini telkin edecektir. Sonra da sıkıntı verip konuları okumaktan sizi men edecektir. Eğer yudumladığınız soluğunuzu ve içindekileri tanımak ve büyülü olup olmadığınızı anlamak ya da büyüden arınmak istiyorsanız o zaman anılan konuları üşenmeden, yorulmadan ve sıkılmadan sabırla okuyup anlamanız hayati bir konudur.

 

MERÎD ŞEYTAN

 

İblis kanalının sahibi Merîd şeytandır. Merîd; İnatçı, dik kafalı, söz dinlemez, baş kaldıran ası şeytan demektir. Merîd şeytanin meşhur ismi iblistir. Kelime olarak iblis, “ikileme düşüp hak ile batılı birbirine karıştıran, kendi nefsine öncelik verip kibirlenen, ası olup Taala Ellah’ın Rahmet alanından kovulan ve cehenneme mahküm edilen” demektir. Yüce Rabbimiz; (4/119, 121. 17/62. 36/60. 38/83.)  Anılan Ayetlerin duyurularına göre Merîd şeytan olan iblisi bize şöyle tanıtır. Özet olarak okuyalım.

  1. İblis: “Yüce Rabbim! Çamurdan yaptığın Âdem’e secde etmediğim için beni lanet edip kovdun. Eğer bana izin verirsen o zaman yemin ederim ki senin gücünle Âdem neslinden gelen ve ihlâs altı boyutta bulunan bütün insanları kandırıp ığva edeceğim. Dişil nefislerinin aşağılık taleplerini görüş alanlarına indirip senin onlara verdiğin emirleri kendilerine unutturacağım, mallarına ve çocuklarına ortak olacağım ve istediğimi onlardan alacağım.
  2. Ayrıca onları; Kuruntuların, beklentilerin, ideallerin peşine sürükleyip hayalperest yapacağım. Yarattiğin sığır, koyun ve keçi gibi hayvanları, mahsul ve meyve veren tohum ve çekirdekleri, kendi fıtratlarından kesip ayırma yollarını açacağım ve senin halk ettiğin her bir şeyin fıtratını onlara bozduracağım.
  3. Boğazlarına gem geçireceğim ve onları istediğim gibi yöneteceğim ve onları bana taptıracağım. Böylece ihlâslı olmayan kullarının nasıl aşağılık yaratıklar olduklarını sana ispat edeceğim” dedi. Yüce Rabbimiz Taala Rahman, Muhammed Resulullah Efendimize şöyle buyurdu; (34/20. “İblisin zannı doğrudur, çünkü insanların çoğu iblise uyacaktır.”

Muhterem okuyucularım! İblisin yaptığı ve yüce Rabbimizin onayladığı yemine dikkat edelim. İblis, ihlâs altı boyutta bulunan bütün insanları idare edeceğini ve nasıl aşağılık yaratıklar olduklarını ispat edeceğini söylüyor. Kesinlikle bilmeliyiz ki iblis; (7/11.) Ünvanı ve görevi ne olursa olsun insan ırkının tamamına düşmandır ve (38/77, 83.) “İhlâs altı boyutta bulunan mümin gayri mümin bütün insanları, kendi nefisleri ile idare ediyor.” Onun için iblisin, dişil nefsimiz ile bize uyguladığı hileli yöntemleri okuyup anlamamız ve ihlâs üstü boyuta çıkmamız hayati bir konudur.  

İBLİS KANALI

 

Lanetli iblis; Taala Rahman’ın Su üzerinde bulunan Arş makamını emsal edinerek dünya denizlerinin karalara yakın kıyı kesimleri üzerinde kendine köşkler şeklinde yayın istasyonları kurmuştur. Şüphe yok anılan köşkler ile yayın istasyonları, su üzerinde oturan Arş makamının kapsamı ve denetimi altındadır. (50/18)  İblis, anılan kıyı kesimlerinin her noktasından her yöne doğru olmak üzere sürekli olarak yayın yapmaktadır. Bu nedenle denizlerin kenarlarını severiz ve onun için deniz kenarlarında eğlenmekten keyif alırız. Ama deniz kıyılarından yayın yapan iblis kanalının yaydığı kirli ve pis kokulu enerji dalgaları, kanımıza girip bizi büyülediğini ve onun için keyiflendiğimizi bilmeyiz.

Fücur kelime paketi ile yayın yapan iblis kanalının yayın dalgaları, kirli ve pis kokulu enerji dalgaları üretir. Nerede olursak olalım anılan kirli dalgalar; (7/17.)  İçinde yaşadığımız havanın içinden yatay olarak gelir ve sağımızdan, solumuzdan ve arka tarafımızdan bedenimize yapışır. Dişil nefsimiz, bedenimize yapışan kirli ve pis kokulu enerji dalgalarını vesvese olarak göğsümüze indirir. Vesvese olarak göğsümüze indirilen kirli ve pis kokulu enerji dalgaları, söze ve söyleme iş ve eyleme dönüşüp vücut bulmak için sürekli olarak bizi dürtmeğe başlar.

Ayrıca göğsümüzde ki galbimiz eğer fasit ise, göğsümüze indirilen kirli ve pis kokulu enerji dalgalarını, dolaşım sistemi ile hücrelerimizin beynine yükler. Kirli ve pis kokulu enerji dalgaları ile yüklenen Hücre beyni, algılaraımızı büyüler ve tedavi edilemez birtakım psikolojik hastalıklar üretir. Şimdi tafsilatı okuyalım.

 

                       VESVESE TÜRLERİ

 

(2/267. 4/117, 121. 5/90, 91. 17/23, 38 ve 64. 24/21. Ve 32.)

İlgili Ayetlerin duyurularına göre dişil nefsimizin, yakını şeytan ile birlikte Fücur kelimeler ile üretip göğsümüze indirdiği vesvese türlerini madde, madde yazdım. Şimdi anılan vesvese türlerini sesli olarak dinleyelim ve bakalım bizden yapmamızı istedikleri işler nelerdir? İyi dinleyelim ve anlayalım ve kendimizi tanımağa başlayalım

  1. “Bilmelisin ki dünyevi hayat; Para, Mal-mülk, teknoloji, süs, oyun, eğlence, mevki ve şöhret gibi görkemli bir yaşam sunuyor. Dünyaya bir kere geldin, bir daha gelecek değilsin. Sen özgür bir insansın, gönlünce yaşa ve dünyanın tadını çıkar. İslâm Dini, Arapların dinidir. Özgürlüğünü elinden alan çağ dışı bir anlayıştır. Çağ dışı anlayışa inanıp özgürlüğünü yitirme. Sonra gönlümce yaşamadım diye kendini kınarsın.
  2. İnsanlar, maymunlardan evrim süreci ile meydana gelmiştir. Ölüm gelir hayat biter. Nebi, Resul ve Veli gibi insanların ürettiği çağ dışı dine inanmak zorunda değilsin. Ama dünyevi çıkarlarını koruyup geliştirmen için bir tanrıya inanman gerekirse o zaman; Hıristiyanların ya da Yahudılerin dinine ya da Humanistlerin önerdiği sevgi dinine inanabilir ve dünya ülkelerini yöneten siyasi liderlerden birini, ya da siyasete yön veren sermaye holdinglerinin birini, ya da dünya güzelini, ya da müzik ve spor yıldızlarından birini ya da etkili sanatçılardan birini kendine örnek alabilir ve ona göre çıkarlarını korursun.
  3. Dünyevî görkemin etkinlilerinden biri de, para ve şöhret kazandıran büyü ve kehanet bilimleridir. Onun için ya astrolog, ya medyum, ya kâhin ya da büyücü gibi bilim uzmanı olmalısın ya da anılan bilim uzmanlarının dediğine uymalısın. Kahve falı da bir eğlencedir. Anılan bilimsel verilerden kendini mahrum etme.
  4. Çağdaş ekonominin mayası faizdir. Faiz olmadan ekonomi olur mu? O nedenle emek harcamadan paraya para kazandıran faiz ile iş görmek ve faiz yemek, çağın vazgeçilmez gerçeklerinden biridir. Arapların çağdışı dinine inanan mürtecilerin sözlerine uyup faiz yememek gericiliktir. Günümüzde para kazanmanın en kısa yolu faiz ile iş yapmak ve rüşvet almaktır. Onun için faiz ve rüşvet gibi ganimetlerden her zaman yararlanmalısın.
  5. Din, ülke, namus için savaş anlayışı boş laflardan ibarettir sakın inanma. Eğer anılan savaş anlayışları, dünyevî ve nefsanî çıkarlarına uygun düşerse o zaman anılan etkinliklere katılman uygun olur.
  6. “Ana-baba hakları kutsaldır. Ana-babana iyilik ve güzellikle hizmet edeceksin, ana-babana öf dahi deme, onlara şık, zarif ve edeple yaklaş” gibi kandırıcı sözler, gericilerin uydurduğu sözlerdendir. Anılan sözler, çağdaş yaşam anlayışına aykırı olup bilimsel değildir. Çünkü Annen ve baban seni yapmak gibi bir niyetleri yoktu. Seviştiler, keyiflendiler ve rast gele sen oldun. Dünyaya geldin de ne oldu? Sıkıntı içindesin, iş bulmak için çalmadığın kapı, öpmediğin el kalmadı. İyi de, anan, baban sana ev, araba, para gibi dünyevi nimetlerden ne sağladılar, hiç. Üstelik hakları da varmış. Kaldı ki seni azarlıyorlar, hatta dayak bile atıyorlar, şiddet uyguluyorlar, buna hakları yoktur. Anne-babana şiddet uygulayabilir ve dövebilirsin, gerekirse evden kovabilir hatta öldürebilirsin. Ama en azından onlara insancıl davranıp kimsesizler yurduna yatırarak kendilerinden kurtulabilirsin.
  7. Şehevi arzuların odağı kadındır. O nedenle kadınlara iyi bak, duygularını tatmin et, güzele bakmak sevaptır. İffetli kadınlar tatlı olur. Onları fuhşa zorla. Kandırmaya çalış, tehdit et, çekinme, iftira at, o zaman yola gelirler.
  8. Kızları da evlilik yalanı ile kandır, alkol ve uyuşturucu toplantılarına alıştır. Para harcamaktan çekinme, yedir, içir ve onları uyuşturucu bağımlısı yapmaya çalış ve ırzlarına geç, sonra da şiddet uygula, kendine köle et, sonra da onları sat, para kazan keyfine bak.
  9. Bu zamanda çocuk yapmak, onları bakıp büyütmek, okutmak, iş bulmak ne kadar zordur, bilirsin. Bekâr yaşa, her taraf kadın dolu, istediğinle seks yapar dost hayatı yaşayabilirsin. Olmadı, jigololuk yapabilirsin ya da kendini arkadan kullandır. Ama ille de evleneceksen doğum kontrolü araçlarını kullan ve çocuk yapma. Bunlara rağme kadının hamile olursa o zaman kürtaj ile çocuğu aldır ve kurtul.
  10. Ye, iç, eğlen, paranı çekinmeden harca. Tanrıya şükretmek ya da bir başkasına teşekkür etmek zorunda değilsin. Çalışmadan tanrı, ya da bir başkası sana para veriyor mu? Birine şükredecek halin yoktur. Çünkü sen çalıştın sen kazandın. Keyfine göre harca. Sakın ha! Malını; Miras hakkı diye akrabalara, yardım diye komşulara, yetimlere ve fakirlere harcayıp malını ve paranı zayi etme. Cimrilik yap, malını ve paranı koru.
  11. Devletin malı deniz yemeyen domuz kuralına uy, çal, rüşvet al ve köşeyi dön.
  12. Dünyevî ve nefsanî çıkarlarına uygun düşerse karına, arkadaşlarına, hatta ülkene ihanet edebilirsin, sadakat senin neyine. Sadakat edenler ne kazanmış hiç, hepsi pisipisine geberip gidiyor ya da sakat olarak çile çekiyor. Her zaman doğrular kaybeder, bunu bil.

13.Günümüzün dayattığı bu zor ekonumik ve sosyal şartlara tahammül olur mu? Sana saygı göstermeyene sert davran. Sana karşı gelene şiddet uygula, söv, döv, gerekirse öldür, sen erkek değil misin?

  1. Çıkarın için yalan söyle, iftira at, yalancı şahitlik yap ve çıkarlarını koru.
  2. Sen ticaret adamısın. Ticari yollar ile de olsa haksız mal edin. Malın ayıbını gizle. Darlık zamanlarında temel gıda gibi tüketim mallarını istif et, fiyatlar artsın. Böylece bol para kazanır zengin olurusun. Alışverişte yalan konuş, malın sahtesini iyi diye sat, yemin et, daha çok satar ve kazanırsın. Ölçü ve tartılarda ufak bir hile kat sana çok para kazandırır.
  3. Arapların dini, cünüplükten yıkan diyor. Çağdaş yaşamda, cünüplükten yıkanma anlayışı gericilik sayılır. Bak arkadaşların yıkanıyor mu? Zaten kirlendiğin zaman yıkanıyorsun.
  4. Sen bilim adamısın. Şöhretini artırmak, daha iyi bir mevki ve daha çok para kazanman için geniş pazarlara ihtiyacın vardır. Bu nedenle temel gıda maddelerinin yapısını boz ve hileli, sahte ve zararlı ürün üret ve böylece üretimi artır ve etkili reklâmlar ile pazarla. Halk cahildir, anlamaz. Böylece hem bilimsel kariyerini artırır meşhur olursun ve hem de zengin olur köşeyi dönersin.
  5. Sen vaaz hocasısın, müftüsün, imamsın. Dini en iyi bilen sensin. Üstelik cemaatin liderisin. Kendi düşünceni, Allah’a isnat et. Çağdaş bilimin verilerini ve sunduğu çağdaş yaşamı, vahiy mantığının önerdiği görüş ile süsle ve cemaatine pazarla o zaman sözünün değeri olur. Sana âlim derler, inananın çok olur ve sözün dinlenir. Sen bir hoca olarak eğer çağdaş düzene uyarsan şöhretin artar, büyüklerin sınıfına girer büyük hoca olursun. Hayr işleri için para topla ve çektiğin zahmetlere karşılık bir kısmını cebe indir. Senin de evin ve araban niçin olmasın? Köşe taşlarından biri ol ve dünyevî arzularını yerine getir. Böylece görünüşte Hayr işleri ile uğraşan çağdaş bir din adamı olursun.
  6. Sen araştırmacı yazar, medya mensubusun. İnsanların gizli hallerini araştır, lakap denilen unvanlarla an, onları sorgulayıp suçla, zan ve tahminde bulun, hatta sahte ses ve görüntü kayıtları ile bilmediğin hususları biliyor gibi gösterip insanları birbirine ifşa ederek şöhretini artır, para kazan. Mesleğinin gereği budur. Özgürlük alanını sonuna kadar kullanmalısın. Şeytanların en akıllı ve bilgili olanı iblis, özgürlüğü seçti. Sen de aklını kullan ve özgürlüğü seç.
  7. Sana çıkar sağlamayanlara inanma. Hiç kimseyi kendinden büyük görme. İnsanların kusurlarını anlat ve kendi kişiliğini öne çıkar. Üstün zekâ örnekleri göster. Çünkü zeki olan insanlar, başkalarını suçlayarak kendi başarısızlıklarını örter ve kendini öne alır. Sen de öyle yap. Başkaları hakkında kin ve öfkeyi kaynat ve kendini öne alarak saygın biri olmağa çalış.
  8. Namaz, Zekât, Oruç, Hac gibi ibadetlere Tanrı’nın ihtiyacı olur mu? Olmaz. O halde İstediğini yap. Gerekirse dini değerleri kendi çıkarın için kullan, tanrı seni saffeder, hiç korkma. Sana Ahirette, bu dünyadan daha iyi bir hayat verecek. Dua etmene de gerek yoktur. Çünkü dua güçsüzlerin işidir. Sen güçlü, yiğit, istediğini yapabilen bir adamsın.
  9. Süt ya da aynı soydan gelen kardeşlerin veya çocuklarınla gizli evlilik yapabilir ve dost hayatı yaşabilirsin, çünkü onlar, kendi soyunun mahsulündür.
  10. Sen ne güzel kızsın! Niçin vücudunun güzel yerlerini açmıyorsun? Güzelliğini sergile, erkekleri büyüleyerek etrafında dolaştır. O zaman işin, paran ve konforun olur ve hayatın bütün güzelliklerini yaşarsın. Flört et, kendini arkadan kullandır, hem kızlığını korumuş olursun ve hem de bol para kazanırsın. Kızım! Kapandın da ne kazandın? Sana gerici diyorlar. Güzelliklerini ortaya koy, etrafını büyüle, kısmetin açılsın, gerici olup sürünmene ne gerek var? Çağdaş olmaya bak kızım.
  11. Sen yakışıklı delikanlısın. Baksana, nice meşhurlar, kendini arkadan kullandırıyor. Sen de öyle yap ve meşhurlara katıl. Vücuduna dövme yaptır, peruk tak. Bir daha dünyaya gelecek değilsin. Onun için vücudunun nimetlerinden istifade etmelisin.
  12. Senin gururun vardır, karı değilsin. Büyüklenmek seninde hakkındır. Mevki, şöhret ve servet sahibi olanlar, senden farklı insanlar değildir. Onlara kıskan, haset et ve onların kullandığı hileli yöntemleri kullan. Böylece de şeytanların çoğalır ve kısmetin açılır.
  13. Boş zamanlarını dedi kodu ve gıybetle geçir. Gıybet, çerez gibidir, stresini giderir. Çarşı ve sokaklarda, çalgı mekânlarında ve borsalarda dolaş şeytanların bol olsun.
  14. Sen hayatın en heyecanlı dönemini yaşayan bir gençsin. Gençlerin dünyasına girebilmen için dar ve çağdaş kıyafetin olmalıdır. Karizmatik liderleri, ünlü sinema ve futbol yıldızlarını, müzik dehalarını, ilahlaştır ve kendine rehber edin. Böylece gençliğin dünyasına da girmiş olursun. Çağımızın tanrısı; Para, mevki, şöhret, müzik, eğlence futbol ve kadın olduğunu unutma.
  15. Kadınlı, içkili kumar odaları çok keyiflidir. Paran var, git kumar oyna ve eğlen. Paran yoksa borç al ve yine oyna, zengin olursun. Şans oyunları oynamayı ihmal etme, hiç olmazsa şansını bir kez olsun dene. Olmadı, yine dene, mutlaka kazanırsın. Bu zamanda bulduğunu kap, aşırabildiğini cebe indir. Günümüzde çalmayan, haram yemeyen var mı, göster? Senin niçin dairelerin, apartmanların, arabaların olmasın?
  16. Sen ünlü siyasetçisin. Onun için Hileli siyaset yapmalısın. Çünkü Hileli siyaset, başkalarını suçlayarak kendi kusurunu örten bir yetkinlik ve güven verici bir kişiliktir. İki yüzlü davran ve kimseyi kırma. Eğriyi doğru, doğruyu eğri göster, dini siyasete asla karıştırma, halkı yapamayacağın vaatlerle kandır. Halk cahildir anlamaz. Eğer dinsiz ve hileli siyaset oyununu oynarsan hem iktidara gelirsin ve hemde dünyevi görkemin güzelliklerine ulaşırsın.
  17. “Akraba ve komşu hakları kutsalmış, muhtaç ve fakir olanlar yardım etmelisin” sözü aldatmaca bir sözdür. Çünkü bu zamanda her şey menfaate dayanıyor. Sana yardım eden varmı? Yok. Neden akrabalar ve komşular ve insanlar birbirine ikiyüzlü davranıyor, birbirine yardım etmiyor? Sen de ikiyüzlü davran, yardım edip sıkıntıya girme.
  18. Amerika ve Rusya ve İsrail ve Avrupa gibi güçlü ülkeleri, mason üstatlar idare ediyor. Onun için masonların siyasi anlayışına sahip partilere ve gayri Müslim liderlere oy ver. Sakın mürtecilere oy verme sonra sürünürsün.
  19. Bedenini oyun ve eğlenceden, gözlerini şehvetlerden ve kulaklarını müzik dinlemekten ve ağzını alkolden ve uyuşturuculardan mahrum etme. Uzuvlarının hakkını ver.
  20. Domuz eti imiş, eşek eti imiş, yırtıcı hayvan eti imiş, insan ve nesneler adına kesilmiş hayvan imiş, besmelesiz kesilen hayvanın eti imiş gibi uydurma sözlere inanma, et buldun mu, hemen Rakı masasını kur. Ye, iç ve eğlen, keyfine bak.
  21. Sen yargıçsın. Çağdaş düzenin yasalarına göre hüküm verdiğinden sonuçlarından mesul değilsin. Üstelik verdiğin kararlara herkes uymak zorundadır. Her gün suçlularla uğraşmanın bir bedeli olmalıdır. Vicdanî kanaatini, özgürce kullanmaktan dolayı rüşvet almak senin en doğal hakkındır.
  22. Sen Başbakansın, Bakansın, Valisin, Belediye başkanısın. Dini değerleri kullan yine seçilirsin. İhaleleri istediğine verebilir ve hediye alabilirsin. Alacağın hediye, niçin rüşvet olsun? Bu senin hakkındır.
  23. Sen ünlü Doktorsun. Hastalar, her koşulda sana inanır. O nedenle sana gelen hastalarına birçok hastalık uydurabilir ve her türlü hileleri kullananarak onları kendine ve ilaçlara bağımlı kılabilirsin. Böylece hen ilaç şirketlerinde ve hem hastalarından alacağın paralar ile köşeyi dönersin. Hastalar, senin hatalarından ölürse de önemli değildir. Doktor değil misin? Vereceğin rapor, seni kurtarmaya yeterlidir.
  24. Sen cemaat ve sivil örgütlerin liderisin. Sen büyük alimsin. Onun için önce iki yüzlü davranmalısın. Sonra da dini içtihadlar yaparak semavi dinlerin baş imamı olmalısın. İşte ozaman uluslararası üne ulaşmış olursun.
  25. Bir kadeh rakı ve bir bardak şarap içmek helaldir” gibi.

Evet, Muhterem okuyucularım! İblis kanalının yaydığı ve dişil nefsimizin yakını şeytan ile göğsümüze indirdiği ve galbimizin hücrelerin beynine yaydığı kirli ve pis kokulu enerji dalgalarının bizden yapmamızı istediği işlerin çoğunu sesli olarak dinledik. Seslerini dinlediğimiz şeytani eğilimler eğer bizde varsa, o zaman iblis kanalının yönettiği vesvese çetesinin yayın alanı içinde bulunuyoruz demektir.

Eğer  vesvese çetesinin yayın alanı içinde kalırsak o zaman göğsümüze inen şeytanî eğilimler, kendilerine Fücur kelime paketi ile özgürlük alanı açmamız için bizi sürekli olarak dürter. Anılan dürtüler, giderek baskısını ileri derecede artırır ve bizi bunalıma sokar ve sonunda öf be der ve anılan şeytani eğilimlere Fücur kelime paketi ile özgürlük alanı açamağa başlarız ve böylece özgürlüğün her alanını hiçbir kural tanımadan kullanan ve istediği gibi yaşamak isteyen dünya güzeli dişil nefsimiz ile yakını şeytanın yönetimine girmiş oluruz.

Artık Taala Ellah’ın hidayetin başka dişil nefsi ile şeytanın yönetimine giren insanı kimse kurtaramaz. Onun için Taala Ellah, Kudsi bir sözünde; “Nefsine düşman ol, çünkü senin nefin emrime karşı çıkanların ilkidir” buyurdu. Onun için bizim en büyük düşmanımız dişil nefsimizdir.

Çünkü dişil nefsimiz; Dünya güzeli bir kızın ya da dünya güzeli bir erkeğin süretine girebilen, dünyevî görkemin bütün renklerine bürünebilen ve ihlâstan yoksun bütün kadınları ve erkekleri kandırıp kendine ve şeytanlara kulluk yaptırabilen bir mahareti vardır. Nitekim iblisin yönetimine giren ve göğsümüzde ki galbimizi ele geçirip müfsit yapan dişil nefsimiz, ihlâs altı boyutta bulunan insanlara; Ben senin tanrınım der ve kendine taptırır, ya da ben senin peygamberim der, ya da ben senin pirinim der, ya da ben senin şeyhinim der ve kendine kul yapar.

Bazen rüyaların erkeği olur bazen de rüyaların kadını olur ve şehevî tutku olan aşk hastalığına yakalatır ve seks hayatının her türünü yaşatır. Öyle ki gizli eş olur ve eşi olduğu erkek ya da kadın ile çocuk dahi yapar. Ama eş edindiği erkek ya da kadınla yaşadığı hayatı ve yaptığı çocukları, ailenin öteki fertlerine duyurmaz. Duyurmak isteyen eşin göğsüne korkutucu eğilimler ya da görüş alanlarına ürkütücü resimler indirir ve konuşturmaz. Büyülenen eşler, tedavisi imkânsız psikolojik denilen hastalıklara müptela olur. Bu nedenlerle iblisin yönetimine giren ve galbimizi ifsat eden en büyük düşmanımız dişil nefsimiz, bütün insanları ve ihlâs altı boyutta bulunan bütün müminleri kandırabilir.

Bizi gören ve her halimizi bilen Yüce Rabbimiz Taala Ellah bizleri şöyle uyarıyor. (2/108.  5/90, 91. 22/3, 4. 35/5, 6.) “ Ey insanlar! Ellah’ın vaadi gerçektir. Dünyevî hayatta ürettiğiniz görkem, edindiğiniz mal ve çocuk gibi kazanımlar sizi sakın yanıltmasın, onlar size imtihan için verilmiştir. Ellah af eder diye Ellah ile kendinizi aldatmayın. Bilin ki Fücur kelime paketi ile konuşulan her söz ve söylem ve yapılan her iş ve eylem, Şeytan işidir. Şeytan, şarhoş edici içkileri size içirerek, kumar oynatarak aranızda düşmanlık ve öfkeyi yayar. Taala Ellah’ı anmaktan ve namaz kılmaktan sizi uzaklaştırır ve her türli kötülüğün ve hayâsızlığın ıçıne sokar. Sizi, hileli oyunlarla yoldan çıkarır ve Taala Ellah hakkında ileri geri konuşturur. Böylece  cehennem ehlinden olmanıza vesile olur. Siz de aklınızı Tagva kelime paketi ile kullanın ve anılan kelimelerle konuşun ve iş yapın ve böylece size kötülük yapan nefsinize ve şeytanlara düşman muamelesi yapın.”

Yüce Rabbimiz Taala Ellah’ın; Anılan uyarıları yerine nefsine uyan ve Fücur kelime paketi ile hayatını üreten günahkarların üzerine (26/221, 222.) şeytanları indirir ve kendilerine (19/83.)  eza ile cefa çektirir. Sonra da (43/36.) şeytanlara katar. (17/62, 66.) Merîd Şeytan olan iblis; Şeytan kafilesine katilan günahkarların boğazına yular gibi bir ip geçirir ve gözlerine büyü perdesini takar ve böylece sahibinin dürttüğü istikamete doğru yürümeye mecbur olan at gibi istediği yöne doğru yürütür.

(7/30.) iblisin yönettiği insanlar, doğru yolda olduklarını hesap eder ve görüşlerinin akıllı görüş olduğunu savunur. Çünkü anılan insanlar; Fücur kelime paketi ile konuştukları söz ve söylemlerin, yaptıkları iş ve eylemlerin ürettiği kirli ve pis kokulu ve simsiyah enerji dalgaları, şeytan olarak kanlarına karıştığını ve hücrelerin beynini işkâl ettiğini ve kendilerini büyülediğini bilmezler.

İblisin yöntiminde çalışan şeytanlar, aklını Fücur kelime paketi ile kullanan insanları alır ve her türlü yamyamlığın içine salar ve pisliğin içine gömer. Ardından tıp ilminin birçok isim verdiği muhtelif hastalıklarla müptela eder. Sonra da anılan insana; (59/16) “Sen benden beter oldun. Çünkü ben âlemlerin Rabbinden korkarım. Onun için senden ayrılıyorum” der ve gider.

Şeytanın terk ettiği insanların (82/7.) galbi ve basireti mühürlenmiştir. Galbi ve basireti mühürlü insanların Ruhu Mukaddes Ruh, ölüm ötesi hayatta kullanmak için kendilerine Süflâ yüzlü yeni bir beden üretir ve anılan bedeni, hücrelerinin beyni ile hafızalarına yükler.

Artık Şeytanın terkettiği insan, şeytanlardan daha tehlikeli olduğu için şeytan partilerinin bir üyesi olarak çalışmaya başlar. Kendine taraf toplamak ve partisine üye etmek için bir takım ferdi ve toplumsal eylemlere başlar. Ama önce ilgi çekici basit örnekleri seçer.

Mesela: Soğuk bir havada ya da falan gün nedeniyle mahalle meydanında büyük bir ateş yakar. Ateşin içine uzaktan kumandalı patlayıcılar kor ve mahalle halkına,”Ey ahali! Yaktığım ateşin etrafını sarın ve ısının ve bayram edin. Bu ateşi, sizin için yaktım. Böyle bir ateşin etrafında ısınmak, ateşin üzerinden atlamak keyif ve heyecan verir. Ateş, güçtür, özgürlüktür koşun, koşun” diye bağırır. Anılan hoş duyuruyu alan insanlar, ısınmak ve ateşin üzerinden atlayıp eğlenmek için yola çıkar.

Bu arada aklını Tagva kelime paketi ile kullanan ve aklının gözü ile gören ihlâslı Müslüman: “Ey ahali! Sakın ha ateşin etrafına yaklaşmayın. Adam, hilekârdır, sizi kandırıyor. Çünkü ateşin içine uzaktan kumandalı patlayıcılar koydu. Siz ateşin etrafını sardığınız zaman ateşin içine koyduğu patlayıcıları uzaktan patlatacak ve sizi öldürecektir” şeklinde karşı bir duyuru yapar.

Eğer büyülü değilsek o zaman “Sakın ha! Ateşe yaklaşmayın” şeklinde yapılan duyuruyu dikkate alıp güvenli yolu seçeceğiz.  Aksi halde şeytanın tuzağına düşmüş oluruz.

Bu nedenle Müslümanlar olarak; Seyyidina İbrahim Aleyhisselâm babamızın kendi babasına şöylediği şu sözü hafızamıza yazmalıyız.

(19/44.) “Babacığım! Taala Rahman’a ası olan şeytana kulluk etme. Çünkü şeytan, Taala Rahman’ın dayak sopasıdır. (19/83.) Cidden korkuyorum. Eğer Taala Rahman, seni şeytan sopası ile döverse o zaman seni kimse kurtaramaz” dedi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                       BÜYÜ KAYTANI

 

 Taala Rahman’ın sopası şeytan

 Gönderilen insanın sırtına biner

              Geçirir boğazına büyüden kaytan

 Sürer şerrin peşine keyfini eder.

 

İman tohumunu galbine eksen

İslâm’ın Nûru ile bir temizlensen

Ellahû Zikri ile bir zakir olsan

Kurtulursun şeytana köle olmaktan.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

        BÜYÜ ÖRNEKLERINDEN HASET VE GÖZ ŞERRİ

 

Muhterem okuyucularım. Hayvan türlerinden olan vahşilerin ve yamyamların yüzünü görebilir ve bir takım tedbirler alabiliriz. Ama hayatını, şeytan partisinin programı bulunan Fücur kelime paketi ile üreten Süflâ yüzlü insanların üretip yaydığı kirli ve zehirleyici ve hatta ölüme vesile olucu karanlık enerji dalgalarını görmüyoruz. Anılan kirli, zehirli ve ölüme vesile olucu karanlık enerji dalgalarının bizi nasıl büyüleyip zarar verdiğini bilmiyoruz. Onun büyü hastalığının bütün boyutlarını okuyup anlamamız gerekir. Ama önce büyü örneklerinden haset ve göz şeri büysünü tanıyalım.

Mesela: (113/5.) Fücur kelime paketi içinde HASED kelimesi vardır. Haset kelimesinin fıtratı, görünmeyen kirli ve pis kokulu enerji dalgaları üretip yayar. Hayatını Fücur kelime paketi ile üreten insan, kıskandığı insanın üzerine, anılan zehirli dalgaları gözleri ile akıtır ve anılan insanın (68/51.) ZELEG yani ayağını kaydırır ve hayatını alt üst eder. Anılan ateş toplarına çarpılan insan;

  1. Ya işi bozulur iflas eder,
  2. Ya hastalanır bunalıma girer,
  3. Ya bayılır yere düşer,
  4. Ya da eceli gelmiş ise ölür.

Hased ile göz şerrine uğrayan insan eğer ölmemiş ise doktora gider. Doktor bir hayli tetkikten sonra hastalığı bulamaz. Çünkü gayri Müslim bilim adamları tarafından üretilip programlanan tıbbı cihazlar anılan dalgaları tanımaz. Algıları büyülü olan doktorlar da anılan enerji dalgalarını göremez. Onun içi göz ve haset şerrinden hasta olan insanların tedavilerinden hiçbir zaman sağlıklı sonuç alınamaz. (Tafsilatı, ilgili sohbetlerimde okuyacağız inşallah.)

Ayrıca Haset kelimesinin ürettiği yakıcı, kirli ve karanlık enerji dalgaları, Haset eden mümin kulların faydalı amelini de yakar.

Nitekim Yüce Nebi Rahîm Efendimiz; “Güzel bir bahçeniz var, içinde her tür meyve ve sebze yetişiyor. Hasat zamanı geldiğinde bir ateş dalgası gelir ve bahçenizin tamamen yakar. İşte göz şerri, tamah ve haset gibi gerici kelimelerin ürettiği enerji dalgaları, ateşin odunu yaktığı gibi bütün ibadetleri yakar” buyurur. Eğer anılan yakıcı ve zehirleyici ve ölime vesile olucu dalgaları göremiyorsak o zaman göz şerrinden ve hased şerrinden ve büyücülerin şerrinden nasıl korunacağız?        

Mesela: Fücur kelime paketi içinde bulunan kelimelerden biri de Gıybet kelimesidir. Gıybet eden insanın ağzında çıkan sözlerin üretip yaydığı kirli ve pis kokulu enerji dalgaları, gıybet edilenin bedenini parçalayıp gıybet edene yediren vahşi kasaba benzer.

Soluk verdiğimiz zaman ölen cesetlerimizin sayısı tükenmez. Aleyhimizde gıybet eden insanların sayısı da tükenmez. Onun için gıybet kasabı hiç durmadan çalışır. Gıybet kasabı, gıybeti edilenin ölü cesetlerini parçalıyor ve gıybet eden adama yediriyor. Ama gıybet eden insanın algıları büyülü olduğu için gıybet ettiği insanın ölü etini parçalayıp kendisine yediren kasabı görmez. Onun için kendisine ikram edilen ölü ve kanlı ve pis kokan etleri, karanlık enerji dalgaları şeklinde soluklayarak keyifle yer.  

Anılan et ziyafetinden sonra, gıybet edenin keyfi kaçar. Birtakım sıkıntılar hissetmeye başlar, sinirlenir, hatta hasta olur. Evde ailesiyle hiç yoktan sebeplerle kavga eder. Şiddet uygular. Başkalarına sataşır, onu bunu suçlar, görmediği halde başkasına iftira atar. Doktora da başvurabilir. Aksine hakkında gıybet edilen insan rahatlar. Hiç olmadığı kadar kendini güçlü hisseder. Ama sebebini anlayamaz.

Ayrıca ölüm ötesi hayatta mümin kulları iflas ettiren başlıca kelimeler; “Kibir yani kendini beğenme, Gıybet ile Haset, İftira ile Şuh yani aç gözlülük, Riya yani iki yüzlülük ile Zeleg yani göz şerri gibi” gerici kelimelerdir. Nitekim Muhammed Resulullah Yüce Nebi Rahîm Efendimiz; “Gıybet ve haset ve iftira ve aç gözlülük ve riya ve göz şerri gibi gerici kelimelerden mağdur olanlar, ölüm ötesi hayatta, dünyada yapmadıkları amellerle karşılaşınca şaşırırlar, ama sevinirler, çünkü hiç yoktan zengin olmuşlardır. Kibirlenen, göz şerri veren, haset, gıybet ve iftira edenler de ağlar, çünkü iflas etmişlerdir” buyurdu.

İşte günah ile sevapların soluğumuz içinden telefon konuşmaları gibi karşılıklı olarak nasıl becayiş edildiğini anla! Eğer anılan kelimelerin ürettiği kirli dalgaları görmüyorsak ya da fıtratlarını bilmiyorsak o zaman anılan kelimeler ile hayatını üreten insan ve cin şeytanların şerrinden nasıl korunacağız?

Mesela: Kibir eğilimi, hücrelerimizin beynine yerleşen en tehlikeli şeytandır. Kibir şeytanın ürettiği kirli ve pis kokulu enerji dalgaları önce bedenimizin algılarını büyüler. Kibir şeytani ile algıları büyülenen insan; Her zaman kendi nefsini beğenir ve savunur. Eleştiri kabul etmez. Kendi görüşünün doğru olduğunu söyler, başka görüşlere önem ermez, her kesi eleştirir. Konuşma esnasında kendinden başka doğru konuşan insan olmadığını ima eder. Çünkü Kibir hastalığı; Kural tanımayan, sınırsız özgürlüğü savunan ve secdeden kaçan lanetli iblisin huyudur.

Ayrıca (45/21.) Fücur ve Müşterek kelimeler ile hayatını üreten insanlar yaralıdır. Sokaklar, üstü başı kanlı ve leş gibi kokan insanlarla doludur. Ama anılan yaralı insanlar, akıl gözleri kapalı olduğu için yaralı ve kanlı bedenlerini görmezler. Algıları büyülü olduğu için de leş gibi koktuklarını hissetmezler. (Tafsilatı, ilgili sohbetlerimde okuyacağız İnşallah.)    

 

 

                   BÜYÜLÜ İNSAN                   

                  

                   Büyülü insan sokağa çıkar,

Sağına soluna keyifle bakar,

Uyaran birine şamarı atar,

Aç kurtlar gibi yine de bakar,

 

Sevdiği şeylere gözünü diker,

Zehrini akıtır orayı yakar,

Nice ocaklar söndürür gider,

Aç kurtlar gibi yine de bakar.

                  

 

 

BÜYÜLÜ ALGILARIN HİLESİ

 

Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm Efendimizin buyurduğu gibi; Cennetin etrafı, dişil nefsimizin hoşlanmadığı şeylerle yani Tagva kelime paketi örtülmüştür. Cehennemin etrafı da, dişil nefsimizin hoşlandığı şeylerle yani Fücur kelime paketi ile örtülmüştür. Yüce Resulün anılan sözünü şu misalle anlamağa çalışalım.

Mesela biri büyülü ve öteki büyüsüz iki arkadaş şöyle konuşur;

  1. Büyülü olan kahveye gidip oyun oynayalım der. Büyülü olmayan arkadaş da mescide gidip namaz kılalım der.
  2. Büyülü olan arkadaş meyhaneye gidelim biraz içelim der. Büyüsüz olan arkadaş da oruç tutalım ve nefsimizi arındıralım der.
  3. Büyülü olan arkadaş denize tatile çıkalım ve eğlenelim der. Büyüsüz olan arkadaş da Hacca gidelim ve nefsimizi arındıralım der.
  4. Büyülü olan arkadaş kumar oynayalım ve para kazanalım der. Büyüsüz olan olan arkadaş da Helal yollardan üretelim ve ihtiyaç fazlasını fakirlere infak edelim der.
  5. Büyülü olan arkadaş eğlence mekânlarına gidelim, müzik dinleyelim eğlenelim der. Büyüsüz olan arkadaş da Gur’an okuyalım ve ne dediğini anlaımağa çalışalım der.
  6. Büyülü olan arkadaş biraz dedikodu yapalım ve stresimizı atalım der. Büyüsüz olan arkadaş da zikir yapalım ve imanımızı güçlendirelim der.”

Çünkü algıları büyülü olmayan arkadaş; Algıları büyülü olan  arkadaşının teklif ettiği yerlerin, Fücur kelime paketi ile sarılı ateş çukurları olarak görür ve içine girmez. Kendisinin teklif ettiği yerlerin de Tagva kelime paketi ile sarılı cennet bahçeleri olarak görür ve seve, seve içine girer.

Yani algıları büyülü olan insan; Fücur kelime paketi ile sarılı olan Cehennemi çukurlarını, keyif ve heyecan veren ve eğlendiren görkemli bir eğlence yeri olarak görür. Tagva kemle paketi ile sarılı bulunan cennet bahçelerini de yangın yeri olarak görür. Onun için algıları büyülü insan, Fücur kelime paketi ile sarılı olan görkemli yerin içine girer ve istediği gibi eğlenir. Gerçekte eğlendiği yerin, ölün sonrası hayatta içine girip yaşayacağı cehennem olduğunu bilmez.

Büyüsüz olan arkadaş; Eğer ateşin içine girmeğe çalışan büyülü arkadaşının elinden tutsa ve “ne yapıyorsun kardeşim aklını başına al” dese o zaman büyülü arkadaşı “sen aklını başına al, deli misin ne?” Der ve anılan yardımı reddeder.

         Mesela: Taala Ellah; (17/32. “Zinaya yaklaşmayın” buyurdu.  Algıları büyülü insanın dişil nefsi, güzel bir kadının etkili göbeğini görüş alanına indirir ve zina eğilimini göğsüne indirir. Zinaya yaklaşım eğilimi göğsüne inen insan,  sokaklara düşecek ve zina fiilinin yollarını aramaya başlayacak ve niyet ettiği zina modellerinden birini işleyecektir. Yüce Rabbimizin hidayetinden başka anılan insanı zina fiilini işlemeekten kimse kurtaramaz. Çünkü ihlâslı kullardan başka hiç kimse, büyü ile büyücü ve büyü araçlarının etkilerinden kendini kurtaramaz.

         ( 23/97. 113/1, 5. 114/1, 6.)  Onun için Yüce Rabbimiz Taala Ellah; Kullarına merhamet buyurdu ve ilgili Ayetler ile büyücüler ile büyü araçlarını ve almamız gereken tedbirleri bize öğretti.

 

 

 

 

                   BÜYÜ ÖRTÜSÜ

 

Eğer büyü örtüsünün içinde isen

                   Hayr olan işlerden nefret edersin,

                   Şer işleri yapmaktan keyif alırsan,

                   Doğru iş yaptığını söyler durursan.

 

 

 

 

 

 

 

       BÜYÜ, BÜYÜCÜ VE BÜYÜ YÖNTEMLERİ   

 

Muhterem okuyucularım! Büyü, büyücü ve büyü yöntemleri ile bazı büyü örneklerini bu sohbetimde, teknoloji araçlarla yapılan büyü örneklerini “Dabbetul Arz” maddesinin bulunduğu sohbetimde, cinsi ilişki ile ilgili büyü örneğini de ilgili sohbetimde yapacağım inşallah.

Taala Ellah; (7/201.) “Şeytan; Müminlere, Mess yani  ”Dayf yani kirli ve pis kokulu bir enerji dalgası ile dokunur. (2/275.) “Faiz yiyenler de, “Mess” yani şeytanın dokunması ile çarpılmışa döner” buyurdu. Yüce Nebi Muhammed Resulullsh Rahîm Efendimiz de; Suyun fıtratında, şeytan gibi vesvese veren “Velehan” yani yakıcı, kirli ve pis kokulu enerji dalgaları bulunduğunu” buyurdu.

(7/201. 23/97-98. 37/7. 113. 114.) İlgili Ayetler, “Vesvese”ile vesvese türlerinden söz eder. Anlaşılacağı üzere “Dayf, vesvese ve velehan” kelimeleri, Fücur kelime paketi ile hayatını üreten insan ve cin şeytanlarından gelen ve insanı büyüleyen, şeytanlara bağımlı kılan ve umulmadık hastalıklara müptela eden kirli ve pis kokulu karanlık enerji dalgalarıdır. Bu nedenle ihlas üstü boyutta olan Müslümanlardan başaka “Dayf, vesvese ve velehan” dalgaları ile büyülü olmayan hiç bir insan yoktur.

Onun için Taala Ellah; (4/117-120. 17/64. 23/97-98. 26/221-222. 28/41. 43/36. 113/1-5. 114/1-6.) (2/102. 113/1, 5. 114/6.) İlgili Ayetlerde geçen “Neffasat, Ugad, Hennas ve Hemezat” kelimelerine dikkatimizi çekiyor ve almamız gereken tedbirleri bize öğretiyor. Anılan kavrak-kelimelerin anlamlarını özet olarak şöyledir.  

Neffasat; “İnsan şeytanlarından olan dişil yüzlü kadın ve dişil yüzlü erkek üfürükçüler” demektir.

Ugad; “Büyücünün düğümleyip üfürdüğü ipler ve konuştuğu mikrofonlar ve yazdığı kitaplar ile makaleler, gizli ve açık olarak kurduğu örgütler ve bağladığı gizli açık sözleşmeler” demektir.

Hennas; İnsan ve cin şeytanlarından oluşan vesvese çetesinin elebaşısı” demektir.  

Hemezat; “İblis kanalının Fücur kelime paketi ile üretip yaydığı ve dişil nefsimiz ile yakını şeytanın göğsümüze indirdiği şeytanî eğilimler, vesveseler” demektir.

 

        BÜYÜCÜ VE BÜYÜ YÖNTEMLERİ

 

“Neffasat, Ugad, Hennas ve Hemezat” kelimelerine bağımlı büyücülerin yaptığı büyü ile büyü yöntemlerinden bazı örnekler okuyalım.

  1. Ferdî, ailevî ve içtimaî hayatını Süflâ kelimelerle üreten büyücüler, şeytanlarla diyalog içindedir. Onun için büyücüler, şeytanların önerdiği Süflâ kelimelerden muskalar yazarak büyü yapar.
  2. Ya da şeytanların önerdiği Süflâ kelimeleri, iplere attıkları düğümlere üfürerek büyü yaparlar.
  3. Ya da Süflâ kelimeler ile hayatını üreten gizli ya da açık suç örgütlerine yoldaş ederek büyü yaparla.
  4. Ya da şeytanların önerdiği Süflâ kelimeler ile mikrofonlara konuşarak ve internette yazarak ya da ayni kelimeler ile çektikleri filmleri, T.v. ekranlarına taşıyarak büyü yaparlar.
  5. Ya da şeytanların önerdiği Fücur yani Süflâ kelimelerle düzenlenen (31/6.) “Lehvel Hadis” yani çağdaş müzik ve şarkılar ile tertip edilen alkol ve uyuşturucu partilerine katarak büyü yaparlar.
  6. Ya da şeytanların önerdiği (23/67.) “Müsamere” yani çıplak kadınlarla süslenen gece eğlencelerine katarak, (100/1-6.) uyuşturucularla duygulara yılan zehri akıtarak, kadehleri tokuşturup düşmanlıkları kızıştırarak sabahların aydınlığını karanlıklara gömerek büyü yaparlar.
  7. Ya da şeytanların önerdiği tiyatro ve müstehcen görüntülü sinemaları seyircilerin görüş alanlarına indirerek büyü yaparlar.
  8. Ya da şeytanların önerdiği (7/80-84.) cinsel sapıklık ve seks gibi fuhşıyata katarak ve anılan fuhşıyatı insanların görüş ve duyuş alanlarına indirerek büyü yaparlar.
  9. Ya da şeytanların önerdiği (2/174.) Süflâ yani Fücur yani gerici kelimeler ile yazdıkları kitap ve makaleleri, etkili reklamlarla pazarlayıp insanlara okutarak ya da sanatsal ürün olarak dizilere dökerek canlı yayınlarla insanların görüş ve duyuş alanlarına indirerek büyü yaparlar.
  10. Açık ve kapalı olarak vesvese kanallarında çalışan şeytan partilerine mensup şeytan çağının gerici sihirbazları, (28/41. 33/66, 67.) Cehenneme çağıran İmamlardır. Dağut ve Cibt şeytan partilerini yöneten çağdaş liderlerden ve toplum mühendislerinden ve çağdaş şirk dininin din görevlilerinden ve bilim adamlarından oluşan imamlar, anılan büyü araçları ile dünya insanlarını yoğun olarak büyülüyor.
  11. Günümüzde büyücülerin üfürdüğü düğümlerden en etkili olanlarından biri de, görsel, işitsel ve yazılı medyadır. Algıları büyülü ve görüşleri hastalıklı olan çağdaş medya, Cibt yani çağdaş şirk dininin ürettiği sömürü düzenine dayalı sermaye putuna kilitlidir. Onun için ekranlarını ve sütunlarını, (16/71.) Vahiy mantığının önerdiği Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk sistemine açamıyor. Buna mukabil (24/19.) Cibt/çağdaş şirk mantığının ürettiği vahşet dolu hayâsız kültürü evlerimize servis ediyorlar. Ayrıca anılan vahşi kültürü üreten büyücüleri de güzide örnekler olarak pazarlıyor.
  12. Algıları büyülü ve görüşleri hastalıklı olan çağdaş medya; Kişisel çıkarları uğrunda her olayı ve her değeri sonuna kadar hileli bir ustalıkla kullanıyor. Aklını Tagva kemle paketi ile kullanan İhlâslı Müslümanları ise çağ dışı ilan ediyor. Müslüman halkımızı hor görüyor, inançlarını ve örfünü küçümsüyor ve cahil olarak niteliyor.
  13. Şeytan çağının büyücüleri tarafından yapılan açık ve kapalı yayınların ürettiği kirli ve pis kokulu enerji dalgaları; İnsanların duygularına keyif ve heyecan, görkem ve refah, mevki ve şöhret, kadın ve uyuşturucu gibi sahte, yanıltıcı ve aldatıcı bir takım sanal tutkular uyandırmakta ve insanları ölüm ötesi hayata, tamamen duyarsız kılmaktadır. Böylece büyülenmiş insanlar, Tagva yani ilerici kelime paketi ile hayatı okumanın ne anlama geldiğini dahi bilmiyor.
  14. Büyücülerin büyülediği insanlar; Şeytan odaklarını, iç ve dış görünür görünmez şeytanları, karizmatik liderleri, dünya güzeli erkek ve kadınları ve futbol oyunu ile oyuncularını putlaştırıyor ve onlara tapıyor. Alkışlıyor, ıslık çalıyor, fanatiklik yapıyor. Zevk, heyecan, kan peşinde koşuyor. Terörü ve anarşiyi, yaşam biçimi haline getiriyor. Vahşiliklerle mamur gerici mekânlarda yaşamayı seviyor. İlim sahibi ihlâslı Müslümanlardan hiç yardım istemiyor. Çünkü büyülü olduğunu anlamıyor. (Tafsilatı, ilgili sohbetimde okuyacağız inşallah.)

 

 

 

 

             BÜYÜLÜ KONUŞUYOR

 

İblis gibi özgürüm kural tanımam,

Büyünün keyfini hiç terk edemem,

Gerici dindar gibi secde edemem,

Kimse karışmasın benim keyfime!

 

Örtüyü sevmem açık gezerim,

İçki içerim kumar oynarım, 

Çalarım çırparım zina ederim,

Kimse karışmasın benim keyfime!

 

İnandığım tanrı çağdaş bilimdır,

Çağdaşlık benim hayat tarzımdır,

Keyfimce yaşamak doğal hakkımdır,

Kimse karışmasın benim keyfime!

 

 

 

 

 

 

   BÜYÜCÜLER İSTEDİĞİNİ YAPABİLİRMİ?

 

Muhterem okuyucularım! Tagva kelime paketi ile konuşulan sözlerin ve yapılan işlerin ürettiği temiz ve hoş kokulu nur dalgaları, Rahmet ve bereket Meleklerinin emri ve denetimi altında iş göür. Fücur Kelime paketi ile konuşulan sözlerin ve işlerin ürettiği kirli ve pis kokulu enerji dalgaları da şiddet ve gazap Meleklerinin denetimi ve emri altında iş görür. Onun için (64/11.) Taala Ellah’ın izni olmadan hiçbir şeytanın şerri ve büyücünün büyüsü tesir etmez.

(24/45.) Bütün canlıları sudan yaratan, (32/9.) üfürdüğü soluk ile can veren, nuru ile ışık verip aydınlatan, yediren, içiren ve yaşatan tek kurucu ve egemen güç âlemlerin Rabbi Taala Ellahû Rahman Rahîm’dir. Taala Ellah’ın izni ile anılan Melekler; Görsel, işitsel ve sayısal bütün yayınları anında durdurabilir ve yayıncıları ile birlikte anında imha edebilir ve hatta soluklarını keser ve öldürür.

Yüce Rabbimiz Taala Rahman; Kullarının üzerine, bir daha ayağa kalkmayacakları şekilde ağır bir tokat indirebilir ve sakat bırakabilir. Ya da yerin içine geçirebilir ya da yağmur ile boğabilir. Ya da karanlık enerji ile şeytana teslim eder. Ya da nur ile Muhammed Resulullah Rahîm efendimize teslim eder.

İstediğini istediği anda yapabilme gücüne ve özgürlüğüne sahip Yüce Rabbimiz Taala Rahman; İnsan ve cin ırkını imtihan etmek için yarattı. Dünyevî hayatımızı süreli kıldı. Dünyevî hayat isteyene dünya, uhrevî hayat isteyene ahiret ve her iki hayatı isteyene de her iki hayatı vereceğini ve Rab anlayışımıza göre bize muamele edeceğini buyurdu. Onun için Taala Ellah; Aklını Fücur kelime paketi ile kullanan büyücüleri iblis ile yönetir. Aklını Tagva kelime paketi ile kullanan ihlâslı Müslümanları, Muhammed Resulullah Rahîm efendimiz ile yönetir ve büyücülerin şerrinden her zaman korur. Bilmeliyiz ki ihlâs altı boyutta bulunan Müslüman müminler, her zaman büyücülerin etki alanına kalabilir ve büyülenir.

Çünkü Büyücü şeytanların ürettiği “Dayf” yani kirli ve pis kokulu enerji dalgaları, Tagva kelime paketi ile kendini vikaye edemeyen ihlâstan yoksun Müslümanın kanına şeytan olarak girer ve kendisini büyüler. Büyülenen Müslüman, olayı anlayıp kavrayamadığı için alması gereken tedbiri alamıyor. O nedenle de hak ile batılı karıştırıyor.

Mesela: Kimi Müslümanlar; Dağut yani Laiklik, dinsizlerin dini ve Cibt yani Demokrasi, Hıristiyanlar ile Yahudilerin dini olduğunu bildiği halde ülkemizde ölen kimi Müslümanlara, “demokrasi şehidi” diyebiliyor.

Mesela: (2/89. 9/68. 15/35. 48/6.) “Taala Ellah; İblisi ve iblise uyan kâfirleri ve müşrikleri ve münafıkları lanet etti. (58/14.) Onlar sizden, siz onlardan değilsiniz” buyurdu. Ama kimi Müslümanlar; Taala Ellah’ın lanet ettiklerini ve bizden saymadıklarını, yeni fetvalar üreterek ve çağdaş dinin sloganlarını de kullanarak kardeş ilan edebiliyor.

Mesela: Müşrikler, Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm efendimize büyücü derlerdi. Oysa Müşrikler büyücüdür. Ama kimi Müslümanlar; Müşriklerin büyücü olduğunu ve efendimize iftira ettiklerini bilmesine rağmen etkili reklamlarla organize ettikleri; (31/6.) “Lehvel hedis” yani mizikli, türkülü oyun ve eğlence gecelerine, “büyüleyici şölen” diyerek Müslümanları davet edebiliyor.

Mesela: Kimi Müslümanlar; Dini motifleri kullannarak çektikleri heyecanlı dizileri ekranlarına taşıyarak seyircilerini dizi bağımlısı yaparak büyüleyebiliyor. Çünkü insanlarını büyüleyen en etkili araçlardan biri de (2/275.) faiz ekonomisi ile beslenen yazılı ve görsel medyadır.

Mesela: Lokantada karşılıklı yemek yiyen iki kişi birbiri ile şöyle konuşur.

Beyefendi ne iş yaparsın?

Gece gün televizyon izlerim. Öyle güzel diziler varki beni

Büyüledi, seyretmeden duramam.

O zaman biraz kitap oku, biraz Gur’an oku,

Namaz kıl, zikir yap. Bir şeyler yap da dizi

Bağımlılığından kurtul. Olmaz mı kardeşim?

Olmaz.

Niye?

O zaman dizileri seyredemem. Keyfim kaçar,

Canım sıkılır olur mu?

Ya dizi seyretmek bağımlılığından nasıl

Kurtulacaksın?

Kurtulmak isteyen kim?

O zaman sen büyülüsün.

Hadi canım sende! Sen büyülü olmayasın?

Af edersin şaka yaptım.

 

Mesela: Kimi Müslümanlar; “Biz insanları severiz yaratandan ötürü” diyebiliyor. Ama Taala Ellah’ın lanet ettiklerini nasıl sevebileceğimizi söylemiyor.

Mesela; Kimi Müslümanlar; Atatürkçü olduğunu söyler. Ama Mustafa Kemal Paşanın yaptığı ilk Anayasada, “Resmi din İslâm’dır” sözünü, partilerinin programına alıp hayata geçiremiyor. Hatta “Resmi din İslâm’dır” sözüne dahi şiddetle muhalefet edebiliyor.

Mesela: Kimi Müslümanlar; Yeryüzünde kesilen milyonlarca hayvanların mantığını anlıyor, ama Ellah için kurban edilen hayvanların mantığını anlamıyor. Oysa (108/1, 2.) “Gurban; Taala Ellah’a teslimiyetin, ihsan edilen nimetlere karşı teşekkürün, nefsanî kirlerden arınmanın, daha ülvî nimetlere ulaşmanın ve yoksulları sevindirmenin bir kanıtıdır.” Ama büyülü insanlar, vahiy mantığının anılan söylemini anlayamıyor.

 

         Vahiy Mantığının söylemini anlamayan ey insan!    

Gurban Bayramı bak sana ne diyor!        

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                GURBAN

                        

Gurban bayramı geldi dedi merhaba,

Al bir gurbanlık koyun getir kapıya,

Sarıl öp onu, Tekbiri fısılda kulağına,

Ellahû Ekber de Rabbini Tekbir eyle.

 

Teslim ol Rabbine ihlâs ile secde eyle,

Koyun ile birlikte Nefsini yatır yere,

Kibrini, Hasedini, Şirkini ve Riyanı,

Bismillah de koyun ile kes def eyle,

 

Komşuya ve yoksula uğra Selâm eyle,

Etlere ve sevgine onları ortak eyle,

Yüce Nebiye Selat kıl Selâm eyle.

Bayramı bayram ile bayram eyle…

 

Evet muhterem okuyucularım! Okuduğum günlük basit örnekler, Sünnetsiz Gur’an ile Cibt mantığının ortak söylemlerinden oluşan sinsi büyü türleridir. Kim ne derse desin büyü hastalığından tamamen temizlemeden nefsimizin ve şeytanların şerrinden kurtulmamız ve ihlâs üstü boyuta çıkmamız mümkün değildir.  

(Anılan örneklerin tafsilatını, ilgili sohbetlerimde okuyacağız inşallah.)

 

 

 

 

 

 

 

 

                                BÜYÜ

 

(7/201. 23/97-98. 37/7. 113. 114.) İlgili Ayetlere göre; Şeytanın dokundurduğu “Dayf, Vesvese ve Velehan” yani kirli ve pis kokulu enerji dalgaları, insan beynini ve algılarını ve hücrelerin beynini görünmez bir daire şeklinde sarar. Artık anılan insan, büyülüdür. Büyülü insan, beynini ve aklını Sünnetli Gur’an ile kullanamaz. Şeytanın ve dişil nefsinin isteklerine göre yaşamayı kendine inanç edinir.

İhlâs boyutunun altında bulunan her Müslüman da, az ya da çok büyülüdür. Bu nedenle büyü hastalığından temizlemenin ve korunmanın ferdi, ailevi ve içtimai olarak üç yöntemi vardır.

 

   FERDİ OLARAK BÜYÜDEN ARINMA YÖNTEMİ

 

  1. Vahiy kanalına yönelmeliyiz ve Muhammed Resulullah Efendimizin Sünnetli Gur’an ile tebliğ ettiği Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sisteminin temel ilkeleri ile uygulama yasalarına kesinlikle inanmalıyız. İşlediğimiz günahlara kesinlikle tövbe etmeliyiz ve yüce örneğimize göre ferdî, ailevi ve içtimaî hayatımızı üretmeğe karar vermeliyiz.
  2. Taala Ellah’ın Resullerinden Aleyhisselâm Eyüp ; (38/41.) “Rabbim; Şeytan bana “Mess” yani dokundu ve bana hastalık isabet etti dedi.” Yüce Rabbimiz de kendisine su ile yıkanmasını emretti. Eyüp Aleyhisselâm su ile yıkandı ve hastalıklardan kurtuldu. Nitekim (5/6.) Taala Ellah; Biz Müslümanlara, Besmele Ayetini okuyarak cünüplükten yıkanmamızı, abtest alıp namaz kılmamızı emir buyurdu. Onun için şeytanın dokunması ile hasta olan Aleyhisselâm Eyüp gibi Besmele Ayetini okuyup su ile yıkanmalı ve namazımızı aksatmadan kılmalıyız.
  3. Taala Ellah; (23/97, 98. 37/7.) “Rabbi Eğudu bike min Hemezâtişşeyadîn ve Eğüzü bike Rebbi en yehzurun ve hifzen min külli şeytanin Marid” Ayetini okumamızı emir buyurdu. Onun için anılan Gur’an Ayetini, yatsı Namzını kıldıktan sonra dörtyüz kere olmak üzere ardı ardına ve kesintisiz olarak okumalıyız. Ayeti okurken uykunuz gelebilir, okurken korkabilirsiniz, hatta titreyebilirsiniz. Ama sakın okumayı kesmeyelim ve dörtyüz sayısıni bitirelim. Bu okuma işini üç gün süre ile her gün olmak üzere okumak zorundayız. Sakın büyülü değilim demeyin. Eyup Aleyhisselama dokunan şeytan, elbetteher kese dokunur.
  4. (2/255.) Sabahları evden çıkarken Besmele ile birlikte “Ellahû Lailahe İllahû” Ayetini yedi kere okuyup altı cihetimize üfürelim ve yedinci Ayeti okuduktan sonra yutkunalım.
  5. Akşam evimize gelirken Euzu Besele ile birlikte olmak üzere Gur’an’ın son iki süresini, ardı ardına kırk bir kere ya da en az üç kere okumalıyız.
  6. Gece yatağımıza girince sağ omuzumuzun üzerine Besmele ile yatalım ve uykumuz gelene kadar da Bemele ile birlikte İhlâs süresini ve en az yüzkere Selâtu Selam okuyalım.
  7. Ayrıca “Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm efendimizin yaptığı şu iki duayi Namazlarımızda okumalıyız. “Ellahumme ya Rabbı, fela tekilni ila nefsi darfete ayn sebbit galbi ala dinike ya mugallibel gulub.” Anlamı şudur; Ey Yüce Ellah’m! Nefsime bir an için olsun beni bırakma. Ey galbleri halden hale çeviren Yüce Ellah’ım! Galbimi ile hallerimi ve görüşümü senin dinin üzerinde sabit kıl.” Amîn.
  8. Söze, yemeğe, işe başlarken ve su içerken ya da yıkanırken mutlaka Besmele Ayetini okumalıyız. Mutlaka Helal gıda üretip yemeliyiz ve ihtiyaç fazlası kazanımlarımızı sadece Rabbimizin Rizası için önce muhtaç olan yetimlere, sonra yakın ve uzak akraba, yakın ve uzak komşulardan başlamak üzere ihtiyaç sahiplerine dağıtmalıyız.
  9. Aklımızı ve algılarımızı; İblis kanalları tarafından yapılan büyülü yayınlara kapatmalıyız ve vahiy kanalının büyüden koruyan yayınlarına kilitlemeliyiz.

Evet sevgili okuyucularım! Ferdi ve ailevi olarak büyüden arınmanın ilk yöntemi budur. İçtimai olarak büyüden arınmanın öteki yöntemlerini, ilgili sohbetlerimde bütün boyutları ile okuyacağız inşallah.

 

                  

 

 

 

 

 

 

 

            DİNLE!

 

Bir düşün ölüm ötesi hayatı? Ya çıkarsa!

                  Malın, mülkün, cesedin kaldı dünyada,

                  Günahların ile ah vahların kalır yanında,

                  Yerin altında çekerksin inkârın acılarını.

 

                  Karıncayı ibret al! Bir damla su aldı diline,

                  Nemrut ateşini söndürmek için çıktı sefere,

                  Sen de iç iman suyunu yönel Yüce Rabbine,

                  Söndür içinde yanan alevli Nemrut ateşini.

 

Korkma! Arın büyüden, oku Gur’an’ı,

Örnek al kendine âlemlere Rahmet Nebiyi,

Yürü peşinden ayrılma öp bastığı toprağı,

Dindirsin dünyevî, uhrevî bütün acılarını.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

      BEDENÎ HASTALIKLARIN İLACI

 

    Muhterem okuyucularım! Şüphe yok büyü hastalığının tedavi eden ilaçlar olduğu gibi bazı bedenî hastalıkları tedavi eden ilaçlar da vardır. Ama eğer ilaçlar ve gıdalar, helal ve fıtratı bozulmamış unsurlardan üretiliyor ise o zaman gıdaların ve ilaçların faydası vardır. Eğer gıdalar ve ilaçlar, haram ve fıtratı bozulmuş unsurlardan üretiliyorsa o zaman anılan gıda ve ilaçların zararı faydasından çoktur.

Eczaneler ile evlerimizde bulunan ecza dolapları, Cibt çağdaş sömürü düzenine bağlı bilim adamları tarafından üretilen fıtratı bozulmuş haram ilaçlar ile doludur. Ayrıca Müslüman olduğunu söyleyen kimi bilim adamları tarafından üretilen şehveti artırıcı ve zinaya yönlendirici hapların bulunduğu bir de “Ot” dolabımız vardır. Ama ot dolabimizda bulunan şehveti artırıcı hapların, fıtratımıza verdiği zararlardan söz eden bir etiketi yoktur.

(2/219.) Azı faydalı, çoğu zararlı ilaçları içmek helal değildir. Biz hatsalar, doktorlarımızın yazdığı ve mahiyetini bilmediğimiz ilaçları kullanırız. İyi olmazsak bu sefer ot dolabına yöneliriz ve biraz da ot otlamağa başlarız. Fark etmez, bir tarafımız biraz iyi olur, öteki tarafımız hasta olur. Bazen iyi, bazen kötü haller ile bir hastalıktan öteki hastalığa ve bazen bir görüşten öteki görüşe doğru seyahat eder dururuz. İhlâs altı boyutta olduğumuz için büyülüyüz. Ayrıca hasta ve yorgunuz. Tedavi olmak için ağır bedel ödüyoruz. İlaçlarımızın çoğu hastalıklı azı sağlıklı, biz insanların çoğu hastalıklı azı sağlıklı, doktorlarımızın çoğu hastalıklı azı sağlıklıdır. Dünyamız, bir hastane koğuşuna döndü. Böylece tarihi düşmanımız ve rakibimiz olan (34/20.)  iblis, yaptığı yeminin gereğini yerine getirmiş oldu.

Aklımızın gözü kör ve bedenimizin gözü algılarımız büyülü olduğu için kucağımızda bulunan nefsimiz, kendi isteklerini göbek algısı ile bize gösteriyor. Konuştuğumuz kelimelerin kullandığımız  ilaçların ve yediğimiz gıdaların  ürettiği faydalı ya da zararlı enerji dalgalarını, göbek algısı ile görmenin imkanı yoktur. Onun doktorlarımız ile birlikte hangi ilacın, hangi gıdanın ve hangi sözün biz fayda ya da zarar verdiğini bilmiyoruz.

Dünya güzeli cehennem kızı olan dişil nefsimizin çağırdığı cehennem bahçesini, görkemli, eğlenceli bir mekân olarak, cihan güzeli eril nefsimizin gel diye çağırdığı cennet bahçesini de cehennem bahçesi olarak algılıyoruz. Sözlerimizin ve işlerimizin, yiyip içtiğimiz gıdaların bize ne kazandırdığını bilmeden sadece doktorları ve ilâçları tek çare olarak görürüz.

Kabul edelim etmeyelim dişil nefsimizin ürettiği kendini beğenme, kin ve nefret, kişisel çıkarlar, oyun ve eğlence, refah ve dünyevî görkem tutkusu duygularımızı esir almıştır. Algılarımız, sermaye putuna ve sermaye putunun emrinde çalışan görsel, işitsel ve yazılı medyanın yaptığı büyülü reklamlarına kilitlidir. Böylece sermaye putunun ürettiği haram gıdaları yiyerek, haram gıdalardan ürettiği ilaçları içerek kendimize zarar vermekten ve faiz ekonomisine dayalı sermaye putuna para katmaktan başka bir şey üretemiyoruz.

Kabul edelim ya da etmeyelim. Sırtında yaşadığımız toprağın ve denizlerin ve aldığımız soluğun ve içtiğimiz suyun, üzerimizde dolaşan bulutların ve esen Rüzgârın bize nasıl davrandığını ve nasıl davranacağını ve bize nasıl tokat attığını ve nasıl tokat atacağını bilmiyoruz. Ölüm gününü ve ölüm sonrası hayatı düşünemiyoruz. Sadece dişil nefsimizin, göbek algısı ile bize gösterdiği nefsanî hayatın içinde boğulup gidiyoruz.

Kabul edelim ya da etmeyelim. Besmelesiz ve Hastalıklı görüş ile konuştuğumuz söz ve söylemlerin, yaptığımız iş ve eylemlerin soluğumuza ve içtiğimiz suya, yediğimiz gıdalara ve kullandığımız her şeye neler kattığını bilmiyoruz.

Kabul edelim ya da etmeyelim. Fücur kelime paketi ile edindiğimiz hastalıklı görüş ile konuştuğumuz sözlerin ve yaptığımız işlerin ürettiği kirli ve pis kokulu enerji dalgalarının Hücre beynini nasıl işkâl ettiğini, işkal edilen hücre beyninin tahribatı yüksek, tedavisi imkânsız zehirleyici ve öldürücü hastalıklar üretmek zorunda kaldığını de bilmiyoruz.

Kabul edelim etmeyelim. Besmelesiz olarak konuştuğumuz söz ve söylemler, yaptığımız iş ve eylemler ile birbirimizi budayarak zarar veriyoruz. Kimi insanlar, vahşilik üretip birbirinin etini yiyor. Ben doğru konuşurum sen eğri, ben faydalı iş yapıyorum sen zararlı iş yapıyorsun diye kendimizi haklı göstermeğe çalışıyoruz. Vahim olan durum; Konuştuğumuz sözlerin ve yaptığımız işlerin neye göre doğru, neye göre eğri olduğuna büyülü algılarımızla karar veriyor ve anılan kararlara akıllı, sağduyulu ve hatta bilimsel kararlar diyoruz. Fikirlerimizi ve düşüncelerimizi üreten, söz ve söyleme, iş ve eyleme dönüştüren kelimelerin hangi mantığın ürünü olduğunu ve hakkımızda hüküm verecek yüce Hâkemin kim olduğunu düşünemiyoruz.

Lüks ve refah içinde yaşıyoruz. Her yönümüz nimetlerle doludur. Ama yeryüzü insanı olarak, iman birliğimiz ve görüş birliğimiz yoktur, sağlık ve huzur, akraba ve komşu ilişkilerine duyarsızlık, saygı ve edep yok denecek kadar azdır.

Niçin çoğu insanlar bunalımlı, kimileri kin ve öfke kusuyor?

Niçin kimi insanlar vahşileşiyor ve mümin gayri mümin demeden birbirini öldürüyor?

Niçin bedensel ve zihinsel sakatlar ve ruhsal hastalıklar çoğalıyor?

Niçin Cibt çağdaş eğitim sistemi, insanları tedavi edecek usta hekim ve insanlarımızı sümürü düzeninden kurtaracak bir lider yetiştiremiyor?

Niçin (17/64.) “Mallarımıza ve çocuklarımıza ortak olan iblisin yönetiminden kendimizi, çocuklarımızı ve mallarımızı kurtarmak için bir çare üretemiyoruz?

Niçin Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sisteminin en büyük mücahitlerinden ve âlimlerinden biri olan Aleyhisselâm Hz. Ali efendimizin;

  “İlacın, çaren sendedir ama bilincinde değilsin.

      İlacın, çaren sendedir ama görmüyorsun.

      Kendini küçük bir beden sayıyorsun,

      Oysa büyük Âlem sende dürülüdür.” Şeklindeki sözünü anlayıp kendimize ilaç ve çare üretemiyoruz?

İlginçtir evime misafir olarak gelen Müslüman, evimin bahçesinde gördüğü fareden korktuğu için evime girip misafir olmadı. Büyük âlemin kendinde dürülü olduğu insan, neden küçük bir fareden bu kadar korkuyor? Neden kendinde olan çare ile kendine çare üretemiyor? Çünkü biz hastayız.

Evet muhterem okuyucularım! Bizi köle yapan büyüden arınmanın ilacı olduğu gibi bedeni hastalıklardan da kurtulmanın çaresi ve ücretsiz bir ilâcı da vardır.

Mesela: Midem gaz yapıyor, sancı veriyor. Bu durumda ne yapabilirim? Eminim doktora giderim deriz. Oysa çare ve ilâç bendedir. Eğer “çare ve ilâç bendedir” gerçeğine inanıyorsam o zaman Yüce örneğimiz bulunan Muhammed Resulullah Sellellahu Taala Aleyhi ve Sellem Rahîm Efendimizin görüşünü görüş edinir ve buyurduğu şu hikmetli söze uyarım.

Yüce Örneğimiz; “Âdemoğlu, midesinden daha şerli bir kap doldurmaz” buyurdu. Eğer şerli kabın şerrinden kurtarmak istiyorsam o zaman Rahîm efendimizin hayat tarzını ve helal gıdalar ile kurduğu sofra düzenini sünnet edinirim.

Mesela: Muhammed Resulullah Rahîm Efendimizin sofra düzeni, yaklaşık olarak şu helal gıdaların birinden oluşurdu.

  1. Ya Arpa ekmeği ve sirke,
  2. Ya da Arpa ekmeği ve zeytinyağı ve kabak,
  3. Ya da Arpa ekmeği ve Temre yani Hurma,
  4. Ya da Arpa ekmeği ve peynir ve tereyağı,
  5. Ya da Kavun ya da karpuz ya da taze hurma,
  6. Yada Salatalık ve Hurma,
  7. Ya da Çörek otu ve bal,
  8. Ya da kurumuş ekmek artıklarını tabağa doğrayıp üzerine et suyu dökerek yapılan tirit yemeği,
  9. Ya da ateş korları üzerinde pişirilen keçi ayağı gibi

Şimdi Rahîm efendimizin, fıtratı bozulmamış helal gıdalardan hazırladığı sofra düzenini kendimize emsal edinelim ve kendimize bir yer sofrası hazırlayalım.

 Besmele Ayetini okuruz ve ürettiğimiz ya da satın aldığımız helal gıdalardan yemeğimizi yaparız. Soframıza oturmadan önce ellerimizi Besmele ile yıkarız. Ardından soframıza çömelerek ya da diz üstü oturarak yaklaşırız ve Besmele Ayetini okuyarak yemeğe başlarız. Bir yere gidecekmiş gibi sadece midemizin üçte birini dolduracak kadar yeriz. Çünkü midemiz, kendini ve bizi hasta etmeden görevini yapması için midemizin üçte birini yemeğe, üçte birini havaya ve üçte birini de suya ayırmak zorundayız. Yemeğin sonunda, (26/79.) bizi yediren, içiren Taala Ellah’a Hamd’u senalarımızı ve şükranlarımız sunarız ve efendimizi de Selâtü selâm ile anarız. Ardından sabunlu su ile ellerimizi ve misvak ya da fırça ile de ağzımızı yıkarız. Eğer Rahîm Efendimizin sofra düzenini sürekli olarak uygularsak eminim midemiz hasta olmaz ve biz de midemizden şikayet etmeyiz.

Mesela: Yüce Nebi Rahîm efendimiz; “Mümin bir mideye içer. Kâfir ise yedi mideye içer” buyurdu. Efendimizin buyurduğu bu sözün hikâyesi şöyledir. “Bir gün Efendimize, Ebu Gazman adında gayrı Müslime bir misafir gelir. Misafire, bir keçiden sağılan süt ikram edilir. Misafir, bir keçi sütünü bir yudumda içer ve ardından yetmedi der. Bunun üzerine ikinci keçiden sağılan süt ikram edilir. Misafir, ikinci keçinin sütünü de içer ama yine yetmedi der. Bu sefer üçüncü keçi sağılır ve ikram edilir. Misafir, üçüncü keçinin sütünü de içer ama yine yetmedi der. Süreç yedinci keçiye kadar çıkar ve misafir yedinci keçinin sütünü içtikten sonra doydum der. Anılan misafir ertesi gün tekrar gelir ve süt ister. Bu sefer Rahîm Efendimiz; Gelen bu misafire bir keçi sütü ikram eder ama kendisine sütü içirmeden önce Besmele Ayetini okumasını ister. Misafir Besmeleyi okur ve bir keçi sütünü içer. Ardından bir keçi sütü daha kendisine ikram edilir, ama misafir, doyduğunu söyler ve sütü içmez. Böylece Besmele okuyarak bir keçi sütü ile karnı doyan misafir Müslüman olur.”

Çünkü Besmele Ayeti; Fıtratı temiz ve helal olan yiyecek ve içecekleri, fıtratı pis ve haram olan yiyecek ve içeceklerden tamamen ayırır ve yenilen ve içilen helal nimetlere bereket, şifa ve afiyet katar. Eğer yiyecek ve içeceklerimizi, sünnet sofrasına göre düzenler ve Besmele Ayetini okuyarak midemizin üçte birini doldurarak yemek yersek eminim iç hastalıklardan kurtuluruz. Ama biz insanlar, çeşitli yiyecekler ile donatılmış sofra düzenine alıştık. Aynı tapakta beraber yemek yemeği öğrenemedik. Eğer çeşitli yiyecekler ile donatılmış sofraya oturursak o zaman tıka basa yemek yer ve midemizi hasta ederiz. Oysa helal heram demeden çeşitli yiyecekler ile donatılan görkemli sofra düzeni, (2/61.) İsrail kavminden gelen bir alışkanlıktır.

Hele T.V. Ekranlarında gördüğümüz yemek sofraları, tamamen israftır.  Taala Ellah, (17/27.) “Müsrifler şaytanın kardeşleridir” buyurdu. İnsanlar, Helal olan yerel üretim kaynaklarını kapatmış, faiz ekonomisinin ürünlerine yönelmiştir. Onun için günümüzde fıtratı bozulmamış helal gıda bulmak zordur. Bu nedenle bütün Müslümanlar bir araya gelmeliyiz ve Sünnet Dinin İslâm Nizamının Amir ve yasaklayıcı Hükümlerine göre fıtratı bozulmamış helal gıda ve ilaç üretmeliyiz. Böylece Yüce örneğimizin sofra düzenine kavuşmuş oluruz. Yöntemi ilgili sohbetimde okuyacağız inşallah.

 

         ÂH MİDEM!

 

         Ne oldu kardeşim?

         Ah bu midem beni öldürüyor.

         Nasıl olur? Hayat boyu sana hizmet eden miden seni niye

Öldürsün?

İşte öldürüyor.

Tabi ki Helal haram demedin tıka basa yedin,

Mideni boğdun. Yazık o da candır. Dikkat etsene be

Kardeşim! Sen de biraz az ye!

         Yahu sofrada ki yiyecekleri gördüğüm zaman dayanamam.

Karnımı tıka basa doldurmadan sofradan ayrılamam.

E… Ne yapalım? Şimdi de biraz zırla!

Afedersiniz! Sizin mideniz hiç ağırmaz mı? Hiç ağırmaz.

Ne yaparsın da miden hiç ağırmaz.

Günahlarıma tövbe ederim, Resulullah’a teslim olurum,

         Sünnet sofrasına niyet ederim, Bismillah der işe başlarım.

Helal ürünlerden gıda alırım, Besmele ile yemek yaparım,

         Besmele ile birazcık yerim, Şükrederim sonra işe giderim,

Bismillah der işe başlarım, Helal üretir helal satarım,

Fazlasını gizlice hibe ederim. Onun için midem hiç hasta

 Olmaz. Anladın mı?

                    Maşallah sana işin ne de güzel!

           TEDAVİ EDİLEMEZ ÜÇ HASTALIK VARDIR  

 

  1. (3/179.) Taala Ellah; Müslüman kulunu, pisliklerden temizlemeden rahat bırakmayacağını buyurdu. Bu nedenle Yüce Rabbimiz; Kendini kirleten Müslüman kullarını, ilgili pisliklerden temizleyen dert ve hastalıklar ile arındırmadan canını almıyor. Onun için arınma programına tabi tutulan Müslümanların çektiği hastalıkların tedavisi yoktur.
  2. (2/155.) “Taala Ellah; Kulunun iman derecesini ölçmek, sabrını ve şükrünü denemek için bazen (21/35.9 Hayr yani Nimet ve sağlık ile ve bazen de şer yani bela ve musibet il ayrı, ayrı imtihan eder.” Onun için imtihan çilelerinin tedavisi yoktur.
  3. Vechullahı talep eden Reculullah’ın yol çileri.

Dünyevi hayatı tamamen terkedip vechullahi talep eden  Taala Ellah’ın kulları vardır. Anılan kullara Reculullah denir. Reculullah, Âlemlerin Rabbini görüp konuşmak ve sadece Rabbleri ile beraber yaşamak ister. Anılan isteğe ulaşmak isteyen kulların çektiği çile ve hastalıkların tedavisi yoktur.

Hulasa: Eğer büyüden arınmış usta hekim varsa ve eğer ilaçların fıtratı bozulmamış helal unsurlardan üretiliyorsa o zaman ölümden ve anılan üç hastalık türünden başka bütün hastalıklar Biiznillah tedavi edilebilir. (Usta hekim kimdir? Sorusunun cevabını ilgili sohbetimde okuyacağız inşallah.)

                      

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  EN İYİ  İLÂÇ SABIR ŞÜKÜR VE DUADIR       

 

           Hayat boyu yaşadım bir çok derdin içinde…

           Gördüm ki kolaylık var her birinin içinde…

           Öyle bir derdim var ki deva yoktur içinde….

           Sabırdan başka ilaç derman yoktur içinde…

Evet benim gibi tedavi edilemez bedeni hastalığı olan Muhterem Müslüman kardeşlerim! Hastalık, Taala Ellah’a bizi yakın kılan  hallerden biridir. Bu nedenle Ya Hû Ya Hû Ya Ellahû” Zikr-i Şerifine ilave olarak aşağıda okuduğum Zikirli Duayi ağlayarak okumağa çalışalm.

Ey halleri halden hale dönüştüren Yüce Ellah’ım!

Bu hasta (Hakkı) kulunu görüyor hallerini biliyorsun.

         İhsan buyurduğun hidayetle Zatı Âline, Habibine ve

Buyruklarına Sıdg ile İman ettim, günahlarıma Nesûh ile

        Tevbe ettim, Zâti Âline tevekkül ettim, teslim oldum,

         İsmi Şeriflerinle Zati Âline yalvarıyorum

Ya Heyyu Ya Geyyum…Ya Ellahû Ya Ehed…

Ya Âliyyu Ya Âzîm…Ya Ellahû Ya Semed…

Ya Tebareke Rebbîîî Zulcelâli Vel İkrâm…

Ya Âzîzu Ya Rahîm…Ya Âzîzu Ya Hekîm…

Ya Âzîzu Ya Ğeffâr…Ya Âzîzu Ya Vehhâb…

Ya Niğmel Gâdir’u Semed’u Mevlâyî…Mevlâyî…

Ya Nûr’u Ya Güddüsu Ya Selâmu Ya Rebbi…

Ya Reûfu Ya Rahîmu Ya Vedûdu Ya Rebbi…

Ya Şafî Ya Kâfî Ya Muâfî Ya Rebbi…

Ya Semîğu Ya Besîru Ya Kerîmu Ya Rabbi…

Ya Veliyyî Ya Nesırî Ya Vegınî Ya Rebbî…

         Ya Ellahû Ya Melceî Ya Rahmanu Ya Mustân…

Ya Rebbî…Beni ve benim gibi hasta olan Müslüman kardeşlerımı Mağfıret eyle…Bize Merhamet eyle…Yardım eyle… Şifa ve âfiyet  İhsan eyle…Rezil ömre terkeyleme…Hüsnü Rızanı Hibbe eyle…Habibinle Âhıret hayatına yolcu eyle…

Ya Niğmel Gâdiru Semedu Mevlâyî….Mevlâyi…Mevlâyîîî…

 

 

       CEBRAİL ALEYHİSSELÂM İLE VAHİY KANALI

 

Muhterem okuyucularım! Vahiy kanalının yayınlarını yürüten Meleklerin amiri Cebrail Aleyhisselâm efendimizdir. Cebrail Aleyhisselâm Efendimiz; Taala Ellah’ın emirlerini Nebilere ve Resullere ve ilgililere taşıyan, ilgililerin sıkıntılaraını gideren ve kendilerini rahatlatan ruhlarımızın ve galblerimizin rehberi bir Ruh ve bizi selâmlayan can dostumuzdur.

(26/192, 194.) Âlemlerin Rabbi Taala Ellahû Rahman Rahîm’den Gur’an’i Kerim’i alan ve Taala Ellah’ın âlemlere Rahmet olarak gönderdiği Muhammed Rahîm Azîz Efendimize indirip galbi ile hücrelerinin beynine yazan, Arapça dile çevirip görüş alanına indiren ve uygulama biçimini gösteren de Cebrail Aleyhisselâm Efendimizdir.

Ayrıca Aleyhisselâm Cebrail Efendimiz, dünyaya gelen her çocuğun galbine iman kelimesini ve hücrelerinin beynine de Gur’an’ı Kerim-i yazar.

Muhammed Resulullah Rahîm Efendimizin yaşayarak örneklediği ve insan ile cin ırkına tebliğ ettiği Sünnetli Gur’an, soluğumuzun yoğun ve latif halleri içinde bulunan vahiy kanalının yayın alanı içinde canlı olarak vardır.

Bu nedenle; Beyninde Gur’an, galbinde iman, soluğu içinde Sünnetli Gur’an olmayan hiçbir insan ve Sünnetli Gur’an’ı soluklamayan hiçbir canlı yoktur. (Tafsilatı ilgili sohbetimde okuyacağız inşallah.)

Eril nefsimize gerîn olan Melek; Cebrail Aleyhisselam Efendimizden aldığı emre göre hücrelerimizin beynine yazılı bulunan Gur’an’ı Kerim-in önerdiği Sünnet Dini İslam Nizamının Amir Hükümleri bulunan Tagva kelime paketini, Melekî eğilim olarak göğsümüze indirir. Göğsümüze indirilen Melekî eğilimlerin ilki iman kelimesidir.

 

 

 

                     İMAN KELİMESİ

 

(14/24, 25.) Eğer Taala Ellah; İman kelimesinin Nurunu görüş alanımıza indirse o zaman iman kelimesini, kökleri yeri kaplayan, dalları Semavat silsilesine yayılan ve Tagva kelimeler ile en güzel ve en iyi ve en lezzetli meyveleri veren görkemli bir ağaç olarak görürdük. (14/24.) Taala Ellah’ın, kullarına lütfettiği en büyük hediye İmandır. Onun için imanı bize lütfeden  Taala Ellah’a her zaman şükranlarımız sunmalıyız.

İman nimetini bize lütfeden Taala Ellah; (3/31.) “Eğer beni seviyorsan ve günahlarını bağışlamamı istiyorsan Resulüme uy ve ona göre hayatını üret.” (4/80.) “Resule itaat eden, Ellah’a itaat etmiş olur” buyurdu. Eğer Yüce Rabbimiz Taala Ellah’ın emrine uymayı ve Vahiy kanalından soluk almayı dilersek o zaman yeri ile Semaları kaplayan ve kaliteli meyve veren iman ağacını galbimize diker ve ferdi hayatımızı üretmeğe başlarız.

Kesinlikle bilmeliyiz ki boğulurken iman eden Firavun gibi iman etmenin hiçbir yararı yoktur. Bu nedenle şerefli insan olarak gençliğe adım attığımız ilk anda iman tohumunu galbimize ekmek zorundayız.

  •  İHLÂS KELİMESİ

 

İman ağacını besleyen ve kaliteli meyveler vermesini sağlayan tek kelime İHLÂS kelimesidi. Onun için eril nefsimize gerîn olan ve Cebrail Aleyhşsselâm efendimizin emrinde görev yapan Melek, İman kelimesi ile birlikte İhlâs kelimesini bize ilham eder.

İHLÂS kelimesi, saf nur dalgaları üretir. Eğer imanımız, ihlâs kelimesinin ürettiği saf nur dalgaları ile yol alırsa o zaman ihlâs üstü boyuta çıkmış oluruz. İhlâs üstü boyut; Dişil nefsimiz ile kafilesi şeytanların ve şeytan partilerinin şerrinden kurtulmanın, ferdî, ailevî ve içtimaî hayatın bütün kesimlerini, Muhammed Resulullah Rahîm efendimiz gibi İslamlaştırmanın alanıdır. Onun için ihlâslı Müslüman; Sadece Muhammed Resulullah efendimizin Hüsnâ yüzüne bakarak hayatının bütün kesimlerini, Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sisteminin Hükümlerine göre üretir. (Tafsilatı, ilgili sohbetimde okuyacağız İnşalla.)

 

 

                 ŞECAAT KELİMESİ

 

Eril nefsimize gerîn olan Meleğin ilham ettiği kelimelerden biride, ŞECAAT kelimesidir. Meleğin ilham ettiği Şecaat kelimesi; Yiğitliği üreten, nefsimizi yersiz korkulardan ve her türlü evhamlardan arındıran ve Taala Ellah’ın rızası için gerektiğinde malı, gerektiğinde canı feda ettiren nur dalgaları üretir. Eğer imanımız, anılan nur dalgaları ile yol alısa o zaman nefsimizin ve gerini şeytanın telkin ettiği nefsni ve şehevi çıkarlara bağlı kalmaksızın cihad eden valilerden bir kahraman oluruz. (Tafsilatı, ilgili sohbetlerimde okuyacağız inşallah.)

 

                         İFFET KELİMEİ

        

         Meleğin ilham ettiği kelimelerden biri de İFFET kelimesidir. İffet kelimesinin ürettiği nur dalgaları, helâl olan her şeye iştahı açar ve haram olan her şeye de iştahı kapatır. İffet kelimesi, insana edeb tacını giydiren bir hayâ meleğidir. Eğer imanımız, iffet kelimesinin ürettiği nur dalgaları ile yol alırsa o zaman hangi ırktan ve hangi anlayıştan olursa olsun her kese ve her şeye İFFET ile bakar ve iffet ile yaklaşırız.

 

                    HİKMET KELİMESİ

 

         Eğer İhlâs kelimesi ile yol alırsak o zaman eril nefsimize gerîn olan Melek, Hikmet kelimesinin bize ilham eder. Hikmet kelimesi saf nûr dalgaları üretir. Anılan nur dalgaları; Sünnetli Gur’an’ı, beş ilim mertebesine göre bize öğretir ve olayların sırlarına vakıf kılar. Eğer imanımız anılan nur dalgaları ile yol alırsa o zaman vaki olan olayları hikmet ilmine göre okur ve insanları, hikmet yöntemi ile Sünnet Dini İslâm’a davet ederiz.

 

 

 

      İHSAN KELİMESİ

 

Eğer İhlâs mertebesine çıkmış isek o zaman bize gerîn olan Melek, bize İhsan kelimesini ilham eder. İhsan kelimesinin ürettiği nur dalgaları, (27/40.) Belkıs sarayını görüş alanına indiren kitap ilmine sahip zatın gücü gibi bir maharete sahiptir.

Eğer imanımız, İhsan kelimesinin ürettiği nur dalgaları ile yol alırsa ve eğer (42/13) Taala Ellah; Muhammed Resulü ile bizi Muhsin kul olarak seçerse o zaman Taala Ellah galbimize, ihlaslı iman ile yol verir. İhlaslı iman ile yol alan galbimiz, (6/91.) “Ellahû” ismi şerifini dilimize indirir. Biz de Ellahû ismi şerifini zikretmeğe başlarız. Eğer Zikir süreci içinde Muhammed Resulullah Rahîm efendimiz bize himmet ederse o zaman göğsümüzde bulunan galbimiz; Ellahû ismi şerifini, kendi fıtratı içine alır ve hücrelerimizin beynine yükler. Bu durakta Ellahû ismi şerifini bütün bedenimizle birlikte zikrederiz.

Zikir sürecinde Ellahû ismi şerifinin ürettiği nur; Galbimizin fıtratında bulunan Nûbüvvet nuru ile birleşir ve hücrelerimizin beynini, başımızın kılından tırnağımıza kadar nur ile yıkar ve bütün pisliklerden temizler. (89/27, 30.) Nur ile yıkanan eril ve dişil nefsimiz de tevhide ulaşır.

(13/28.) Zikrullah ile mutmain olan galbimiz, Nurullah’a kandil olur. Bu durakta Ruhumuz Mukaddes Ruh; Ölüm ötesi hayatta kullanacağımız Hüsnâ yüzlü yeni bedenimizi, Ellahû ismi şerifinin zikri ile üretilen nura gandil olan galbimizin nuru ile üretir ve hücrelerimizin beynine yükler.

Hüsnâ yüzlü bedenimizin gözü, anlımızın ortasında bulunan ve galb gözü denilen akıl gözümüzdür. Akıl gözümüz, nurullaha gandil olan galbimizin nurundan ışık alır. Akıl gözümüz; Galbimizin nurundan ışık almağa başladığı zaman soluğumuz, batın alanı içinde bulunan Muhammed Resulullah Efendimizin Azîz ve Rahîm ismi şerifleri ile görünen Hüsnâ yüzünü, akıl gözümüzün görüş alanına indirir.

Muhammed Resulullh Rahîm Efendimizin Hüsnâ yüzünü görme şerifine ulaşan kul Mühsin kuldur. Mühsin kula; Veli, Muttegı, Salih kul da denir. Mühsin kul; Muhammed Resulullah Rahîm Efendimizin Hüsnâ yüzünü sürekli olarak gösdüğü için (3/31. Azîz, Rahîm Efendimiz ile birlikte (17/23.) ibadet eder, (17/53) Azîz, Rahîm efendimizden aldığı emre göre konuşur ve iş yapar. Mühsin kullar; İsrail kavmine gelen Nebi ve Resüllerinin gücü gibi güce sahibdir.

Eğer Mühsin kul bulursak ya da Mühsin kul bizi bulursa o zaman (7/56.) “Taala Ellah’ın Rahmeti, Muhsin kullar ile bize yakın olur.” Onun için (5/2.) Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sistemini toplumların hayatına hâkim kılmak için Veli, Vali ve mücahit yetiştiren Mühsin kullar bizim manevi ustalarımızdır.

Ruhumuz Mukaddes Ruh; Hayatını Tegva kelime paketi ile üreten ve İhlâs mertebesine çıkan her Müslümana, ölüm ötesi hayatta kullanmak üzere sadece Cennet hayatına uygun Hüsnâ yüzlü yeni bir beden üretir.

Hayatını Müsterek kelime paketi ile üreten Müslümanlara da hem Cennet ve hem de Cehennem hayatına uygun ara model yeni bir beden üretir.

 Vahiy kanalından soluk alan ihlâslı Müslüman kardeşlerim! Her zaman  şu özel düayı yapmağa çalışalım:

 

Ya Heyyu Ya Geyyum Yüce Ellah’ım! Hayatımın bütün süreçlerini sağlık ve afiyetinle daim eyle…

 Ya Mugallıbel Gulub Yüce Ellah’ım! Galbimi Nurunuza kandil eyle…Galbim ile görüşümü İslâm Dini üzerine sabit eyle ve bedenimle Zakir eyle…Galbime Sekine göğsüme şifa inzal eyle…

Ya Müzzekinnüfüs Yüce Ellah’ım! Fazlu Rahmetinle Nefsimi temiz eyle…Hüsnü Rızanla Mudmein eyle…

Ya Tebarekellahu Ehsenül Halıgîn Yüce Ellah’ım! Beni Muhlis Mühsin bir kul eyle…Habibine Refig eyle…

Ya Azîz’u Ya Rahîm Ya Âzîzu Ya Ğeffar Ya Âzîzu Ya Vehhab

 Ya Vehhabu Ya Kerîm…Ya Rebîîî…Ya Rebîîî…Ya Rabbîîî…

 

Muhterem okuyucularım! Galb kelimesinin Hikmet ilmine göre kısa anlamı budur. (Konuların tafsilatını, ilgili sohbetlerimde okuyacağız inşallah.

 

 

 

 

 

                 HULASA

 

İblis kanalından soluk alanlar,

Dillerinden bal gibi yalanlar akar

Galbleri kurtlardan daha vahşıdır,

Şeytan gibi insana kötülük yapar.

 

Vahiy kanalından soluk alanlar,

Dillerinden Resulün sözleri akar,

Galbleri nurlu dalgalar yayar,

Mühsin kullar gibi iyilik yapar.

 

                   Kâmil olan İmanı, İhlaslı Niyet ile,

Şecaat ve iffeti, Hikmet ve İhsan ile,

                   Yoğurdum her birini Yüce Besmele ile,

                   Yerim ve yediririm Mühsin olan kul gibi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

         SECDE OLAYI İLE BAŞLAYAN SİYASİ HAYAT

 

Muhterem okuyucularım! İnsan ırkının ferdi hayatı Adem Aleyhisselam’ın yaratılması ile siyasi hayatı ise Secde olayı ile başlar. Onun için Secde olayı, uzay tarihinin en büyük siyasi eylemi olmuştur. Şimdi Secde olayını, tarihi hikayemiz ile birlikte kısaca hatırlayalım.

Taala Rahman; (2/30.) “Resulüm Muhammed! Hatırla o zamanı; Hani Rabbin Meleklere; Ben, “Fil Arz’ı” yani yerde bir halife yapacağım demişti ya! Melekler de yerde fesatlık çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi yaratacaksın? Oysa biz seni tesbih ve tagdis ediyoruz demişlerdi” buyurdu.

Hiç şüphe yok! Ahmedi Mahmud Muhammed Mustafa Efendimizin hatırlayacağı zaman, Adem babamızın yaratıldığı zamandır. Çünkü Âdem babamızın yaratıldığı tarihten on dört bin yıl önce Mahmud ismi şerifi ilk Nebi olan Muhammed Resulullah Rahîm efendimiz idi, Çünkü Alemlerin Rabbi Taala Rahman; Emerlerini ve kararlarını (22/75.) Meleklerden ve insanlardan seçtiği Nebi ve Resuller ile duyurur. Anılan Nebi ve Resullerden başkasını zati alilerine muhatap almaz. Bu nedenle Taala Rahman’ın; Secde olayı ile başlayan süreç içinde verdiği emirleri ve aldığı kararları taraflara duyuran, ilk nur, ilk Nebi İmamul Mübin Muhammed Resulullah Sellellahu Taala Aleyhi ve Sellem Rahîm efendimizdir.

Nitekim (2/30, 34.) Taala Rahman, yer adasına bir halife atayacağını duyurduğu zaman ilk tedirgin olan Meleklerdi. Çünkü Melekler; On dört bin yıl sonra yaratılacak olan Âdem ile ırkının fıtratı ferdî, ailevî ve içtimaî husumete uygun, yerde fesatlık çıkarıp kan akıtmağa müsait olduğunu, Ümmül Kitabı kendilerine okuyan Nebileri Ahmedi Mahmud Muhammed Rahîm efendimizden öğrenmişlerdir.

Şimdi Secde olayı ile başlayan siyasi hayatın bir özetini, yine Muhammed Resulullah Rahîm Efendimizin insan ve cin ırkına duyurduğu Gur’an’ı Kerim’in beyanına göre hatırlayalım.

Taal Rahman; Secde edin emrini verdiği zaman Melekler Secde ett. Ama kendini Âdem’den üstün gören cinlerden iblis, kibirlendi ve secde etmedi ve kâfirlerden oldu. Âdem için secde edin emrini ve (18/50.) İblis, cinlerden yani görünmeyenlerden idi sözüzünü nasıl anlamalıyız?  

Dilbilimi uzmanları; “Âdem için secde edin” anlamını veren “Li Âdeme” kelimesinin başında bulunan “Le” harfinin, biri tahsis ve biri de Meğe yani beraber olmak üzere iki anlam taşıdığını söyler. Eğer “Le” harfini tahsis anlamında kullanırsak o zaman Ayetin anlamı, “Ey Melekler! Adem’in huzurunda yere kapanın, kendisine saygı göterin ve bağlılığınızı arz edin” şeklinde anlarız. Eğer “Le” harfini “beraber” anlamında kabul edersek o zaman ilgili Ayetin anlamını; “Ey Melekler! Yer adasına Halife yani siyasi vali olarak atadığım Âdem’i imam edinin ve kendisi ile beraber Ellah için secdeli namaz kılın” şeklinde anlarız. Bu takdirde Secde olayını; Adem Aleyhisselam ile Sonun ilki ilk Nebi Muhammed Resulullah Rahîm Efendimizin ve Meleklerin cemaatle secdeli namaz kıldığı uzay tarihinin en büyük ibadeti olarak anlarız. Acizene olarak ben bu anlamı tercih ediyorum.

 

SECDE VE İSYAN KELİMELERİ

 

Muhterem okuyucularım! Bidiğiniz gibi ışığın gölgesi karanlık, ışığın altında gizlenir yok olmaz, ışık söndüğü zaman hemen ortaya çıkar. İlgili Ayetlerin duyurularına göre Tagva kelime paketinde bulunan “Secde” kelimesin fıtratı, nur dalgaları üretir ve Secde edenin anlının ortasında ampulun verdiği ışık gibi parlar. Ayrıca Secde Secde kelimesinin fıtratı; Muhtelif renklerle donanımlı, gözleri kamaştıran etkileyici bir görkemi daha vardır. Anılan renk donanımı, secde alanını keyifli ve huzur verici bir boyuta taşır. Bu nedenle Taala Rahman’ın emrine uyup Secde edenlerin anlında, Secde kelimesinin ürettiği nur dalgaları parladı ve secde meydanında göründüler.

“İsyan” kelimesinin fıtratı, simsiyah enerji dalgaları üretir ve secde etmeyenin bedenini kaplar ve ışığın gölgesi karanlık gibi kendini göstermez. Cinlerden olan iblis, secde alanında olmasına rağmen görünmedi. Çünkü Secde ibadetinin ürettiği nurlu rengi alamayan iblis, Secde alanında olmasına rağmen isyan kelimesinin ürettiği karanlığın içinde kaldı ve görünmedi. Onun için Secde ve İsyan kelimeleri, dünyevi ve uhravi hayatın rengini belirleyen iki temel kavram olmuştur.

Taala Rahman, secdenin rengini alamayan ve anılan görkemi paylaşmayan iblise, yüce nebi ile şu anlamlı soruyu yöneltir. “Ey iblis! Kendi ellerimle yarattığım ve kendi Ruhumdan üfürdüğün soluk ile can verdiğim Adem’e uyup secde etmeni engelleyen nedir? Kendini büyük mü gördün yoksa kendini âlilerden yani yüce olan büyüklerden mi saydın? Anılan soru karşısında ikileme düşen iblis, ben ondan üstünüm. Beni ateşten, onu çamurdan yarattın. Çamurdan yarattığına mı secde edeceğim? Şeklinde cevap verir. Taala Rahman; Benim emrime karşı büyüklük taslaman şık değildir. Ortaya koyduğun tavır, aşağılaşanların tavrıdır. Onun için seni Recm ettim yani Rahmetimden uzak, lanetlenen, taşlanan ve kovalanan bir boyuta indirdim buyurdu.

Anılan kararı verdikten sonra Taala Rahman; Biz Âdem ile eşine, bahçede kalın, gezin, yiyin, için dolaşın ve keyfinize göre yaşayın ama “bu” ağaca yaklaşmayın. Dikkat edin! Bu iblis her ikinizin düşmanıdır. Sakın ha! Sizi kandırıp bahçeden çıkmanıza vesile olmasın, sonra dövünüp ah vah edersiniz dedik.

Taala Rahman’ın; Anılan öğüdü ilk Nebi ile verdiği zaman Âdem babamız ile eşinin dünyevî ve şehevî eğilimlerini henüz ortaya çıkarmamıştı.

Onun için Adem baba, hanımı ile birlikte bahçede arkadaş gibi yaşıyordu. Adem baba ile eşi  bahçede dolaşırken iblis, kendisine saygı duyulacak bir kıyafet ile yanına gelir ve kendisine selam verir ve birlikte bahçede dolaşmayı teklif eder. Adem baba kendise güven veren kişinin teklifi kabul eder ve birlikte dolaşırlar.

Bu arada iblis söze başlar ve Ey Âdem! Tükenmez mülk ile kalıcı saltanata ulaşmanıza delalet edebilirmiyim? Der. Âdem babamız, kenedisine güven veren şahsın delalet etmek istediği konuyu öğrenmek ister.

Bunu üzerine iblis söze başlar ve yemin ederim ki eğer “bu” ağaca yaklaşır ve meyvesinden yersen o zaman yer adası kendi neslin ile dolar ve bütün insanlığın atası olursun ve böylece tükenmez bir mülke ve kalıcı bir saltanata da ulaşmış olursun der.

Böylece iblis; İsyan kelimesini, Adem ile eşinin göğüslerine vesvese yöntemi ile indirir ve dişil nefislerinin dünyevi ve şehevi eğilimlerini ateşlemış olur ve kendilerine yüce Rabbimizin verdiği emri onutturur. Alevlenen nefsin ateşini, Taala Rahman’ın Rahmetinden başka kimse söndüremez. Nitekim alevlenen nefsin ateşi, yasağı unutturdu ve olacak olan da oluverdi. Olay sonrası pişman olan Âdem babamız ile eşi; Yy Rabbimiz! Nefsimize zulüm ettik, eğer bize merhamet etmez isen hüsranda kaldık diye Ah! Vah! Çeker ve ne yaptık diye de dövünürler ve tövbe ederler ve Muhammed Resulullah Efendimizin hürmetine af dilerler, Taala Rahman da Rahîm Efendimizin hürmetine kendilerini af eder.

Âdem ile eşinin dünyaya gelen Kabil isminde ki ilk çocuğu, anılan ığva sonucu meydana geldiği söylenebilir. Doğrusunu Alemlerin Rabbi Taala Rahman bilir.  

İblis de; Taala Rahman’ın emrine aykırı olarak yaptığı işlerin, Taala Ellah’ın sırrına ulaşılamaz siyasetinin bir sonucu olduğunu anlar ve kendi kendine dövünür. Sokaklara iner ve Rabbim beni kandırdı şeklinde kendi tayfasına aleyhte propaganda yapar. Sonra da Adem ile neslinden intikam almak için Taala Rahman’a yalvarır ve  ey Yüce Rabbim! Eğer bana izin verirsen senin gücün ve kudretinle ihlâslı kullarından başka Âdem neslinin tamamını ığva edip senin yolundan cıkaracağım. Yarattığın her şeyin fıtratını onlara bozduracağım. Mallarına ve çocuklarına ortak olacağım ve nasıl aşağılık bir ırk oldularını sana ispat edeceğim şeklinde yemin eder.

Taala Rahman; Kendisine izin verir ve “Elbette seni ve sana uyup emrime ası olan insan ve cin ırkını cehenneme doldurup İhlâslı kullarımı senden ayırıp Selâm yurduna yerleştireceğim ve onlara saadetli hayatı kalıcı kılacağım, kötülerin ve kötülüklerin kökünü sileceğim. (7/24, 25.) Bundan böyle Sema’nın kapılarını, sana ve yandaşlarına kapattım. Şu andan itibaren belirlediğim zamana kadar birbirinize düşman olarak yaratıldığınız ve öleceğiniz ve sonunda içinden çıkarılacağınız yeryüzüne dağılın” emrini verir. Böylece Taala Rahman, yer adasında Melekî ve Rahmanî eğilimler ile nefsanî ve şeytanî eğilimlerin yönlendireceği imtihana dayalı siyasi iktidar ve muhalefet yarışını başlatmış olur.

 

 

                           HULASA

 

Muhterem okuyucularım. Gur’an Ayetlerinin duyurularına göre Âdem projesi ile başlayan ve Secde olayı ile sona eren tarihi hikâyemizin özetini, okuduk. Anılan hikâyemizden öğreneceğimiz hususlar ve alacağımız dersler başlıca şunlardır.

  1. Âdem’in tanıtıldığı ve secde ibadetinin ifa edildiği uzay tarihinin en büyük toplantı yeri dünya adasıdır. Gur’an’i Kerim’in ifade buyurduğu cennet bahçesi, ölüm sonrası gideceğimiz cennet bahçesi değildir. Dünya bahçelerinden bir bahçedir. Çünkü Ölüm sonrası gideceğimiz cennet bahçelerinde imtihan yoktur. Âdem babamızın yaratıldığı ve Halife olarak atandığı yer dünya adasıdır. İblisin ve cinlerin ve insanların yaratıldığı yer dünya adasıdır. Nebilerin, Nebi ve Resullerin yaratıldığı ve vahiy aldığı yer dünya adasıdır. Siyasi iktidar ve muhalefet yarışının yapıldığı imtihan yeri dünya adasıdır.
  2. Taala Rahman’ın; Zati alilerine isyan eden iblisi muhatab alarak konuşması ve Aleyhisselâm Âdem’e öğüt verirken iblisi yanında alması düşünülemez. Taala Rahman’ın, Adem Aleyhisselâm’a verdiği öğüdü dinleyen ve görüntülü telefon gibi iblise ulaştıran Âdem’in dişil nefsine gerîn olan şeytandır.
  3. Konuştuğumuz insanın mevkisi ve şöhreti, görünüşü ve kıyafeti ve sözleri bizi etkileyebilir. Eğer konuştuğumuz insanın kıyafetini, sözlerini ve işlerini üreten Tegva Kelime paketi ise o zaman anılan kişi ile ilişkilerimiz kurabiliriz. Eğer konuştüğümüz kişi, hayatını Fücur kelime paketi ile üretiyorsa o zaman anılan insan şeytana uymuştur.
  4. Nitekim Yüce Rabbimiz Taala Rahman bizi uyardı ve (34/20.) insanların çoğu iblise uyacaktır” buyurdu. Onun için şeytanın tuzağına düşmemek için Tegva kelime paketi ile konuşup iş yapmak ve Tagva kelime paketi ile hayatını üretenlerle birlik olmak zorundayız.
  5. Uzay tarihinin en büyük siyasi eylemi Secde olayı; Taala Ellah’ın emrine uyup Melekler ile beraber Secdeli Namaz kılan İslâm Cemaati ile Taala Ellah’ın emrine ası olan gayri Müslim cemaatı birbirinden ayıran ve gıyamete kadar devam edecek olan ferdi, ailevi ve içtimai hayatın rengi olmuştur.
  6. Bu nedenle Âdem Aleyhisselâm ile neslini yer adasına Halife kılan ve secdeli Namaz ibadeti ile imtihanı başlatan Taala Rahman; Ferdi, ailevi ve içtimai hayatın bütün kesimlerini Tagva kelime paketi ile üretmek için dünyevî ve Uhrevî hayatın güç ve kudretini siyasi iktidara vermiştir. Çünkü siyasi iktidarı ele geçiremeden hayatın bütün kesimlerini İslâmlaştırmak mümkün değildir.
  7. Nitekim Taala Ellah’ın bütün Nebileri ve Resulleri, veli ve valileri (58/19.) Şeytanın partisini iktidardan kovmak ve (58/22.) Taala Elllah’ın Partisini iktidara taşıyarak hayatı İslâmlaştırmak için hayat boyu cihat ettiler. (Tafsilatı, ilgili sohbetlerimde bütün boyutları ile okuyacağız inşallah.)

 

 

 

 

                   RENGİMİZ

 

Ezanı duydu emre uymadı,

Şeytana uydu Namaz kılmadı,

Sardı bedenini ısyanın rengi,

Melekler dedi işte münkirler.

 

Abtesti aldık kıbleye döndük,

                            Yüce Nebi ile namazı kıldık,

                            Sardı bedenimizi secdeni rengi,

Melekler dedi işte Müminler.

 

 

 

VELİ VE VALİ KELİMELERİ

 

(10/62, 63.) Taala Ellah; “Muttegı olan ihlaslı Müslümanların veli olduğunu,” (8/34.) “Kâbe’yi koruyacak olan idarecilerin de Muttegı evliyalardan olmasını” buyurdu. Yani  maddi ya da manevî bir makama koruyucu bir yönetici ya da hizmetçi olarak seçilen ya da tayin edilen mücahit ihlâslı Müslümanlara “Evliya” denir.

Evliya kelimesinin tekili, veli kelimesidir. Veli; bölge ve eyalet yöneticiliği yapabilme imkân ve kabiliyetine ulaşan ve mücahit yetiştiren ihlâslı Müslüman’a denir. Siyaset, yönetmek demektir. Eğer veliler, yönetici olarak siyasi bir göreve atanırsa o zaman kendilerine vali denir.

Nitekim (3/110. 9/71.) Taala Ellah; “İhlasli Mümin erkekler ile ihlaslı mümin kadınlar birbirinin evliyaları yani birbirlerinin yöneticileridir. Erkek yöneticiler Marufu emreder. Kadın yöneticiler Münkerden sakındırır” buyurdu.

(3/110. 9/71.) İlgili Ayetlerde, “Ye’murune” ve “Yenhevne” kalıplarında iki kelime geçer. “Ye’murune” kelimesi; Kök kelime olan ‘Emere’ kelimesinin modellerinden üretilmiş geniş zamanlı, çoğul ve Müzekker yani eril bir model kelimedir. Anlamı, Marufu emreden ihlaslı erkek yöneticiler demektir.

“Yenhevne” kelimesi de; Kök kelime olan ‘Neheye’ den üretilmiş geniş zamanlı, çoğul ve müennes yani dişil bir model kelimedir. Anlamı, Münkerden yasaklayan ve sakındıran ihlaslı kadın yöneticiler demektir.

Ama üzülerek ifade edeyimki; Gur’an-i Kerim hakkında Meal-Tefsir yazan kardeşlerim, anılan kelimeleri, dost ve dostlar şeklinde tefsir etmişlerdir. Ama anılan kardeşlerim; Galblerinde hastalık olan insanların, anılan tefsirlerini örnek alarak “Mümin erkekler ile Mümin kadınları, dostu hayatı yaşayan insanlar olarak değerlendirebileceğini dikkate almamışlardır. Oysa “dost” anlamını ifade den kelime “Haden” kelimesidir. Nitekim Taala Ellah; (4//25.) Haden kelimesini, erkek ve kadınların arasında kurulan nikah dışı ilişkilere dost hayatı diyor ve anılan dost hayatını yasaklıyor.

 Oysa veli ve vali kelimeleri; (2/165.) “Taala Ellah’a yönelik sevgilerin en güçlüsü Muhabbet” yani katıksız sevgi, “Halil” yani sadece Taala Ellah’a bağlılık, “İsâr” yani mal, para gibi dünyevî varlıkları hiçbir karşılık beklemeden Müslümanlarla paylaşmak, (17/80.) yardım eden yönetici “sultan” gibi Ülyâ sıfatlarını taşıyan dört kelimenin fıtratını kendinde taşıyan olağan üstü kelimelerdir. Veli ve Vali kelimelerini sadece dost ve dostlar şeklinde tefsir etmek, hem dilbilimine ve hem de Hikmet ilmine aykırıdır. (Tafsilatı ilgili sohbetlerimde okuyacağız inşallah.)

Taala Ellah; (3/104. 9/71.) “Aranızda Marufu emreden ve Münkerden yasaklayan bir ümmet olsun. Erkek yöneticiler; Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sisteminin amir hükümlerini uygulasın. Kadın yöneticiler de Münkerden yani Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sisteminin yasaklayıcı hükümlerini uygulasın ve halkı her türlü kötülüklerden sakındırarak vikaye etsin” buyurdu. Anlaşılacağı üzere ihlaslı kadın yöneticilerin yetkileri vikaye yani koruyucu niteliktedir. Çünkü Müslüman annelerin gerek aile hayatında ve gerekse toplum hayatında neslini önce terbiye eden, her türlü kötülüklerden ve ateşten vigaye yani koruyan bir şefkati vardır. O nedenle valilik makamı;

  1. Marufu yani Tagva kelime paketini yani Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sisteminin amir hükümlerini; Uygulama yasalarına göre, (2/256.) usandırmadan, bunaltmadan, ikna ederek ve (16/125.) edeb ve hikmet yöntemi ile sevdirerek ferdi, ailevi ve içtimai hayata hâkim kılacak erkek vali,
  2. Münkerden yani Fücur kelime paketinden yani İslâm Partisin yasakladığı hükümlerin şerrinden koruyan, vikaye eden kadın vali olmak üzere iki ihlâslı Müslümandan oluşan siyasi yani yönetim makamdır.

Böylece Taala Ellah; Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sisteminin amir ve yasaklayıcı hükümlerini uygulama yasalarına göre ferdî, ailevi ve içtimaî hayatımıza hâkim kılmamız için (8/72.) “Müslüman erkek ile Müslüman kadınları birbirinin evliyaları yani yöneticileri yaptı ve ibadet mekânlarımıza ve yönetim kademelerine ihlâslı Müslüman erkekleri ve ihlâslı Müslüman kadınları yöneticiler olarak seçmemizi ya da tayin etmemizi hükme bağladı.” Nitekim Taala Ellah;

  1. 10/14.) “Nasıl iş yaptığınızı görelim diye (3/39. 6/165. 2/30.) Kadın ve erkeklerin her birini, halife olarak tayin ettim.”
  2. (5/51.) ”Ey inanmış ihlâslı müminler; Yahudileri ve Hıristiyanları kendinize Evliye yani yönetici seçmeyin, Onları kendinize yönetici seçerseniz onlardan olursunuz.”
  3. ((3/100. 5/51.) “Yahudileri ve Hıristiyanları, kendinize Evliye yani yönetici olarak seçer ve onlara itaat ederseniz, o zaman kâfirlerden olursunuz.”
  4. (23/54.) “Kâfir ve müşrik ve münafık bir siyasetçiye yani yöneticiye uyan kesin olarak zarardadır.”
  5. (3/29.) ”Kendilerine; İhlâslı Mümin Müslüman yönetici yerine Yahudi, Hıristiyan ve kâfir yönetici seçen ve onlara itaat eden Müminlerin Ellah ile bütün bağları kesilmiştir.”
  6. (25/27, 28.) Resul ile yol almayan insanlardan yönetici edinen zalimler, ölüm ötesi hayatta yazık bana! Keşke falanı kendime yönetici edinmeyeydim diyerek parmaklarını ısıracaktır.”
  7. (9/23.) “Ey Müminler! Sünnet Dini İslâm nizami yerine Dağut ve Cibt rejimlerini tercih eden babanız ve kardeşlniz dahi olsa onları kendinize yönetici seçmeyiz” buyurdu.

Anlaşılacağı üzere sadece ihlâslı Müslüman erkekler ile ihlâslı Müslüman kadınlara oy verip onları vali yani yönetici olarak seçmek zorundayız. (Tafsilatı, ilgili sohbetlerimde okuyacağız inşallah.)

    KADINLARIN BAZI SOSYAL HAKLARI

 

İslâm Anayasa Hukuk Sistemi; İhlâslı Müslüman kadınlara yöneticilik hakkı verdiği gibi savcılık ve avukatlık gibi bir takım sosyal haklar vermiştir. Nitekim Mücadele suresinin ilk ayeti, avukatlık ve savcılık hakkına delil olmuştur.

Mesela; “Havle ya da Hafsa ya da Cemile adında Sahabelerden olan Müslüman bir kadın; Taala Ellah’a şikâyetini sunduktan sonra Yüce Nebi Efendimize müracaat eder ve boşanma talebinde bulunur. Anılan hanım efendi; Boşanma nedenini soran Rahîm efendimize, kocasına karşı duyduğu nefreti sebep gösterir ve nefretin boşanma sebebi sayılmasını talep eder. Nefretin boşanma sebebi sayılması için de birtakım haklı sebepler ileri sürer.

Yüce Kurul Başkanı Muhammed Resulullah Sellellahu Taala Aleyhi Vesellem Rahîm Efendimiz; Mahkeme süreci sonunda, anılan hanım efendinin talebini haklı bulur ve kadının kocasına ve kocanın karısına karşı duyduğu nefreti, uyuşmazlık sebebi sayar ve eşlerin boşanmasına, Aile Hukukunun önerdiği “Mihr ve Miras” hükümlerine göre karar verir ve böylece İslâm Aile Hukuku Sisteminde kadının avukatlık ve savcılık görevini de yapabileceğini hükme bağlamış olur. (4/34.) Zaten aile hayatında kadın sorgulayan savcı ve müdafaa eden Avukat, koca da hüküm veren Hâkim makamındadır.

 

EŞLERİN BİRBİRİNDEN BOŞANMA YÖNTEMİ

 

Muhterem okuyucularım! Tv. Ekranlarında konuşan bazı Müslüman bilim adamları ile camilerin kürsülerinde vaaz veren bazı hocalarımız; Müslümanların gözüne baka, baka “eğer bir erkek karısına, “seni boşadım derse, karısı boştur” şeklinde fetva veriyor. Oysa Taala Ellah’ın en çok sevmediği helal eşlerden biri de evli eşlerin birbirinden boşanması olayıdır. Onun için Taala Ellah; Evli olan eşlerin birbirinde boşanma yöntemini, (2/227, 237. 4/34, 35, 127, 129. 65/1, 7.) İlgili Ayetler ile hiçbir yoruma meydan vermeyecek şekilde açık olarak belirlemiştir.

     İlgili Ayetlere göre Taala Ellah;

  1. Boşanmak isteyen eşlerin birbirinden ayrılmalarına karar verdikleri tarihten itibaren kesin boşanmanın vaki olabileceği tarihe kadar üç aylık süre tanınmasını,
  2. Eğer erkek karısını boşamaya karar verirse o zaman kadın boşanmanın vaki olabileceği üç aylık süre içinde kocasının evinde kalacağını ve bütün ihtiyaçları, kendisini boşamak isteyen kocası tarafında karşılanacağını,
  3. Uyuşmazlık nedenlerinin ortadan kaldırmak ve taraflar arasında ülfeti sağlamak için eşlerin ailerinden kanaat ehli iki hakem heyetinin seçilmesini,
  4. Anılan hakem heyeti, vaki uyuşmazlık nedenlerini ortadan kaldıramağa çalışır. Eğer Hakem heyet, üçaylık süre sonunda uyuşmazlık nedenlerini ortadan kaldıramıyorsa o zaman boşanmak isteyen erkeğin ya da kadının hakime baş vurup boşanma davası açabileceğini,
  5. Mahkeme hakimi, iki şahidin tanıklığı üzerine eşlerin boşanmasına karar verebileceğini ve çocuk, tazmınat ve nafaka konularını, tarafların ekonomik durumlarına uygun olarak Miras ve Aile Hukuku hükümlerine karar verileceğini
  6. Eşlerin birbirinden boşanma haklarının eşit olduğunu hükme bağlamıştır.

Sevgili hocalarımız! Taala Ellah’ın anılan emirlerine aykırı olarak fetva vermenin vebali ağırdır. Umarım, anılan vebalin ağırlığını hisseder ve Mezhep imamlarının başını kaşımadan Gur’an’ın açık olarak beyan ettiği hükümlere uyar ve ona göre eşlerin boşanma yöntemini izah edersiniz. (Tafsilatı, ilgili sohbetlerimde okuyacağız inşallah.)

 

  GAYRİ MÜSLİMLERLE DİYALOG KURMAK

 

Muhterem okuyucularım! Bildiğiniz gibi günümüzde tartışılan konulardan biri de; Dağut ve Cib Rejimlerinin uygulandığı ülkelerde yaşayan Müslümanların, gayri müslimlerle diyalog kurması konusudur. Oysa gayri Müslimlerin rejimleri ile yönetilen Müslümanlar, gayri Müslimlerle diyalog içinde olup köle gibi yaşamaktadır. Müslümanlar kendi rejimlerini kurmadan kölelikten kurtulmaları mümkün değildir.

(2/256. 3/64. 4/51. 6/151. 16/125-126. 29/46. 45/14.) İlgili Ayetlerin yaptığı duyurulara göre Taala Ellah şöyle buyurdu: “Sünnet Dini İslâm Partisi ile İblis’in Dağut ve Cibt  şeytan partileri bellidir. Kim ki baskı ve zorlama olmadan bilinçli olarak görüşünü şeytan partilerine kapatır ve sadece Sünnet Dini İslâm Partisine açarsa, ebedi saadet sürecine girmiş ve kurtuluşa ulaşmış olur.

Eğer Müslümanlar; Sünnet Dini İslâm rejimini kurabilir ve hayatlarının bütün kesimlerini, yüce örneğimize göre üretebilirse o zaman gayri Müslimlerle diyalog kurar ve Taala Ellah’ın verdiği emirlere göre görevlerini yaparlar.

(3/100, 110. 113, 144.) Taala Ellah şöyle buyurdu.

“Ey Müslümanlar! Eski vahyin mensubu olanların çoğu fasıgtır. İçinde bir örgüt var ki, onlara uyarsanız sizi küfre çevirir. Ama içlerinde az sayıda mümin de vardır. Zülüm ve haksızlıktan uzak duran ve ön yargı ile davranmayan azınlık müminler ile Ahsen-i cidal yani Vahiy Mantığının önerdiği siyasi edeb ile ilişki kurun ve kendilerine şunları söyleyin.

“Taala Ellah’ın; En son Nebi olarak tayin ettiği Muhammed Resulullah Rahîm efendimiz ile insan ve cin ırkına tebliğ ettiği Sünnet Dini İslâm nizamına inandığımız gibi Âdem babamızdan Yüce Kurul Başkanı Muhammed Resulullah Aleyhisselam Rahîm efendimize kadar gelen Taala Ellah’ın bütün elçilerine, İncil, Tevrat ve Zebur gibi kitapların aslına da inanıyoruz. Çünkü bizim ilahımız ile sizin ilahınız ezelden ebede kadar Tek bir Ellah’dır. (4/150, 151.) Biz Müslümanlar, sadece tekbir Ellah’a ve Taala Ellah’ın gönderdiği bütün Resullerine ve kitaplarına inanıyoruz. Siz Resulleri bir birinden ayırıyor ve son Nebi olan Muhammed Resulullah’a inanmıyorsunuz. Bu tutumunuz gerçekten kâfirliktir. Onun için bizim imanımız, sizin inancınızı kapsadığı için ilericidir. Bizim gibi ilerici bir inanca ulaşmanız için Taala Ellah’ın dini İslâm’a inanın ve Müslüman olun ve bizim gibi Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sistemi ile hayatınızı düzenleyin. Böylece şirk batağından kurtulmuş ve ölüm ötesi hayat için kendinize Hüsnâ yüzlü yeni bir beden üretmiş olursunuz deyin.

Ama gayri Müslimlerin (4/61. 29/46.) çoğunluğu zalim ve ön yargılı olan fasıglardır. Fasıglarla diyalog kurmayın. Çünkü insan ve cin ırkına gönderilen en son Nebi ve Resul Muhammed Resulullahın tebliğ etiği Sünnet Dini İslâm’a inanmayan zalim ve ön yargılı Yahudi ve Hıristiyanlar müşriktir. Müşrik olan zalim ve ön yargılı Yahudi ve Hıristiyanlar, (2/120.) Kendi milletine uymayan Müslümanlardan hiç hoşlanmaz. Kendi batıl dinlerine uymayan insanlara ellerinden gelen kötülüğü yaparlar” buyurdu.

Nitekim anılan zalim ve ön yargılı fasıglar; Tarih boyu, (4/76.) kendilerine uymayan Müslümanları, şeytani yöntemlerle vahşice öldüre gelmektedir.”

 HULASA

  1. Müslümanlar; Eğer Yahudilerden ve Hirıstiyanlaradan, Münafıg ve kafirlerden kendine yönetici seçerse, Taala Ellah ile olan bütün bağlarını keser ve şeytan partilerine girmiş olur.
  2. Müslüman erkenler ile Müslüman kadınlar birbirinin dostu değil, siyasi olarak birbirinin yöneticisidir. Müslüman erkek yöneticiler, Marufu emreder ve yönettiği halkın, Taala Ellah ile olan bağlarını güçlendirmeye çalışır. Müslüman kadın yöneticiler de, erkek yöneticilerin yardımcısı olarak halkı Münkerden vikaye eder. Bu nedenle Mücahid yetiştiren veliler ile Anayasa Hukuk Sistemini toplumların hayatına hâkim kılan valiler Sünnet Dini İslâm’ın devrim ustalarıdır.
  3. Yüce Nebi Rahîm Efendimiz; “Eğer yöneticileriniz; Sizi, Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sistemi ile idare ediyorsa o zaman o kendilerine itaat edin” buyurdu.
  4. Müslüman olarak ilk görevimiz; Mücahit yetişriren Müssin kullardan velilerimize uyup kendimizi mücahit olarak yetiştirmek ve mücahit valilerimiz ile cihat seferine katılıp siyasi iktidarı ele alarak hayatımızın bütün kesimlerini İslâmlaştırmaktır.
  5. Hayatımızın bütün kesimlerini İslamlaştırdıktan sonra Taala Ellah’ın aşağıdaki emrini yöntem edinerek önce Ehseni Cidal yöntemi ile gayri Müslimlemlerle diyalog kurup onları İslama davet ederiz.
  6. Nitekim Taala Ellah; (33/1.) “Ey Nebi! Müşriklere ve münafıglara boyun eğme, sadece Ellah’dan vigaye iste.” (15/03.) “ Sana emredileni, kulakları çatlayıncaya kadar anlat” buyurdu.
  7. Biz Müslümanlar da; “Ey Hiristiyanlar ve ey Yahudiler! Biz Hz.İsa ve Hz. Musa ile Tevrat ve İncili imanımızın içine aldık, siz de Muhammed Resûlullah ile Gur’an-i Kerimi imanınızın içine alın ve kardeş olalım ve güzelim dünyamızı, Sünnet Dini İslâm Nizami ile donatalım ve kendimize ortak vatan yapalım ve beraber cennete gidelim. Aksi halde babamız Aleyhisselâm İbrahim’in dediği gibi ebedi olarak düşmanımız olarak kalırsınız” der ve iş başı ederiz. (Konunun tafsilatıni, ilgili sohbetimde okuyacağız inşallah.)

 

 

 

 

 

 

 

                       EY ADEM OĞLU!

 

Hak olan yola eğer girersen,

Sünnet Dini İslâm’ı tebliğ edersen,

Maruf ile hayatı tanzim edersen,

Muhammed Resul’e vali olursun,

 

                  Batıl olan yola eğer girersen,

                  Şeytan partisini tebliğ edersen,

                  Münker ile hayatı tanzim edersen,

                  Şeytan olan İblise vali olursun,

 

                   Dünya adasında siyaset budur,

                   Başka yöntem yok bunu bilesin,

                   Siyaset yapan ey Âdem oğlu!

                   Başka yol yok bunu bilesin!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GUR’AN-İ KERİM

 

Taala Ellah; (13/31.) “Eğer kendisi ile dağların yerinden yürütülüp götürüldüğü veya yerin paramparça edildiği veya ölülerin dile getirilip konuşturulduğu bir kitaptan söz edilecek olur ise işte bu Gur’an, Taala Ellah’ın emri ile anılan işlerin hepsini yapar.”

(59/21.) “ Eğer biz bu Gur’an-ı; Bir dağın üzerine indirsek, hiç şüphe yok anılan dağın, Ellah korkusundan başını eğmiş olarak çatlayıp paramparça olduğunu görürdün. İşte aklını Sünnetli Gur’an ile kullanmayan duyarsız insanlara bu tür örnekleri veriyoruz.” buyurdu.

Evet Alemlere Rahmet Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm Efendimizin insan ile cin ırkına tebliğ ettiği Gur’an-i Kerim;

  1. Alemlerin Rabbi Yüce Rabbimizi bize tanıtan,
  2. Yaratılış süreci ile varlık alemlerini ve içindekileri, karıncaya varana dek bir bir anlatan,
  3. Hidayet ve dalalet yollarını bize gösteren,
  4. Hayatımızın bütün süreçlerini, sonuçları ile birlikte bize öğreten,
  5. Yürekleri titreten, her türlü büyüden ve kirlerden arındıran,
  6. Cunub olan insanların kendisine dokunmasını yasaklayan,
  7. Kainat üstü bir Mücizeler Kitabıdır.

 

Şimdi ilgili Ayetlerin duyurularına göre yazdığım ilahi ile Gur’an-i Kerim’i okuyalım.

 

 

 

 

 

 

(55/1,78. 96/1,19.)

BİSMİLLAH… DE VE OKU

 

Taala Yüce Rahman Gur’an’ı öğretiyor,

Bismillah de ve oku dinle bize ne diyor?

Ayetlerin her biri ilimle Nûr saçıyor,

Yüce Rahman’ın sözü örneksiz Yüce Gur’an

 

Tanıtarak öğretir yaratılan her şeyi,

Görünen olayları sebepleri sırları,

Yaratılış nedeni hüküm ve sonuçları,

Sünnet Dini İslâm’ın kitabı Yüce Gur’an

 

Uhrevî ilimleri dünyevî bilimleri,

İyi güzel işleri kötü çirkin halleri,

Ûlyâ olan yüzleri Süflâ olan yüzleri,

Öğretiyor bizlere İlm’u Hikmetle Gur’an

 

Her iki bölgelerde bulunan ülkeleri,

Melekleri cinleri insan ve şeytanları,

Gıyameti mahşeri cennet ve cehennemi,

Öğretiyor bizlere bizi okuyan Gur’an

 

Çöl kitabı sanıyor insandan kimileri,

Okumamış bilmiyor cahil kalmış besbelli,

Sözleri ve işleri şeytandan daha geri,

Buna rağmen gel diyor Rahmet Kitabı Gur’an

 

Övgü ile söz eder ihlâslı Müslümandan,

Nefret ile söz eder şeytanlaşmış insandan,

Yol alırsak dünyada eğer Yüce Gur’an’dan,

Rahmetini indirir bizlere Yüce Rahman…

 

TEFSİR ÖRNEKLERİ

 

Değerli okuyucularım! (55/1.) Taala Rahman; Alemlere Rahmet olarak gönderdiği Muhammed Resulullah Rahîm efendimize, Gur’an-i Kerimin ilmini ve beyanını beş ilim mertebesine göre öğretti ve uygulama yöntemini de gösterdi. Yüce Nebi ve Rsul Muhammed Efendimiz de; Gur’an-i Kerim’i Taala Rahman’dan öğrendiği gibi izah etti ve insan ile cin ırkına aynen tebliğ etti.

Beş ilim mertebesinin ilk basamağı Dilbilimidir, Dilbilimine göre yazılmış bütün tefsir ve mealler, beş ilim mertebesine göre izah edilmesi gereken Gur’an ayetlerini bize izah edemez. Bu nedenle Dilbilimine göre yazılmış Meal ve Tefsiler, muhtelif yorumlar ve çelişkilerle doludur. Nitekim Dilbilimine göre yazılmış Meal ve tefsirler; “Hakka Suresi, 38/52. Ayetini, Abese Suresi, 1-10. Ayetlerini ve Duhâ Suresi, 1-11. Ayetlerini dahi dilbilimine göre  izah edememiştir. Onun için anılan Ayetlerin anlamlarını doğru olarak izah edemeğe  çalışacağım inşallah.

 

AYETLERİN İNİŞ SEBEBİ

 

Gur’an’i Kerim hakkında yazılan Arapça Türkçe Meal ve Tefsirler; Abese suresinin iniş sebebini yaklaşık olarak şöyle aktarmaktadır. “Yüce Nebi Muhammed Resulullah Sellellahu Aleyhi ve Sellem efendimiz; Mekke’nin ekâbirlerinden oluşan müşrik bir heyete, Sünnet Dini İslâm’ı tebliğ etmektedir. Bu sırada; Ummu Mektum lakabıyla anılan Abdullah b. Şureyh adında iki gözü görmeyen bir sahabe, sesin geldiği tarafa doğru yavaş, yavaş ilerler ve efendimizin huzuruna geldiğini zannederek durur. Anılan Âmâ Efendimizin sesini keserek “Ey Allah’ın Resulü, sana gelen ayetleri bana oku ve beni tezkiye eyle” der.

Bu durumdan rahatsız olan efendimiz suratını asar ve âmâya yüzünü ekşitir ve onu, Tesedda yani alaycı bir şekilde alkışlar ve Telehha yani aşağılayıcı sözlerle azarlar. Yüce Nebi Rahîm efendimizin anılan davranışından dolayı sure nazil olur ve Rahîm Efendimiz Taala Ellah tarından azarlanarak uyarılır.”

Oysa Abese suresinin iniş sebebi şöyledir: “Mekke şehrinin ekâbir ve mutrefinlerinden oluşan Müşrik bir heyet, efendimiz ile resmi bir görüşme yapmaktadır. Görüşme esnasında iki gözü görmeyen ve dilenci kılığında görünen üstü başı kirli, fakir bir sahabe, sesin geldiği tarafa doğru yürür ve efendimizin huzura geldiğini zannederek müşrik heyetin sözcülüğünü yapan zatın önünde durur ve doğrudan, Ey Ellah’ın Resulü! ”beni tezkiye et” der. Amanın bu tavrına öfkelenen müşrik heyetin başkanı, gözleri görmeyen âmâya, “tezkiye senin neyine diye bağırır ve başını farklı tarafa çevirir ve öteki eli ile de âmâyı kovar. Bunun üzerine sure nazil olur.”

Dikkat edelim! Taala Ellah; (6/3.) ”Konuştuğumuz sözleri işitiyor, gizli sırlarımızı ve yaptığımız işleri biliyor ve bizi görüyor. Her şeyi bilen ve gören Taala Ellah; Öfkelenen ve yüzünü ekşiten şahıs için kullandığı “Abese” kelimesini, Ayetlerin iniş sırasına göre önce “ Muddessir suresi Ayet, 22. de ve daha sonra, Abese suresi, Ayet birde kullanır. Taala Ellah’ın; Her iki surede ifade buyurduğu “Abese” kelimesini, “İnatçı Kâfir modeli için kullanıyor.”

Yani Muddessir suresi, 22. Ayette geçen ABESE yani yüzünü ekşiten inatçı kâfir modeli ile Abese suresi, birinci Ayette geçen ABESE yani yüzünü ekşiten inatçı kâfir modeli aynıdır. Taala Ellah; ABESE suresinin altınca ayetinde geçen “Tesedda” yani alaycı bir şekilde alkışlamak ve “Telehha” yani alaya alıp eğlenmek ve “Abese” yani yüzünü ekşitmek” anlamını taşıyan kelimeleri, (8/35. 31/6. 74/22.) Ayetlerde ifade edildiği gibi müşrikler için kullanmıştır. Her an Rabbi ile beraber bulunan, Rabbi ile gören, Rabbi ile duyan, Rabbi ile tutan ve Rabbi ile beraber konuşan Muhammed Resulullah Sellellahu Taala Aleyhi ve Sellem Rahîm efendimizin kör bir insana yüzünü ekşitmesi ve onu alkışlayarak alaya alması ve küçümsemesi düşünülemez.

Bu nedenle Taala Ellah’ın; Müşrikler için kullandığı “Telehha” ve “Abese” ve “Tesedda” kelimelerini Yüce Nebi Rahîm efendimiz için kullandığını ve efendimizi, üçüncü tekil şahıs olarak “O” şeklinde ifade ettiğini ve Yüce Nebinin anılan kelimeler ile amel ettiğini söylemek, Taala Ellah’ı öfkelendirecek derecede vahim bir hatadır.

 

1: ABESE SURESİ, (1/10.) Ayetlerinin Türçe anlamlarının özeti:

Taala Ellah şöyle buyurdu; “Özellikle kendini her konuda yeterli gören SAKAR yani cehennem ehli inatçı kâfir! Gözleri görmeyen, üstü başı kirli fakir bir insan yanına geldi diye yüzünü ekşitti ve başını sağa sola çevirerek öfkelendi. Be adam; Gözleri görmeyen insanın arınabileceğini ya da okunan ayetleri düşünüp onlardan istifade edebileceğini sen idrak edemzsin. Sırf Ellah’ın rızasını kazanmak için sesin geldiği yöne doğru yürüyüp yanına gelen insanı alkışlaman gerekirken onu küçümsedin, alaya aldın, onunla eğlendin. Kaldı ki âmâ’nın arınma talebi seni hiç ama hiç ilgilendirmez. İnatçı kâfirin gösterdiği davranış doğru değildir. Gur’an, hayatın bütün süreçlerini hatırlatıyor. İsteyen öğüt alır, istifade eder ve arınır.”

 

  1. DUHA SURASI (1, 11.) Ayetlerinin Türkçe anlamının özeti;

 

Muhterm okuyucularım! Ülkemizde yazılan Meal ve tefsirlerde; DUHÂ suresi 6-8. Ayetlerinde geçen “VECEDE” kelimesi, “Buldu” şeklinde tefsir edilmiştir.

“Buldu” şeklinde tefsir edilen VECEDE kelimesinin ismi faili, VACID tır. Vacıd kelimesi, Taala Ellah’ın isimi şeriflerinden biridir. Taala Ellah’ın “Vacıd” ismi şerifi; “Sürekli olarak icad eden, sürekli olarak yaratan, yaratıklarına istediği bedeni üreten” anlamındadır. Eğer Taala Ellah’ın “Vacıd” ismi şerifine “bulucu” anlamını verirsek o zaman Yüce Yaratıcı Taala Ellah’ı, hâşâ yaratıcı olmaktan çıkarır ve buldukları ile iş gören herhangi birine benzetmiş oluruz. Onun için Vacıd kelimesinin kökü bulunan Vecede kelimesinin anlamını, Taala Ellah’ın buyruğuna ve Muhammed Resulullah Rahîm efendimizin Hulugul Azım olan fıtratına uygun şekilde anlamak zorundayız.

Dikkat edelim! Taala Ellah; Muhammed Resulullah Rahîm Efendimizi alemlere Rahmet, insan ve cin ırkına en son Nebi ve Resul ve veli ve vali ve öğretmen ve Mürşit ve Fatih ve rehber ve önder ve Mehdi ve Mücahid ve dünya tarihinin en büyük devrim ustası olarak gönderdi.

Duha Surenin fıtratından anlıyoruz ki Alemlere Rahmet Muhammed Resulullah Rahîm Efendimiz çok üzüntülüdür. Öyle ki gözlerinden akan yaşlar yer ile semarı titretmiştir. Nitekim Duha süresi; Taala Rahman’ın, efendimizin üzüntüleri paylaşmak için kendisi ile yaptığı özel sohbeti bize duyurmaktadır.

 

SÜRENİN HİKMET DİLİ İLE TÜRKÇE ANLAMI

 

“Ey kendi Nurumdan yarattığım ilk kulum ve Resulüm Muhammed! Seninle yol alan Müslümanların ölüm ötesi hayat süreçlerinde ulaşacakları saadet sürecini görüyor ve seviniyorsun. Sana muhalif olan inatçı kâfirlerin, müşrik ve münafıkların ölüm ötesi hayat süreçlerini görüyor ve üzülüyorsun. İnsan ve cin ırkını imtihan için yarattığımı biliyorsun. (26/3.) “Kimi insanlar, tebliğ ettiğin Sünnet Dini İslâm Nizamın’a inanmıyorlar diye üzüntüden neredeyse kedini tüketeceksin.” Kimsesiz imiş gibi de ağlıyorsun. Etme eyleme; Sen benim nurumla duyan, benim nurumla gören, benim nurumla tutan, benim nurumla yürüyen kullarımın en değerli olanısın. Rabbin sana nasıl darılabilir ya da seni nasıl yalnız bırakabilir? Asla. Ben, her an seninle beraber olduğumu biliyorsun. Elbette atacağın her ilerici adım, daha önce attığın ilerici adımlardan daha ilericidir. Gerçek şu ki; Dünyada ve özellikle Ahiret hayatının bütün sürçlerinde en üst makamları ve ümmetini savunma ve şefaat etme yetkisini sadece sana verdim biliyorsun. Sen de fevkalade memnunsun ve daha da memnun olacaksın. Nurumdan yarattığım ilk kulum olduğun için anan baban olmadı. Beşer olarak da seni çocuk yaşlarında yetim bıraktım ve bana refig ettim. Yarattığım her şeye, sana verdiğim Rahîm ismi ile vücut yaptım ve seni çoğaltım, yüklerini hafiflettim. Nebi ve Resul olarak sana örneği olmayan bir vücut yaptım ki iznimi alarak dilediğini dalalete düşüren ve dilediğini hidayete ulaştıran ve dilediğini fakır ve dilediğini zengin yapan güce sahip bir fıtratı vardır. Artık annem babam yok diye yetimliğe kahretme. Senden isteyen saillere de nehir gibi akma. Rabbinin, insanlara lütfettiği nimetleri anlat.”

 

Mühterem Müslüman kardeşlerim! Taala Ellah’ın Yüce Nebi ile yaptığı sohbetin Hikmet dili ile bir özetini okuduk. Anılan üzüntü dolu sohbetin açıklanmayan birçok sırları daha vardır. Bizi ağlatan, dertlerimize derman olan Duha Süresi; Bizden yetimlere iyi muamele etmemizi, saillerin ihtiyaçlarına yardımcı olmamızı ve Taala Ellah’ın bizlere ihsan ettiği nimetleri anlatıp şükretmemizi istiyor.

 

HAKKKA SURESI 38/52.  AYETLERİNİN ANLAMI

 

Muhterm okuyucularım! Hikmet ilmine ve hatta dilbilimine aykırı olarak tefsir edilen ve Muhammed Resulullah Efendimizin yüce şahsiyetine yakışmayan mahiyette vahim hatalar taşıyan üçüncü örneğimiz, Hakka suresi (38 ila 52.) Ayetleridir. Şimdi HAKKA suresi, (38, 52.) Ayetlerinin doğru anlamlarını okuyalım.

“Hayır, gerçek sizin anlayıp ifade ettiğiniz gibi değildir. Görüş alanınızda olup gördükleriniz ile görüş alanınızda olup göremediklerinizin hepsini tanıklığa çağırıp yemin verdirsem hepsi sizin bölücülük yaptığınızı söyler. Şüphe yok Gur’an; Her hangi bir şairin ya da bir büyücünün sözü değildir. Âlemlerin Rabbinden indirilen Kerim Resulün sözüdür. İmanınız yetersiz, algılarınız büyülü ve görüşünüz hastalıklı olduğu için Kerim Resulü şair ya da büyücü olarak nitelendiriyor ve böylece bölücülük yapıyorsunuz. Abese yani ey yüzünü ekşiten inatçı kâfir! Eğer Benim ve Resulümün aleyhine bir takım yalanlar uydurur ve asılsız dedikodular yayarsan, elbette ben ve Resulüm senin gücünü ve bereketini alır ve Rahmet kanallarını keseriz. Öyle ki kestiğimiz Rahmet kanallarını bizden yani benden ve Resulümden başka açacak kimse yoktur. Şüphe yok Kerim Resulün sözü; Aklını Tagva kelime paketi ile kullanmak isteyen her kes için bir bildiri, bir öğüt ve bir uyarıdır. Ben, Resulüm ile birlikte aranızda bulunan yalancıları ve bölücüleri biliyoruz. Gerçek şu ki inatçı kâfirlerin hayat süreçleri acı ve elem, hüzün ve keder dolu bir pişmanlık sürecidir. İhlâs ile Sünnet Dini İslâm’a inanan sen ey Müslüman! Azametine ve kudretine ulaşılamaz Yüce Rab’inin ismini Tesbih et.”

Evet muhterem okuyucularım! Sunduğum üç tefsir örneğini, mevcut Meal tefsirlerle mukayese ederek mevcut görüşünüzü arındırırsınız İnşallah.

 

 

YA MUHAMMED EFENDİM

 

Titretti göz yaşların Arş ile Semaları

Ağlattın Melekleri Arz ile Yıldızları

Dağları ile taşları ağaçları kuşları

Alemlerin Rahmeti Ya Muhammed Efendim…

 

Gârıblerin Gârıbı Refig oldu sana

Yetimlerin Yetimi sırdaş oldu sana

Alemlerin Rabbı seninle ne mutlu sana

İnsanların Azîzi Ya Muhammed Efendim…

 

Garıbım yetimim hasta bedenim…

Gözlerim gözlerim haşta gözlerim…

Hüsnü Cemaline hasret gözlerim…

Müminlerin Rahîmi Ya Muhammed Efendim…

 

Lüdfeyle yüzüme bak Rahmetin inzal eyle…

Lüdfeyle elimden tut Nûr’unu inzal eyle…

Şifamı ver sev beni Zatına Refig eyle…

Müminlerin Reûf’u Ya Muhammed Efendim…

 

Müminlerin Rahîmi Ya Muhammed Efendim…

Müminlerin Reûfu Ya Muhammed Efendim…

Efendim Efendim Rahîm Efendim…

Efendim Efemdim Reûf Efendim…

……………………………………….

 

 

SÜNNETLİ GUR’AN

 

Muhterem okuyucularım! Bildiğiniz gibi alemlere Rahmet olarak gönderilen Muhammed Resulullah Rahîm Efendimizin insan ve cin ırkınana tebliğ ettiği Sünnet Dini İslâm Nizamının kitabı Gur’an’i Kerim’dir. Gur’an-i Kerim’in amir ve yasaklayıcı hükümlerinin ferdi, ailevi ve içtimai hayatta uygulama yöntemi ise Sünnettir. Nitekim Muhammed Resulullah Rahîm efendimiz; Gur’an-i Kerim’in amir ve yasaklayıcı hükümlerini, (4/105.) Taala Ellah’ın gösterdiği gibi yaşadı ve uyguladı. Bu nedenle Sünnet, Muhammed Resulullah Rahîm efendimizin Hüsnâ yüzü ile yaşadığı hayatın kendisidir. Onun için Gur’an-i Kerim’in uygulama biçimi Sünnet olmadan Gur’an’i Kerim-i tanımak, anlayıp hayata uygulamak mümkün değildir.

Nitekim Taala Ellah: (3/31. 3/200. 4/80.) İlgili Ayetler ile bize şu duyuruyu yapmaktadır. “Taala  Ellah’ın azabından koruyan, sevgisine, mağfiretine ve Rahmetine ulaştıran tek yol, Muhammed Rahîm Efendimize Rabıta yani Hüsnâ yüzüne bakarak zati alilerini örnek alarak yani Sünnetli Gur’anın önerdiği Sünnet Dini İslâm Nizami ile hayatın bütün kesimlerini sabır ve sebat ile üretmektir.”

Eğer ferdî, ailevî ve içtimaî hayatımızın bütün kesimlerini Sünnetli Gur’an ile yani  Sünnet Dini İslâm Nizamı ile üretmek istiyorsak o zaman Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm efendimizin Hüsnâ yüzü ile yüzleşmek ve hayatını örnek almak zorundayız. Aksi halde başka yüzlere yönelir ve anılan yüzlerin hayatını örnek alırız. Bu durumda insan ve cin ırkının Rab anlayışları kadar birbirine farklı yüz ve fikir modelleri ortaya çıkar. Eğer anılan modellerin birine uyarsak o zaman Sünnet Dini İslâm Nizamı ile hayatı üretmemiz mümkün değildir.

(6/3.) Hayatımızın bütün süreçlerini gören ve bilen Taala Ellah; Bu çağda yaşadığımız hayatı, Firavun dönemi ile mukayese ederek bizi uyarıyor ve Firavun ile yaşayan (66/1, 12.) Validemiz Asiye Hanımın duasını bize örnek veriyor. Validemiz Asiye Hanım; “Rabbim! Gerici Firavundan ve gerici işlerinden ve zalim kavminden beni kurtar ve cennette, senin yanında benim için bir ev yap” şeklinde dua ederdi.

Çünkü validemiz Asiye Hanımın; İnsan için lazim olan Hüsnâ yüzlü bir erkeği, Hüsnâ yüzlü bir evi, Hüsnâ yüzlü komşuları ve içinde yaşadığı Hüsna yüzlü bir toplumu yoktu. Çünkü ölümlü bedene sahip her insan, şimdi ve ölüm ötesi hayat hayat süreçlerinde;

  1. Hüsnâ yüzlü bir bedene,
  2. Hüsnâ yüzlü bahçeli bir eve,
  3. Hüsnâ yüzlü bir erkeğe,
  4. Hüsnâ yüzlü bir kadına,
  5. Hüsnâ yüzlü bir gıda rejimine,
  6. Hüsnâ yüzlü bir yöneticiye,
  7. Hüsnâ yüzlü komşulara,
  8. Hüsnâ yüzlü bir ülkeye sahip olmak ister.

Validemiz Asiye hanımın, anılan Hüsna yüzleri üretmesi için bir örneği yoktu. Ama biz Müslümanların; (33/21.) Muhammed Resulullah Sellellaelhu Aleyhi ve Sellem Rahîm efendimiz gibi Hüsnâ yüzlü yüce bir örneğimiz vardır.

Eğer yüce örneğimizin Hüsnâ yüzüne bakarak şimdi ve ölüm sonrası hayat için bize lazim olan Hüsna yüzleri üretmez ve farklı yüzlerden birini yüz edinirsek o zaman yapacağımız dualar, validemiz Asiye hanımın yaptığı dua gibi kabul olmaz, dualarımız askıda kalır. Onun için önce yüce örneğimizi Muhammed Resulullah Rahîm efendimizin Hüsnâ yüzü ile yüzleşmek ve yaşadığı hayatı yakından görüp örnek almak zorundayız.

Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm efendimizin Hüsna yüzü ile yüzleşmenin ve yaşadığı hayatı yakından görmenin ya da bilmenin üç yöntemi vardır.

 

  1. ÇAĞIN BİLİMİ İLE GÖRMEK YÖNTEMİ

 

(24/45. 35/45.) Taa Rahman; Yarattığı yerin canlılardan insan ve hayvan türlerinden başka (27/82.) “Gıyamet günü yaklaştığı zaman yerden bir Dabbetul Arz yani bir canlı daha yaratacak ve insanlarla konuşacaktır. O zaman insanlar, Sünnetli Gur’an ile görüş üretme yeteneklerini yitirecektir” şeklinde bir duyuru yapmaktadır.

Bildiğiniz gibi çağımızın bilim adamları; Nübüvvet nurunu galbinde taşıyan karanlık enerji dalgalarına, ampul ile göz yaptı ve bize ışık verdi. Telsiz, telefon, radyo, televizyon, bilgisayar, röntgen gibi muhtelif teknik cihazlar üretti ve anılan enerjiye beden olarak giydirdi ve insanlığın istifadesine sundu. Galbi nur dolu soluk silsilesinden yudum yudum soluk içerek yaşayan biz insanlar, galbi nur dolu enerji silsilesinden damla, damla soluk yudumlayarak çalışan teknik cihazlardan istifade ediyor ve hatat telefon ve internet denilen canlı yüzlerle konuşuyor ve kimileri ile de oyun oynuyor ve eğleniyoruz. Onun için bilim adamlarına teşekkür ediyoruz. Ama çağımızın bilim adamları;

  1. İstifademize sunduğu teknik cihazların üretip yaydığı enerji dalgalarından cinlerin yaratıldığını bilmiyor.
  2. Müslüman olmayan cinlerin, anılan teknik cihazların üretip yaydığı karanlık enerji dalgaları ile keyif verdiğini ve ardından kullanıcıları büyüleyip kendine bağımlı kıldığını ve böylece Sünnetli Gur’an ile görüş endinme yeteneklerini kör ettiğini, kendilerini şeytan partilerine üye edip kötü ve hayasız işler yaptırdığın bilmiyor.
  3. Müslüman olmayan cinlerin; Anılan teknik cihazlara virüs denilen bir mikrop üretip kullanıcıların kanına girdiğini ve kan üreten hücrelerin beynini işkal ettiğini ve tedavi edilemez hastalıklar üretmeye yönlendirdiğini bilmiyor.
  4. Eğer bilim adamları; Anılan teknik cihazların üretip yaydığı dalgaların canlı suretlerini görse ve seslerini duysa eminim ürettikleri bilimin kökünü kazır ve anılan teşekkürü bize iade eder ve hatta bizden özür dilerlerdi. Sonra da hemen iş başı eder ve enerjinin galbinde bulunan nübüvvet nuru ile çalışan yeni bir teknoloji üretir ve soluğumuz batın yani iç alanı içinde yayın yapan vahiy kanalının canlı görüntülerini bize gösterirdi. O zaman her an bizimle beraber bulunan ve varlık alemlerinin her noktasında görülen Nübüvvet Nururun sahibi Muhammed Resulullah’ın Hüsnâ yüzünü ve yaşam tarzını, tv. Dizileri gibi seyreder ve böylece Hüsnâ yüzünün yaydığı nur dalgaları ile büyüden arınır ve hayatımızı zati alileri gibi üretirdik.

 

  1. Fakat çağımızın bilim adamları; Olağan üstü kudrete sahip beyinlerini, Vahiy kanalının nûr yayan yayın dalgaları ile çalıştıramadığı için Yüce Nebi Muhammed Resûlullahın Hüsnâ yüzü ile yaşam tarzını bize gösteren bir teknoloji üretemedi. Bizimle konuşan teknik cihazların ürettiği şeytanların şerrinden bizi koruyan bir yöntem de öğretemedi. Onun için kullandığımız teknik cihazların ürettiği şeytanları şerrinden kurtulmak için anılan teknik cihazları kullanmadan önce “Büyüden arınmanın yöntemi” sohbetinde önerdiğim Ayetleri, Besmele ile birlikte mutlaka okumamız lazımdır.

 

  1. AKIL GÖZÜ İLE GÖRMEK YÖNTEMİ

 

Vahiy kanalı sohbetimde okuduğumuz gibi eğer kendimize Hüsna yüzlü yeni bir beden üretmiş isek o zaman akıl gözümüz ile Muhammed Resulullah Rahîm Efendimizin Hüsnâ yüzü ile yaşam tarzını görür ve zati âlileri ile birlikte yaşardık. Eğer kendimize Hüsnâ yüzlü yeni bir beden üretmemiş isek o zaman Muhammed Resulullah Rahîm efendimizin hayat tarzını ve gösterdiği mucizeler silsilesini, Sünnetli Gur’an’ın yaptığı duyurulara ve Resûlullah’ın öğrettiği ilim mertebelerine göre okuyup anlarız.

 

  1. SÜNNETLİ GUR’AN İLE ÖĞRENMEK YÖNTEMİ

 

Ümmül Kitabın en son yazılı belgesi bulunan, Zebur ile Tevrat ve İncil gibi kitapların aslını fıtratında taşıyan Sünnetli Gur’an-i Kerim; Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm efendimizi, insan ile cin ırkına özet olarak şöyle tanıtıyor;

  1. (7/157.) “Ma’rufu emreden, Münkerden sakındıran, iyi ve temiz olanı helal kılan, kötü ve çirkin olanı haram kılan, her türlü şeytani ve nefsani, ferdi ve toplumsal bağımlılıklardan kurtaran, şeytanın putlarını kıran, kölelik zincirlerini kesen, nübbüvvet nuru ile hayatı aydınlatan ümmi Nebi Muhammed Resûle uyanlar ve kendisine derin saygı ve muhabbetle bağlanananlar kurtuluşa ermiştir.”
  2. (4/65. 33/56.) “Şüphe yok Taala Ellah ve Melekler, Nebinin üzerine Salât kılar. Ey Müminler! Siz de (21/108.) Âlemlere rahmet olarak gönderilen Resulüm Muhammed Nebinin üzerine (3/56.) Salât kılın ve kendisine kayıtsız şartsız teslim olun.”
  3. (59/7.) “Resul size gelmeden önce yaşadığınız hayat türlerini terkedin ve Resulün hayati ile kendinizi üretin.”
  4. (9/128) ”Nefsinizden bir Aziz, üzerinizde Haris ve Rauf ve Rahim olan Resulüm Muhammed, (65/11.) Sizi karanlıktan Nura çıkaran nurunuz, (72/26, 27.) Gayba mazhar kılınan ve (20/109.) kendisine şefaat yetkisi verilen Resulümdür.
  5. (34/46.) “Şiddetli azap ile (21/107.)”Rahmet, iki eli arasında olan, (4/80.) Resule itaat eden, Ellah’a itaat etmiş olur. /59/7.) Resul, size ne vermiş ise alın ve size neyi yasaklamış ise ondan sakının. (3/31.) Resule uyanlar sevilir ve günahları bağışlanır. (4/115.) Muhalif olanlar ise cehenneme atılır.”
  6. (59/23.) Taala Ellah, “Mümindir ve (3/19.) Dini, İslâm’dır. (3/85.) İslâm’dan başka din edinen, hüsrandadır.”
  7. (2/89. 9/68. 38/85. 48/6. 58/14.) Kâfirler ve müşrikler ve münafıklar şeytan partisinden olup lanetlidir” buyurdu.
  8. Ayrıca (16/44. 4/163. 35/25.) Beşer ırkının babası Âdem Âleyhisselam dan Muhammed Resulullah Efendimize kadar gelen Nebi ve Resullere indirilen ve günümüzde aslı nüshaları bulunmayan Tevrat, İncil, Zebur ve Zubûr gibi hikmet dolu kitap ve sayfaların aslı metinleri; Ahir zamanda, insan ile cin ırkının tamamına Ahmed isminde bir Nebi geleceğini haber vermiştir. Rahîm Efendimiz, beşer olarak dünyaya gelmeden önce anılan haberleri doğrulayan ciddi olaylar olmuştur.
  9. İlgili Gur’an Ayetlerinin yaptığı duyurulara göre insan ve cin ırkının gaderi, Âlemlere Rahmet olarak gönderilen Yüce Nebi Muhammed Resulullah Sellellahu Taala Aleyhi ve Sellem Rahîm efendimizin iki eli arasındadır. Onun için Taala Ellah’ın ilk Nûr’u Hüsnâ yüzümüz Muhammed Resulullah Efendimizi, beşer olarak da yakından tanımak zorundayız.
  10. Taala Ellah; İmamul Mübin Yaptığı ilk nuruna beşer elbisesini giydirmeyi ve  insan ile cin ırkına son Nebi ve Resul olarak göndermeyi dilediği zaman kendisine Abdullah ve Emine isimlerini taşıyan iki güzel insanın bedenlerinden süzdürdüğü eril tohum ve dişil yumurtadan beşer elbisesini giydirir ve uzay tarihinin en mükemmel erkeğini, insan ile cin ırkının en güzel efendisini dünyevî hayata indirmiş olur. Onun için Rahîm efendimizin beşer olarak dünyevî hayata geldiği gece, insan ve cin ırkı için bir bayram olmuştur.

“Şeref verdi bizlere bu gece efendimiz,

Ağlamak yok bizlere bu gece Bayramımız” der ve inşallah “Doğam Samed Ellah kitabında bulunan “Harika çocuklar” sohbetini okuruz.

  1. İmam ul Mübin Muhammed’ul Emin Rahîm efendimiz henüz çocuk yaşlarındadır. Taala Rahman, Cebrail Aleyhisselâm ile beraber bir Hekim heyetini kendisine göndarir. Heyet başkanı Aleyhisselâm Cebrail, kendisi ile bir süre arkadaşlık yapar. Ama Muhammed Rahîm efendimiz çocuk olduğu için yanına gelen arkadaşların kim olduğunu bilmez. Bu arada Cebrail Aleyhisselâm; Rahîm efendimizin anne-babasından aldığı beşeri fıtratı, Hanif kişiliğe dönüştürür ve soluğunu vahiy kanalına bağlar. Akıl gözünü de bedeninin algıları ile uyumlu hale getirir. Ayrıca eğilimlerini Mukaddes Ruh ile kullana iradesini verir. Anne karnında iken (29/48, 49.) Galbi ile hücrelerinin beyninde anlam olarak yazdığı Gur’an’ı Kerim’i, (26/191, 195.) Arapça diline çevirir ve galbinin görüş alanına yazılı olarak indirir. Sonra da anılan programların tamamını Risalet görevine başlayacağı güne kadar kapatır.
  2. (29/48.) Rahîm Efendimiz, Risalet görevini alana kadar hiçbir kitap okumamış ve hiçbir kitap yazıp yayınlamamış bir ümmi ve Emin bir kişiliği vardı. Kendisine Risalet görevi verildiği zaman Cebrail Aleyhisselâm yanına gelir ve kapalı tuttuğu programlardan uygun olanını açar ve kullanma yöntemini kendisine öğretir. Tebliğ görevi ile ilgili okuyacağı ayetleri kendisine söyler. Sonra da (4/105.) Ayet hükümlerinin nasıl uygulanacağı  kendisine gösterir. Yüce Nebi Efendimiz de gördüğü gibi uygulardı.
  3. (48/1, 3.) Taala Ellah; Muhammed Resulullah Rahîm efendimizin, bütün zaman ve mekânlarda beşer olarak işleyebileceği günah ve hataları önceden bağışlamıştır. Çünkü beşer elbisesi ile olağan üstü Risalet görevini yapmak ve insan ile cin ırkının tamamına örnek olabilecek şekilde yaşamaak çok zordur. Buna rağmen Muhammed Resulullah efendimizin, Rabbinden özür dileyeceği bir hata işlememıştır.
  4. Taala Rahman; Görev verdiği Nebi ve Resüllerini imtihan etmek için (6/ 113. 33/72.) insan ve cin ırkından olan şeytanları kendilerine düşman yapmıştır. Muhammed Resulullah Rahîm efendimze düşman olan şeytanlar, her türlü şeytani yöntemleri kullanmalarına rağmen başarılı olamadılar ve sonunda zati alilerine teslim oldular. İnsanlardan olan düşmanları, zati alilerini öldürmek için akla hayale gelmeyen yöntemler uyguladılar ama hiçbir zaman başarılı olamadılar. Çünkü (72/27, 28.) Taala Rahman’ın görevlendirdiği; Yüzleri Ay gibi, güğüsleri güneş gibi, ayakları yıldız gibi ve solukları şimşek gibi Melekler Rahîm efendimizi her an izliyor ve koruyordu. Hatta (8/48.) Meleklerden oluşan orduları gören şeytanlar, korkularından kaçıyordu.
  5. Süleyman Aleyhisselâm; Belkıs hanıma gönderdiği mektuba Besmele Ayeti ile başlayarak Ellahu Rahman Rahîm ismi şeriflerinin gücü ile iş yaptığını duyuruyordu. Ama Ellahû Rahman Rahîm ismi şerifleri ile iş yapan ve Mukaddes Ruh ile eğilimlerini kullanan Yüce Nebi Muhammed Resulullah Efendimiz konuştuğu ve yaptığı işlerin tamamını, Taala Ellah’ın izni ile yaptığını ve Taala Rahman’ın öğretti ilimlerden başka hiç bir şey bilmediğini ifade buyurarak tevazuun en mükemmel örneğini gösterdi. Hikmetle konuştu ve ayırımsız olarak her kese adil davrandı.
  6. Güneş, dönüşünü durdurdu ve kendisine bağlı yıldızlarla birlikte efendimizi selâmlamıştır. Ay; İkiye bölündü, küçüldü ve avuçlarının içine indi, zati âlilerini muhabbetle Selâmladı. Onun için Taala Ellah, ibadetlerimizi Gameri Aya göre düzenlemiştir ve nun için galbimizin fıtratında bulunan nübüvvet nurunu dolunaya benzetiriz. Rahîm efendimiz hangi ağacı çağırmış ise o ağaç koşarak yanına geliyor ve Efendimizi selâmlayarak buyur ya Resulullah diyordu.
  7. Muhammed’ul Emin Rahîm efendimiz; Yağmura ihtiyaç duyduğu zaman, yüzünü Sema ya çeviriyordu, Hüsnâ yüzünü gören Nur topu bulut silsilesi hemen beliriyor ve Rahmetini yere indiriyordu, Güneşin sıcaklığına karşı de kendisine gölge yapıyordu. Ay ise verdiği ışıkla kendisini dinlendiriyordu. Her şey Rahîm efendimize hizmet etmek için yarışıyordu. Çünkü İmamül Mübinin beyninde anlamlı birim olarak bulunan ay, güneş, yıldız, bulut, su, taş, toprak galblerinde bulunan nübüvvet nurunun Hüsnâ yüzünü gördükleri için zati alilerine teslim olan sacidler oldular. Onun için Hüsnâ yüzü gören sacidler, her kese ve her şeye karşılıksız olarak hizmet ediyor.
  8. Rahîm Efendimiz; Bir ölçek yiyecekten, yüzlerce kişiyi doyuruyordu. Hatta kesilip yenilen koyunu diriltip eski haline getirmişti. Rahîm Efendimiz; İhtiyaç halinde parmaklarını bulut gibi kullanıyor ve çeşme gibi su akıtıyordu ve yanında bulunan sahabelerin ve hayvanların su ihtiyacını karşılıyordu.
  9. Dağ, taş ve toprak, Kertenkele, Ceylan, Kurt, Deve, At ve kuşlar gibi canlılar ve bitki türleri ve hatta kuru Ağaç kütüğü ve zehirli keçinin ya da koyunun kolu, önce Taala Ellah’ı Tesbih ederek efendimizi selamlıyor ve ardından efendimiz ile konuşuyor, şikayet ve taleblerini arzediyolardı.
  10. Taala Rahman; Muhammed Resulullah Rahîm efendimize, beşer elbisesini giydirdikten sonra Miraç denilen uzay tarihinin en büyük yolculuğunu yaptırarak kendisine ikinci bölgede bulunan yedi güneş sistemi ile birinci bölgede bulunan sekiz cennet ülkelerini, Arş, Kürsü ve Mahmud makamlarını gezdirdi ve kendisi ile hiçbir kula nasıp olmayan sohbetlerde bulundu ve hiçbir kula nasıp olamaya olağan üstü görgü ve tecrübe kazandırmıştır. Anılan olağan üstü ziyaretten dönen Muhammed Resulullah Rahim efendimiz, Taala Ellah’dan bizlere bir çok haber ve hediyeler getirmiştir. Ümmetine hediye olarak getirdiği beş vakit namaz ile kendilerine cennet kapılarını açtı ve anılan olağan üstü hediyeyi insan ve cin ırkına ezan ile duyurdu. Böylece Yüce Nebi Muhammed Resulullah; Bizlere, Hüsnâ yüzlü bedenle anılan ülkelere, şimdi ve ölüm ötesi hayat süreçlerinde yolculuk yapmanın yolunu açtmıştır.
  11. Efendimizin, ölüm sürecinde geçirdiği ateşli hastalıklar da beşerî zaaflardan ileri gelmiyordu. Çünkü Rahîm efendimiz, Yüce Rabbimizden ümmetinin mücahidleri gibi şehit olmayı istemişti. Eğer Taala Ellah’dan şahadet rütbesini istiyorsak, o zaman hem bizi şehit edecek birinin tayin edilmesini ve hem de şahadet acılarına katlanmayı istiyoruz demektir. Bu talep, sonuçları ile birlikte okunması gereken ciddi ve tehlikeli bir taleptir. Onun için Yüce Rabbimizden cihad seferinde şehit olmayı talep eden Rahîm efendimiz, nübüvvetini kanıtlayacak bir vesile istemiştir. Çünkü Şahadet rütbesi, Sırf Taala Ellah için yapılan cihad şavaşlarla kazanılır.
  12. Talebi kabul edilen Muhammed Resulullah efendimiz, cihad seferine çıkar. Düşmanlardan oluşan Yahudilerin yerleşim alanına geldiği zaman ordusunu durdurur ve belli ihtiyaçların karşılanması için istirahata çekilir. Anılan yerde Yahudi bir kadın, pişmiş zehirli keçi ya da koyun etini efendimize ikram eder. Rahîm Efendimiz, eti eline aldığında pişmiş et dile gelir ve “Ya Resülullah! Biliyorsun ki ben zehirliyim” Der. Rahîm Efendimiz, evet biliyorum diyerek zehirli etten bir lokma yer. Sonrada zehirli eti sunan kadına, “bunu niçin yaptın” sorusunu sorar. Anılan kadın, kabilemle düşündük ve bu işi yaptık. Eğer Ellah’ın Resulü ise bilecek ve bizde Müslüman oluruz, değilse ölür gider ve biz de kurtuluruz der. Olay sonrası anılan kadın, Efendimizin Hak Resul olduğunu anlar ve kabilesi ile birlikte Müslüman olur. Rahîm efendimiz; Yediği etten aldığı zehir, vücudunun bir yerinde sinmişti. Efendimizin eceli geldiği vakit, anılan zehir mübarek vücuduna yayılarak zati âlilerine şahadet acılarını duyurarak şahadetine vesile olmuştur.
  13. Efendimizin savaşlarda çektiği çileler, beşeri zaaflardan ileri gelmiyordu. Çünkü beş bin Melekten oluşan ordular her zaman emrinde hazır bekliyordu. Her bir Melek; Nur gücü ile enerjiyi kullandığı zaman anılan gücün derecesi, binlerce yıldırım gibi etkili olur ve insanlardan oluşan en büyük orduları anında helak eder. Küçük nur topu bulutun hortum eli neler yaptığını biliyoruz. Anılan eli kullanma imkânına sahip bulunan Efendimiz, kendine saldıran ve kötülük eden düşmanlarını helak etmek için anılan gücü kullanmamıştır.
  14. Uhud dağlarını altına çevirecek gücü olmasına rağmen beşer olarak ekonomik sıkıntılar çekiyordu. Zira efendimizin amaçlarından biri de; En zor şartlarda siyasi, askeri ve ekonomik meselelerin uhdesinden gelebilmenin, ferdi ve ailevî, ihtyaçları karşılamak ve fakirliği ortadan kaldırmak için sürekli olarak çalışmanın, bela ve hastalıklara karşı mücadele etmenin yöntemlerini öğretmekti. Çünkü dünyevi hayat bir imtihan yarışıdır. Hüsnâ yüzlü yeni bir beden üretmenin ve cennet yarışını kazanmanın yolu, anılan yöntemlerle imtihanı kazanmaktır.
  15. Taala Rahman; Muhammed Resulullah Rahîm efendimizi, bütün ilim ve bilim mertebelerinin tamamı ile donatmıştır. Ayrıca Arş ve Kürsü ve Mahmud Makamları ile her iki bölge ülkelerini gezdirerek kendisine olağan üstü görgü ile tecrübe kazandırmıştır. Nübüvvet nuru ile karanlık galbleri aydınlatmıştır. (39/67.) Rahîm efendimizin; Sol elinin içinde “seksen bir” rakamı, sağ elinin içinde de on sekiz rakam yazılıdır. Sol elindeki seksenbir rakamının içinde düşmanlarını saklıyordu. Avucunu sıksa hepsini öldürebilirdi, ama yapmadı. Çünkü sağ elinin içine sakladığı Müslümanlara öğretmek istediği hususlar vardı. Her insanın elinde yazılı bulunan rakamların sayısı doksan dokuzdur. Bu konu bir sırdır, mahiyeti anlatılamaz.
  16. Anılan olağan üstü donanımları taşıyan Muhammed Resulullah; Taala Ellah’ın kendi nurundan yarattığı ilk kuldur. Niketim “ Ben Abdullah’ım” yani ben Taala Ellah’ın kuluyum” dedi. Onun için kul mertebesinden daha yüksek bir derece yoktur. Zat olarak Taala Ellah; Varlık âlemleri içinde kul mertebesini aşıp Rab olabilececek bir kul yaratmamıştır. Taala Ellah tekbirdir, yarattığı herşey kullarıdır, Gibi cinsinden de bir örneği yoktur ve olamaz.
  17. Yüce Rabbimiz ile beraber iş yapan efendimizin, Gur’an-ı bilmediğini ve Gur’an ile eğitildiğini ve uyarıldığını ve günah işleyebileceğini ve hatta Rabbi tarafından azarlandığını iddia etmek büyük bir hatadır. Gur’an-i Kerim-i; Kendi nefislerinin isteğine göre yorumlayan çağdaş bilim adamları, anılan vahim hatayı yapmaktadır. Evet, Yüce Nebi Rahîm Efendimiz; (66/1.) Hanımlarının nefsanî isteklerine uymama konusunda uyarıldı. Ama anılan uyarı; Zati alilerine inanan ümmetine “aman dikkat edin! Eşlerinizin nefsanî isteklerine uyup haramlara dalmayın” şeklinde yapılan ciddi bir uyarıdır. Kesin olarak biliyoruz ki yüce Nebi Rahîm efendimiz özür dileyeceği bir hata yapmamıştır.
  18. Ayrıca Yüce Nebi Efendimizin yaptığı evliliklerin beşerî zaaflardan kaynaklandığını söylemek de doğru değildir. Çünkü âlemlere Rahmet olarak gönderilen Muhammed Resulullah; (36/12.) Nurundan yaratılan Semavat ve Arz silsilesi ile içinde canlıların fıtratını anlamlı birim olarak beyninde taşıyan İmam-i Mübîn’dir. Böyle bir İmam ul Mübin’in yaptığı sınırlı sayıdaki evlilikleri, amacına uygun olarak okuyup anlamak gerekir. Buna rağmen gençlik yıllarını kırk yaşında bir hanım efendi ile geçiren ve çocuklarının tamamını anılan hanim efendi ile yapan Yüce Nebi Rahîm Efendimiz, anılan hanım efendinin vefatından sonra Yüce Rabbimizin emri ve izni dâhilinde evlilikler yapmıştır. Yaptığı evliliklerin kimi, siyasi ve kimi de sosyal amaçlara yöneliktir. Kimi evlilikleri de Resulün nikâhı altında yaşama sevdasına tutulan ve kendini efendimze hibe eden hanim efendilerden oluşur. (33/37.) “Muhammed Resulullah Efendimizi, Zeydin boşadiği Zeyneb hanımla evlendiren ve nikahını kıyan Taala Rahman’dır.” Bu konuyu bilmeden istismar eden cahiller olmuştur. Ayrıca Muhammed Resulullah Rahîm efendimzin yaptığı birden fazla evlilikler, Müslümanların çoğalması için örnek alınması gereken bir vesile olduğunu da unutmayalım. Anılan nedenlerden dolayı yüce Nebi Rahîm efendimizin evlilik ve aile hayatını, zati âlilerinin örneksiz fıtratına uygun olduğunu anlamağa çalışmalıyız.

 

 

 

 

 

HULASA

 

 Taala Ellah; (33/21.) “Muhammed Resulüm, sizin en güzel örneğinizdir. Güzel bir dünya hayatı ile güzel bir Ahıret hayatı isteyen Resülüme uysun.”3/31,32.) ” Taala Ellah’ın sizi sevmesini ve günahlarınızı bağışlamasını istiyorsanız Resulüme uyun. (4/80.” Resüle itaat eden Ellah’a itaat etmiş olur.” buyurdu.

Yüce örneğimiz Muhammad Resulullah Rahîm Efendimiz; Yaratılan ilk Nûr ve ilk âbid, Besmele Ayetinin içinde Rahîm ismi şerifi ile Tevhid kelimesinin içinde Muhammed ismi şerifi ile zikredilen sonun ilki ilk Nebi, kişiliği Emin, sözleri benzersiz, yaptığı İslâm devrimi ve kullandığı uygulama yöntemleri ve adaleti örneksiz, gerçekleştirdiği işler mükemmel, gösterdiği mucizeler olağan üstü, merhameti sonsuz ve huzur verici, bütün zamanların Mehdisi bir İmamül Mübindir.

Yaratılan her şey; İmamül Mübin’i model olarak beyninde, Nurunu galbinde taşır. Galbimizde nurunu, beynimizde modelini taşıdığımız zat, bizimle beraberdir. Galbimizde ki Nuru, Çaresiz kaldığımız zaman doğrudan ya da beşer olarak görüş alanımıza iner ve bize kendini tanıtmadan Hızır olarak yardım eder.

Bu nedenle üzerinde yaşadığımız yeryüzünde; Nurullah, Habibullah, Veliyullah, Nebiyullah, Resulullah, Sultanul Enbiye, Burhanul Esfıya, Rahmetenlil Alemin Ahmed-i Mahmud Muhammed Mustafa Rahîm efendimizden başka kendimize örnek alacağımız Hüsnâ bir yüz yoktur.

Yer adasının cumhurbaşkanı ve insan ile cin ırkının önderi  olan Emin’ül Emîn Muhammed’ül Emîn Rahîm Efendimizin Hüsnâ yüzü ile yüzleşmeden ve mükemmel hayatını örnek almadan Hüsna yüzlü bir bedene, Hüsna yüzlü bir araca, hüsnâ yüzlü bir eve, Hüsna yüzlü bir eşe, Hüsna yüzlü komşuya, Hüsna yüzlü bir gıdaya, Hüsna yüzlü bir yöneticiye ve Hüsna yüzlü bir ülkeye sahip olmamız ve uhrevi saadete ulaşmamız mümkün değildir.

 

 

MUHAMMED’ÜL EMÎN

 

Yaratılan ilk Nursun sen…Âbidlerin ilkisin sen…

Muhammed’ul Eminsin sen…Selât ile Selâm sana…

 

Yaratılan ilk Nursun sen…Yaratanı ilk gören sen…

Muhammed’ul Emînsin sen…Selât ile Selâm sana…

 

Yaratılan ilk Nursun sen…Yaratanla iş yapan sen…

Muhammed’ul Eminsin sen…Selât ile Selâm sana…

 

Yaratılan ilk nursun sen…Lambaların ışığı sen…

Muhammed’ul Eminsin sen…Selât ile Selâm sana…

 

Sonun ilki ilk Nebi sen…Nebilerin Mühürü sen…

Muhammed’ul Eminsin sen…Selât ile Selâm sana…

 

Hızır gibi görünen sen…Mehdi olup yol veren sen

Muhammed’ul Eminsin sen…Selât ile Selâm sana…

 

Beşer gibi görünen sen…Meryem’e Ruh üfüren sen…

Muhammed’ul Eminsin sen…Selât ile Selâm sana…

 

Devrimlerin ustası sen…Adaletin güzelliğin örneği sen…

Muhammed’ul Eminsin sen…Selât ile Selâm sana…

 

Galbimizin Nurusun sen…Aklımızın gözüsün sen…

Muhammed’ul Eminsin sen…Selât ile Selâm sana…

 

Hüsnâ yüzlü yüzümüz sen…Sevgimizin sevdası sen…

Muhammed’ul Eminsin sen…Selât ile Selâm sana…

 

İns-u cinin paşası sen…Cennetlerin ağası sen…

Muhammed’ul Eminsin sen…Selât ile Selâm sana…

………………………………………………………

 

 

MESCİDİ NEBİ ÖRNEĞİ MESCİDLER

 

Muhterem okuyucularım. Bildiğiniz gibi Muhammed Resulullah Rahîm Efendimiz, yeryüzünün en büyük devrim hareketini Mekke şehrinde başlattı. On üç yıl süren mücadele ve mücahede sonunda yetiştirdiği mücahid kadro ile Medine şehrine göç etti ve siyasi iktidarı ele aldı ve Sünnet Dini İslâm Nizamını hayata geçirdi. Yaptığı Mescid-i Nebi ile başlattığı Medinelileşme hareketini, yetiştirdiği veli ve valilerle yeryüzüne yaydı. Onun için Mescidi Nebi; Devrim hareketinin ilk örneği, Müslümanların Secdegahı, Şura Meclisi ile yönetim merkezi, askeri ve siyasi karargâhı olmuştur. Yüce Kurulun toplantı yaptığı en önemli mekanlardan biri de Mescid-i Nebidir. Bu nedenle Mescidi Nebi ile Mescidi Nebi örneği Mescidleri yakından tanımalıyız. Ama önce Yüce Kurulu kısaca tanıyalım.

 

YÜCE KURUL

 

(37/7, 10.) Yedi Semavat ve Arz silsilesi ile içindekilerin yönetim merkezi Mele-i Âlâ yani Yüce Kuruldur. Yüce Kurul, olağan üstü bir güvenlik çemberi içindedir. Hiç bir şeytani güç, anılan güvenlik duvarına yanaşamaz. (72/8, 9.) Anılan güvenlik duvarına yanaşma cesaretini gösteren şeytani güçler, Şahab yani yakıcı ve imha edici yıldızları ile tamamen yok edilir.

Yüce Kurulun Başkanı, Yüce Nebi Muhammed Resulullah Sellellahu Taala Aleyhi ve Sellem Rahîm efendimizdir. Yüce Kurulun üyeleri; Taala Ellah’a yakın olan Mugarrebin Melekler ile Reculullah’tan ve Meleklerin amirlerinden ve Taala Ellah’ın insan ve cin ırkından seçip yeryüzüne atadığı Nebi ve Resullerden ve Yüce Nebi Rahîm efendimizin tayin ettiği velilerin amirleri ve tayin ettiği mücahit valilerin amirlerinden oluşur. Kurul Başkanı Rahîm Efendimiz; Taala Ellah’dan resen aldığı emirlere göre yüce kurulu yönetir.

Yüce Kurul; İslâm öncesi zamanlarda bazı toplantılarını, Mescid-i Harem ve Mescidi Aksa gibi ibadet mekânlarında yapardı. Ama Yüce Nebi Rahîm efendimiz; Beşer olarak Risalet görevine başladıktan sonra anılan toplantıların bazılarını Mescid-i Harem ile kendi elleri ile yaptığı Mescid-i Nebi de yapardı.

(9/18, 19.) Taala Ellah; Mescid-i Nebiyi örnek alan bütün ibadet mekânlarına Mescid ismini ve  (22/78.) Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sistemine inanan müminlere Müslüman ismini vermiştir. Onun için Müslümanlar, Mescid-i Nebi ile Mescidi Nebinin örneği olan (2/187.) Mescidlerin bağlıları olmuştur. Çünkü Yüce Kurulun toplantı yaptığı Mescidi Nebi ile Mescidi Nebiyi örnek alan bütün Mescidler ile Mescidlerin akifleri olan Müslümanlar, Yüce Kurulun Yaydığı Nur dalgalarının koruması altındadır. (Cami ve cem evlerini, ilgili sohbetimde okuyacağız inşallah.)

 

MESCİD-İ NEBİ ÖRNEĞİ MESCİDLER

 

Müslüman kardeşlerim! Eğer içinde yaşadığımız ülkenin devlet teşkilati, Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sistemi ile örgütlenmış olsaydı o zaman igamet ettiğimiz mahalle, belde ve bölgeleri, Mescid-i Nebi örneğine göre imar etmiş olurduk. Ama böyle bir ülkede yaşamıyoruz. Halen içinde yaşadığımız Mahalle, belde ve bölgelerimiz, Dağut ve Cibt rejimlerinin mantığı ile üretilen iskan alanları olduğu için Mescid-i Nebi örneğine göre  mahalle, belde ve bölgelerimizi üretmek bir hayaldir. Ama hayali bile güzel olan Mescid-i Nebi örneği yerleşim alanlarından kısaca söz etmek istiyorum.

Mescid-i Nebi örneği yerleşim alanlarının ilki mahallelerdir. Yakın, uzak akraba ve komşulardan oluşan küçük bir topluluk; Kendilerine yerleşim alanı olarak seçtikleri mekani tesbit eder ve önce;

  1. Taala Ellah’ın; (9/18.) “Mescidleri, ihlâslı Müslümanlar inşa eder ve korur” buyruğuna uyarak Mescidi Nebi örneğine göre süs ve gösterişten uzak olmak üzere İslâmi mimariye uygun Mescid-i Nebi örneği Mescid ile Mescid-i Nebi örneği Medrese yaparlar. Bu nedenle Müslümanlar:
  2. İhtiyaçlarını çalışarak karşılamak üzere Mescidin çevresini; 1. Yerli ürün üreten imalat hane,
  3. Yerli ürün satan ticaret hane,
  4. Sanatkâr yetiştiren ustahane,
  5. İmar ve mimar hane,
  6. Vakıf hane,
  7. Misafir hane,
  8. İnfag hane,
  9.   Gasil hane ve hamam,
  10. Hasta hane,
  11. İdare hane,
  12. Emniyet hane,
  13. Adliye hane,
  14. Cezaların infaz edildiği ve ödüllerin verildiği alan gibi hizmet tesisleri inşa ederler.
  15. Mahalle sakinlerinin oturması için hizmet tesislerinin dış çevresi, İslâmî mimariye uygun bir anlayışla çif daireli ve iki katlı bahçeli evlerle donatılır.
  16. Belde ve bölge yerleşim alanları da ayni yöntemle üretilir. Böylece Mescid ve Medrese, hizmet tesisleri ile bahçeli evlerden oluşan mahalle, belde ve bölgeler bir cennet bahçesi gibi olur.

Mescidlerin cemaatı, kendi aralarından Gur’an-ı Kerimi iyi okuyan ihlâslı bir imam seçer. Seçilen imam, ücretsiz olarak görev yapar. Çünkü (36/21.) hidayete ulaşmış ihlâslı imamlar ücret almaz. (26/109.) Bütün Nebilerin ve Resullerin ortak söylemi, “sizden ücret istemiyoruz. Ücretimizi, sadece âlemlerin Rabbinden alırız” şeklindedir. Onun için secdenin rengini aldıran ihlâslı Namaz, ücret almayan ihlâslı imama uyularak ifa edilen namazdır. Mahalle, belde ve bölge Mescidlerinin imamları ile Medrese âlimleri, Mescidlerin çevresinde bulunan iş yerlerinde cemaat gibi çalışır ve öylece temel ihtiyaçlarını karşılar. Eğer Mescid imamı ve Medrese alimi; Cemaat tarafından kendilerine verilen ek görevlerden dolayı anılan iş yerlerinde çalışama imkanı bulamıyorsa o zaman ilgili görevlilerin temel ihtiyaçları mahallenin infag kurumundan karşılanır.

Mescidlerin imamları Müslümanların arasında bulunan yoksul ve özürlü insanların temel ihtiyaçlarını cemaat ile istişare ederek tespit eder ve anılan ihtiyaçları sünnet örneğine göre temin eder. Arapça dili ve edebiyatı ile Sünnetli Gur’an’ı iyi bilen ve Hikmet yöntemi ile konuşan Medrese âlimleri; Cemaatin içinde bulunan ihlâslı ve kabiliyetli gençleri seçer ve onları Mescidlerde imamlık, beldede ve ülkede valilik, Savcılık ve hâkimlik ve halk içinde velilik yapacak şekilde okutur eğitir ve yetiştirir.

(20/132.) Aile reisi, aile fertlerine namaz kıldırmak suretiyle namaz kılmayı öğretmek zorundadır. Onun için Mescid imamları; Cemaatin her ferdini, Medrese alimleri de öğrencilerinin her birini namaz kılmayı ve kıldırmayı öğretmek zorundadır. Böylece Mescid ile Medreseler ve (24/36.) Mescid olan ikamet ettiğimiz evlerimiz namazdan ve zikirden mahrum kalmamış olur. Çünkü Namaz kılanan her yere Melekler iniyor ve namaz kılanlara refakat edip yardım ediyor. Ev halkı ile beraber Gur’an okuyor, namaz kılıyor, zikir yapıyor ve evleri Rahmet ve bereketle dolduruyor. Günde beş vakit Namaz kılan bütün Müslümanlar, birbirlerine dua ediyor. Ayrıca Namaz ibadetinde bulunan Rukü ve secde gibi hareketler, namaz kılanların sağlığına ileri derecede katkılar sağlıyor.

Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sisteminin uygulama yasalarından biri de “Aile Hukukudur.” Aile Hukuku, aile fertlerini toplumun en önemli unsurlarından sayar. Onun için (24/32.) Mescid imamları ve Medrese alimleri, evlenmemiş dul ve bekârları tespit eder. Gerekli olan ihtiyaçları karşılamak için cemaati seferber eder ve bekârları Aile Hukukuna amir hükümlerine göre evlendirir. Evli eşlerin arasında vaki olabilecek uyuşmazlık sebeplerini, Talag sohbetinde okuduğum Gur’an Ayetlerinin Hükümlerine göre çözer. (29/45.) Böylece Mahalle, belde ve bölgede zina yaklaşımlarının hiçbiri görülmemiş olur.

Mescid imamları; Mahalle, belde ve bölge halkının, Medrese âlimleri de öğrencilerin dünyevî eğilimlerini, Tagva kelime paketi ile faydalı işlere istihdam ettiği için helal üretimin en güzel örnekleri meydana çıkar. Çalışan her Müslüman; Ürettiği helal Mal ve hizmetlerden (2/219.) “İhtiyaç fazlasını,” (2/215. 9/60.) İhtiyaç sahiplerine dağıtır. Böylece  bekârlarını evlendiren ve çocuk yetiştiren annelerin ve yaşlıların, fakir ve özürlülerin ihtiyaçlarını karşılayan Müslümanların arasında sosyal ve ekonomik sıkıntılar ile kimsesiz çocukların bakıldığı zülüm yuvaları olmaz.

(17/23-24.) Taala Ellah; Aile içinde yaşlanan anne ve babaların çocukları tarafından merhamet, ihsan, edep, saygı, şefkat ve sevgi ile bakılmasını ve bakım esnasında kendilerine “OF” bile denilmemesini hükme bağlamıştır. Onun için Sünnet Dini İslâm’ın uygulandığı mahallede, yaşlılar yurdu gibi zülüm yuvaları de yoktur. Suçluları, ceza evlerinde korumak ve halkın parası ile yıllarca besledikten sonra toplumun içine salmak gibi gerici anlayışları reddeder. Bu nedenle İslâm Ceza Hukukunda nezaret haneler haricinde ceza evi uygulaması da yoktur.

Eğer İslâmî öğretim ve eğitim faaliyetlerine rağmen mahalle sakinleri arasında bulunan Müslümanlardan suç işleyen çıkarsa o zaman Mescid imamı anılan suçluyu, emniyet mensupları delaleti ile vali yardımcısına teslim eder. Savcılık görevini de yürüten vali yardımcısı; Anılan suçluyu, beldenin Hâkimi ile birlikte Mescidin önünde ve cemaatin huzurunda ve şahitlerin ifadelerine göre sorgular ve yargılar. Suçu tespit edilen Müslüman’ın cezasını, (2/178, 179. 24/1, 3.) KISAS yani adil karşılık hükümlerine göre hemen infaz eder ve mahalle halkını anılan suç ve süçlulardan arındırmış olur.

Taala Ellah; Rahmet, Mevedde ve Velûd programına göre evlilik hayatını tesis eden ve anılan kelimelerin fıtratına göre evliliklerini üreten salih erkek ve saliha kadınlara, suça eğilimli çocuk hediye etmez. Bu nedenle Anılan Mescid cemaatinin çocukları Salih ve Saliha olur. (Tafsilatı, ilgili sohbetimde okuyacağız inşallah.)

Salih ve Saliha olan eşlerden doğan ve anılan mahallede büyüyen çocuklar:

  1. Gur’an-i Kerimi ve imamlığı Mescid imamlarından,
  2. Arabça dilini ve edebiyatını ve Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sistemi ile uygulama yasalarını Medrese Âlimlerinden,
  3. Cihad ve Hikmet ilmi ile zikir yöntemini velilerden,
  4. Siyaset ilmini mücahit olan valilerden,
  5. Ticareti ilmini ihlâslı işverenlerden,
  6. Sanat ilmini sanatkârlardan öğrendiği için anılan çocuklar ya imam ile âlim, ya veli ile vali, ya hâkim ile savcı, ya yerli üretin yapan usta ve ya yerli ürün satan ticaret erbabı olur.

 

İSTİŞARE YÖNTEMİ İLE SEÇİM

 

(42/38.)  Namazların ikame edildiği mahalle, belde ve bölge Mescidlerinin ve Medreselerinin sosyal faaliyetlerinden biride istişare yöntemi ile seçimdir. Mahalle, belde ve bölgede bulunan Mescidlerin ihlâslı imamları, Mescidlerin cemaati ile istişare eder. (3/18. 9/71. 35/28.) Medrese âlimleri de aynı konuda öğrencileri ile istişare eder ve mahalle, belde ve bölge yöneticiliği yapabilecek, Adalet ve güvenlik hizmetlerini yürütecek, bölgede üretim yapan ağır sanayı tesislerinde çalışabilecek adayları tesbit eder ve şura meclisine verir.

Beldenin ve bölgenin Şura Meclisi;

  1. Mahalle, belde ve bölgede buluna velilerden,
  2. Mahalle, belde ve bölge Mescid imamlardan,
  3. Mahalle, belde ve bölge  Medrese âlimlerimden,
  4. Belde ve bölgenin Hâkim ve Savcılardan,
  5. Bölgenin vali ve vali yardımcılarından oluşur.

Bölgelerin Şura Meclisleri, özet olarak şu görevleri yapar.

  1. Müslümanların Halifesini seçer ve Halife ile birlikte çalışır,
  2. Ferdi, ailevi ve içtimai hayatın bütün kesimleri Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sisteminin amir ve yasaklayıcı hükümlerine göre üretilmesi için Müminlere yardım eder.
  3. Mescid ve Medreselerin faaliyetlerini yakından izler ve gerekeni yapar,
  4. Sanayi tesislerinin iyi ve kaliteli üretim yapması için yol gösterir. Uygulamadan doğan aksaklıkları tespit eder ve gereken tedbirleri alır.
  5. Bölgenin özelliğine göre kurulan ve yerli üretim yapan sivil ve askeri ağır sanayı tesislerinin yönetir, verimli üretim yapmaları için gerekli tedbirleri alır.
  6. Görevini layıkıyla yapmayan görevlileri görevden azleder ve kabiliyetlerine göre başka işlerde istihdam eder ve onların yerine istişare kurulunun önerdiği ehliyetli zatları tayin eder.

 

HULASA

 

Yüce Kurulun Yaydığı Nur dalgalarının koruması altında bulunan Mescid-i Nebi ile örneği Mescid ve Medreseler Mahalle, belde, bölge ve ülke halkının:

  1. İbadet ve zikir mekânları,
  2. İlim ve bilim üreten Hikmet okulları,
  3. İstişare ve infak kurumları,
  4. Siyasi ve askeri karargâhı,
  5. Cihad bilincine ulaştıran iffeti ve erdemidir.

Ama biz Müslümanlar;

  1. Hilafetin kaldırıldığı ve saltanat yönetimlerinin kurulduğu tarihten günümüze kadar, Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sistemi ile örgütlenip Halifemizi seçemedik,
  2. Yaşadığımız ülkelerin mahelle, belde ve bölgelerini, Mescid-Nebi ve Medrese örneğine göre üretemedik.
  3. İhtişamı; Seyredenleri titreten tarihi camilerimizi, Mescid-i Nebi anlayışına göre donatıp mucizelere göre ilerici bilimleri icad eden Yüksek medreselere dönüştürmedik.
  4. Şeytan partilerinin düzenlerine bağımlı olarak yaşamayı içimize sindirdik ve yöneldiğimiz sahte yüzlere kul köle olduk.
  5. Yüzümüzü; İman konusunda bizden geri ve gerici olan Dağut ve Cibt rejimlerinin uygulandiği ülkelere çevirdik ve anılan ülkelerde yaşayan kafirler ile müşriklerin ve munafıgların Fücur ve Müşterek kelime paketi ile ürettikleri hayat tarzını örnek aldık. Bir köyün halkını içine sığdıracak şekilde yüksek katlı binalar yaptık, İnsanları üst üste ve yan yana iskân ettik ve böylece bir araya toplandık ama birbirimizi tanımaz olduk.
  6. Yaptığımız apartmanlara, İslâmî Mimariden bir sayfa ekleyip üst katlarını dahi mescit yapmadık. Namaz kılan Müslümanlar olarak oturduğumuz dairelerin tuvaletleri içinde belimizden yukarı lavabolar yaptık. Abdest aldıktan sonda ayaklarımızı, göbeğimizin hizasına yükseltmeden yıkayamadık.
  7. Yaşlılarımız, sakat ve hasta olan aile fertleri için oturarak abdest alabileceği bir musluk yeri dahi yapamadık. Tuvalete bitişik odada tek başına namaz kıldık. Ya da T.v. dizilerinin büyüsüne daldık ve Namazlarımızı unuttuk. Ya da hiç namaz kılamadık.
  8. Yöneldiğimiz Süflâ yüzün yaydığı büyü ile büyülendik ve medeni olduk, çağdaş olduk. Fakat ferdî, ailevî ve içtimaî olarak hiç huzur bulamadık. Taklit ettiğimiz; Dağut yani din tanımaz ve Cibt çağdaş şirk dininin öğretim sistemi ile kafaları üretken olmayan, ana-baba, dede tanımayan imalat hataları ile malül, kafası üretken olmayan çocuklar yetiştirdik. Köle gibi yaşamayı içimize sinsirdik.
  9. Tekbir millet olarak gıyam edip dünya tarihinin en büyük mücahidi bulunan Muhammed’ul Emin Resulullah Sellellahu Aleyhi ve Sellem Rahîm efendimizin yüzü ile yüzleşemedik, yaşadığı mükemmel hayatı örnek alıp ferdi, ailevi ve içtimai hayatımızı Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sistemi ile İslâmlaştıramadık.

(Tafsilatı, ilgili sohbetimde bütün boyutları ile okuyacağız inşallah.

 

 

 

 

 

 

 

 

YA AHMED’İ MAHMUD

MUHAMMED EFENDİM!

 

Âlemlere Rahmet oldun duyduk inandık

İns’u Cinne Nebi oldun duyduk inandık

Hak yolunu gösterdin duyduk inandık

Eyvah! Yüzüne dönüp hiç bakamadık

 

Ey Vâh…Ey Vâh…Ey Vâh…Ey Vâh…

Yüzüne dönüp hiç bakamadık…

 

Şeytanın putlarını kırdın duyduk inandık

Kölelik zincirini kestin duyduk inandık

İslâm Nizamını kurdun duyduk inandık

Eyvah! Yüzüne dönüp hiç bakamadık…

 

Ey Vâh…Ey Vâh…Ey Vâh…Ey Vâh…

Yüzüne dönüp hiç bakamadık…

 

Mescidini garargâh yaptın duyduk inandık

Kâbe’i Şerifi kıble yaptın duyduk inandık

Sana uyanları bir Millet yapdın duyduk inandık

Eyvah! Yüzüne dönüp hiç bakamadık…

 

Ey Vâh…Ey Ey Vâh…Ey Vâh…Ey Vâh…

Yüzüne dönüp hiç bakamadık…

 

Ya Ahmed’i Mahmud Muhammed Efendim…

Himmet eyle bizlere iş yapalım sizinle

Ya Ahmed’i Mahmud Muhammed Efendim…

Ya Ahmed’i Mahmud Muhammed Efendim…

 

 

 

MÜSLÜMAN MÜŞRİK OLURMU?

 

(27/60-64. 55/19, 20.) Yüce Rabbimiz Taala Ellah;

  1. “Sama ile Semavat ve Arz örneklerinden karalar silsilesini yaratan ve Sema’dan su indirip görkemli bağlar ve bahçeler üreten,
  2. Yeryüzünü yaşanır hale getiren, vadilerden ve derelerden ırmaklar akıtan ve yerin üzerinde dağlar yerleştiren ve tatlı su ile tuzlu suları birbirinden ayıran,
  3. Sizi yeryüzünde halife yapan, zati alilerine dua edildiği zaman duaları kabul eden ve darda kalanların derdine yetişen ve kötü hallerinizi iyi hallere dönüştüren,
  4. Karalarda, denizlerde ve karanlıklarda yolunuzu bulmanızı sağlayan ve rüzgârları, Rahmetin önüne müjdeci olarak gönderen,
  5. Yaratılışı ilk defa başlatan ve sonra da onu aralıksız devam ettiren, dönüştürüp yenileyen ve sizi Sema’dan ve yerden Rızıklandıran kimdir? Şüphe yok Ellah’dır. O zaman Ellah ile beraber hiç tanrı olur mu?” Buyurdu. Şüphe yok tekbir bulunan Taala Ellah ile beraber başka bir tanrı yoktur. Ama Yüce Rabbimiz bu soruyu niçin soruyor? Anılan sorunun muhatabı kim olabilir? Müslüman olarak anılan sorunun cevabını bulmak ve bilmek zorundayız.

(2/256. 4/51, 60. 35/32. 56/7, 11.  58/19-22. 95/4-5.) İlgili Ayetlerin duyurularına göre inanların;

  1.  Ahsen-i Tagvim kıvamı.
  2. Esfel-i Safilin kıvamı.
  3. Ara model kıvamı olmak üzere üç tür yaşam tarzı vardır.
  4. Ahsen-i Takvim kıvamr; Taala Ellah ile Resûlune inanıp teslim olan, aklını Sünnetli Gur’an ile kullanan ve Muhammed Resulullah Rahîm Efendimizi örnek alarak ferdi, ailevi ve içtimai hayatını Sünnet Dini İslâm Nizamı ile üreten Müslümanların kıvamıdır. (32/24. 89/27, 30.) Taala Ellah ile Muhammed Resulün kendilerinden razı olduğu İhlaslı Müslümanlar, cennete çağıran cihad ehli imamlardır. Onun için cihad ehli ihlâslı Müslümanlar, Taala Ellah ile beraber tanrı olurmu? Sorusuna muhatap değildir
  5. Esfeli Safilin kıvamı; Aklını, Nefislerinin ürettiği şeytanî eğilimlere göre kullanan, şeytanları tanrı edinen ferdi, ailevi ve içtimai hayatlarını sadece Dağut dinsizlik dinini şeytan partisinin programı olan Fücur kelime paketi ile üreten Süflâ yüzlü inatçi kafirlerin kıvamıdır. (28/41.) İnatçi kafirlerin cehenneme çağıran imamları Deccallardır. (2/6,7.) Taala Ellah; Nefislerine uyan ve şeytanlara tapan inatçi kafirleri, Cehennemin ebedi mahkumları olarak ilan etmiştir. Onun için inatçi kafirler, Taala Ellah ile beraber tanrı olurmu? Sorusuna muhatab değildir.
  6. Ara model kıvamı; Taala Ellah’a inanan, ferdi, ailevi ve içtimai hayatını, Cibt çağdaş şirk dinin programı olan müşterek kelime paketi ile üreten müminlerin kıvamıdır. Onun için “Taala Ellah ile beraber tanrı olurmu? Sorusunun muhatabı, Ara model kıvamlı müminlerdir. Şimdi ara model kıvamlı müminlerden bazı örnekler okuyalım ve ara model kıvamlı müminlerden olup olmadığımızı anlayalım.

Mesela:  (9/30, 31.) Yüce Rabbimiz Taala Ellah; “Dişil Yahudiler Uzeyr, Ellah’ın oğludur dedi. Dişil Nasranîler de Mesih, Ellah’ın oğludur dedi. (3/64.) Her tür ortaklıktan münezzeh bulunan Tekbir Ellah’a kulluk etmeleri kendilerine emredildiği halde, aklın kabul edemeyeceği bir uydurma ile hahamlarını ve rahiplerini, Uzeyir ile Meryem oğlu Mesih’i, Tekbir bulunan Ellah’ın yanında tanrı edindiler. Onun için (4/153.) Yahudiler ve Hıristiyanlar, kendilerine yerde tebliğ edilen Tevrat ve İncil’e göre yerdeki hayatlarını üretmedikleri için müşrik ve Fasıg oldular” buyurdu. Anlaşılacağı üzere Taala Ellah ile beraber tanrı olur mu sorusana muhatap olan ilk müminler, Yahudı ve Hıristiyanlardır. Taala Ellah ile beraber tanrı edinen Yahudı ve Hirıstiyanlar; Taala Ellah’ın kendilerine gönderdiği Resullerin kimilerini öldürdüler ve kimilerini de tanrı edindiler ve böylece Cibt çağdaş şirk dini şeytan partisine üye oldular. Daha sonra (4/161.) Taala Ellah’ın, alemlere Rahmet olarak gönderdiği Muhammed Resûlullaha inanmadılar ve Dağut dinsizlik dini şeytan partisi ile birleştiler ve  uluslararası faiz ekonomisine dayanan sömürü düzenini kurdular. Böylece iblisin önerdiği özgürlük alanlarının tamamını kullandılar. Fuhuş, eş cinsellik, alkol, kumar, uyuşturucu, oyun, eğlence türleri, rüşvet, kibir, haset, gıybet, iftira, hırsızlık, soygun, mafya gibi gerici iş ve eylemler üreten gerici insanlar oldular. Öyleki (59/16.) cinlerden olan şeytanlar, kendilerini dahi terketti. Çünkü iblisin önerdiği özgürlük alanlarını kullanan insanlar, artık şeytan üretmeğe başlamıştır.

Muhterem okuyucularım! İster inanın ister inanmayın şeytan üreten insanların şeytanlalrla beraber yaşadığı hayat ile ilgili gördüğüm korkunç ve utandırıcı manzaralar şaşırtıcıdır. İnsanların ürettiği şeytanlar; Dışarıda kalacak yer bulamadıkları için insanların evlerinde ev sahipleri ile birlikte oturuyor, ev halkı ile beraber yiyor ve ev halkı ile birlikte yatıyor. Herkesin evi, tıklım, tıklım şeytanlarla doludur. Sokaklar ve kapıların önleri; yığın, yığın şeytanlarla doludur. Herkes, ürettiği şeytanları sırtında ve omzunda ve göbeğinde ve kanında taşıyor. Anılan şeytanlar; Dişil nefislerinin suretine giriyor ve çocuk yaşta erkeklerin rüyasına kadın olarak, genç kızların rüyasına erkek olarak görünüyor ve onlarla sevişiyor. Anılan beraberliği yaşayan çocuklar, Ruhsal bunalıma giriyor, kendilerine yapılan psikolojik tedaviler fayda vermiyor. Dişil nefsin süretine giren şeytanlar, ben senin rabbinim ya da ben senin peygamberinim diyor ve kendine taptırıyor. Hulasa Taala Ellah ile birlikte tanrı edinen Hiristiyan ve Yahudiler, müşrik ve fasıg oldular.

Mesala: Taala Rahman; (41/30.) ”Rabbim Ellah diyen, Taala Ellah’ın emirlerine göre yol alır” buyurdu. Taala Ellah’ın anılan buyruğuna inanan Mümin Müslüman; (2/27, 77. 5/91. 13/20, 25.)  “Ey Yüce Ellah’ım Taala Rahman! Zati alinizin buyruğuna inandım. (3/31. 58/22.) Muhammed Resûlünü örnek alarak ferdî, ailevî ve içtimaî hayatımı, Sünnet Dini İslâm Hukuk Sisteminin amir ve yasaklayıcı hükümlerine göre üreteceğime zati alinize söz veriyorum” şeklinde Rabbi ile bir iman sözleşmesi yapmıştır.

 Rabbi ile anılan iman sözleşmesi yapan mümin eğer; (4/60.) Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sisteminin temel ilkkleri ile ugulama yasaları bulunan İslâm İdare Hukuku, İslâm Aile hukuku, İslâm Miras Hukuku, İslâm Ticaret hukuku, İslâm Ceza Hukuku gibi yasaları yerine (42/21.) Dağut dinsizlik dini ve Cibt çağdaş şirk dini şeytan partilerinin Fücur kelime paketi ile düzenledikleri yasalarına göre yol alırsa o zaman şirk pisliğinin içine girer. Çünkü Fücur kelimeler ile yapılan yasaların her bir maddesi, “Ensab” tır. Ensab, iman sözleşmesine eklenen bir puttur. Her put ise bir şeytandır. Eğer Müslüman; Anılan şeytann putlarından birini ferdî, ailevî ve içtimaî hayatına dikerse o zaman, Taala Ellah ile beraber tanrı olur mu? Sorusunun muhataplarından biri olur.

Mesela: Yahudelerin ve Hıristiyanların inandığı dinlerin kaynağı İncil ve Tevrattır. Yüce Rabbimiz Taala Ellah; (2/105, 106.) Anılan kitaplaradan alınması gereken hükümleri, Gur’an-i Kerimin içine aldı ve geri kalan nushalarını neshederek yürürlükten kaldırdı. “Nasih-Mensuh” olayı budur. Artık gıyamete kadar yeryüzünde egemen ve kalıcı tek din kitabı Gur’an-i Kerim’dır.

Sünnet Dini İslâm Nizamını tesis eden Gur’an-i Kerim’in Amir Hühümlerinin uygulama yöntemini bilmeyenler ya da Gur’an-i Kerim hakkında şüphe uyandırma fitnesini galbinde taşıyanlar Gur’an-i Kerim’in içinde nasih mensuh ayetler olduğunu iddia ederler. Tarih boyu işlenen bu vahim hatatıyı, günümüzde dillendiren hocalarımız da vardır. Anılan vahim hatayı dillendiren hocalarımız; Çağdaşlıktan söz ede gelen inatçi kafirlerin, “Din Semavîdir yani bügünkü anlayışla gökle ilgilidir. Gökle ilgili dini yere indirip dünyevî ve siyasi hayatımıza karıştırmak suretiyle insanların özgürlüğünü elinden almak akıl dışı bir gericiliktir, kaldıki anılan dinin kitabı da nasuh mensuz söylemi ile de kendi içinde tutrsızdır” şeklinde söylemlerine hizmet ittiklerinin bilincinde değildir.

Biliyor ve inanıyoruz ki (6/3.) Hû Ellah, Semaların ve yerlerin Rabbidir. (47/35.) Hû Ellah, her an bizimle beraberdir. (78/37.) “Semaların ve yerin ve aralarındakilerin Rabbi Taala Rahman; Yüce Nebi Muhammed Resulüllah Rahîm fendimizi, Beşer olarak yer adasına yarattı ve yer adasında kendisine vahiy verdi. Yüce Nebi Muhammed Resûlullah Efendimiz de  Gur’an-i Kerim’ın Amir ve Yasaklayıcı hükümlerini, uygulama yöntemine göre yirmi üç yılda yer adasında uyguladı, sonra yer adasında yaratılan ve yaşayan insan ve cin ırkına tebliğ etti. Yer adasının tek halifesi ve valisi ve bütün zamanların mehdisi kendisidir.

Bu nedenle Giyamete kadar yer adasının tek ve sahih din kitabı Gur’an-i Kerim’dır ve Gur’an-i Kerim’ın önerdiği din Sünnet Dini İslâm Nizamı’dır, (3/85.) Sünnet Dini İslâm Nizamından başka din edinenler hüsrandadır.” Onun için Sünnet Dini İslâm Nizamı sadece dünyevî ve uhrevîdir. “Dinler Semavidir ve İsa Semadan inecek ve Mehdi olarak insanlığı kurtaracak” şeklindeki görüşlerin tamamı; Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm efendimizin tek yüzlü ve tek bahçeli görüşünü zihinlerden silmeğe çalışan Hiristiyan ve Yahudi müşriklerin görüşüdür.

Biliyor ve inanıyoruz ki alemlerin Rabbi Taala Rahman; Alemlere Rahmet, insan ve cin ırkının tamamına en son Resul ve Nebi, örnek ve önder olarak gönderdiği Emîn’ül Emîn Ahmed-i Mahmud Muhammed Mustafa Efendimiz üzerinde yaşadığımız yer adasının Baş İmamı ve Yüce Kurul Başkanı olarak da yer adasının Cumhur Başkanıdır.

Uygulama yöntemlerini yaşayarak örneklediği ve insan ile cin ırkının tamamına tebliğ ettiği Sünnet Dini İslâm Nizamının Kitabı Gur’an-i Kerim; Aleyhisselâm Adem babamızdan zati alilerine kadar gelen İncil, Tevrat, Zebur gibi Kitabları benliğinde taşıyan bir Kainat Kitabıdır.

Hıristiyan ve Yahudilerin Semavî Dinler ile Mehdi görüşüne uyup dinler bahçesi görüşünü üreten Müslüman alimlerimiz; Eğer Muhammed Resûlullah Efendimiz ile kemale ulaşan evrensel din İslâm Nizamının gıyamete kadar bagı kalacak en son Kitabı Gur’an-i Kerim-i, Yahudilerin ve Hiristiyanların ve Laiklerin inançları içine yerleştirmek ve Dağut ile Cibt rejimlerini yıkıp yer adasında Sünnet Dini İslâm Nizamı kurmak niyetini taşıyorsa-İnşallah öyledir-o zaman “Sünnet Dini İslâm Nizami” kurmak için çalışan  kardeşlerimiz, kendilerine uymamız ve yardımcı olmamız gereken İslâm Mücahidlerdir.

Eğer niyetleri; (4/150.) “Dinler Bahçesi” adı altında yeni bir din üretmek ise-İnşallah öyle değildir- o zaman anılan uluslararası faaliyetler; Alemlerin Rabbine bir isyan olur, şirk pisliğine batıran bir bela ve  bir fitne olur.

Biliyoruz ki yer adasında Namaz kılan bütün Müslümanlar, her Namaz ibadetinde birbirine düa eder. Onun için Namaz kılan hiç bir Müslüman, Namaz kılan başka bir Müslümanın aleyhinde konuşamaz ve Müslüman kardeşine düşmanlık yapamaz.

(49/14.) Eğer gablerimiz; Gerçekten Taala Ellah’ın Dini İslâm üzerine sabit ise  o zaman Namaz kılan Müslümanlar olarak, tek bir İslâm milleti olarak birleşiriz ve Sünnet Dini İslâm Nizamını hayata hakim kılmak için hep birlikte çalışırız. Aksi halde gayri Müslimlere kölelik yapan sahte Müslümanlar olarak bizi şirk pisliğine batıran bir fitne üretmiş oluruz. 

Mesela: Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm efendimiz; “Siz Müslümanlar, Yahudilerin ve Hıristiyanların yaşam tarzına yavaş, yavaş, karış, karış, adım, adım uyacak ve onlar ile beraber yürüyeceksiniz. Onlar kertenkelenin girdiği deliğe girse siz de onlar gibi ayni deliğe gireceksiniz” buyurdu. Nitekim Demokrasi, Liberalizm, Laisizm, Milliyetçilik gibi batıl ve gerici mezhepleri üreten Hiristiyan ve Yahudi toplumları; Mevki ve şöhret, para ve görkem, oyun ve eğlence, müzik ve şarkı, kadın ve fuhuş, futbol ve anarşi, terör ve zülüm, eşcinsellik ve iki yüzlükük gibi dünyevi ve gerici gibi bir hayatın içinde yaşadığını biliyoruz. Anılan batıl mezhepleri ve yaşam tarzlarını taklit eden biz Müslümanlar, köle gibi yaşıyoruz.

Biliyor ve görüyuruzki şeytanların dahi nefret ettiği sömürü düzeninin bir yüzü; Açlık ve sefalet, hastalık ve gözyaşı, kölelik ve çürümüşlük, zülüm ve katliam üretiyor. Öteki yüzü ise; (2/93.) Para ve konfor, mevki ve şöhret, fuhuş ve uyuşturucu, müzik ve eğlence, alkol ve kumar, futbol ve anarşi, cinsel sapıklık ve israf üretiyor. Her iki yüz Süflâ yüzdür.

Hiç şüphe yok anılan süflâ yüzleri üreten sömürü düzeni ile şirk yasalarına bilerek itaat eden Müslümanlar şirk patağına girmiş oluyor. (Konunun tafsilatını ilgili sohbetimde okuyacağız inşallah.)

Mesela: Taala Ellah; Miras Hukukunu, Gur’an-i Kerim Nisa Suresi ile yakın uzak akraba bireylerini kapsayacak şekilde bütün boyutları ile düzenleyerek taksım etmiştir. Taala Ellah ile iman sözleşmesini yapan biz Müslümanlar; Eğer Miras taksimini; Taala Ellah’ın buyurduğu emirlere göre yapmaz ve Dağut dinsizlik dini ya da Cibt çağdaş şirk dinin düzenlediği miras hukukuna göre taksim edersek o zaman şirk batağına girmiş oluruz.

Mesela:  Taala Ellah; Bekarların evlenmesi ve Talag yani eşlerin birbirinden boşanması yöntemini, ilgili Gur’an Ayetleri ile düzenlemiş ve hükme bağlamıştır. Eğe biz Müslümanlar; Evlilik ve boşanma işlerimizi, Taala Ellah’ın emirleri yerine, Gur’an’a aykırı üretilen fetvalara ya da Cibt çağdaş şirk rejiminin yaptığı yasalara göre yaparsak o zaman şirk patağına girmiş oluruz.

 Mesela: Gur’an-i Kerimde ifade edilen kelimelerin arasında sıkı, sık ‘VE’ harfi kullanılır. Dil bilimine göre “Ve” harfi; Atife, istinafiye, haliye, kasem, zaide, fasl ve  Mâiyye gibi anlamlar taşır.

Eğer “VE” harfini sadece Atife yani bağlaç olarak kullanırsak o zaman (4/59.) “Ellah’a itaat edin ve Resule itaat edin ve ulul emre itaat edin ve ana babanıza itaat edin ve kocanıza itaat edin ve şeyhinize itaat edin ve cemaat liderinize itaat edin ve parti başkanınıza itaat edin ve devletinize itaat edin ve patronunuza itaat edin” gibi itaat mercilerini çoğaltarak şirke yönlendiren yorumlar yapırız.

Eğer “Ve” harfini, aslına uygun olarak “beraber” anlamında kullanırsak o zaman ilgili Ayetlerin ayetlerin anlamını: (3/103. 49/13.) “Ey iman edenler! Aile bireyleri, komşu, akraba, öğretmen, öğrenci, şeyh, mürit, âmir, memur, zengin, fakir, imam, cemaat, kabile, kavim ve halk toplulukları olarak önce birbiriniz ile tanışın. Sonra da Sünnet Dini İslâm inancını paylaşanlar tek bir İslâm milleti olarak birleşin ve sadece Resul ile birlikte Teâlâ Ellah’a itaat edin ve aranızdaki ilişkileri, Sünnet Dini İslâm Nizamının amir ve yasaklayıcı hükümleine göre düzenleyin.” Şeklinde anlar ve şirke yönlendirem yorumlardan kurtulmuş oluruz.

Mesela: Taala Ellah; (2/112.) “Yüzünü sadece Taala Ellah’a teslim eden Mühsin kullar için Rablerinin indinde korku ve hüzün yoktur.” (33/6.) Velilerinize marufa göre saygı gösterin” buyurdu.

Onun için bizi mücahid olarak yetiştirecek olan ve Muhammed’ül Emîn Efendimizin Hüsnâ yüzü ile yüzleştirmeğe vesile olacak olan velilerimiz, kendilerine marufa göre saygı göstermemiz gereken ustalarımızdır.

Eğer Mühsin kul olan ustalarımız ile (35/28.) dereceleri bizden üstün olan alimlerimizi; Taala Ellah ile Muhammed Resulullah Rahîm Efendimizin önüne; (9/51.) Mevlanâ ya da (33/6.) Evlânâ ya da Şeyhul Ekber ya da Gavsul Azam  ya da İmam Azam ya da Mehdi ya da peygamber ya da Sultan gibi unvanlarla dikersek ve anılan yüzlere yönelerek hayatımızı yaşarsak o zaman şirk pisliğine düşmüş oluz.

Nitekim “benim şeyhim benim Ellah’ımdır, benim şeyhim benim peygamberimdır” deyen ve bağlı olduğu cemaat liderine kul olup müşrik olan nice Müslümanlar gördüm. (Konunun tafsilatını, ilgili sohbetimde okuyacağız inşalla.)

 

               ZAAFLARIMIZ VE GÜÇ KAYNAĞIMIZ

 

Muhterem okuyucularım! İnsan Taala Rahman’ın kendisine üfürdüğü Mukaddes Ruha sahib olduğu için şeref ve keramete sahiptir.

Ama bedeni şehvetle atılan bir damla sudan yaratılan insan birçok zaaflarla maluldur. Onun için zaaflarımızı öncelikle bilmemiz gerekir.

Nitekim Taala Rahman şöyle buyurdu;

(4/28.)   “İnsan güçsüzdür.

(86/5-6.) Şehvetle atılan bir damla Mehîn sudan yaratılmıştır.

 (17/11.)  İnsan, tez canlıdır. İlk adımda sabretmesini bilmiyor.”

(17/63.) “İnsan, kâfir yani Taala Ellah’ın kendisine ikram ettiği nimetlere duyarsız bir nankördür.”

(17/100. 70/19-21.) “İnsan, telaşlı, mızmız, doymak bilmez bir oburdur. Başına bir bela geldiği zaman sızlamaya, ağlamağa ve şikâyet etmeğe başlar. Nimete ulaştığında ise nimeti verene nankörlük eder ve kendisine verilen nimeti kimse ile paylaşmaz, cimrilik yapar.”

(33/72.) “İnsan zalimdir. Kendine ve başkalarına haksizlik eder. Okuyup hakikati öğrenmez, cahillik eder.”

 

(18/54.) “İnsan, Cidal yöntemi ile tartışmaya düşkündür. Kendini haklı çıkarmak için anlamsız bir münakaşanın ve tartışmanın içine girer ve zekâ oyunu oynamağa başlar ve (22/3.) Taala Ellah hakkında, ileri geri konuşur.”

(14/34.) İnsan gerçekten zalim ve ileri derecede nankördür.”

Evet anılan zaafları kullanan dişil nefsimiz ile yakını şeytan; İnsan ırkından kimilerini münkir, kimilerini müşrik, kimelerini münafıg ve kimilerini ara model insan yapıyor. Onun için anılan zaaflarla malül olan biz insanlar, güç ve gudretin tek sahibi Taala Rahman’a hayat boyu muhtacız.

Nitekim Taala Ellah şöyle buyuru:

(2/165.)  “Gücün tamamı,

(3/26, 27.)  Saltanatın tamamı,

(35/10.) İzzetin tamamı,

(13/42.)  Siyasetin tamamı,

(14/21.)  Açılımların tamamı,

(13/31, 30/4, 3/54, 11/122.) Emrin, işlerin ve yönetimin tamamı,

(10/4.)  Şefaatin tamamı Taala Ellah’a aittir.

(18/45.) Her şey üzerinde iktidar.

(5/120.) Her şey üzerinde Gedîr,

(4/33.)  Her şey üzerinde Şahit.

(4/1.) Her insan üzerinde denetçi, murakıp,

(39/62.)  Her şeyi yaratan, her şeye vekil,

(11/6.) Her şeyi Rızıklandıran,

(40/68.) Dilediğini yapan, dirilten, öldüren.

(28/69, 70.) Gizli açık halleri, niyetleri eğilimleri bilen, her sözü duyan, her şeyi gören. Bütün zaman süreçlerini değerlendiren, bütün mekânlarda hükmü uygulanan,

(26/80.) Yediren, içiren, hastalara şifa veren,

(53/43.) Güldüren, ağlatan, iktisaplara göre hayırları, şerleri veren ve kaldıran,

(3/135.) Günahları bağışlayan,

(32/5.)  Havalarda ve karalarda işleri idare eden Taala Ellahû Rahman Rahîm’dır.”

Anlaşılacağı üzere bir damla sudan yaratılan biz insanlar, zaaflarla malûlülüz. Üstelik, anılan zaaflarımızı kullanarak başımıza büyük belalar yağmasına vesile olan dişil nefsimiz ve yakını şeytan gibi düşmanlarımız vardır. Onun için sadece gücü ve kudreti sınırsız bulunan Taala Ellah’a kul olmamız gerekir.

Muhterem okuyucularım! Alemlerin Rabbi Taala Rahman’ın bütün insanlara verdiği insanı titreten şu mükemmel örneği, iyi anlayıp kavramamız gerekir.

Taala Ellah; (22/73, 74.) “Ey insanlar! Size bir misal veriliyor iyi dinleyin; Taala Ellah’dan başka taptıklarınız, yalvarıp, yakarıp yardıma çağırdıklarınız bir araya gelse bir sinek dahi yaratamaz. Hatta bir sinek onlardan bir şey koparacak olsa onu bile sinekten geri alamazlar. Taala Ellah’ın gücünü ve kudretini gereği gibi anlayıp kavrayamayan her iki taraf da zaaflarla malûldür.”

Nitekim Taala Ellah; (4/116. 9/28. 17/22.) Şirk bir pisliktir. Taala Ellah ile birlikte tanrı edinenler müşriktir. Müşrikler dalalet içindedir. Taala Ellah, Müşrikleri asla af etmez” buyurdu.

(5/72.) “Hz. İsa da; Ey İsrail oğulları! Taala Ellah; Zati alilerine şirk koşanlara, cennet hayatını haram kılmıştır” dedi.

(25/27, 28. 33/66, 67.) “Şirk pisliğine girenler; Ölüm ötesi hayatta ateşe atıldıklarında ey vah deyip feryad edecekler ve ne olurdu yöneticilerimize, papa ve papazlarımıza, rahiplerimize, hahamlarımıza, şeyhlerimize, pirlerimize, üstatlarımıza ve çağdaş imamlarımıza uyup yardım isteyeceğıne sadece Taala Ellah’a ile Muhammed Resûlüne itaat edip yardım dileseydik. Vah bana ne olurdu Resûl ile yol alaydım ve fulan kişiyi dost edinmeyeydim diyeceklerdir.”

Anlaşılacağı üzere gücü ve gudreti sınırsız bulunan Taala Ellah’ın bize yardım buyurması için önce zati âlileri ile aramızda bulunan bağları kesen, şimdi ve ölüm ötesi hayat süreçlerinde umulmadık cezalara ve belalara uğratan ve cehenneme girmemize vesile olan sahte tanrı edinme anlayışlarından, şirk pisliğine bulaştıran aracı ve tefecilerden, inançları bulandıran fikir ve yorumlardan galblerimizi ve kafalarımızı ve görüşlerimizi arındırmak zorundayız.

 

    Bu nedenle:

  1. Bütün Müslümanlar ile (29/46,) eski vahyın mensubu olan Hiristiyan ve Yahudiler ve Taala Ellah’a inandığını söyleyen bütün müminler bir araya gelmeliyiz ve (3/31. 4/65.) Taala Ellah’ın insan ve cin ırkına en son Nebi ve Resul olarak gönderdiği Muhammed Resulullah Aleyhisselâm Rahîm Efendimize Sıdg ile inanıp teslim olmalıyız,
  2. Sonra da Muhammed Resulullah’ın insan ve cin ırkına tebliğ ettiği Sünnet Dini İslâm Nizamını uygulama yasaları ile birlikte yazıp ferdi, ailevi ve içtima hayatımzın bütün kesimleini, Muhammed Resulullah Rahîm Efendimizi (33/56.) örnek alarak İslâmlaştırmalıyız.
  3. Çünkü iblisin yönetiminden ve şirk pisliğinden kurtulmanın, büyüden arınmanın ve ihlâs üstü boyuta çıkıp Arş alanında bulunan cennetlere uçmanın tek yolu ve yöntemi, sadece Muhammed Resululah ile Taala Ellah’a kul olmaktır. (Yöntemin tafsilatını, bütün boyutları ilgili sohbetlerimde okuyacağız inşallah.)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                   BİR GARIB

 

Gur’an’ı inkâr eder nefsine tapar,

Şeytanların dediği işleri yapar,

Sonra özgürüm der yalanı atar,

Bastonumla kaldım yolda bir garıb…

 

Elleri ile put yapar döner taparlar,

                   Resullerden kimini tanrı yaparlar,            

                   Çağdaş dinler üretir sonra satarlar,

                   Bastonumla kaldım yolda bir garıb…

 

Laikliğe bağlıkyım der yemini eder,

                   Putun karşısına dikilir başını eğer,

                   Dinden söz edince Müslümanım der,

                   Bastonumla kaldım yolda bir garıb…

 

Müzikli türkülü şölen düzenler,

                   Heyecanla konuşur mücahidim der,

                   Cemaatın liderine kul olur gider,

                   Bastonumla kaldım yoda bir garıb…

 

                   Para ile Gur’an okur vaazlar verir,

Para ile Namaz kılar ve de kıldırır,

                   Para ile muska yapar şıfa dağıtır,

                   Bastonumla kaldım yolda bir gariıb…

 

                   Para peşine koşar dinlemez Resul,

Tarikata girer şeyhine olur kul,

Yolda görmedim Sıddıg gibi kul,

                   Bastonumla kaldım yolda bir garıb…

                             Dostum yollar dostum yollar…

Dosta doğru giden yollar…

                             Yolda giden garipleri…

Baston ile dosta yollar…

Dostum yollar…Dostum yollar…

 

                     MUHASEBE

        

Muhterem okuyucularım! (5/105.) “Taala Ellah, nefsinizin üzerinde durun” ve Yüce Nebi Muhammed Resulullah Sellellahu Aleyhi ve Sellem Rahîm Efendimiz de; “Hesaba çekilmeden önce kendi nefsinizin hesabını yapın” buyurdu. Bu nedenle Müslüman olarak hesaba çekilmeden önce Taala Ellah ile Yüce Nebi Rahîm efendimizin emrine uyup Sünnetli Gur’an’ın canlı örneği bulunan Muhammed Resûlullah Efendimizin hayatına ve Medineşileşme haretinin örneği Mescid-i Nebiye  bakarak nefsimizin umumi muhasebesini sırf Taala Ellah’ın rızası için yapmak zorundayız.

  1. Acaba ihlâs üstü mertebede miyim yoksa ihlâs altı mertebede miyim? Yoksa her iki mertebenin kesiştiği aramodel kıvamda mıyım?
  2. Acaba yüce kıvamda mıyım? Yoksa alçak kıvamda mıyım? Yoksa her iki kıvamın kesiştiği ara model kıvamda mıyım?
  3. Acaba söz ile söylemlerimi, iş ile eylemlerimi üreten kelimeler, Tagva kelime paketi midir? Yoksa Fücur kelime paketi midir? Yoksa müşterek kelime paketi midir?
  4. Acaba cehennem güzeli olan dişil nefsim ve kafilesi şeytanlar ile beraber mi yaşıyorum? Yoksa dişil nefsimi İslamlaştırıp eril nefsim ve kafilesi Melekler ile beraber mi yaşıyorum? Yoksa her ikisiyle karışık olarak mı yaşıyorum?
  5. Acaba kendime, birinci bölgede bulunan cennet ülkelerine uçuracak Hüsnâ yüzlü yeni bir beden mi üretiyorum? Yoksa kendimi cehennem mekânlarında yaşatacak Süflâ yüzlü bir beden mi üretiyorum? Yoksa kendime her iki mekânlara uygun karışık ara model bir beden mi üretiyorum?
  6. Acaba Taala Ellah’ın partisinin gerçek bir üyesi olarak mı yaşıyorum? Yoksa şeytan partilerinin bir üyesi olarak mı yaşıyorum? Ya da her iki partinin müşterek üyesi olarak mı yaşıyorum?

Anılan soruların doğru cevabına ulaşmak için Müslümanlar olarak Hilafetin kaldırıldığı tarihten bu güne kadar yaşadığımız ferdî, ailevî ve içtimaî hayatı özet olarak görüş alanımıza indirip kendimizi somut olarak görmemiz gerekir. Onun için anılan tarihten bu güne kadar ferdi, ailevi ve içtimai hayatımızdan on dokuz kısa örneği görüş alanımıza indirdim. Sonra da anılan örnekleri, tarihin en utandırıcı darbesi ile içinde yaşadığımız şeytan çağını değerlendirdim ve ona göre nefsimizin umumi muhasebesini yapatım.  

Müslümanlar olarak yaşadığımız ortak hayattan verdiğim ondokuz örneğin hiç biri, kesinlikle bir eleştirme, bir suçlama ya da bir öfke ürünü değildir. Sadece nefsimizin muhasebesini doğru olarak yapabilmek ve bugün yaşadığımız hayat ile yaşamamız gereken hayatı yakından görebilmek ve büyülü olup olmadığımızı anlayabilmek içindir. Müslümanlar olarak ortak hayatımızdan sunduğum ondokuz örneği ve yaptığım umumi değerlendirmeyi, İnşallah büyüden arınmış olarak idrak edersiniz.

 

                  NİCİN ACABA?

 

Aynaya baktım resmimi gördüm,

Çevreme baktım nefsimi gördüm,

İşlerime baktım bulanık gördüm,

Sordum kendime niye acaba?

 

            Gur’an’a uydun iyi iş yaptın,

            Nefsine uydun kötü iş yaptın,

            Hesapsız kitapsız yaşadın gittin,

            Bir de sorarsın niçin acaba?

 

Nefsini tanı hesabını yap,

Gur’an’ı oku imanını yap,

                   Hüsnâ yüze bak işlerini yap,

                   Daha sormazsın niçin acaba?

 

ÖRNEK: 1.  MUNAFIG

 

Muhterem okuyucularım! Dağut ve Cibt rejimleri ile yönetilen ülkelerde yaşayan Müslümanlardan sırf Taala Ellah’ın rızası için konuşan ve iş yapan ve Sünnetli Gur’an’a göre, ilim ve bilim üreten insana rastlamak zordur. Çünkü yaşadığımız ülkelerde uygulanan batıl rejimler, mukallit, ara model ve köle gibi insan yetiştirir. Nitekim anılan rejimlerinin uygulandığı ülkelerde yaşayan Müslümanlar arasında; Fitnelik ve fesatlık, açlık ve hastalık, aç gözlülük ve ihtiyaçlar, kibir ve ikiyüzlülük, kavga ve cinayetler hiç eksik olmuyor. İkiyüzlük ise ferdi ve siyasi hayatın rengi olmuştur. Anılan renge,  ara model münafıg denir.   

Münafıg; (4/141.) “Küsalâ”dir. Yani bazen şeytan gibi konuşur ve iş yapar inatçı kâfir gibi. Bazen müşrik gibi konuşur ve iş yapar putperest gibi. Bazen de Mümin gibi konuşur ve iş yapar Müslüman gibi. (63/4.) Münafıglar, içi paslı dışı altınla kaplı kılıç gibi dirler. Görünüşleri görkemlidir, konuşmaları tatlı ve etkili olur.

Münafıg; Kendini hem Müslümanlara ve hem de inatçı Kâfirlere ve hem de Müşriklere bir bilen olarak, bir toplum mühendisi olarak rahatlıkla nikâhlatır ve her üç tarafın sahip olduğu maddi nimetlerden rahatlıkla istifade eder.  Ama hiçbir zaman sadık bir arkadaş ve sözlerine güvenilir bir hoca, bir eş olmaz. O nedenle Münafıg, her üç tarafa zarar vermekten ve kandilerini aldatmaktan başka hiçbir yararı olmaz.

(2/8-16. 4/141-142. 9/67,68.)  Nitekim Taala Ellah; Münafıgları, Münkeri emreden, Marufu yasaklayan, Taala Ellah’ı ile Resulünü ve ihlâslı Müslümanları kandırdığını sanan, Müslümanların yanında Müslüman, şeytanların yanında şeytan görünen ve ilgili taraflara hiç sadık kalmayan ve (4/139.) kâfirleri yönetici edinen müfsit insanlar olarak” ifade buyurdu. Onun için (9/68.) Taala Ellah; Münafıgları, Kâfir ve Müşriklerden daha tehlikeli düşman saymıştır.

Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm Efendimiz, Münafığı şöyle tanıtır:

  1. Kendine emanet edilen her bir şeye her tür hileli yöntemleri kullanarak hıyanetlik eder, ama kendini emanete sadık bir emanetçi olarak kabul ettirir.
  2. Kendi görüşünü saklı tuttuğu için kendi görüşünden söz etmez, konuşunca tatlı konuşur ama yalan söyler. Yalanı doğru, doğruyu yalan gibi pazarlar ve insanları rahatlıkla kandırabilir.
  3. Söz verince, sözünde durmaz. Ama sözünde durmama nedenini, karşı tarafı ikna ederek izah eder ve sözüne güvenilir sadık bir bilen olarak kendini pazarlar.
  4. Husumet edince, haddi aşar. Sinsice bekler. Eline fırsat geçtiğinde, Adaleti ikame ediyorum diye karşı tarafa, bilinçli olarak insafsızca davranır ve zülüm yapar, münafığın merhameti yoktur. Onun için Taala Rahman, münafıglara ağırlaştırılmış büyük bir azab verecektir.

Hulasa kafir ile müşrikler açık düşmandır, Münafıg ise gizli düşmandır. Onun için Taala Ellah; Müslümanları, Münafıgların şerrinden koruya. Âmin.

 

 

 

MUNAFIG

 

Koyun postuna girer,

Dilinden ballar akar,

Para için mal için,

Dinini rahat satar,

 

Kurt gibi bir galbi var,

Akrep olur can yakar,

Mevki ve şöhret için

Her şeyi mubah sayar.

 

 

 

 

       Örnek: 2. SEVGİ TÜRLERİ

        

         Muhterem okuyucularım! İnsan ve cin ırkı olarak galblerimiz ve hislerimiz üç tür sevginin biri ile yüklüdür.

  1. (2/165.) Taala Ellah; Aklını Sünnetli Gur’an ile kullanan Müminler, örneği olmayan en güçlü sevgi ile Ellah’ı severler” (33/21.) Ellah ile Ahireti isteyenler, Muhammed Resüle uysun” (3/31.) Resülüm Muhammed; İnsan ve cin ırkına söyle; Eğer Taala Ellah’ı seviyorsanız ve günahlarınızın bağışlanmasını istiyorsanız bana uyun” buyurdu.

         Anlaşılacağı üzere dünyevi ve uhrevi saadetimize vesile olan en güzel sevgi; Taala Ellah ile Muhammed Resûlullah Rahîm Efendimize kayıtsız şartsız teslim eden ihlâs yüklü sevgidir.

  1. (2/165. 3/14.) Taala Ellah; Sahte tanrılara, dünyevi ve nefsani çıkarlara yönelik sevginin şehvet yüklü sevgi olduğunu” buyurdu.

Anlaşılacağı üzere dünyevi ve uhrevi saadeti yıkan en kötü sevgi; İnsan ve dikili taşları tanrı edinen insanların sahıp olduğu, dünyevi ve nefsani çıkarlara yönelik şehvet yüklü sevgidir.

  1. Her iki sevgi türünü karışık olarak taşıyan ara model insanların sevgisi olmak üzere üç tür sevgi vardır. (Aşk konusunu ilgili sohbetimde okuyacağız inşallah.)

Şimdi günlük hayatımızdan bazı örnekler okuyalım ve hangi sevgi türüne sahip olduğumuz anlamağa çalışalım, İnşallah.

Mesela: Çocukluğumdan bu güne kadar Cuma Namzını kılmak için camiye giderim ve namazından önce yapılan vaazları ve okunan hutbeleri dikkatle dinlemeğe çalışırım. Bir Cuma günü Hutbe okuyan hoca kardeşim okuduğu Hutbeyi şu cümle ile tamamladı. “Müslümanlık birbirimizi sevmektir. Birbirini sevmeyen Müslüman değildir” dedi. Kendi kendime Ellah, Ellah bu nasıl olur? Dedim. Çünkü anılan ifade, günümüzde pazarlanan İncil’in söylemidir. Namazdan sonra hutbeyi okuyan hocaya, okuduğunuz Hutbenin Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlandığını duydum doğrumu? Evet, doğrudur.

Hutbeyi dikkatle dinledim. Ama zihnimde bir soru belirdi. Beni aydınlatırsanız memnun olurum dedim. İzin aldıktan sonra şu soruyu sordum. “Müslüman olmak için birbirimizi mutlaka sevmeliyiz” dediniz. Doğru mu? Evet dedim. O zaman Müslüman olmamız için Taala Ellah ile Resûlünün düşmanlarını nasıl sevmeliyiz, ya da siz Müslüman olmanız için benim karımı ve kızımı ve gelinimi nasıl sevmelisiniz? Ben de Müslüman olmam için sizin karınızı ve kızınızı ve gelininizi nasıl sevmeliyim? Bana izah eder misin? Dedim. İnanın görevli kardeşim, cevap verecek bir kelime bulamadı.

Mesela: Gittiğim caminin birinde görevli imam, yüksek kürsü üzerinden vaaz veriyordu. Vakit geldi ve müezzin efendi cami içinde öğle ezanını okumağa başladı. Ama vaaz veren imam, ezan okunurken ses tonunu daha da artırarak vaaz ile ezanı birbirine karıştırdı. Oysa yüce nebi, ezani dinlememizi emretti. Onun için ezanı dinlemek için hocaya, “Ezanı mı dinleyelim? Yoksa sizi mi dinleyelim?” şeklinde bir soru sordum. Bana! “Bağırarak caminin içinde huzursuzluk çıkarma” dedi. Eğer Hoca, meslektaşının dillendirdiği sevgi türüne ya da ihlâs yüklü sevgiye sahip olsaydı o zaman beni azarlayıp kalbimi kırmazdı.

Mesela: Cuma namazını eda etmek için gittiğim camilerin birinde vaaz veren hoca kardeşim; (3/92.9/60.) İlgili Ayetlerin yorumunu, “En çok sevdiklerinizden infak etmedikçe hakiki Mümin olmanız mümkün değildir” şeklinde tamamladı. Bu arada cemaatten bir ayağa kalktı ve “Hoca efendi! Ben, en çok karımı seviyorum. Karımdan nasıl infak edeyim? Söyler misin?“ Diye bağırdı.”…Rahatız edici olayın arkasını izah etmeme gerek yoktur.

Eğer vaaz veren Hoca kardeşimiz, ilgili Ayetleri: “Temiz ve helâl olmak üzere ürettiğiniz hububattan ve ticari yollarla kazandığınız mallardan ihtiyaç fazlasını; Gur’an’ da belirtilen ihtiyaç sahiplerine zekât, üşür ve sadaka yöntemleri ile sırf Taala Ellah’ın rızası için infak ederseniz o zaman ihlâs yüklü sevgiye sahib bir Müslüman olursunuz.” Şeklinde özetleseydi o zaman anılan utandırıcı olay olmazdı.

Mesela: 11. Ocak. 2009. Tarihli Diyanet Takviminde ve ilgili yayınlarında: “İnsanlar arasında en güçlü bağ, sevgi bağıdır” şeklinde yazılmıştır. Şimdi anılan sevgi bağını, Gur’an Ayetlerinin yaptığı duyurulara göre değerlendirelim.

Taala Ellah; (3/103.) “Hepiniz, Taala Ellah’ın ipine sımsıkı sarılın ve tefrikaya düşmeyin.” (2/256. 4/51. 31/22.) “Kim ki; Dağut/dinsizlik dinini ve Cibt/çağdaş şirk dinini reddeder ve sadece Taala Ellah’ın partisi olan Sünnet Dini İslâm’a iman ederse hiçbir zaman kopmayacak en sağlam bağa tutunmuş olur.” (6/125.) “Sünnet Dini İslâm’a inanmayanların üzerine pislik akar.” (48/29.) “Ellah’ın Resulü Muhammed ile beraber olanlar; Kâfirlere karşı şiddetli, dik ve onurlu, kendi aralarında ise son derece Merhametli olur.” (17/34.) “Rabbimiz, anne-babamıza, Merhamet eyle. ”(12/53.) “Beni, kötülük emreden nefsimin şerrinden sadece Rabbimin Rahmeti kurtarır.” (36/44.) “Afetlerden ve belalardan, sadece Taala Ellah’ın Rahmeti kurtarır.” (24/10 ve 14 ve 20 ve 21.) “Taala Ellah’ın Fazl-u Rahmeti olmasa, kendinizi asla temize çıkaramazsınız.” (27/19.) “Rabbim, Rahmetin ile beni Salih kullarının arasına kat.” (2/286.) “Rabbimiz; Bizi af eyle, bizi Mağfiret eyle ve bize Merhamet eyle.” (3/159.) “Taala Ellah’ın Rahmeti olmasaydı, insanlar arasında ki ilişkiler saygı ile yürümez ve Hayr ile sonuçlanmazdı.” Buyurdu.

Ayrıca  (30/21.) Taala Ellah; Sünnet örneğine göre evlenen eşleri birbirine bağlayan “Mevedde ve Rahmet” bağları olduğunu buyurur. Çünkü sünnet örneğine göre yapılacak evlilik, inkara yönelik eğilimlerden ve zina yaklaşımlarının her türünden korur. Onun için Muhammed Resulullah Sellellahu Taala Aleyhi ve Sellem Efendimiz; “Vedûd ve Velûd” olan Saliha kadınlar ile evlenin” buyurmuştur. Taala Ellah’ın ismi şerifleri arasında bulunan Vedûd ismi şerifinin anlamı, “İhlâs yüklü katıksız sevgi ve hoşa giden yetkin hususiyetler” demektir. İhlâs yüklü katıksız sevgiyi ve hoşa giden yetkin hususiyetleri aile hayatını katan ve Salih çocuklar ile zenginleştiren Rahmet tır. Anılan üstün meziyetlerle donanımlı bulunan ilerici ailede; Ved’ul Hafı, yani Azl, yani meniyi dışarı akıtmak ve (17/31.) kürtaj gibi cinayetler görülmez. Çünkü anne ve çocuk arasında ihlâs yüklü sevgi bağları kurulmasının temel ilkelerinden biri de hamile annelerin çocuklarını ameliyat olmadan doğurması gerekir. (3/6.) Rahimlerde çocuğa beden üreten Taala Ellah, (80/20.) “çocuğun çıkış yolunu da kolaylaştırdığını” buyurur. Taala Ellah’ın anılan emrine İnanan kadınlar, acil bir durum olmadan sezaryen olmaz.

Taala Ellah; Sevgi olarak tercüme edilen “Habbe” kelimesini; (6/95.) “Tohum ve çekirdek anlamında ve bir de (3/14.) kadınlara ve dünyevî çıkarlara karşı duyulan şehvet yüklü sevgi anlamında” kullanır. Tohum ve çekirdek toprağa ekilir. Toprağa ekilenler, su ile hayat bulur, hububat ve meyve olarak yetişir. Hububat ve meyve çoğalınca insanların karnı doyar. İnsanların karnı doyunca bu sefer şehvet yüklü sevgi eğilimi ortaya çıkar. Su yoksa kuraklık vardır. Kuraklık ise kıtlık ve açlık demektir. Aç insanlara, sizi çok seviyorum demek karın doyurmaz. Şehvet yüklü sevgi, sadece tokluk zamanlarında duyguları sömüren ve nesebi belirsiz neslin üremesine vesile olan bir beladır. O nedenle Muhammed Resulullah Efendimiz: Şehvet yüklü sevgi için, “İnsanı kör ve sağır eder” Buyurmuştur. Çünkü insanı kör ve sağır eden şehvet yüklü sevginin fıtratı, insanı büyüleyen bir hastalık üretir.

İlgili Ayetlerin duyurularına göre; İnsanları birbirine bağlayan Taala Ellah’ın Rahmetidir. Taala Ellah’ın Rahmeti ise, Taala Ellah’ın âlemlere Rahmet olarak gönderdiği Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm efendimizdir. Onun için Rahmete ulaşmanı yolu Muhammed Resulullah’a uymak ve tebliğ ettiği Sünnet Dini İslâm Nizamı ile hayatı üretmektir.

Mesela: Kimi hocalarımız, “galblerimizde açılan kara delikleri tedavi etmemiz için Rahmet eğitimi almamız gerektiğini” söylüyor. Anılan söylem doğrudur. Ama sevgili hocamız; Nimet ve bereket, sağlık ve afiyet, iyilik ve güzellik, şefkat ve ihlâs yüklü sevgi ile hoşa giden yetkinlikler gibi nimetleri üreten ve üzerimize Rahmet olarak indiren yöntemin sadece Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sistemi ile hayatı üretmek olduğunu ve Sünnet Dini İslam Hukuk Sistemini iktidara taşıyacak mücahit valilere oy vermemiz gerektiğini söylemiyor.

Oysa Taala Ellah; (60/1.)” Benim ve sizin düşmanlarınızı seviyorsunuz diye onları kendinize yönetici edinmeyin.” (9/23.)” Ey Müminler! Eğer babalarınız ve kardeşleriniz küfrü seviyorsa onları sevmeyin ve yönetici edinmeyin. Aksi halde zalimsiniz.” (9/24.)  ”Eğer dünyevî varlıklarınızın tamamı,  Taal Ellah’dan ve Resulünden ve Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sistemini hayata ikame etmekten ve yapmanız gereken cihattan daha sevgili ise o zaman Ellah’ın hakkınızda vaki olacak emrini bekleyin. Gerçek şu ki Taala Ellah, Sırad-ı Müstakim yolundan çıkan fasıglara hidayet etmez.” Buyurdu. Muhammed Resulullah Sellellahu Taala Aleyhi ve Sellem efendimiz de; “Ellah’ım; Senin sevginle severiz seni seveni, Senin düşmanlığınla düşmanlık yaparız, sana muhalefet edene” diye dua ederek Taala Ellah’ın anılan emirlerine dikkatimizi çekmiştir. Eğer (3/31. 4/80.) “Taala Ellah’ı seviyorsak o zaman Muhammed Sellellahu Aleyhi ve Sellem efendimize kayıtsız şartsız teslim oloruz ve kendisine uyarak (60/6, 7.) kendi hayatımızı, Sünnet Dini İslam Nizami ile üretiriz. İhlâs yüklü sevgi budur. Ama biz Müslümanlar, Rahmet üretimi ile şehvet üretimini birbirine karıştırıyoruz.  

Mesela Yüce Rabbimiz; (58/9-10.) “Ey Taala Ellah’ın huzurunda toplanacağına ve hesap vereceğine inanan Müminler! Kurtuluşun, sadece Birr ve Tagvada olduğunu söyleyip durun” buyurmaktadır. Ama dinî ve siyasî hatiplerimiz başta olmak üzere biz Müslümanlar; Birr ve Takva yerine, şehvet yüklü sevgiden, Cibt çağdaş şirk dininin büyülü görkeminden ve Dağut yani Laik yani din tanımaz demokrasinin sağladığı özgürlükten söz ediyoruz.

 Mesela Yüce Rabbimiz; (16/71. 59/7. 43/32.)  “Yerüstü ve yeraltı zenginliklerinin sermaye patronları arasında dolaşan bir devlet olmaması için, farklı yeteneklere sahip insanların beraber çalışarak ürettikleri mal ve hizmetleri, çalışıp üretenlerin temel ihtiyaçlara göre pay edilmesini ve arta kalanların da ihtiyaç sahibi ülke insanlarına dağıtılmasını” emrediyor.” Ama şehvet yüklü sevgiden söz eden kimi insanlarımız, Garun gibi zengin iken, sevgi ile kucakladıkları insanlarımızın kimi de temel ihtiyaçlarını karşılama imkanından yoksundur. Oysa ülke bizim, kaynaklar bizim. Buna rağmen sömürü düzenini savunuyoruz.  

Mesela: (57/2.) “Her şeyi öldüren dirilten Taala Ellah’ın olduğunu” biliriz ve öylece inanırız. Ama sıkara paketlerinin üzerine, “sıkara içmek öldürür” kelimelerini yazarak şrik patağına girmiş olabiliyoruz. Oysa Taala Ellah; (35/11.)” Taala Ellah’tan başka hiç kimse ve hiçbir şey ömrü uzatamaz ve kısaltamaz” buyurdu. Acaba sıkara içmeyenleri, kim öldürüyor? Sıkara içmeyenlerin vücutlarında çıkan yaraları, kim üretiyor?  Acaba sıkara içmeyenleri kanser hastası yapan nedir? Kimdir? Gibi soruları kendimize soramıyoruz.

Kimi bilim adamları; Dünyamızın yaratıldığı elementlerin, 120. civarında olduğunu söyler, kimi bilim adamları da sıkaranın içinde 600. Küsur zararlı maddenin olduğunu söyler. Bu kadar zararlı maddeleri taşıyan sıkarayı üretip satışa çıkarmak, büyülü insanların yapacağı iştir. İnsanların sağlığını mi düşünüyorsunuz? O zaman insanları öldüren sıkaranın ve zaralı içeceklerin üretimini durdurun. Anılan öldürücü maddeleri üretmek ve insanların önününe koymak sonra da içme demek, nefis sahibi halk ile alay etmek demektir.

Mesela: Yüce Rabbimiz; (2/256.) “Dinde İKRAH yoktur. (16/125.) Hikmetle, güzel öğütlerle dini sevdirerek tebliğ edin” buyurdu. Kimi alimlerimiz; İkrah kelimesini, ferdi boyuta indirerek dinde zorlama yoktur diyor ve Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sistemi yerine Laik Demokratik rejimini koyabiliyor. Oysa ülke halkını, parti, parti bölen Demokrası, (28/4,5.) Firavun siyasetinin ürettiği şeytani rejimidir.

Mesela: Halkı Müslüman olan ülkelerde egemen olan Firavun rejimi Dağut ve Cibt şeytan partileri; İsimleri dahi Türkçe olmayan ceket, pantolon, kravat ve şapka gibi kıyafetleri çağdaş kıyafet olarak dayatıyor. Biz Müslümanlar da Taala Ellah’ın önerdiği kıyafet yerine anılan kıyafetleri keyifle giyiyoruz. Üstelik anılan çağdaş kıyafetin üzerine sakal da bırakıyıruz. (Tafsilatı, ilgili sohbetlerimde okuyacağız inşallah.)

Mesela: Siyasi partilerimizin kimi başkanları; Müslümanlar ile Müslüman olmayan insanları, sevgi ile kucaklıyor ve aynı kovana sokuyor ve birbirimizi severek bal üretmemizi istiyor. İyi de! Hiç yabanı arılar ile bal üreten arılar tek bir kovanın içinde bir arada ve birbirini severek kardeş gibi çalışıp bal üretebilir mi? Buna rağmen kimi kravatlı, çeketli ve sakalsız hocalarımız; Mevcut rejimi savunuyor ve bize ferdi Müslümanlık yeter diyebiliyor.

Mesela: Kimi siyasi liderlerimiz; Aklını Tagva kelime paketi ile kullanan Müslümanlar ile aklını Fücur kelime paketi ile kullanan şeytanlaşmış insanları yaratandan ötürü severiz diyor. Böylece galblerinin bir köşesinde Arşa doğru yolculuk eden Medinelileşmiş insanları ve öteki köşesine de dünyaya kazık çakan ve Taala Ellah’ın lanet ettiği vahşileri yerleştiriyor. Kimi Siyasi liderlerimiz de, dinsiz siyaseti savunuyor ve her kes için başımın üzerinde yer var diyor. Oysa Taala Ellah; (49/10.) “Sünnet Dini İslâm Partisinin üye olan, (36/1, 4. 42/53. 56/10.) Sırad-ı Müştakım üzerinde yürüyüp Tagva kelime paketi ile hayatlarını üretmek hususunda yarış halinde bulunan Müslümanlar kardeştir” (58/19, 22.) Ellah’ın partisinden olan kardeşler kurtuluşa erdi, şeytan partisinden olanlar hüsrandadır” buyurdu.

Analaşılacağı üzere iyi kötü olmak üzere bütün insanları galblerinin içinde ve başlarının üzerinde taşıyan siyasi liderler, Taala Ellah’ın anılan emirlerine duyarsız kalıyor.

Mesela: Taala Ellah; (22/78.) “Sünnet Dini İslâm Nizamına inanan Müslümanlar, atanız İbrahim gibi tek bir Millettir. (2/143.) Sizde İnsanlara örnek olan bir ümmet olun” buyurur. Aleyhisselâm İbrahim babamız ise kavmine şöyle der. (60/4.) “Tekbir Ellah inancına ulaşana dek aramızda vaki olan düşmanlık ve öfke, ebediyen sürecektir.” Ama İbrahim’in milletinden olan biz Müslümanlar; Örnek ümmet olacağımıza, şeytana kulluk edenleri galbimizin bir kösesine ve Taala Ellah’a kulluk edenleri de galbimizin öteki köşesine koyarak millileştiriyoruz. Üstelik tek bir milletin resmi dili vardır, fakat resmi dini yoktur.

Mesela: Diyanet Kurumunun yayınlarında, (5/90.) Ayeti; “Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları, ancak şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz” şeklinde tefsir edilmiştir. Tefsiri yapılan Ayete, taş anlamını veren bir kelime yoktur. Kaldı ki dikili taşalar şeytan işi nasıl olur? Eğer Çaykara’dan Uzun göle giderseniz yol boyu göreceğiniz dikili taşların ihtişamı, duruşu, yapılışı ve görkemi harika, durup seyretmemek ve yaratanı takdir etmemek mümkün değildir. Özellikle Uzun göle giderken Taşkıran köyünde bulunan merhum Hacı Ferşat efendinin evinin karşısında dikili büyük bir taş göreceksiniz. Taşın başında sarık, çenesinde sakal, anlı, kaşları, gözleri, burnu, ağzı, kulakları ve ensesi vardır. Müthiş bir sanat eseri olarak dimdik ayakta duruyor. Tam bir Ana dolu Evliyası gibi. Anılan böylesi dikili taşlara, “şeytan işi pis şeyler” demek, insan aklını utandırmaktadır. Şimdi anılan Gur’an mealini yazan kardeşimize soralım. Ülkemizde hangi “dikili taşlar” şeytan işi pis şeydir? Söyler misiniz?

Hulasa: Galbi ve hisleri İhlâs yüklü sevgi ile dolu olan Müslüman; Hayatını Sünnet Dini İslâm Nizamı ile ürettiği için Taala Ellah ile Muhammed Resulullahı, ehli beyti ile Ashabını ve  ayırımsız bütün Müslümanları sever ve karşılık beklemeden Müslümanlara iyilik eder.

Galbi ve hisleri şehvet yüklü sevgi ile dolu olan insan; Dağut yani dinsizlik dini ile hayatını ürettiği, insan ve taş gibi sahte tanrı edindiği için dünyevi ve nefsani çıkarından başka hiç kimseyi sevmez ve çıkarı için rahatlıkla kadın, erkek ve çocuk öldürür.

Galbi ve hisleri karışık sevgi ile yüklü olan ara model insan; Cibt yani çağdaş şirk rejimi ile hayatı ürettiği için galben kimseyi sevmez. Sadece dünyevi ve nefsanı çıkarlarına uygun olanını sever görünür, nefsani çıkarlarına uygun olana da iyilik eder görünür.  

(Konuların tafsilatını, ilgili sohbetlerimde okuyacağız inşallah)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                            SEVGİLİ YUNUS!

 

Yaratandan ötürü severiz yaratılanı.

İyi de! Yaratılan inkâr etti yaratanı.

Şimdi söyler misin? Sevgili Yunus!

Nasıl sevelim yaratanı inkâr edenı?

 

Hırsızlar evime girdi eşyamı çaldı,

Ya öteki! Gitti anamın evini yaktı,

Şimdi söyler misin? Sevgili Yunus?

Nasıl sevelim evimizi çalıp yakanı?

 

Ezanı dinleyelim dedim galbimi kırdı,

Durmadı azdı, gitti Kâbe’yi yıktı,

Şimdi söyler misin? Sevgili Yunus!

Nasıl sevelim Kâbe’yi yıkanı?

 

Hüsnâ yüze baktın güzel konuştun,

Süflâ yüze dönüp hiç bakamadın,

Bir de bana sor Süflâ yüzleri,

Hüsnâ yüzlü dostum sevgili Yunus.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÖRNEK: 3. KIYAFET VE BÜYÜ

 

Muhterem okuyucularım! Babamız Aleyhisselam Âdem’in nesli olarak kardeşiz. Alag programından yaratıldığımız için benzer bedenleri taşırız. Aynı soluktan nefes alır ve aynı sudan içeriz. Günümüz ve gecemiz aynı. Heppimiz toprağın sülalesinden yaratıldık ve toprağın sırtında beraber yaşarız. Ölüm sonrası, aynı toprağa gömülürüz. Ama Yüce örneğimiz Muhammed Resulullah efendimiz gibi Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sisteminin amir ve yasaklayıcı hükümlerine göre ferdi, ailevi ve içtimai hayatımızı üretmek konusunda birbirimizden ayrıldık. İnsanların çoğu şeytan partilerine, azınlık olan Müslümanlar da İslâm Partisine üye oldu. Onun için Müslüman olanlar ile gayri Müslim olanların kıyafetleri de birine benzemiyor.

Taala Ellah; (7/27.) “Müslüman erkekler ile Müslüman kadınlara, Tagva kelime paketini elbise olarak giydirdi. Tagva kelime paketinin içinde bulunan elbiselerden biri de dış kıyafettir.

Yüce Rabbimiz Taala Ellah; (24/31.) “Müslüman kadınların ev kıyafetini “Humur” ve sokak kıyafetini de “Cilbab” kelimeleri ile belirledi. Humur, ziynetleri ve başı ve göğsü ve sırtı örtecek geniş bir başörtüsüdür. Başörtüsü ev kıyafettir. Sokak kıyafeti ise, Cilbab’dır. (33/59.) Cilbab; Sokakta tanınmayacak şekilde bütün vücudu kapatan ve uzuvları belli etmeyen bir örtüdür. Turban denilen baş örtüsü, Fransa dan ithal edilen bir moda kıyafeti olup İslami kıyafetten sayılmaz.

Taala Ellah; “Müslüman kadınların, evlerinde Humur ve sokakta Cilbab kıyafetlerini giymelerini, (24/31.) yolda yürürken ayaklarını yere vurup kendilerini duyurmamalarını” buyurdu. Çünkü Haset, göz şerri, gıybet ve iftira kelimeleri ile konuşup iş yapan müfsit erkeklerinin, anılan gerici kelimeler ile ürettikleri kirli, zehirleyici ve pis kokulu enerji dalgalarını baktıkları kadının yüzüne akıtmaktadır. (33/59.) Onun için Cilbab ve Humur örtüleri; Hüsnâ yüzlü saliha kadınları, bağımlı ve müfside kadınlardan ayıran, göz şerri ve haset ile büyüden vikaye eden koruyucu bir kalkandır.

Saliha bir kadın; Sünnet Dini İslâm Nizamının uygulandığı ülkelerde, ilgili sohbetlerimde okuduğumuz görevlerin yanında öğretmenlik, tabiplik gibi hizmetleri de yapabilir. Ama Dağut ve Cibt rejimleri ile yönetilen ülkelerde yaşayan  Müslüman kadın kardeşlerimiz; (33/33-35.)  evlerinde vakarla oturmalı ve (19/30.) “Ben Abdullah’ım” yani ben Ellah’ın kuluyum diyen çocuğu kucağında büyüten Meryem validemiz gibi ya da Hz. Fadımayı kucağında büyün Hz. Hatice validemiz ya da Hz. Hasan ile Hüseyini kuağında büyüten Fadıma annelerimiz gibi Taala Ellah’ın kendilerine hediye ettiği ya da edeceği çocuklarını veli ya da vali olacak şekilde mucahid Müslüman olarak yetiştirmelidir.

Çünkü Dağut/dinsizlik rejimi ve Cibt/çağdaş şirk rejimi ile batıl mezheplerinin uygulandığı ülkelerde Salih ve Saliha yani içi dışı temiz ve sağlıklı Müslüman erkek ve kadın olmanın ve veli ile vali gibi ustaları yetiştirmenin ilk yolu budur.

Muhterem anneler! Eğer aklınızın gözü ile bakabilseniz, sokaklarda gezen erkeklerin içinde kadınlara mahrem olan Salih, Muttegı, Mühsin erkeklerin sayısı yok denecek kadar azdır. Onun için insan süretinde görünen Süflâ yüzlü müfsidelerin gözlerinden, bedenlerinden ve dillerinden akan göz şerri ve haset ve gıybet ve iftira ve büyü alabildiğine çoktur. O nedenle gericilerin şerrinden ve zina yaklaşımlarından kendinizi vikaye etmek için her zaman ve özellikle sokağa çıkarken Tagva elbisesini giymek zorundasınız.

Tagva elbisesini giyen Müslüman erkeklerin kıyafet ise, başı örtecek sarık ve Gamis ile sakaldır. Gamis, boğazdan ayaklara kadar vücudun tamamını örten yakasız bir gömlektir. İklim şartlarına ve örfe göre gömleğin altında iç çamaşır ve üzerinde bir yelek, yeleğin üzerine bir cübbe giyilebilir. Anılan cübbe, yünden ya da koyun-keçi derisinden yapılmış kalın ve uzun bir cübbe de olabilir. Gömleğin altında geniş bir şalvar da giyilebilir.

Sevgili Müslüman kardeşlerim! Cuma namazında ön safta namaz kılan Frenk kıyafetli Müslümanın secdeye kapandığı zamanki halini seyrettiğimizde aman ya Rabbi ne rezalet! Dedirtecek kadar çirkin ve utandırıcıdır. Hiç Frenk kıyafeti ile Namaz olur mu? Edeb Ya Hu! Ayrıca Tv. Ekranlarından ve cami kürsülerinden vaaz veren sevgili hocalarımızın giydiği yakalı gölek ile çeket ve taktıkları gravat, Sünneti şerife uygun bıraktıkları sakallarına ve yaptıkları vaazlara hiç yakışmıyor.

Müslüman erkek ve kadın kardeşlerim! Eğer Cibt çağdaş şirk dininin dayattığı Frenk kıyafetini kendi isteğinizle benimser iseniz o zaman inançlarınız kirlenir ve büyülenirsiniz ve böylece gericiler sınıfına girmiş olursunuz.

Çünkü Yüce Rabbimiz; (58/22.) “Anlayışı ve görüşü Sünnet Dini İslâm olan hiçbir mümin, soyundan gelen sülale fertleri dahi olsa Sünnet Dini İslâm’a muhalif bulunanların yaşam biçimini benimseyemez.” (3/131, 132.)” Kâfirler için hazırlanan ateşten kendinizi vikaye edin. Çünkü Rahmete ulaşmanın tek yolu, Resul ile Ellah’a itaat etmektir. (18/3.) Anılan itaat, ölüm ötesi hayat süreçlerinde içinde yaşanılacak mekânlar ve geçim kaynağı olacaktır.” Şeklinde bizi uyarıyor.

Namaz kılan her kadının ve erkeğin özgürlük alanı, Tagva kelime paketi ile sınırlıdır. Hiçbir Müslüman, sınırları kaldıran Fücur kelime paketinin özgürlük alanına çıkamaz. Çünkü anılan özgürlük alanı, ası olan dişil nefsimiz ile şeytanların alanıdır. Kendi nefisleri ile şeytanların özgür alanını seçenler, şeytan partisine girmiş olur. Onun için Müslüman kadın ve erkek kardeşlerimiz, Tagva örtüsü ile sokaklara ve pazarlara çıkaması gerekir. Aksi halde (7/201.) insan ve cin şeytanlarının ürettiği kirli ve pis enerji dalgaları kendilerini hemen sarar ve etki alanına alır ve tedavisi zor hastalıklara müptela eder.

Günümüzde Tagva elbisesi giymeyen anne ve babaların bedenlerinden üretilen çocukların işi zordur. Anılan çocuklar, kendilerine Hüsnâ yüzlü beden üretmek için çok çalışmalıdır. Çağımız, anılan işi başaramayan mağdur ve malûl çocuklarla doludur.

Müslüman erkek ve kadın olarak; (20/132. 31/16-19.) Taala Ellah’ın bize hediye ettiği kız ve erkek çocuklarımızın eğilimlerini, Tagva kelime paketi ile yönlendirip kendilerine Hüsnâ yüzlü beden üretmeleri için görevimizi yapmağa çalışmalıyız. Çünkü kendimizi ve çocuklarımızı Müslüman olmayan insanların ve Müslüman olmayan cinlerin şerrinden korumanın ilk yolu budur. İnşallah başarırız.

Hulasa: Müslümanları büyüden ve göz şerrinden koruyan, erkekleri gayri Müslim erkeklerden, kadınları bağımlı ve gayri Müslim kadınlardan ayıran kıyafet, Sünnet Dini İslâm Nizamı’nın amir hükümlerinden biridir. Ama görüyoruz ki şehirlerimizin cadde ve sokakları, Dağut ve Cibt rejimlerinin ürettiği kıyafetleri giyen insanlarla doludur.

 

 

 

 

 

 

CENNET GÜZELİ

 

Haset ile göz şerrinden koruyan örtü,

Taala Ellah’ın emridir bilesin kardeş!

Tagva örtüsü ile örtün büyüden kurtul,

Cennet güzeli olmak istersen kardeş!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÖRNEK: 4.  İBADET MEKÂNLARI

 

Muhterem okuyucularım! (2/193, 251. 22/40.) “Taala Ellah; Terörü, anarşıyı ve zulmü, birbiriniz ile önleme siyasetim olmasaydı o zaman Manastırlar, Kiliseler, Havralar ve Ellah isminin çokça anıldığı Mescidler çoktan yıkılıp gitmişti ve yeryüzü yozlaşır ve çürürdü” buyurur. Oysa günümüzde Manastır, Kilise, Havra ve Mescid yerine igame edile Camiler dimdik ayakta durmasına rağmen yozlaşma ve çürüme alabildiğine artmaktadır. Acaba niye?

Manastır, kilise ve havra gibi ibadet mekânları, Mescidi Aksanın modelleridir. Taala Ellah; Kıbleyi, Mescidi Hareme çevirirdikten sonra bütün ibadet mekânlarının aslı, Mescidi Harem oldu. Yüce Nebi Rahîm efendimiz; Mekke şehrinden Medine Şehrinde Hicret ettiği zman Mescidi Haremin ilk örneği olan Mescid-i Nebiyi yaptı ve Medinelileşme hareketini başlatmış oldu. Onun için yeryüzünde yapılan ve yapılacak bütün ibadet mekânlarının görevlileri, Rahîm efendimizin yaptığı Mescidi Nebiyi örnek alarak Medinelileşme hareketini yürütmesi gerekir.  Aksi halde yeryüzü insanını, yozlaşmaktan ve çürümekten kimse kurtaramaz. Şimdi Mescid-i Nebiyi örnek almayan ibadet mekanlarının yaptığı işlerinden kısaca sözedelim.

Mesela: Kilise, Havra, Manastır gibi ibadet mekânlarında görev yapan ve iblisin önerdiği dünyevî görkemi, bütün boyutları ile yaşayan papazlar ile rahipler ve hahamlar, Aleyhisselam İsa’dan ve Aleyhisselâm Musa’dan feyiz alıp cemaatlerine dağıtamıyorlar. Taala Ellah’ın; Alemlere Rahmet olarak gönderdiği Muhammed Resûlullah Rahîm Efendimize inanıp gericilikten kendilerini kurtulamıyorlar. Ülkelerini İslâmlaştırıp  Mescid-i Nebi’yi örnek alamadıkları için yaşadıkları yozlaşma ve çürümeden kendilerini kurtaramıyorlar.

Mesela: Taala Ellah, Sünnet Dini İslâm’a inanan insanlara (22/78.) Müslüman ismini ve bütün (9/18, 107, 108.) ibadet mekânlarına “Ellah’ın Mescidi” ismini vermiştir. Ama Sünnet Dini İslâm Nizamını uygulayan Hilafetin kaldırıldığı tarihten itibaren yönetimi ele alan rejimler tarafından; “Ellah’ın Mescidi” ismi kaldırılmış ve yerine, Taala Ellah’ın ismi şerifi olan cami ismi konulmuş ve Gur’an-i Kerim-i camilerde vaaz kitabı yapılmıştır.

Mesela; Suudi Kıralları; Mescid-i Herem ve Mescid-i Nebinin kapılarına kendi isim ve unvanlarını yazarak anılan Mukaddes mekanları özelleştirmiştir. Hayır sever kardeşlerimiz de yaptıkları camilere kendi isim ve unvanlarını yazarak camileri özelleştirmişlerdir. Camilerimizde vaaz veren ücretli hocalarımız da camilerde toplanan cemaate, Azîz cemaat diyor. Âzîz ismi şerifi, Taala Ellah’ın ismi şeriflerinden biridir. Dikkati çeken husus, Taala Ellah’ın “Camı ve Azîz” ismi şeriflerini ve kutsal mekânların kapılarını pay ettik, ama Mescidi Nebi anlayışını pay edemedik. Laik Devlet düzeninin en güçlü kurumları arasında yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, Müslüman halkımız tarafından yapılan camilerimizi tapu ederek Laik devletin resmi daireleri arasına katmıştır. Resmi daire haline getirilen camilerimize, Laik düzenin öğretim kurumlarında meslek edinmiş insanları, vaaz ve imam ve müezzin gibi unvanlarla memur olarak tayın ediyor. Tayin edilen memurlar; Göreve başlamadan öncesi, Laik düzenin ilkelerine bağlı kalacaklarına dair yemin ediyor ve yaptıkları yeminin belgesini de imzalayarak göreve başlıyorlar.

Ama cami cemaati olarak göreve başlayan ücretli ve çağdaş kıyafetli din görevlisi imamları tanımayız. İslam Dinine inanıp inanmaıklarını, cunupluktan yıkanıp yıkanmadıklarını, abdest alıp almadıklarını bilmeyiz. Buna rağmen tanımadığımız çağdaş kıyafetli resmi ve ücretli imamlara uyup Taala Ellah’ın Mescidi” ismini taşıyan ibadet mekanları yerine Taala Ellah’ın Mescidi ismini taşımayan camilerde namaz kılarız. Laik düzene bağlı kalacaklarına dair yemin eden ve mevcut yasalara göre vaazlar veren görevliler, Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk siteminden söz edemez. Sadece namaz, oruç, hac, zekât, gurban ve kutsal aylardan ve kutsal geceler ile kafamızı karıştıran eklentilerden vaaz ederler ve hatta (41/49, 51.) Yüce Rabbimizi rahatsız edecek derecede abartılı vaazlar ve emredici dualar yaparlar. Biz de yeni Müslüman olmuşuz gibi anılan vaazları hayat boyu dinler ve kabul edilmeyen komutlu dualara amin deriz. (Dua ile ilgili tafsilatı ilgili sohbetimde okuyacağız inşallah.)

Mesela: Taala Ellah, (26/109. 36/21.)  “Ücret almayanlara uyunuz, çünkü ücret almayanlar hidayete ulaşmıştır” buyurdu.

Mihrabların sahibi İmamul Mübin Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm Efendimizdir. Kendilerine uyduğumuz çağdaş kıyafetli ve ücretli resmi imamlar ise âlemlere Rahmet Rahîm efendimizin kıldığı namazı kılamıyor ve Efendimizin Hüsnâ yüzünden feyiz alıp cemaate dağıtamıyor. Hüsnâ yüz ile yüzleşen Muttagı imamların yerine resmi imamlara uyup resmi namaz kılarız. Onun için cami cemaati olarak aramızdan secdenin rengini alan mücahit veliler, secdenin rengini alan mücahit valiler ve Mühsin kullar çıkmıyor. Sadece onu bunu tenkit eden, gıybet eden, verilen vaazları ve hocaları eleştiren  ara model müminler çıkıyor. Onun için ilgili yemini yapan ve ücret alan ve resmi olarak konuşan ve resmi olarak da namaz kıldıran çağdaş kıyafetli Laik devletin resmi hocaları ile ihlâslı namaz kılmanın veli ve vali ve mücahit olarak yetişmenin imkanı yoktur.

Müslümanlar olarak olağan üstü bir sanatla yapılan, ihtişamı heyecen verici tarihi camilerimiz başta olmak üzere bütün camilerimizi yapan ve yaptıran Müslüman kardeşlerimize şükranlarımızı sunuyor ve kendilerine dualarımızı gönderiyoruz. Çamilermizi ve Tagva elbisesi giymiş imamlarımızı ve güzel sesleri ile Ezan okuyan Müezzinlerimizi seviyoruz. Ama camilerimizde ibadet düzenini emir komuta zinciri ile yürütülen ve Rant şirketi gibi çalışan bazı çağdaş kıyafetli görevlilerin, (16/125.) Taala Ellah’ın emrine uymayan  yaklaşımlarını sevmiyoruz.

Mesela: Okuduğunuz bu sohbeti yazmak için yaptığım araştırma esnasında, öğle namazını kılmak için Eyüp Sultan Camisine gittim. Görevli vaaz efendi, yüksek kürsüden vaaz veriyordu. Bir süre dinledim. Bu arada vakit geldi ve müezzin efendi ezan okumağa başladı. Verilen ezanı dinlemek istiyordum. Ama yüksek kürsüden vaaz veren hoca, ses tonunu yükselti ve ezan sesi ile vaaz sesini karıştırdı. Ne verilen vaazı anlıya biliyorduk ve ne de ezanı dinleyebiliyorduk. Ayağa kalktım ve kürsüde vaaz veren hocaya, elimi dudağıma getirerek ses tonajını biraz azaltmasını işaret ettim. Bunun üzerine vaaz veren hoca, “otur yerine ya da çık git” şeklinde bağırarak beni azarladı. Yerime oturdum ve bekledim. Namaz sonrası mafya tipli kelli felli iki kişi yanıma geldi ve “terbiyesiz adam, hocamıza nasıl karışırsın, şimdi seni öldürelim mi? Dediler. Kendilerine, “öldürün, Eyüp Sultan bir şehit görsün” dedim. Bu arada arkadaşlarım yanaştı ve onlara, “kusura bakmayın, bu adam kanser hastasıdır” dediler. Bunun üzerine fedailer bana, “kendine dikkat et ha…” diyerek vaaz veren hocanın oturma odasına geçtiler. Bu tür terörist eylemlere birçok kez şahit oldum.

Biz Müslümanlar; Mescidlerin Akifleri olarak Mescid-i Nebi elbisesini giyen Mescidlerde ihlâs ile ibadet yapmayı severiz. Baş İmamımız Rahîm efendimize vekâlet edebilecek imamalarımızı da seviyoruz. Hafızlarımızı ve güzel sesleri ile ezan okuyan müezzin kardeşlerimizi de seviyoruz.

Ama Baş imam Rahîm Efendimize ücretle vekâlet eden ve cemaatın boyundan daha yüksek yapılan bidat kürsülerinden konuşan ve camilerimizi kendi çıkarlarına göre kullanan ve müezzin kardeşlerimizin okuduğu güzel ezanları dinlemeyen ve bize de dinletmeyen ve galbimizi kırıp Kâbe’yi yıkan çağdaş kıyafetli hocalardan şikâyetçiyiz.

Ayrıca (9/107.) Cami düzenine öfkelenip kendilerine ibadet mekani yapıp müminler arasında tefrika çıkaranlardan da şikayetçiyiz. Müslümanlar olarak görevimiz; Cihad edip Laik devlet rejimini İslamlaştırmak ve Camilerimizi, Mescid-i Nebi anlayışına dönüştürmektir. (Tafsilatı İlgili sohbetlerimde okuyacağız İnşallah.)

 

CEM EVLERİ

 

Alevî kelimesi, Hz. Ali efendimize taraf olan Müslümanlar için kullanılan bir kelimedir. Taala Ellah’ın kendisinden razı olduğu ve Muhammed Resulullah Rahîm Efendimizin özel olarak yetiştirdiği ve muhterem kızı Fadıma ennemizle evlendirdiği Hz. Ali efendimiz; Sünnet Dini İslâm Sistemini, bütün boyutları ile igame etmek ve Medinelileşme hareketini dünyaya yaymak için bütün varlığı ile çalışan Halifemiz, velimiz ve mücahid olan valimizdir.

Bu nedenle bütün Müslümanlar alevidir. Hz. Ali Efendimiz; Siyasi iktidarı ele geçirmek isteyen siyasilerin yandaşı teröristler tarafından, Mescidin içinde namaz kılarken şehit edilmiştir.

İlginçtir! Hz. Ali Efendimize taraf olduğunu söyleyen kimi aleviler, (9/108, 109.)  Hz. Ali efendimizin namaz kılarken şehit edildiği Mescit anlayışından ayrılıp kendilerine ibadet mekânı olarak Cami ismine benzeyen ve Nâ’râ sürükleyen cem evlerini ürettiler.

Sevgili alevi kardeşlerim! Ali efendimizin şehit edildiği Mescidi terketmeniz, Ehli Beyt için yürekler acısı olduğunu biliyor ve görüyorum. Siz de biliyorsunuz ki; Mescid-i Nebi anlayışından ayrılarak ve kendinize cem ismi ile kurduğunuz evlerde bir takım toplantılar yaparak ve kendinizi zincirler ile döverek ya da halay çekerek Ehli Beytın acılarını dindirmeniz mümkün değildir. Nefsimize uyup kendimizi kandırmayalım. Eğer (24/56.) Rahmete ulaşmayı ve kendinizi elim azaptan kurtarmayı ve ehli beytin acılarını didndirmeyi istiyorsanız o zaman bütün cem evlerini; Namaz kılan, zekât veren ve Resule itaat eden velimiz, Siyasi Mürşidimiz Ali efendimizin şehit edildiği Mescidi Nebi anlayışına dönüştürmek zorundasınız.

Lütfen bütün cem evlerini, Mescid-i Nebi örneğine dönüştürelim ve Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm efendimizin Medinelileşme hareketi ile ürettiği insanlar gibi kendimizi üretelim ve Mescid-i Nebi anlayışı içinde şehit olana kadar cihat edelim. İşte o zaman Hz. Ali efendimize bağlılığımızı isbat eder ve birbirini öldüren Müslümanlar olarak Taala Rahman’ın gazabından kurtulmuş oluruz.

Hulasa; Üzerinde yaşadığımız yar adasında; Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sistemini uygulayan bir ülke ve Mescidi Nebi anlayışı ile görev yapan bir ibadet mekanı yoktur. İslâm Nizami ve Mescid-i Nebi anlayaışından yoksun Cami ile Cem evleri, Kilise, Havra ve Manastır gibi ibadet mekânları dimdik ayakta duruyor ama yozlaşmayı ve çürümeyı önleyemiyor, aksine artırıyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İBADET MEKÂNLARI

 

Rabbimiz Yüce Ellah yarattı kullarını,

İmtihan yeri olan dünya ülkelerinde,

Secde emrine uyan bütün Müslümanları,

Secde için çağırdı Ellah’ın Mescidine.

 

İnsanları toplayan ibadet mekanları,

Ayırır Müminlerden her türlü şeytanları,

Sünnet ile temizler ak yüz eder tenleri,

Örnek olursa eğer Nebi’nin Mescidine.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÖRNEK: 5. “O” ve “PEYGAMBER” kelimeleri

 

(26/191. 59/22,23.) İlgili Ayetlerde Âlemlerin Rabbi Zati Âlilerini; “Hû, Ellahû Rahman Âzîz Rahîm’dır” buyurdu. Meal ve tefsirlerde “Hû” ismi şerifi ise “O” şeklinde Türçe dile çevrilmiştir. Bu nedenle Televizyon ekranlarında para ile konuşan kimi sakallı ve cübbeli, kimi sakalsız ve kravatlı, kimi de sakallı ve kravatlı hocalarımız ile camilerimizde vaaz veren ve Hutbe okuyan hocalarımız Taala Ellah’a “O” ve Muhammed Resulullah efendimizi “Peygamber” isimleri ile anıyor. Onun için anılan hocaları dinleyen Müslümanlar, Taala Ellah’a “O” ve Muhammed Resûlullah Rahîm Efendimize “peygamber” diyor.

Bildiğiniz gibi Türkçe dilde “O” benden ve senden uzakta olan ve hatta tanımadığımız üçüncü tekil şahıs bir erkek demektir. Oysa Taala Ellah; (57/4.) “Nerede olursanız olun “Huve” sizinle beraberdir. (47/35. ) Şüphe yok “Ellahû” sizinle beraberdir” buyurdu. Her an bizimle beraber bulunan Hû yani Ellahû Rahman Âzîz Rahîm “O” olurmu? Hû Ellahû Rahman Âzîz Rahîm ile olan beraberliğimizi kaldıran iman, “Eşhedü” diyebilir mi?

Muhammed Resulullah Efendimizin sözleri diye rivayet edilen otuzsekizbin Hadis Metnini okudum. Gur’an-i Kerim ile anılan Hadisi şeriflerin içinde “peygamber” kelimesi yoktur. Peygamber kelimesi, Farsça bir kelimedir. Türkçe anlamı “haber getiren elçi” demektir. Cami kürsülerinde ve tv. Ekranlarında konuşan hocalarımız ve Müslümanlar da, Muhammed Resûlullah Rahîm Efendimize Peygamberimiz yani “elçimiz” diyor.

Oysa Muhammed Resulullah Rahîm Efendimiz; Bizm değil Taala Ellah’ın elçisidir. Zati alileri, yaratılan ilk nur olduğu için Taala Ellah’ın nurudur. Zati alilerine kitapların Şahı Gur’an-i Kerim indirildiği için (33/1.) Taala Rahman’ın Nebisidir, (48/29.) İnsan ve cin ırkının tamamına Sünnet Dini İslâm’ı tebliğ ettiği için Taala Ellah’ın Resûlüdür, (21/107.) Alemlere Rahmet olarak gönderidiği için Taala Ellah’ın habibidir, (3/31.) Taala Ellah’ın bizi bağışlaması ve sevmesi için zati alilerine uymamız gereken tek önderimiz ve örneğimizdir. Yer adasının idare eden, dünyevi ve uhrevi saadete ulaşmamıza vesile olan halifemiz, (5/55.)  Velimiz, (33/6.) Evlânâmız ve Mevlânamızdır,” Peygamber kelimesi ise anılan anlamların hiç birini taşımaz.

Ayrıca Taala Ellah’ın bildiğimiz binbir ismi şerifi şerifleri içinde “O” ve Muhammed Resulullah Sellellahu Taala Aleyhi ve Sellem Rahîm Efendimizin de bildiğimiz ismi şerifleri içinde, “Peygamber” isimi yoktur. Ama niçin Taala Ellah’ı; Zati alilerıne yakışmayan “O” ve Muhammed Resulullah Rahîm Efendimize yakışmayan “Peygamber” lakabı ile anıyoruz?

Ayrıca dişil nefsimiz ile şeytan, ihlâs altı boyutta bulunan müminlerin görüş alanına, Adem babamızın görüş alanına indiği güven verici bir kıyafetle iner ve Yahudi Samiriye dediği gibi ben senin peygamberim der ve kendine uydurur. Ama şeytan, hengi yöntemle olursa olsun Muhammed Resulullah efendimizin suretine asla giremez ve ben Muhammed Resulullahım diyemez. Onun için Muhammed Resulullah Efendimizi Peygamber kelimesi ile ifade etmek, tamamen Sünnetli Gur’an’a aykırıdır ve de çok tehlikelidir.

(1/1. 20/114. ve 23/116. 26/101. 59/22,23) Teala Ellah; zati alilerini, “Alemlerin Rabbı Hû Ellahû Rahman Âzîz Rahîm” ve “Teâlâ Ellahû Melikül Hagg” ve zati alilerine ait bulunan ismi şerifleri ile ifade buyurdu. (48/29.) Ayetinde ise yüce Resulünü “Muhammed Resulullah” yani Muhammed Ellah’ın Resulüdür” şeklinde ifade buyurdu.

Bu nedenle Sünnetli Gur’an-ı bilen hiçbir Müslüman, Taala Ellah’a “O” ve Ahmedi Mahmud Muhammed’ul Emîn Resulullah Efendimize “peygamber ya da peygamberimiz” diyemez.

Hulasa; Muhammed Âleyhisselâm Efendimiz, bizim pegabberimiz yani bizim elçimiz değil Taala Ellah’ın elçisidir. Onun için biz Müslümanlar; Yüce Rabbimizi, Zati âlilerine ait bulunan ismi şerifleri ile anmak ve Yüce Nebi ve Resulünü de“ Taala Ellah’ın; Âlemlere Rahmet olarak gönderdiği en son Nebi  Muhammed Resulullah Sellellahu Taala Aleyhi ve Sellem Rahîm Efendimiz” şeklinde ifade etmek zorundayız. Aksi halde Sünnetli Gur’an’a aykırı konuşur ve nefsimiz ile şeytanın tuzağını düşmüş oluruz.

 

 

 

(20/46.58/7.) “O” DA KİM?

 

İhlâlsi Müslüman ile ara model bir Mümın yolda yürürken karşılıklı konuşurlar. Bu arada ihlâslı Müslüman söze başlar.

-Ben ve sen ve o, üçümüz bir arada beraber Yürüyoruz.

-Ellah, Ellah! O’ da kim?

-Bizimle beraber yürüyen, bizi duyan ve gören,

-İyi de ben niçin görmüyorum bizimle beraber olanı?

-Galiba gözünde katarak var,

-Hayır, hayır gözümde katarak yok,

-Ne biliyorsun?

-Doktorum söyledi.

-Ellah, Ellah ya niçin görmüyorsun bizimle beraber olanı?

-İyi de sen görüyor musun?

-Evet görüyorum.

-Nasıl görüyorsun?

-Aklımın gözü ile görüyorum.

-Benim aklımın gözü yok mu?

-Elbette var.

-Ya niçin göremiyorum?

-Onu kendine sor.

-Şimdi de ben sana bir soru sorayım!

-Haydi sor?

-Peygamber kimdir biliyor musun?

-Aaa! Şimdi ayıp ediyorsun! Bilmez olur muyum?

-Kimdir “O?

-Havrada ki Haham, peygamberimiz Musa diyor, Kilisede ki

Papaz, peygamberimiz İsa diyor, Farsça konuşan İranlı

hoca, Peygamberan zîşan Muhammed Aleyhisselam yani

peygamberlerin en şereflisi Muhammed Aleyhisselam dır

diyor.

Ben nasıl bilmem peygamberlerin en şereflisi bulunan

Muhammed Resulullah Sellellah Taala Aleyhi ve Sellam

Efendimizi?

-O zaman cami hocalarımızın dediği peygamber kimdir?

-Tahranlı hoca dedi ya! Peygamberlerin en şereflisi

Muhammed Resulullah Aleyhisselâm Efendimizdır.

-Ya niçin bizim hocalarımız peygamberlerin en şereflisi

Muhammed Resulullah Aleyhisselatü vesselâm Efendimiz

Demiyor?

-Ben de ayni soruyu cami hocasına sordum.

-Ne dedi?

-Bizi anlayan anlıyor sana ne dedi.

-Ya sen niçin hocayı anlayanlar gibi anlamıyorsun?

-Hocanın ne demek istediğini anlayanlar anlıyor da ben hiç

Anlamak istemiyorum.

Niçin?

Çünkü Müslüman olmayanlar siyasi ya da örgüt liderline,

İşte bizim Peygamberiz diyor. Onun için peygamber

Kelimesinden hiç hoşlanmıyorum ve bu kelimeyi

Kullananlardan da davacıyım.

Bu arada bir zat kendilerine yaklaşır ve Selâm, Selâm der.

-Ellah, Ellah sende kimsin?

-Sizi izleyen ve konuştuklarınızı dinleyen biri,

-O zaman konuştuklarımıza sen ne diyorsun?

-Neden soluğunuzun size söylediğini duymuyorsunuz?

-Ellah, Ellah soluk da konuşur mu?

-Konuşuyor ya!

Nasıl?

Benim çok işim var gitmem lazım.

 

 

 

 

 

ÖRNEK:  6. ÖĞRETMEN VE ÖĞRECİ

 

Sünnetli Gur’an, gül çiçekleri olan lekesiz çocuklardan söz eder. Lekesiz çocuk yedi yaşına geldiği zaman soluğunun içinde yayılı bulunan Mukaddes Ruh’tan Lâtif bir ses duyar. Ellah, Ellah der ve dinlemeğe başlar. Duyduğu ses kendisine; “Hiçbir şey iken seni; Anne-babanın vücutlarından üreten, annenin karnında büyütüp beden yapan ve dünya hayatına indiren, soluk aldıran, yedirip içiren ve yaşatan, konuşmayı, düşünüp anlamayı öğreten Taala Rahman’dır. Taala Rahman; Gur’an-i Kerim-i, hücrelerin beynine yazdı ve eğilim olarak da göğsüne indiriyor. Ayrıca gönderdiği Muhammed Resulullah ile de bütün insanlara yazılı olarak duyurdu. Şimdi seni yaratan Rabbinin ismi ile okumağa başla ve Nübüvvet nuru ile kendine Hüsnâ yüzlü bir beden üret ve Arşa doğru uç” der.

Çocuk duyarlı. İşittiği sese göre hareket etmeyi hafızasına yazar ve ardından Taala Rahman’ın sevgili kulu olmak için Muhammed Resulullah Sellellahu Aleyhi ve Sellem Rahîm efendimizin sofrasından yemek yemeğe karar verir. Okul çağına geldiği için kalemini ve defterini alır ve okula gider. İlk dersi dinlemek için ön sırada oturur ve can kulağı ile öğretmeninin vereceği dersi dinlemeğe başlar. Dinlediği ders ile işittiği sesin öğrettikleri birbirine uymadığını anlayınca ayağa kalkar ve “ama öğretmenim!” deyince, öğretmeni, “otur yerine ve dinle” der. Hocalar böyledir. Çocuk, çaresiz yerine oturur ve öğretmenin verdiği dersi dinlemeğe başlar. Ama öğretmenine de gücenir.

Eğer çocuk öğretmenin masasında olan ders programının; “Cenabet olur gusletmez, gider bir yere pisler, makatını yıkamaz. Domuz eti yer, şarap içer helal tanımaz. Nikâhsız zina eder, lıvata yapar aldırmaz. Dünya nimetlerini ele geçirir insanları açlığa mahkûm eder ve Firavun gibi çocukları öldürür kalbi sızlamaz. İşe başlarken Bismillah demez, tıka pasa yer şükretmez” anlayışına sahip Cibt çağdaş şirk dinine mensup bilim adamları tarafından hazırlandığını ve öğretmenin de anılan ders programını okutmaya mecbur olduğu bilseydi” öğretmenine gücenmezdi.

Yerine oturup öğretmenini dinleyen çocuk, sınıftan çıktıktan sonra; “Acaba duyduğum ses mi doğru? Yoksa öğretmenimin söyledikleri mi doğru? Şeklinde kendi kendine düşünür ve sonunda E…eee “boş ver” der ve duyduğu ses öncesi haline döner.

Sevgili anne-babalar! Bildiğiniz gibi ülkemizde uygulanan Dağut yani dinsiz devlet düzeni ile Cibt çağdaş şirk düzeninin öğretim kurumlarında, aklını Tagva kelime paketi ile kullanan ve mücizelere göre bilim üreten Müslüman çocuk yetiştirmek mümkün değildir. Buna rağmen çocuklarımızı büyütmek ve anılan okullarada okutabilmek için nice külfetlere ve zahmetlere katlanıyoruz.

Ama çocuklarımızdan kimileri kendilerine verdiğimiz bunca emeklere rağmen bize düşman olabiliyor. Her şeyi bilen Taala Ellah; (64/14, 15.)  Zevcelerinizden ve çocuklarınızdan kimisi size düşman, kimisi de size fitne olabilir, onlardan sakının. Eğer onların kusurlarını örterseniz ücretiniz yüksek olur, şüphe yok Taala Ellah, bağışlayıcı ve merhamet edicidir” buyurdu.

Nitekim cocuklarımıza verdiğimiz bunca emeklere rağmen kimi çocuklarımız bize düşmanlık ve fitnelik yaptığı bir vakıadır. Buna rağmen bize düşmanlık ya da fitnelik yapan çocuklarımızın Salih çocuk olmaları için Taala Ellah’a dua etmeliyiz. Yüce Rabbimiz Taala Rahman, bize ve çocuklarımıza yardım ve hidayet buyura. Âmin.

Hulasa: Besmele ile okumaya başlayan ve Nübüvvet Nurundan ışık alıp kendine Hüsnâ yüz ve mücizelere göre bilim üreten bir öğretim ve eğitim sistemimiz olmadığı için anne-babalar ve çocuklar olarak hebbimiz yaralıyız.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

               ŞİMDİ NE YAPSIN HIZIR EFENDİM

 

Baba Rabbinden çocuk istedi,

Rabbi de kendine verdi de verdi,

Babayı sardı geçimin derdi,

Aldı başını gurbete gitti,

 

Çilelere katlandı para kazandı,

Çocukları büyüttü okula verdi,

İkiye katlandı geçimin derdi,

Yeter ki çocuğum okusun diye,

 

Kimi uzman oldu  kimi mühendis,

İşlerine baktı hepsi de necis,

Ağladı vurdu kendi başına,

Çocukları niye okuttum diye.

 

Gur’an okuyun dedi dinlemediler,

Namazları kılın dedi aldırmadılar,

Dövdüler babayı evden kovdular,

Şimdi ne yapsın Hızır Efendim?

 

Yardım ettin çaresız kalan her kula,

Hiç birinden istemedin yemek para,

Yolda kalmış çaresiz bir garıp baba,

Yardım eyle Hızır baba Hızır baba…

 

 

 

ÖRNEK: 7. GENÇLİK, İLİM VE BİLİM

 

Ah bu gençler! İlle de maç, müzik ve eğlence diyor. Sevgili gençler! Eğlenmek ve heyecanlanmak hakkınız. Çünkü dünyevî hayat; Oyun ve eğlence, müzik ve kadın, zenginlik ve şöhret, mevki ve heyecan, alkış ve ıslık görkem ve kendini beğenme gibi tutkularından ibarettir. Ama anılan nefsanî ve şeytanî tutkular, insanı büyüleyen ve ölüm ötesi hayat için Süflâ yüz üretmeye vesile etkinliklerdir.

Aile ve büyükler olarak, kulüpler olarak, hocalar olarak, yönetici ve siyasiler olarak ülkemizi Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sistemi ile İslâmlaştıramadık. Onun için Tagva kelime paketi ile üretilen ilerici oyunları öğretemedik. Siz de dünyalar güzeli cehennem kızı olan dişil nefsinizin isteklerine uydunuz ve aklınızı, şeytan partisinin programı bulunan Fücur kelime paketi ile ya da Cibt çağdaş şirk dininin perogramı bulunan müşterek kelime paketi ile kullandınız ve büyülendiniz. Onun için büyülü müzik yayınlarını dinleyerek ve büyülü oyunları seyrederek, futbol denilen şeytan çağının putunu alkışlayarak eğleniyor, heyecanlanıyor ve gençliğinizi tüketiyorsunuz. Böylece ölüm ötesi hayat süreçlerinde (56/17.) ebedi gençlik ile yaşanılcak saadet dolu günleri üretmekten mahrum kalıyorsunuz. Ey vah!

Sevgili geçler! Ayakların arasında dolaşan çağın putu top; Niçin bu kadar taraf topluyor? Niçin seyircileri ve sipikerleri çıldırtacak kadar heyecan veriyor ve görülmemiş alkış ve ıslık üretiyor? Niçin mal ve cana zarar veren eylemlerin üretilmesine, paraların ve değerli zamanların israfına vesile oluyor? Anılan soruların cevabı şudur: Geçmiş tarihlerde Müslümanlar ile gayri Müslimlerin arasında yapılan savaşlarda gayri Müslimler, öldürdükleri Müslümanların kafaları ile top oynadıklarını biliyoruz. Müslümanların kafası ile top oynayan müşriklerin torunları, Müslümanların kesilmiş kafaları ile oynanan oyunu futbol oyununa çevirdiler Onun için ayakların arasında dolaşan top, şeytan oldu ve insanların kanına girdi ve duygularını çağın putuna bağladı.

Taala Ellah; (8/35. 69/31.) “Müşriklerin Salatı yani namazı; Anılan oyun alanlarında alkışlamak ve ıslık çalmaktır,” (29/45. 53/62.) Müslümanların Selatı; Abtest alarak, Secde edilen mekanlarda Rukuğe eğilerek ve anlı yere kapayarak secde etmek şeklinde igame edilen ve kendilerini her türlü kötülüklerden arındıran ve cennete girmelerine vesile olan en büyük zikrullahdır” buyurdu. Onun için en büyük zikrullah olan Secdeli Namazı igame etmek yerine Futbol oyunu için alkışlamak, ıslık çalmak ve hatta ağlamak Müslümanın yapacağı iş değildir.

Sevgili gençler! Eğer ölüm ötesi hayat süreçlerinde; Ağlamak ve ey vah demek istemiyorsanız o zaman aklınızı Sünnetli Gur’an ile kullanmanız ve Muhammed Resulullah Efendimizi örnek alarak hayatınızı üretmeniz gerekir. Sonra da Mücizelere göre bilim üreterek hem kendi hayatınıza ve hem de Müslümanların hayatına saadet katmanız gerekir. Böylece Muhammed Rahîm Efendimizin mücahit gençleri olmuş olursunuz.

Sevgili gençler! Siz yaşlılığın ne demek oduğunu bilmezsiniz. Onun için biz yaşlıları anlamanız mümkün değildir. Ama biz sizin yaşaduğınız hayatı yaşadığımız için gençliğin ne demek olduğunu iyi biliyoruz. Sizi sevdiğimiz için korumağa çalışıyoruz. Bizim gibi yaşlandığınız zaman bela ve musibetlere uğramamanız için size öğüt veriyoruz. Öğütlerimizi dinlemenizi ve benim gibi yaşlı dedeleri sevmenizi istiyorum.

Mesela: Günlerden bir gün  işlek olmayan bir caddede bastonum elimde yürüyordum. Hiç tanımadığım altı yedi yaşlarından bir kız çocuğu dede, dede bağırarak bana doğru koşuyordu. Durdum ve bekledim. Çocuk geldi bana sarıldı ve öptü. Beni tanınıyor musun dedim, hayır dedi ve ekledi ama sen dedesin. Ağladım ve kız çocuğunun elini öptüm. Kız çocuğu şaşırdı ve ama dede benim elimi kimse öpmedi dedi. Kendisine, sen eli öpülmeye layık bir Meleksin. Çünkü benim gibi dedeler; Senin gibi dede, dede diyip koşan ve dedeye sarılıp öpen, verilen öğütleri dinleyen Meleklere çok ihtiyacı vardır dedim ve ağlayarak şu dua ile yola devam ettim…

Yüce Rabbim Lüdfede Rızasın Hibbe ede

Sağlık ve âfiyetle hayatın daim ede

Hakk ile gâim ede gül gibi dede ede

Gül dede Hakkı dede gül dede Hakkı dede…

Evet, sevgili gençler! Anılan kız çocuğu gibi dedeleri seven ve öğütlerimizi dinleyen torunlara ve gençlere ihtiyacımız vardır. Hicri olarak seksen yaşındayım. Okuduğum ilim ve bilimlerin verilerine ve hayat boyu edindiğim zahir ve batın tecrübelerime göre sizlere bir kaç öğüdüm vardır. Eğer bir daha ele geçmeyecek gençliğinizin zayi olmasını itemiyorsanız ve anılan kız çocuğu gibi çocuklara ve torunlara sahip olmak istiyorsanız size vereceğim şu öğütleri dinlemelisiniz.

  1. Önce bu kitabı, sürekli olarak okuyun ve iyi anlayın. İlahilerin duyurularını iyi kavrayın.
  2. Ömür boyu hayatı paylaşacağımız eşlerimizi, saliha kadınlardan seçin ve istihare ile belirleyin ve öylece evlenin. Sakın ha! Eşinizi, anılan yöntemle bulmadan evlenmeyin.
  3. Eşinizi bulup evlendiğiniz zaman zifaf gecesi, cinsi ilişkiye başlamadan öncesi, birbirinizi mutlaka Besmele ile öpün ve Yüce Nebi Rahîm Efendimizin buyurduğu şu duayı beraber okuyun.
  4. ”Bismillahi Ellahumme Cennibna Eşşeytane ve cennibişşeytane ma rezektena.” Anlamı şudur: Ey Yüce Ellah’ımız! Besmele-i Şerif ile işe başlıyor ve sana dua ediyoruz. Şeytani, bizden ve bize hediye edeceğin çocuktan uzak tutmanı istirham ediyoruz.”
  5. Eşinizi, daima Besmele ile öpün. Eşinizle birleşmeğe niyet ettiğiniz zaman, birlikte karar verin. İlle de bir çocuğum olsun demeyin. Sadece Yüce Rabbimizden ihlâslı niyet ile Salih çocuk isteyin ve size Salih bir çocuk hediye edilene kadar sabırla bekleyin.
  6. Bilin ve inanın! ( 3/6.) Taala Ellah; Annelerin Rahimlerinde bedensel ve duygusal olarak özürlü hiç bir insan üretmez. Taala Ellah, (7/27.) Tagva elbisesini giymiş hiç bir Müslüman’a da (19/83.) şeytanları musallat etmez.” Onun için özürsüz ve sağlıklı çocuk istiyorsanız önce büyü sohbetimde yazdığım kurallara uyunuz ve Tagva elbisesini giyiniz.
  7. (22/8. 30/7. 31/21. 42/20. 45/23-24.) Bütün ilimlerin kaynağı, Sünnetli Gur’an’dır. Bilimlerin kaynağı da Muhammed Resulullah Efendimizin gösterdiği mucizelerdir. Onun için ilimleri Sünnetli Gur’an ile her türlü bilimleri de Mcizeleri örnek alarak üretmeğe çalışın.
  8. (33/21.) En yüce ve en güzel ve tek örneğimiz bulunan (3/31.) Muhammed Resulullah Rahîm Efendimize uyun. Yüce örneğimizin görüşü bulunan Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sistemini, toplum hayatına hakim kılmak için cihad edin ve benim gibi dedeleri de sevin ve dinleyin.

Sevgili gençler! Eğer öğüdümü dinlemez iseniz o zaman nefsiniz ile şeytana bağımlı olarak yaşamaya devam eden Cehennem mahkümları olursunuz.

 

 

BİLİM

 

İlimlerin kaynağı,

Anabilim Gur’an’dır.

Bilimlerin kaynağı,

Gur’an’ın Sünnetidir.

 

Hep dünyayı okursun,

Keyif sefa verirsin.

Gur’an’a yönelmedin,

Sünnetsiz kaldın bilim.

 

Bütün yüzün dünyada,

Hünerlerin kavgada.

Ölülerin mezarda,

İlimle yıkan bilim.

 

Arın kötü büyüden,

Kurtul zalim işlerden.

Yönel yüce Gur’an’a,

Sünnetle diril bilim.

 

 

 

 

 

ÖRNEK: 8. YARGIÇ VE SUÇLU

 

Muhterem Müslüman kardeşlerim! Müslüman olarak; (53/32.) “Eğer Teâlâ Ellah’ın hafif suçlardan saydığı bir sözü konuşur ya da bir işi yapar ve ardından bir daha işlememek üzere tövbe edersek, o zaman Taala Ellah günahımız bağışlar.” İnşallah.

(2/178, 179. 5/38. 24/1, 19.)  Eğer konuştuğumuz söz ve yaptığımız iş, Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk sisteminin uygulama yasalarından biri olan Ceza Yasasına göre ağır suçlardan sayılıyorsa o zaman Teâlâ Ellah’ın anılan söz ve fiil için hükmettiği cezayı bu dünyada çekmemiz gerekir.

Eğer işlediğimiz suçtan arınmadan ölürsek anılan suçun cezasını ölüm ötesi hayatta çekeceğiz. Suçlu olarak ölmemek için ya ağır suç işlemeyeceğiz ya da işlediğimiz suçun cezasını bu dünyada çekmeliyiz.

Eğer Müslüman olarak ağır suçlardan birini işlemiş isek o zaman Hâkim’e başvurup Taala Ellah’ın, anılan suç için tayin ettiği cezanın kendimize uygulamasını isteyeceğiz. Günümüzde Mahkemelerde görev yapan Hâkimlere yargıç deniyor. Yargıç kelimesi, Hâkim kelimesinin anlamını özgün olarak taşımaz.

Ama her ne ise eğer bir Müslüman; Yargıcının huzuruna çıkar ve “sayın yargıç! Taala Ellah’ın ağır suç saydığı fiillerden şu suçu işledim. Şimdi, Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk sisteminin ceza yasasına göre işlediğim suçun cezasını, şahitlerin ve halkın huzurunda uygula ve beni temizle” derse acaba günümüz yargıcı kedisine ne der?

Varsayalım “Yargıç lakabı ile anılan Hâkim, anılan taleple huzuruna gelen adama bakar ve anlamadım, tekrar eder misin? Der. Suçlu, aynı sözleri tekrar eder. Hâkim derin bir soluk alır ve “bu adam deli mi ne” diye biraz düşünür ve suçluya bir daha bakar ve beyefendi! Mevcut Hukuk düzenimizde, İslâm Ceza Yasası olmadığını bilmiyor musun? Der. Suçlu, “hayır bilmiyorum der.”

Bunun üzerine Yargıç; Suçluya döner ve kendisine, “işlediğin fiil mevcut yasalara göre suç sayılmaz, işine git” der.  Şimdi imanına göre yargılanıp temizlenmek isteyen Suçlu Müslüman ne yapsın?

Sevgili okuyucularım! Acaba günümüzde; Sunnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sisteminin Ceza Yasasına göre yargılanmak suretiyle günahtan arınmak isteyen Müslüman var mıdır? Ne dersiniz?

 

 

 

 

 

 

 

Ey Yüce Rabbim!

 

Bir suç işledim günahı ağır,

Yargıca dedim temizle beni,

Dedi ki yasalar suçuna sağır,

İşlediğin fiil suç değil hayır.

 

Ne güzel söyledin Asiye Hanım,

Yaktı beni ateşte Firavun zalim

Yetiş imdadıma ey yüce Rabbim!

Boğ onu su ile gitsin günahım.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÖRNEK: 9.  ZAHİR OLARAK GALBİMİZ

VE USTA HEKİM

 

Muhterem okuyucularım. İlgili sohbetlerimde okuduğumuz Sırlar yumağı göğsümüzdeki galbimiz; Uyumadan, uyuklamadan, istirahat etmeden gece gün çalışarak vücudumuzun her zerresine taze ve temiz kan taşıyarak bedenimizin her bir uzvunu çocukları imiş gibi yediriyor, içiriyor ve sağlıklı olarak beslemeye çalışıyor. Galbimiz ile beynimiz ve uzuvlarımızın her biri, örneği olmayan birer sanat eseridir. Onun için bizi yaratan ve yöneten Yüce Rabbimize ve de galbimize sık, sık şükranlarımızı sunmalıyız.

Uyumak için yatarken Bemele Ayetini okuyup sağ omuzumuzun üzerine yatıp uyumalıyız. Eğer sol umuzunuzun üzerinde yatarsak o zaman galbiniz öfkelenir ve bize ummadığınız şekilde cezalar verebilir.

 

GÜZEl RABBİM

GÜZEL GALBİM

 

Güzel Rabbim güzel Rabbim

Her bir işin güzel Rabbim

Şükranlarımı sunarım

Seviyorum seni Rabbim…

 

Güzel galbim güzel galbim

Güzel yaptı seni Rabbim

Zikredelim Şükredelim

Rabbimize güzel galbim…

 

Hiç durmadan çalışırsın…

Hayatıma can katarsın…

Şükranlarımı sunarım…

Yardım ede Vedûd Rahîm…

Evet ömür boyu bize hizmet eden galbimizin bize verdiği bazı öğütler vardır. Mesela seni hayat boyu sırtımda taşıyor ve sana hizmet ediyorum. Fakat senin yediğin gıdalar ve içtiğin meşrubat haram. Ben de haram gıdalardan üretilen kirli ve pis kokulu kan ile uzuvlarını beslemek zorunda kalıyorum ve uzuvların hasta oluyor ve şikâyet ediyorsun. Senin bu sorumsuz halin beni ifsat ediyor ve senin vücudunu de ifsat etmeme vesile oluyor. Neden aklını Tagva kelime paketi ile kullanıp bana ve sana yardımcı olmuyorsun? Der.

Eğer galbimizin öğüdüne uymaz ve aklımızı Fücur kelime paketi ile kullanırsak o zaman galbimiz, ürettiğimiz kirli enerji dalgaları ve yediğimiz haram gıdalardan üretilen kirli kan ile uzuvlarımızı beslemek zorunda kalır ve görevini tam yapamaz. Bu durumda uzuvlarımız hasta olur ve biz de  ağrılardan şikâyet ederiz. Ağrılarımızın şiddeti artınca da ah vah deriz ve sonunda yata kalka ya da acil servisle hastahaneye gider şikâyetlerimizi doktorumuza hikâye ederiz.

Ama Doktorumuz:

  1. Yediğimiz ve içtiğimiz gıdaların, Helâl mi Haram mı olduğunu bilmez.
  2. Yediğimiz gıdaların ve içtiğimiz meşrubatın içinde bulunan canlıların Melek mi? şeytan mı? Olduğunu bilmez.
  3. Vahiy kanalından mı? İblis kanalından mı? Soluk alıyoruz bilmez.
  4. Bizi hasta eden kirli enerji dalgalarını göremez ve tanımaz. Anılan kirli dalgaların, bedenimize ne tür zararlar verdiğini anlamaz.
  5. Fikir aldığı tıbbı cihazların doğru tanı koyup koymadığını bilmez. Galbimizin fıtratını tanımaz.

Ya niçin doktora gidiyoruz?

Çünkü sancılarımız çok, onun için doktora gidiyoruz. Olur ya gittiğimiz doktor; Galbimizin fıtratını tanıyabilir. Bize uygulayacağı tedavi için fikir danıştığı tıbbı cihazlar, doğru teşhis koyabilir. Yazacağı ilaçlar bize yarayabilir. Nübüvvet nurundan ışık alan akıl gözüne sahip usta bir hekim olabilir. Onun için bir Hekime gitmeliyiz.

 

USTA HEKİM ÖRNEĞİ BİR HEKİM

 

Usta hekimin örneği hekimi, gerçek olan bir hikâye ile size anlatmak istiyorum. Hikâyenin özeti şudur. Cumhur Başkanlığı ve başbakanlık yapmış olan bir zatın bağırsakları düğümlenir. Hasta, acil olarak Hacettepe Hasta hanesine taşınır. Hastane doktorları, anılan hastaya acil olarak ameliyat önerir. Ama hasta, ameliyatı reddeder ve ardından beni mollaya getirin der.  Molla Gümüşhane doğumlu olup Sigorta Ankara Hastanesinde Dâhiliye şefi olarak görev yapar. Hasta, mollanın yanına getirilir ve sedye üzerine uzatılır. Klinik şefi molla; Hastayı taşıyanların önünde önce hastanın gömleğini açar, ardından gömleğini ve atletini göğsüne kadar kıvırır. Sonra da, on parmağını hastanın midesi üzerine koyar ve ardından parmaklarının uçlarını çalıştırarak hastanın göbeğinin altına kadar iner. Tam bu sırada hasta gözlerini açar ve merhaba molla der. Molla tebessüm eder ve hastaya, geçmiş olsun paşam düğümlenen bağırsakların çözüldü artık geldiğin yere gezerek gidebilirsin der.”

Bıçak yerine parmakları ile hastayı tedavi eden doktor, usta hekimin bir örneğidir. Usta Hekim, Nübüvvet Nurundan istifade eden hekimdir. Müslüman olan usta Tabbibler, ölümden ve ilgili sohbetlerimde okuduğum üç hastalıktan başka her tür hastalığı kökünden tedavi edecek fıtrata sahiptir.

Eğer usta bir Hekim bulursanız elini öpün ve bana da haber verin. Ama mücizelere göre bilim ve helal gıdalardan ilaç üretecek İslâmî eğitim ve öğretim kurumları olmadığı için usta tabiblere rastlamak zordur.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Usta Hekim

 

Akıl gözüyle bakar hastalarına,

Hasta uzvun derdini dinler,

Nuru indirir parmaklarına,

Yaralı uzvun üstüne döker.

 

İyi olur hasta ayağa kalkar,

Bir soluna bir de sağına bakar,

Sağdaki soldaki hayret içinde,

Döner Hekimine teşekkür eder.

        

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

         ÖRNEK: 10. MAYMUN TEORİSİ, HZ. İSA’NIN ÖLÜMÜ

                            VE MEHDİ GÖRÜŞÜ

        

         Muhterem okuyucularım! Sünnetli Gur’an’ı okmuş her Müslüman; Taala Ellah’ın, (15/28. 38/71.) Âdem babamızı su ile toprağın sülalesinden, (96/2.) neslini de anne-babalarının bedenlerinden süzdürdüğü Alag programından yarattığını ve her iki yaratılış yönteminin öncesi ve sonrası süreçlerinde maymun olmadığını ve darvin teorisini üreten silsilesinin hiçbir aşamasında da Nebi ve Resul ve veli gibi zatların bulunmadığını bilir.   

         (2/65. 7/166.) Taala Ellah; Âleyhisselam Âdem’ı yarattığı tarihten bu güne kadar verdiği emirlere kibirlenip inanmayan, Fücur kelimelerle hayatını üreten inkârcıları, maymun suretine dönüştürdüğünü” buyurdu. Onun için aklını Fücur kelime paketi ile kullanan kibirli, inatçi münkirler, müşrik ve munafıglar insan gibi görünür ama süflâ yüzleri maymun suretindedir. İnsan suretinde görünen maymunların türettiği teoriyi öğrenmek ve Müslümanlara öğretmek işi, Cibt çağdaş şirk dininin söylemine hizmet etmek olur. Büyüden arınmış ihlâsli Müslüman, anılan işi yapamaz.

         İsa Aleyhisselam’in ölümü; Taala Ellah, (2/281.) “Her nefsin öleceğini” bize duyurdu. Nitekim Aleyhisselâm İsa Taala Ellah’a; (5/117.) ”Ne zaman beni vefat ettirirsen…”diyerek kendisinin ölümlü olduğunu ifade etti. Yüce yaratıcı Taala Ellah da; (3/55.) Aleyhisselâm İsa’nın eceli geldiği zaman bedenini öldürdüğünü ve Hüsnâ yüzlü bedeni ile kendine döndürdüğünü buyurdu.  Onun için (4/155, 158.) Aleyhisselâm İsa, hangi sebeplerden olursa olsun dünyevî bedeni öldürülmüştür.

         İsa Aleyhisselamın yaratılış yöntemi: (38/71, 72.) Taala Rahman; Aleyhisselam Adem’a; Toprağın sülalesinden beden ürettikten sonra kendi Ruhumdan üfürdüğü akıl, basirat ve keremat yüklü soluk ile hayatını tamaladığını, Adem’ın ırkından gelen her insanı de annelerin ve babaların bedenlerinden süzülen ve (23/12. 76/2.) toprağın sülalesini taşıyan karışık bir nutfeye, (3/6) anne rahminde beden ürettikten sonra  kendi Ruhundan üfürdüğü akıl, basiret ve keramet yüklü soluk ile hayatını tamalayarak dünyevi hayata indiriğini. Aleyhisselam İsa’nın (3/59.) yaratılış yöntemi ile Adem Aleyhisselam babamız ve insanların yaratılış yönteminin ayni olduğunu” buyurdu.

         Dikkat edelim! Taala Rahman; Adem Aleyhisselam için “Ben üfürdüm” buyurdu. (21/91.) “Meryem validemiz için de, “Kendisine Ruhumuzdan bir soluk üfürdük” buyurdu. Bu Ayette, “Biz” ifadesi vardır.

         Günümüzde tartışılan konu; (1)7!9) Meryem validemize beşer olarak görünen ve ben senin Rabbinin Resulüyum deyip  Meryam validemizi, İsa Aleyhisselama hamile birakan ve anne rahminde biçim aldıktan sonra kendisine BİZ olarak Mukkades Ruh üfürüp hayatını tamamlayan zat kimdir?

         İlgili Ayetlerin duyurularına ve Hikmet ilmine göre Meryem validemize beşer suretinde görünen ve kendisini Aleyhisselam İsâ efendimize hamile birakan ve anne rahminde üretildikten sonra kendisine BİZ olarak Mukaddes Ruf üfüren Resül; Her an Rabbi ile beraber bulunan, eğilimlerini Mugaddes Ruh ile kullanan, Mehdi olup Nebi ve Resullere yol veren, Hızır olup darda kalanların imdadına koşan ilk nur, ilk kul, sonun ilki ilk Nebi ve varlık alemlerini anlamlı birim olarak fıtratında taşıyan aslımız İmamül Mübin Ahmedi Mahmud Muhammed Resulullah Rahîm efendimizdir. Onun için Meryem validemiz Muhammed’ül Emîn Rahîm Efendimizin hanımı ve İsa Alehisselam da oğludur.

         Bu nedenle bütün Hiristiyanlar. Muhammed Resulullah Rahîm Efendimize inanmak ve zati alilerine teslim olup Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sistemi ile hayatlarını üretmek zorundadır. Aksi halde şirk pisliği içinde cehennem mahkümları olarak kalırlar.  

         Mehdi görüşü; “Mehdî” kelimesi, Yüce Nebi Muhammed Resulullah efendimizin ismi şeriflerinden biridir. Bu nedenle Muhammed Rahîm efendimiz, Yüce Kurul Başkanı olarak bütün zamanların Mehdisi olarak görev yapmaktadır. Aleyhisselam İsa, Yüce Kurul üyesi olarak her zaman Yüce Kurul Başkanı bulunan Muhammed Resulullah Rahîm efendimizin yanındadır. Yüce Kurul üyeleri; Hac ibadetlerini, Muhammed Resulullah Rahîm efendimiz ile birlikte ifa ederler. Yüce Kurul Başkanı, Kurul üyelerinden dilediğine görev verdiği ve vereceği gibi Aleyhisselam İsa’ya da bu gün ve yarın ve gıyamet gününe kadar bazı görevler verebilir.

         Kesinlikle bilmeliyiz ki! Nübüvvet nurunun sahibi, sacidlerin ilki ilk kul ve üzerimizde Harıs olarak her zaman bizimle beraber bulunan Muhammed Resulullah Rahîm efendimizden başka Mehdi yoktur.

         Muhammed Resulullah Rahîm efendimizden başka Mehdi arama anlayışını paylaşan Müslümanlar; “İsa ölmedi, gıyamet öncesi size dönecek” şeklinde tercüme edilen ve Keşful Hefa isimli kitapta Muhammed Resulullah Efendimizin sözü diye zikredilen hadisi delil gösterirler. Şüphe yok Müminler ölmez. Yeni bedenleri ile darı fenadan darı bekaya göç ederler. Ama cesetleri ölür. Hangi nedenle olursa olsun Hz. İsa’nın cesedi öldü. Ama Hüsnâ yüzlü bedeni ile Rabbine döndü ve Yüce Kurul Üyesi olarak Muhammed Resulullah Rahîm efendimizin yanındadır. Yüce Kurul Bakanı tarafından kendisine verilen görevleri şimdi yapmaktadır. Yarın için vereceği görevleri de yarın yapacaktır.

         Bu nedenle Yüce Kurul Başkanı bulunan Ahmedi Mahmud Muhammed Resulullah Rahîm efendimizin önüne resen geçecek ve Mehdilik görevi yapacak hiçbir Nebi ve Resul ve veli ve vali yoktur. Bu hakikati bilelim.

Maymunların ürettiği maymun teorisini gündeme taşıyarak fıtratımız hakkında şüphe uyandırmak ve bir takım hayali mehdiler üretip Muhammed Resulullah Rahîm Efendimizi duyuş ve görüş alından silmeğe çalışmak, Cibt çağdaş şirk dinine mensup müşriklerin söylemine hizmet eden büyülü insanların yapacağı bir iştir. Müslümanlar olarak her şeyi konuşur, muhtelif kitaplar yazar ve bir çok işler yaparız. Ama;

  1. Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sistemini uygulama yasaları ile birlikte yazan bir alim,
  2. Anılan yasaları toplum hayatına hâkim kılmak için cihad eden bir vali,
  3. Cihad seferine katılan bir mücahid,
  4. Mücahit yetiştiren bir veli,
  5. Muhammed Resulullah Rahîm Efendimizin mücizelerini örnek alarak üretim yapan bir bilim adamı olamadık.

NEDEN?

 

 

 

 

 

 

 

 

          MAYMUN GÜZELİ

 

Çağdaş bir kadın gördüm,

                   Heves ettim kendine,

Ruyamda gördüm onu,

Oldu bir maymun gibi,                      

         

Hayret ettim ve sordum,

                   Sen güzel bir kadın idin,

Nasıl oldu dönüştün?

Oldun bir maymun gibi,

 

İslâm’ı kerih gördüm,

Çağdaş yaşamı sevdim,

                            Sonunda Maymun oldum,

 İşte gördüğün gibi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÖRNEK: 11.  ZALİM İLE ZÜLMÜN CEZALARI

 

  1. Taala Ellah; Aleyhisselam Nuh’a, (11/37.) “Zalimleri bana muhatap yapma, çünkü onlar boğulmuştur.”(22/71.)“Zalimlere yardım yoktur” buyurdu. Zalimleri kendine muhatap almayan Yüce Rabbimiz Taala Rahman, zülüm yapan gayri Müslimleri, bu dünyada ağır cezaya ve ölüm ötesi hayata ise ebedi cehennem azabına mahküm etmiştir.
  2. (4/105. 5/45.) Taala Ellah; Muhammed Resülüme indirdiğim Gur’an-i Kerim ile hükmetmeyenler zalimdir” buyurdu. Dikkat edelim! Müslümanların yaşadığı ülkelerde, Gur’an-i Kerim ile hükmeden bir devlet sistemi olmadığı için dünyevi hayatımızı Sünnet Dini İslâm Nizamına göre üretemiyoruz. Onun Taala Rahman’ın gazabına mutlaka ve her zaman uğrayabiliriz.

Bu nedenle Müslümanlar olarak Sünnet Dini İslâm Nizamını kurup hayatımızı üreteceğimize ferdi olarak ya da toplantılar düzenleyerek gayri müslim olan zalimleri lanetliyoruz. Ama kendimize zülüm ettiğimizi ve bu dünyada Taala Ellah’ın gazabına her an  uğrayacağımızı hiç düşünemiyoruz.

Yüce Nebi Muhammed Sellellahu Aleyhi ve Sellem Rahîm efendimiz; “Gayrı müslim olan zalimlere söverek ve beddua ederek günahlarını hafifletmeyin” buyurdu. Nitekim Taala Ellah; (45/14.) İlgili Ayet ile Muhammed Resulullah Efendimizin anılan sözünü desteklemektedir. Bu nedenle Müslümanların gayri müslim olan zalimleri lanetlemesi ve günah yüklerini hafifletmesi doğru değildir.

Müslümanlar olarak önce sokaklara çıkıp bütün caddeleri doldurmalıyız, kırıp dökmeden ve hiç kimseyi üzmeden ve lanet sloganlarını atmadan toplu olarak caddelerin ortasında, caddeleri dolduracak şekilde cemaatle namaz kılmalıyız. Sonra tekbir vücut olarak Yüce Rabbimiz Taala Rahman’a; Kendimize yaptığımız zülümün cezasından bizi kurtarması ve ülkemizde, Sünnet Dini İslâm Nizamını hakim kılmamız için cihad anlayışı ile yol vermesi ve (2/286.) kafirlere karşı bize yardım buyurmazı için dua edip yalvarmalıyız. (Tafsilatı ilgili sohbetimde okuyacağız İnşallah.)

 

 

HİDAYET EYLE BİZE?

 

Evimiz, aşımız var bununla yetinmeyiz,

Görkem ile birlikte şöhret mevki isteriz,

Zalim nefsimiz doymaz zevk-u sefa isteriz,

Halimiz kötü Rabbim Hidayet eyle bize…

 

Sürekli tüketiriz şükür nedir bilmeyiz,

Fakir ve yetimleri görmezlikten geliriz,

Muhtaç olduğumuzda sağı solu suçlarız,

Halimiz kötü Rabbim Hidayet eyle bize…

 

Belâ musibetlerde dert eder sızlanırız,

Hastalık ölümlerde vahlar çeker ağlarız,

Sabır, şükür ve cihat niçin vardır bilmeyiz,

Halimiz kötü Rabbim Hidayet eyle bize…

 

Namazları kılarken dünya işi yaparız,

Selâm verene kadar şeytana yem atarız,

Cemiyet hayatında şirk putuna taparız,

Halimiz kötü Rabbim Hidayet eyle bize…

 

İslami bir yaşama ana-baba yönelmez,

Çocuklarımız ası edeb ihsan göstermez,

Resulün okulundan ilim, erkân öğrenmez,

Halimiz kötü Rabbim Hidayet eyle bize…

 

Yiğit diye biliriz meğer korkağın biri,

Cömert ehli biliriz meğer cimrinin biri,

İffet ehli biliriz meğer namussuz biri,

Halimiz kötü Rabbim Hidayet eyle bize…

Öyle bir galbimiz var sevmedik sevilmedik,

Öyle bir nefsimiz var kendimizi beğendik,

Dinimizi bilmeden biliyor gibi sandık,

Halmiz kötü Rabbim Hidayet eyle bize…

 

Kibir putuna döndük kimse öğüt dinlemez,

Birkaç kelam konuşsak gıybet dilden eksilmez,

İkiyüzlü tavırlar deri oldu silinmez,

Halimiz kötü Rabbim Hidayet eyle bize…

 

Ölüm sonu hayatı oturup düşünmeyız,

Sünnet Dini İslâm’a sarılıp yol almayız,

Yüce Nebiye bakıp Hayatı üretmeyız,

Halimiz kötü Rabbim Hidayet eyle bize…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÖENK: 12. SADAGA, ZEKÂT VE CENAZE NAMAZI

 

Taala Ellah; (51/19.) “Zenginlerin mallarında, ihtiyaç sahiplerinin hakkı vardır.  (9/103.)  Ey Muhammed! Zenginlerin mallarından sadaga al ve (9/60.) ihtiyaç sahiplerine dağıt. Böylece zenginleri, Zekat yani her türlü kirlerden temizleyip arındırmış olursun buyurdu. Onun için (9/60. 16/97. 23/4. 63/10-11. 87/14, 15.) Zekât; Nefsimizi, büyüden ve dünyevî tutkulardan ve her tür ekonomik bağımlılıktan arındıran bir temizlik eylemidir.

Bu nedenle Sadaga ve Zekât, Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sisteminin en önemli esaslarından biridir. Nitekim Taala Rahman; (2/219. 9/60.) İhtiyaç fazlası kazanımlarımızı, anne-babamıza, yakın ve uzak akrabalarımıza ve komşularımıza ve düşkünlere, hulasa ihtiyaç sahiplerine günlük ya da aylık olarak sadece Ellah için dağıtın ve böylece arının buyurdu. Onun için Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sistemi ile yönetilen ülkelerin bölge valileri; Zekat ve infag kurumunun ilgili yasalarına göre (2/215.) zengin olan Müslümanların mallarından ihtiyaç fazlasını toplar ve muhtaç olanlara dağıtır. Böylece sadaga kelimesinin ürettiği temiz ve hoş kokulu enerji dalgaları, Zekat yani infag edenlerin nefislerini büyüden ve şeytani kirlerden temizler ve ihlâs boyutunun üzerine çıkarmış olur. Nitekim Yüce Rabbimiz Taala Ellah bizi uyarıyor ve buyuruyor; (2/254.) “Alışverişin ve arkadaşlığın ve şefaatin bulunmadığı gün gelmeden önce Sadaga verin. Sonra (63/10.) ölüm vakti geldiği zaman ne olur Rabbim bana kısa bir süre daha ver de bütün mallarımı infag edip salih kullarından olayım diye yalvaracaksınız.” Onun için anılan pişmanlık günü gelmeden önce sırf Ellah için infag görevimizi asla ihmal edemeyiz.

 

CENAZE NAMAZI

 

Taala Ellah; (9/103.) “Ey Resulüm! Kendilerini yıkayan ve her türlü kirlerden arından sadagayı Mallarından al, üzerlerine Salât kıl. Senin kılacağın Salâtın üreteceği nur dalgaları, onlar için bir sekinedir” buyurdu.

Çünkü Rahîm efendimizin kıldığı Salâtın ürettiği nur dalgaları; Şimdi ve ölüm ötesi hayatın bütün zorluklarından koruyan, huzur, emniyet veren bir sekinedir.

Onun için Yüce Rabbimiz Taala Ellah; (9/84.) “ Ey Muhammed! Ellah ile Resulünü inkâr eden ve Fasıg olarak ölenlerin üzerine cenaze Namazı kılma ve kabirlerinin üzerinde durma” buyurdu.

Biz Müslümanlar da ister tanıyalım ister tanımayalım elimizden geldiği kadar cenaze namazlarına katılırız. Bildiğiniz gibi cenaze Namazını kıldıran kimi hocalarımız, uzun boylu bir konuşma yaptıktan sonra bizlere komut verir gibi şu soruları sorar.

  1. Bu mevtadan razı mısınız?
  2. Hakkınızı, helal ettiniz mi?

Muhterem Hocalarımız! Şimdi de benim size üç sorum vardır.

  1. Var sayalım ben öldüm ve cesedim, Musalla taşı üzerinde yatıyor. Ben de ölüm ötesi hayat için ürettiğim bedenimle ya cesedimin yanındayım ya da namaz kılanlar ile beraber namaz kılıyorumdur. Beraber olduğum cemaatin hiç birine borcum yoktur. Ama cemaatin arasında benim kendilerinden alacaklı olduğum birkaç kişi vardır. Şimdi borçlu olmadığım ve alacaklı bulunduğum kimselere, “Hakkınızı helal ettiniz mi? Sorusunu sormanız ve alacaklı olduğum kişilerin, “hakkımı helal ettim” demesi neye yarar?
  2. Var sayalım cemaatin içinde bulunanlardan kimilerinin namusuna sarkıntılık ettim ya da malını çaldım. Acaba anılan kişiler gerçeği bilse bana haklarını helal eder mi?
  3. Varsayalım ölen kişi, kendine Süflâ yüzlü beden üreten münkir, müşrik ve münafıglaradan biridir. Acaba cemaatin rızası, anılan insanı elim azaptan kurtarabilir mi?

Sevgili hocalarımız! Helalleşmek, yüz yüze yapılması gereken bir görev olduğunu bilirsiniz. Ama niçin insanlara ölmeden önce helalleşmeyi öğretemiyoruz?

 

 

 

 

 

 

 

MUSALLA

 

Ölmeden önce yalnızdım,

Komşularımdan biri gelir diye beklerdim,

Yolculuk vaktidir konuşalım, helalleşelim diye.

Ama ne bir komşu geldi, ne de bir hediye.

 

Ölünce koydular cesedimi Musalla taşına,

Vakit Ezanı okundu, Namaz kılındı,

İnsanlar yığıldı cesedimin başıma,

Ellah, Ellah! Acaba ne diye?

 

Bilmiyor musun? Müslümanlar, Ellah için namaza mevta için duaya deyip sana hediye gönderecekler.

 

İyi de! Ellah için evime gelip beni ziyaret etseydiler,

Hem birbirimize Dua eder hediyeleşirdik ve hem de

Helalleşiverirdik, O zaman daha iyi olmaz mıydı?

Sevgili kardeşim!

 

İyi de! Her kesin işi gücü var, fırsat bulup evine

Gelemediler. Sen de biraz anlayışlı ol be kardeşim!

Olmaz mı?

 

 

 

 

 

 

 

ÖRNEK: 13. DUA VE ZİKİR

 

Müslüman kardeşlerim! (24/21.) “Taala Ellah’ın yardımı olmadan nefsimizi arındırmanın ve şeytanın şerrinden kurtulup ihlâs üstü boyuta çıkmanın imkanı yoktur.”  Taala Ellah’dan yardım almanın yollarından biri de duadır. Nitekim Taala Ellah; 25/77.)  “Ey Resulüm! İnsanlara deki: Ellah’a inanıp dua etmedikçe, Rabbim size niçin değer versin?” (2/186.) “Ey Resulüm! Eğer kullarım sana, benim hakkımda soru sorarlarsa kullarım bilsinler ki ben çok yakınım. Kulum bana dua ettiği ve beni yardıma çağırdığı zaman, kulumun yanında olarak yardım ederim. Bu nedenle bana inansınlar ve davetime icabet etsinler.”

(11/23.) “Salih âmel işleyen müminler, Rablerine mutevazi, saygılı ve edepli olurlar. (7/205. Gafillerden olmaman için gün ve gece olmak üzere Rabbini; Boyun eğerek ve tam bir teslimiyet içinde gizli ve ses  çıkarmadan ve nefsinizin üzerinde oturduğu hücrelerin beyninden Ellah de ve zikret.” (20/8.) “En güzel isimler, Taala Ellah’ındır. (7/180.) Taala Ellah’ın isimleri ile Taala Ellah’a dua edin” (3/191. 7/205.) Dua ve zikirlerinizi; Ayakta, oturarak, yatarak ya da secdede olmak üzere gizli yapınız” buyurdu. Bu nedenle Zikir, farz olan bir ibadettir.

Düa da, Taala Ellah’ın emri olduğu için bir ibadettir. Onun için Düa ibadetinin de usul ve şartları vardır. Nitekim Taala Ellah; (3/191, 194. 7/55. 17/109. 21/90.) “Rabbinize boyun eğerek ve tam bir teslimiyet ile secde ederek ve secdede ağlayarak dua edin. İsteklerinizi: Gizli olarak, korku ile yalvara yakara sunun. Taala Ellah, dualarda ölçüyü ve saygıyı aşanları sevmez” buyurdu.

Bu nedenle (41/49, 51.) Nefsimizin isteklerine göre üreteceğimiz dualarla va bağırarak Rabbimizi rahatsız etmeğe hakkımız yoktur. “Şunu yapsın, şunu yapmasın, şunu versin, şunu vermesin” şeklinde uzakta olan birine komut verir gibi Taala Ellah’a dua etmek (11/23.) Taala Ellah’a karşı saygısızlıktır.

(17/11) Bilincinde olmadan yaptığımız yanlış dualardan biri de, “Rabbim bizi imandan ayırma” şeklinde olanıdır. (4/147.) İman etmemizi emreden Yüce Rabbimiz, bizi niçin imandan ayırsın? Bizi imandan ayıran, dişil nefsimiz ile gerînı şeytandır. Onun için (17/11.) dua yerine kendimize beddu etmeyelim.

(55/29.) Hû Ellah; İsteklerimizi karşılamak için gece gün çalışmaktadır. Bu nedenle önce (4/36. 9/60. 41/34, 35.  61/14.) Taala Ellah’ın bize verdiği görevleri yamak zorundayız. Fakat biz Müslümanlar; Akla hayale gelmeyen dua ve beddualar yaparak yapmamız gereken işleri Taala Ellah’a yaptırmağa çalışıyoruz. Şüphe yok yapmamız gereken görevleri yapmadan, imkân ve kabiliyetlerimizi kullanıp çaresiz kalmadan Taala Ellah’a iş yaptımak için düalara sarılmak emirlere itaatsızlık olur.

Yapmamız gereken dua ve zikir örneklerinin tamamı, Sünnetli Gur’an’ın içinde vardır. Bildiğiniz gibi Muhammed Resulullah Efendimizin bize Miractan getirdiği hediyelerin biride, Bakara suresinin son (2/286.) Ayetidir.

İlgili Ayetin son kısmı; Bize, Yüce Rabbimizle beraber olmanın anlayışı içinde muhabbetle yapılan bir duayı öğretir.

Yaklaşık olarak Türkçe anlamı şöyledir;

“Ey Yüce Rabbimiz! Unutursak ya da hata edersek bizi sorgulama,

Ey Yüce Rabbimiz! Bize geçmiş toplumlara yüklediği ağır yükleri yükleme,

Ey Yüce Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği bir yük yükleme,

Ey Yüce Rabbimiz! Bizi affeyle, bizi bağışla, bize merhamet eyle, sen bizim Mevlamızsın, kafirlere karşı bize yardım eyle.” Âmîn…

 

Muhterem Müslüman kardeşlerim!

Sünnetli Gur’an’na göre Türkçe olarak yazdığım zikirli dualarımdan birini daha sizinle paylaşmak istiyorum.

Eğer bu duayı, “bana ya da bize” şeklinde hüzünlü bir makamla ağlayarak okursak duanın bereketini göreceğiz İnşallah.

 

 

 

 

 

YA VEHHAB!

 

 Ya Ellahû Ya Rahmanu Ya Azîzu Ya Rahîm

 Ya Hayyu Ya Geyyûmu Ya Âliyyu Ya Âzîm

 Ya Ellahû Ya Ehedu Ya Semedu Mevlânâ…

 Ya Ellahû Ya Ledîfu Ya Vedûdu Ya Helîm…

 Ya Gââdiru Ya Nâfiğu  Ya Reûfu Ya Kerîm…

 Ya Nûru Ya Güddüsü Ya Ğeffaru Ya Hekîm…

 Ya Semîğü Ya Besîru Ya Gerîbu Ya Vehhab…

Ya Veliyyî Ya Nesırî Ya Vegınî Ya Melceî Ya Rebbîîî…

 

Halis bir Rahmet Nûr’u Hidayet

Yegîn bir İman Sıdg’u Muhabbet

Hibbe eyle bana Ey Yüce Rabbim…

 

Sağlık afiyet Helal bir Nimet

Zikir ve Şükür temiz İbadet

Hibbe eyle bana Ey Yüce Rabbim…

 

İhlâslı Niyet İlim ve Hikmet

Cemil bir Sabır dilime sohbet

Hibbe eyle bana Ey Yüce Rabbim…

 

Sevgili kulunla ebedi Cennet

Hüsnü Cemalinle Yüce Saadet

Hibbe eyle bana Ey Yüce Rabbim…

……………………………………….

Ya  Huvel Heyyu Lailahe İllahû…

Ya Tebarekellahu Ehsenül Halıgîn…

Ya Elhamdu Lillahi Rebbil Âlemin…

Ya Rebbî…Ya Rebbîîî…Ya Ya Rebbîîî…

 

 

 

ÖRNEK: 14. MÜFSİD VE MÜFSİDE İSİMLERİ

 

Taala Ellah; Aklını Gur’an’-i Kerim ile kullanan ve Yüce örneğimize göre hayatını üreten Müslüman erkekleri Salih ve Müslüman kadınları da Saliha isimleri ile ifade buyururken Aklını Fücur kelime paketi ile kullanan ve şaytanların isteğine göre hayatını üreten erkeğe müfsit ve kadınına da müfside isimlerini vermiştir.

Yüce Kurul Başkanı Muhammed Sellellahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz; “Dünya bir nimettir. Dünya nimetlerinin en hayırlısı Saliha kadınlardır. Çünkü Saliha kadın; (4/34.) İffetini korur, kocasının iznini almadan iş yapmaz, çocuk doğurur ve salih çocuk yetiştirir. Aile bireylerini sevgi ve şefkat ile kucaklar. Salih erkek ise; Kadınına şık, zarif ve lütufkâr davranır, ailenin ihtiyaçlarını çalışıp ürettiği helal gıda ile karşılar ve aile hayatını dünyevî ve uhrevî hayatın saadetine ulaştırmış olur” buyurdu.

Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm Efendimiz; “Benden sonra müfside kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakmadığını de” buyurdu. Çünkü Aklını Fücur kelimeler ile kullanan ve dişil nefisleri ile şeytanların isteğine göre söz ve iş üreten fitne kadınlar, kendi hayatlarını ifsat ettiği gibi erkeklerin hayatını ifsat eder. (Tafsilatı, ilgili sohbetlerimde okuyacağız inşallah.)

Muhterem okuyucularım’ Müslüman olan ve Müslüman olmayan ailelerin hayatı ile ilgili birçok araştırma yaptım. Evli olan kadınlardan ve evli olan erkeklerden birçok rivayletler ve şikayetler dinledim. Anılan şikayetlere, benim de şahit olduğum örnekleri ileve ettim ve günümüzde yaşanan aile modellerinden birer örnek yazdım.

Salih erkeği Müslim efendi, saliha kadını Müslime hanım, Müfsid erkeği medeni erkek ve müfside kadını da çağdaş kadın olarak isimlendirdim. Şimdi okuyalım.

 

 

 

 MÜSLİM EFENDİ

 

             Bismillah der çalışır helal gıda üretir,

             İhtiyaç fazlasını muhtaçlara dağıtır,

Anası babasına ihsan ile davranır,

Böylece işler yapar benim Müslim efendi.

 

Aile efradına cömerttir Mühsin gibi,

Derdi olana koşar el atar Hızır gibi,

Duruşu Hakdan yana Veli Ebuzer gibi,

Böylece işler yapar benim Müslim efendi.

 

MÜSLİME HANIM

 

Yüce Nebiye teslim anadan doğma ümmi,

Yaptığı bütün işler toprak gibi hünerli,

İyiliği çok sever su gibi merhametli,

Böylece işler yapar benim Müslime Hanım.

 

Dedikoduya karşı gülsüz diken gibidir,

Edepli sohbetlerde dikensiz gül gibidir,

Şehvetine hâkimdir iffet nuru gibidir,

Böylece işler yapar benim Müslime Hanım.

 

Kocasına saygılı Muhsin’e kadın gibi

Derdine derman olur sanki bir hekim gibi

Gözünden akan yaş olur bir ilaç gibi,

Böylece işler yapar benim Müslime Hanım.

 

İşleri çok da olsa namazını aksatmaz,

Yaptığı iyiliği hiç kimseye duyurmaz,

Kırklara yemek verir sırrını açıklamaz,

Böylece işler yapar benim Müslime Hanım.

 

Resülullahı görür gider elini öper,

Mekke deki evini gider ziyaret eder,

Dili kılıç gibidir haksız olanı keser,

Böylece işler yapar benim Müslime Hanım.

        

MEDENİ ERKEK

 

Okumuş görgülüdür ama çok kibirlidir,  

Eşine dayak atar kötü huylu biridir,

Dilinden çıkan sözler galbleri kırıcıdır,

             Böylece işler yapar benim medeni erkek.

 

Aile efradına cimridir parası yok,

İçki ile zinaya harcarken parası çok,

Yalanı gıybeti var orucu namazı yok,

             Böylece işler yapar binim medeni erkek.

 

Eğlence ve kumarı sevenlerden biridir,

Su gibi para harcar sanki patron gibidir

Muhtaçları görünce gözü âma gibidir,

Böylece işler yapar benim medeni erkek.

 

ÇAĞDAŞ KADIN

 

Okumuş görgülüdür her şeyi bilen gibi,

Kocasına söz atar pompalı tüfek gibi,

Tavırları yaralar patlayan fişek gibi,

Böylece işler yapar benim çağdaş kadınım.

 

Dünyevî görkemi var namazı orucu yok,

İşleri hep yapmacık boyası, riyası çok,

Şeytan ile birlikte yaptığı işler birçok,

Böylece işler yapar benim çağdaş kadınım.

 

 

ÖRNEK: 15. MUTTEGILER VELİDİR

 

(10/62, 63) Taala Ellah; İman eden ve aklını Sünnetli Gur’an ile kullanan ve hayatının bütün kesimlerini Yüce örneğimize göre üretip İhlas üstü mertebesine çıkıp kendine Hüsnâ yüzlü beden üreten Müslümanların Veli, Müttegı, Mühsin kullar olduğunu bize bildirdi.

(3/31.) Muhammed Rahîm Efendimize sıdg ile bağlı olan Müslümanların, Rahîm Efendimizin görev verdiği Mühsin kulların ve (17/80.) Rahîm efendimize sadg ile bağlı olan valilerin yani yönetici sultanların hepsi, Taala Ellah’ın Muttegı kullarıdır.

(44/51.) Ölüm ötesi hayatta hiçbir korkunun ve endişenin bulunmadığı yüce bir makam vardır. Anılan makamın adayları Muttegı olan kullarındır. Onun için Muttegilerin saf sevgi dolu dostlukları, dünyevî ve uhrevî hayatın bütün süreçlerinde birbirlerine yardımcı olmak üzere ebedi olarak devam eder.

(7/27.) Taala Ellah, “Müslüman olmayanların velisi yani yöneticisi şeytan olduğunu” buyurdu. Velisi şeytan olan insanlar,(43/67.) aklını Fücur kelime paketi ile kullanır ve kendilerine Süflâ yüzlü beden üretirler. Kendilerine Süflâ yüzlü beden üreten inanların dünyevî doslukları nefsanî çıkarlara ve içinde hastalık olan şehevi sevgiye dayanır. Nefsanî ve şehevî çıkarlar sona erdiği zaman da dünyevî dostluklar düşmanlıklara, sevgiler de kin ve öfkeye dönüşür.

Onun için aklını Fücur kelime paketi ile kullanan insanların dünyevî hayata kurdukları çıkarlara dayalı dostluklar, ölüm ötesi hayatta tamamen düşmanlıklara dönüşecek ve berzah âlemi ve sonrası hayatın bütün süreçlerinde birbirini budayacaklardır. Ölüm ötesi hayatta ölüm olmadığı için birbirine verecekleri acıların içinde yaşayacaklardır. (Ölüm ötesi hayatı, ilgili sohbetimde okuyacağız inşallah.)

Segili Müslüman kardeşlerim! Eğer şimdi ve ölüm ötesi hayat süreçlerinde birbirini budayanların çektiği ve çekeceği acılardan kendimizi kurtarmak istiyorsak o zaman veli olan Mühsin kullardan yardım almağa ve ihlâslı Muttegı  kul olmağa ve aramızda katıksız sevgiye dayanan kalıcı dostlukları üretmeğe çalışalım ve böylece bütün zaman süreçlerinde saadet dolu hayatı birlikte yaşarız. İnşallah.

 

 

 

 

TAGVANIN İŞLERİ BÖYLE

 

Rabbimizin birliğine inananlar sadıglardır,

Buyruğuna ihlâs ile teslim olan sadıglardır,

Hayatını sünnet ile üretenler sadıglardır,

Ey Cennetin yolcuları! Tagvanın işleri böyle,

 

Saygı ile Muhabbetle yol alanlar sadıglardır,

Zorluklara şükür ile göğüs geren sadıglardır,

Emeğinden infag eden cömert ehli sadıglardır,

Ey Cennetin yolcuları! Tagvanın işleri böyle,

 

Kulağımız Gur’an sözü duya gele duya gide,

Dillerimiz Nebi sözü diye gele diye gide,

Ellerimiz Hüsnâ işi yapa gele yapa gide,

Ey Cennetin yolcuları! Tagvanın işleri böyle.

 

Gözlerimiz iffet ile baka gele baka gide,

Galblerimiz Ellah ile coşa gele coşa gide,

Hallerimiz güller gibi koka gele koka gide,

Ey Cennetin yolcuları! Tagvanın işleri böyle,

 

 

 

 

 

 

 

                ÖRNEK: 16. HAC VE ÖMRE İBADETİ

 

        Muhterem hacı kardeşlerim! Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sisteminin amir hükümlerinden biri de Hac ve Ömre ibadetidir. (2/158. 3/96, 97.) Eğer maddi imkânlarımız ve yol emniyetimiz varsa Hac ibadetini yapmak zorundayız.   

        Bildiğiniz gibi Yüce Rabbimiz; Misafirlerini, yeryüzünün en kutsal mekânı bulunan Mescidlerin aslı Kabe’i şerifte ağırlıyor. Yüce Nebi Rahîm efendimiz de; Misafirlerini, Medinelileşme hareketini başlattığı Mescidi Nebi de ağırlıyor. Yeryüzünün en kutsal kabri şerifinin önünde bulunan Mesdi-i Nebi nin önü bir cennet bahçesidir. Her iki kutsal Mekan, (3/97.) Müslümanların emniyet içinde sırf Taala Ellah için ibadet yapacağı yeryüzünün en özgür alanlardır.

        Hac ya da ömre görevini yapmağa çalışan biz Müslümanlarin lisanları, ibadet usulleri birbirine benzemediği gibi birbirine karşı davranış usulleri de birbirine benzemiyor.

        Ölüm sonrası giyeceğimiz kefeni İhram olarak geyiyoruz ve eşitleniyoruz, ama birbirimize eza ve cefa veriyoruz. Özellikle Hacer-i Esved ile Muhammed Resulullah Efendimizin gabr-i Şerifi önünde gördüğüm saldırgan hareketler, anılan mekân ve makamların asaletine hiç yakışmıyor.

        Niçin? Çünkü Dağut ve Cibt rejimleri ile yönetilen ülkelerde yaşayan biz Müslümanlar, birbirinde farklı yüzlerden edindiğimiz farklı görüşlerle birbirimize yabancı olduk.

        Müslümanların ortak mülkü olması geren kutsal mekânlar ile Müslümanların yaşadığı ülkeler, Dağut ve Cibt şeytan partilerinin işkali altındadır.

        Nitekim Mekke ve Medine sokakları, Kabe’nin çevresi ve Mescidi Nebi, çağdaş sömürü düzenlerinin yönetimi altındadır. Her iki kutsal mekanın çevresi, gayri Müslim müşriklerin ötel ve lokantaları ile sarılıdır.

        Onun için Muhammed Resulullah Rahîm Efendimizin Kabri şerifi önünde; Üzüntüm ve utancım ile birlikte af dileyen duamın bir özetini, sizinle paylaşmak istiyorum.

 

Mescid-i Nebi de yaptığım duanın özeti

 

Ey Taala Ellah’ın, kendi nurundan yaptığı ilk Nûr, Azîz, Reûf, Rahîm ve Kerim ismi şerifleri taltif buyurduğu ve en çok sevdiği abidlerin ilki ilk kul, alemlere Rahmet, insan ve cin ırkına en son Nebi ve Resül olarak gönderilen galbimin Nûr’u, aklımın gözü ve ışığı Muhammed’ul Emin Rahîm Efendim! Zati alinize, kayıtsız şartsız teslimiyetimi, katıksız sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum. Kabul buyurmanızı istirham ederim Azız Efendim…

Yer adasında tavaf edilecek en kutsal evin, Mescidlerin aslı Kabe’i şerif ve Medinelileşme hareketinin tek örneği Mescid-i şerifin ve en kutsal mezarın kabrı şerifin ve dağların şahı Hira dağı ve suların incisi zemzem suyu olduğunu bildiğim için uzak diyardan bu kutsal mekanlara gelirken sevincimden uçuyordum Azîz Efendim…

Ama Ay gibi nur üretip yayan bu kutsal mekanları, sünneti şerifine uygun ziyaret edemedik. Nurundan ışık alıp Taala Ellah’a kulluğun örneğini layiki ile veremedik. Mubarek mekanlara aç kurtlar gibi saldırdık, yaşlı ve güçsüz ve hasta olan ziyaretçilerine eza ve cefa verdik ve hatta onları ezdik. Onun için  çok üzgünüm Azîz Efendim…

Biz Müslümanlara emanet buyurduğun Sunnetli Gur’an ile hayatımızı üretip zati alinize örnek olamadık. Onun için kutsal mekanlarımız ile yeryüzünde yaşayan biz Müslümanlar, Putlarını kırdığın müşriklerin işkali altndadır. Dağut dinsizlik dini ve Cibt çağdaş şirk dinine bağlı Müşriklerin yasaları ile yönetilen biz Müslümanlar; Miskinliğin, âcizliğin, ezikliğin ve kirliliğin içinde yaşayan yaralı köleler olarak huzuruna geldik. Onun için başımı kaldırıp Hüsnâ yüzüne bakmaktan utanıyorum Azîz Efendim…

Bütün bunlara rağmen alemlerin Rabbi Taala Ellahû Rahman Rahîm Yüce Rabbimizin ve zati alinizin affına sığınıyoruz. Rahmetinizi üzerimize indirmenizi ve Nurunuz ile yıkayıp temizlemenizi ve meccanen bağışlayıp cihad anlayışı ile yol vermenizi en yüce saygılarımla arz ve istirham ediyorum Azîz Efendim…

 

           ÖRNEK: 17. İHLÂS SINAVI

 

Muhterem okuyucularım! İlgili sohbetlerimde okuduğumuz gibi ihlâs altı boyutta kaldığımız sürece büyüden, dişil nefsimiz ile kafilesi şeytanların şerrinden kurtulmamız ve yüce örneğimize göre ferdî, ailevî ve içtimaî hayatımızı İslâmlaştırarak Taala Ellah’a halis kul olmamız mümkün değildir. O nedenle cehennem ehli mağdurlardan olmamamız için ihlâs üstü boyutta çıkmamız hayati bir konudur.

Mahşer günü geldiği zaman; Yüce Rabbimiz Teâlâ Rahman’ın, (17/13, 15.) “Ey kulum! Dünya hayatında konuştuğun sözlerin ve yaptığın işlerin tamamını kapsayan kitabını eline verdim. Önce kitabını oku ve dünyevi hayatta konuştuğun sözleri sesli olarak dinle ve yaptığın işleri de görüntülü olarak seyret ve ardından sadece benim için yaptıklarını sağ tarafına ve ötekilerini sol tarafına koy ve kendi hesabını yap ve hakkındaki hükmü ver” şeklinde bir emir vereceğini düşünelim.

Şimdi Taala Ellah’ın huzurunda bulunduğumuzu varsayalım ve hayat boyu konuştuğumuz söz ve söylemler ile yaptığımız iş ve eylemleri bir, bir tasnif edelim. Yapacağımız tasnif sonunda eğer hayat boyu konuştuğumuz sözlerin ve yaptığımız işlerin içinde sırf Taala Ellah için konuştuğumuz bir söz ve yaptığımız bir iş yoksa o zaman utancımızdan erimeğe başlarız değil mi? İşte bu bir ihlâs sınavıdır. (10/14.) Çünkü Taala Rahman; Mahşer günü geldiği zaman, dünyevi hayatta iken  konuştuğumuz sözlere ve yaptığımız işlere göre bizi yargılayacaktır.” Onun için Mahşer günü gelmeden önce ihlâslı kul olup olmadığımızın hesabını şimdi yapmak zorundayız.

Mesela: Yüce Rabbimiz Taala Ellah; (2/219.) “Sana ne infag edeceklerini soruyorlar. Onlara söyle! İhtiyaç fazlasını infak edin” buyurdu. Yine sordular “kime infag edelim! Onlara deki; (2/215. 9/60.) ”Anne-babanıza, akrabalarınıza, yetimlere, düşkünlere ve yoksullara ve yolculara ve Ellah’ın için cihad edenlere, kendinize sığınananlara infag edin” buyurdu. Eğer ihlâs mertebesinde isem o zaman Zekata gelirim yani helal yoldan ürettiğim her şeyden ihtiyaç fazlasını ihtiyaç sahiplerine sırf Ellah için infag eder ve böylece ekonomik bağımlılıklarının hepsinden arınmış olurum.

Mesela: Oturduğum daire bana yetiyor. Muhtaç olmadığım öteki dairelerimi muhtaç olanlara sırf Ellah için hemen infag ederim. Çünkü  (63/10, 1.) Taala Ellah; “Ölüm vakti gelmeden infag ediniz, öldükten sonra; Ey Rabbim! Ne olur, kısa bir zaman için beni geri döndür de kazanımlarımın tamamını sadece senin rızan için infag edeyim ve salih muhlis olan kullarından olayım diyeceğim. Ama geri dönüş yoktur.” Onun için yalvarma günü gelip çatmadan, Taala Ellah’ın bana rızık olarak verdiklerinden ihtiyaç fazlasını sadece Ellah için infag etmeliyim. Bilmeliyim ki (8/28.) Rabbim beni mal ve evlat ile imtihan ediyot. Bena mal verdi ve zengin etti. Zengin etmediği fakirlere karşı beni deniyor. Onun için anılan sınavı kazanmam için infag etmeliyim. Ama ihlâslı kul değilsem o zaman “Ben çalıştım o oturdu, niye infag edeyim” gibi gerekçeler ileri süreceğim ve Taala Ellah’ın (2/219.) “Resulüm! Sana ne infag edelim soruyorlar. Deki ihtiyaç fazlasını infag edin” şeklindeki emrine uymayacağım.

Mesela: Taala Ellah; (5/120.) “Semavat ve Arz ve içindekiler, Taala Ellah’ın mülküdür. (21/16.) Semavat ve Arz ve içindekileri oyun ve eğlence olsun diye yaratmadım. (67/1.) sizi imtihan için yarattım” buyurdu. Taala Ellah; Kendi mülkünden dilediğini bize emanet olarak verdi ve emaneti, nasıl kullanacağımızı bize öğretti. Taala Ellah’ın bize emanet ettiği her şeyi, sadece zati âlilerinin izni ve buyruğuna göre kullanmak zorundayız. Ama bu beden ve bu kazandığım mülk benimdir, bedenimi ve mülkümü istediğim gibi kullanırım, istediğimi yer içerim, istediğim gibi mekân edinirim ve anılan mekânları istediğim gibi alır satarım, kimse bana karışamaz dersek o zaman emanete ihanet etmiş oluruz. Onun için Taala Ellah’ın, her an bizi hesaba çekeceğini ve bize emanet olarak verdiği her şeyi her an geri alabileceğini bilmeliyiz. Çünkü İhlâs sınavı, ciddi bir konudur. Leke kabul etmez.

Mesela: Hayır sevenlerimiz; Ellah Rızası için bir cami yapar ve kendi ismini ya da unvanını kapısında yazar. Oysa Mükellef olduğumuz ibadetlerden her hangi birini görsünler diye yaparsak o zaman her şeyimizi yitiririz. Eğer beyaz süte bir damla boya damlatılırsa sütün rengi değişir. Onun için sırf Taala Ellah için yapılan iş, hiç boya kabul etmez.

Mesela: Dağut ve Cibt rejimlerinin Anayasa Hukuk Sisstemi ve uygulama yasaları ile insanları yöneten devlet ya da hükümet başkanları; Sekiz kişilik bir ailenin kafasına kurşun sıkan bir katili veya bir kız çocuğunun ya da bir erkek çocuğunu ırzına geçtikten sonra çocuğu öldüren bir vahşiyi ve ya başkalarının mallarını çalan bir hırsızı yıllarca hapishanede koruyor. Böylece siyasi iktidar; Anılan suçluları, Sünet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sisteminin emrettiği (2/178, 179.) KISAS yani adil karşılık hükümlerini uygulamadığı için Taala Ellah’ın emrine isyan etmiş oluyor. Taala Ellah’ın bir emrine isyan eden iblis lanetlenmiştir.

Mesela: (29/45.) En büyük zikrullah olan Salat yani Namaz ibadetini İhlâs ile ifa edersek o zaman Namaz ibadeti; (20/45.) Her türlü hayasızlıklardan ve her türlü kötülüklerden, inkara yönelik anlayışlardan korur. Eğer ifa edilen Namaz, ihlâstan yoksun ise o zaman namaz kılan Müslüman karışık işler yapar ve kıldığı Namaz, şimdi ve ölüm ötesi hayatta kendisine fayda vermez.

Mesela: (33/36.) Taala Ellah’ın emrine göre hiçbir mümin; “Taala Ellah ile Resulünün hükmettiği Sünnet Dini İslâm’dan başka tercihi ve görüşü olamaz, Sünnet Dini İslâm’dan başka tercihi olanlar hüsrandadır.” Bu nedenle Dağut ve Cibt rejimleri ile Müslümanları yöneten Müslüman yöneticiler ile anılan batıl rejimlerle yönetilmek isteyen Müslümanlar, Mahşer günü kendilerni kurtarması mümkün değildir. Çünkü Dağut ve Cibt rejimleri iblisin partileridir, dinsiz siyaset de iblisin yöntemidir.

(2/275.) İblisin yönettiği Dağut ve Cibt şeytan partilerinin faiz ekonomisine dayanan üretim ve tüketim düzeni ile ihlâs üstü boyuta çıkmanın imkanı yoktur. Onun için (30/38.) Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sisteminin önerdiği helal üretim sistemine göre hayatımızı üretmek zorundayız. Çünkü (31/33.) faiz ekonomisinin ürettikleri ile beslenen hiçbir Müslman, Taala Ellah’dan avantadan af beklemesin ve Taala Ellah af eder diye de kimseye ümit vermesin.

Eğer Dağut yan Laik ve Cibt yani çağdaş şirk dini   rejimlerinin faiz eknomisine bağımlı olarak yaşar ve Teâlâ Ellah’a güvenirsek o zaman Taala Ellah ile kendimizi kandırmış oluruz ve ilgili sınavda elimiz boş çıkar. Çünkü Taala Ellah, (3/9, 194.) sözünden caymaz.

 

 

 

                     HULASA

 

10/14.) Taala Ellah; “Görüşümüze, söz ve söylemlerimize ve iş ve eylemlerimize bakar ve öylece bize muamele eder.” Onun için Müslümanlar olarak ihlâs sınavında başarılı olmamız için önce Aleyhisselâm İbrahim babamız ve oğlu Aleyhisselâm İsmailin teslimiyeti gibi Taala Ellah’a teslim olmamız ve İslâm Anayasa Hukuk Sistemini amir ve yasaklayıcı hükümlerine göre ferdî, ailevî ve içtimaî hayatımızın bütün kesimlerini Muhammed Resulullah Rahîm efendimizi örnek alarak üretmemiz gerekir.

Bizim hareket alanımız; Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm Efendimize uyarak sadece Taala Ellah’a kul olmak özgürlüğü ile sınırlıdır. Yani özgürlük alanlarımız; Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sisteminin amir ve yasaklayaıcı hükümleri belirlemiştir.

 Sünnet Dini İslâm’ın belirlediği özgürlük alanlarından başka bütün özgürlük alanları, Dağut dinsizlik dini ve Cibt çağdaş şirk dini şeytan partilerinin ürettiği Demokrası gibi batıl mezheplerin önerdiği özgürlük alanlarıdır. Dağu ve Cibt şeytan partilerinin önerdiği özgürlükleri kullanarak ihlâs üstü boyuta çıkmanın imkanı yoktur.

Bu nedenle (17/80. 4914) İhlâs üstü mertebeye çıkamamız için mutlaka Yüce örneğimize Sıdg ile Teslim olmamız ve zati alilerini örnek alarak ferdî, ailevî ve içtimaî hayatımızı, Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sisteminin Temel Hükümleri ile uygulama yasalarına göre  İslâmlaştırmamız gerekir. (Yöntemi ve sonuçlarını, ilgili sohbetimde okuyacağız inşallah.)

 

 

 

 

 

 

 

 

                                 İBRAHİM BABA

 

Taala Ellah’a teslim olmayı

Cihat yapmayı çile çekmeyi

Putları kırıp şeytan kovmayı

Bize gösterdin İbrahim Baba

 

Sonsuza kadar  düşman  olanı

Hanîf Millet olup kardeş olanı

Ateşte yanmayan Hüsnâ bedeni

Bize gösterdin İbrahim Baba

 

Zemzem suyunu bize içirdin,

Ka’beyi yaptın bizi çağırdın

Yüce Nebi gibi öğütler verdin

Örnek oldun bize İbrahim Baba

 

Şüphe yok zatına inanıyoruz

Namazlarda sizi hep anıyoruz

Ka’be’nin önünde selamlıyoruz

Sevgili babamız İbrahim Baba

 

Yüzüne bakıp iş yapamadık

Cihad edip çile pek çekemedik

Şeytanın putunu hiç kıramadık

Yardım eyle bize İbrahim Baba…

                            Sevgili babamız İbrahim Baba…

 

 

                   ÖRNEK: 18.  AŞK ANLAYIŞLARI

 

Muhterm okuyucularım! Galbimizin fıtratına göre Aşk bir tutku, bedeni saran bir sevdadır. Aşkı olmayan hiçbir insan yoktur. Ama insanların aşk anlayıları, galblerinin hallerine göre birbine benzemez. Mesela:

  1. Dişil nefsimiz; Yakını şeytan ile üretip göğsümüze indirdiği şeytani eğilimler, kirli ve pis kokulu enerji dalgalarından oluşur. Eğer göğsümüzde biriken kirli ve pis kokulu enerji dalgalarını Süflâ kelimeler ile söz ve söyleme iş ve eyleme dönüştürürsek o zaman anılan dalgalar, sözlerimizin ve işlerimizin ürettiği kirli dalgalarla birleşir ve bedenimizin tamamını sarar ve sadece; (3/14.) Kadın, mevki, şöhret, altın, para, mal ve mülk gibi nefsani tutkulara sevdalı yapan bir aşkımız olur. Bu aşk, Fasit galb ile fasit görüşün aşkıdır.
  2. Eril nefsimiz ile yakını Meleğin Tagva kelime paketi ile üretip göğsümüze indirdiği Meleki eğilimler, temiz ve hoş kokulu nur dalgalarından oluşur. Eğer göğsümüzde yığılan nur dalgalarını, Tegva kelime paketi ile söz ve söylem, iş ve eyleme dönüştürürsek o zaman anılan nur dalgaları, İhlâs ve İhsan kelimelerinin ürttiği nur dalgaları ile birleşir ve bedenimizin tamamını sarar. Bu durumda (6/52.) sadece Muhammed Resulullah Rahîm Efendimiz ile Taala Ellah’ın Hüsnü Cemalini görmeğe sevdalı yapan bir aşkımız olur.
  3. Eğer bedenimiz saran nur dalgaları, Cihad kelimesinin ürettiği nur dalgaları ile birleşirse o zaman sadece (2/193. 3/31. 22/78.) Muhammed Resulullah Rahîm Efendimize uymamıza ve Sünnet Dini İslâm Nizamı ile hayatımızı üretmemize sevdalı yapan bir cıhad aşkımız olur. Bu iki tür aşk, Nurullaha kandil olan galb ile ihlâslı görüşün aşkıdır.
  4. Eğer göğsümüzde biriken Meleki ve şeytani eğilimleri, Müşterek kelime paketi ile söz ve eyleme dönüştürüsek o zaman karışık ara model aşk sevdalarımız olur. Bu aşk, fasit ve salih hallerin içinde bulunan galb ile karışık görüşün aşkıdır.

Şüphe yok anılan dört türlü aşkın yaşattığı hayatın dünyevi ve uhrevi sonuçları birbirine hiç benzemez.

 

 

                      (3/31. 4/80. 4/65. 33/ 6, 56.)

 

                  EVLÂMIZ MEVLÂNÂMIZ

    MUHAMMED RAHÎM

 

                   Şeyh Arabiden Rumi ye kadar,

                   Dede efendiden Kaplana kadar,                 

Nice şeyhler gördüm bu ana kadar,

                   Hiç biri yüzüme bakmadı gitti.

 

                   Acaba bu kadar kara mı yüzüm?

                   Yoksa süflâ mı görünen yüzüm?

Üzüldüm, ağladım sızladı yüzüm,

                   Haykırdım dedim Ey Ya Muhammed!

 

Şükürler Zatına Ey Yüce Rabbim!

                   Anında yetişti Muhammed Rahîm,

                   Elimden tuttu aklandı yüzüm,

                   Sardı beni nuru dertlerim gitti.

 

Sevgili kardeşim ey Abdurrahîm!              

                   Pirimiz Şeyhimiz Muhammed Rahîm

                   Selâm’un âleyna Min Rabbî Rahîm

                   Seydâ’miz Mürşidimiz Muhammed Rahîm

                    

Sevgili kardeşim ey Abdurrahîm!

Velimiz İmamımız Muhammed Rahîm

                   Selâm’un Âleyna Min Rabbî Rahîm

                   Evlâmız Mevlânâmız Muhammed Rahîm…

                   Sellemtu ileyke ya Reûfu ya Rahîm…

                  

 

     Önek: 19. DÜNYA VE İSLÂM TARİHİNİN EN UTANDIRICI

     DARBE YÖNTEMİ VE SONUÇLARI

 

Muhterem okuyucularım! Biliyor ve inanıyoruz ki Yüce Rabbimiz Taala Rahman; Adem Aleyhisselamdan Muhammed Resulullah Rahîm Efendimize kadar yetki verdiği bütün Nebi ve Resullerini, kavim ve kabileleri uyarmak için görevlendirmiştir.

Ama Taala Rahman; Kendi Nurandan yarattığı ve sonun ilki ilk Nebi yaptığı Muhammed Resulullah Rahîm Efendimize beşer elbisesini giydirdiği zaman kendisine Gur’an-i Kerim-i indirmiş ve yer adasında yaşayan insan ve cin ırkının tamamına son Nebi ve Resul olarak tayin etmiştir.

Muhammed Resulullah Rahîm Efendimiz; Gur’an-i Kerim’in Amir ve yasaklayıcı Hükümlerini, Taala Ellah’ın gösterdiği şekilde ferdî, ailevî ve içtimaî hayatın bütün kesimlerine uyguladı ve insan ile cin ırkının tamamına tebliğ etti. Zati âlilerine uyan bütün Müslümanları de tekbir millet ve tekbir kardeş topluluğu olarak ilan etti ve böylece olağan üstü ve en şerefli görevini, Taala Ellah’ın istediği gibi kusursuz olarak tamamladı.

Bu nedenle bütün zamanların Nebisi ve Resulü, yeryüzünün tek Halifesi ve dünya tarihinin örneği bulunmayan en büyük devrim lideri ve cihat önderi ve adalet ile bütün güzelliklerin tek örneği alemlere Rahmet Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm efendimize tükenmez Selatu Selamlarımızı, kayıtsız şartsız teslimiyetimizi ve sarsılmaz bağlılığımızı, katıksız sevgilerimiz ile birlikte arzediyoruz. Yüce Nebi Muhammed Rahîm Efendimizin emirlerini uygulayan Ehli beytine, Ashabına, Veli ve Valilerine ve Zati alilerini sadakatla izleyen zürriyeti ile yoldaşlarına saygı ve sevgilerimizi Selatu Selamlarımız ile birlikte sunuyoruz. Yüce Rabbimiz Taala Rahman, biz Müslümanları zati alilerine ve yoldaşlarına refik eyleye Amîn.

Yüce Nebi Muhammed Resulullah Efendimiz; En son yaptığı konuşmada, biz Müslümanlara Gur’an ile Sünneti emanet etti. Emaneti ilk olarak teslim alan devlet ve hükümet başkanları Halifelerimiz; Taala Ellah’ın kendilerinden razı olduğu Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali efendilerimiz, Sünnetli Gur’an’ı, hiçbir ayırım gözetmeden adaletle uygulamış ve yer yüzü insanını İslâmlaştırmak için olağan üstü cihad hareketini yürütmüştür.

Yapılan cihadlar esnasında mücahid hafızlarımızn çoğu şehit edilmesi üzerine Halifelerimizden Ebubekir Sıddıg efendimiz; Muhammed Resûlullah Rahîm Efendimizin Vahiy Katiplerine yazdırdığı Gur’an’i Kerim-in metinlerini bir araya topladı. Sonra da Sahabelere ve Efendimizin bizzat okutarak yetiştirdiği binlerce hafuza okutularak denetimden geçirdi ve böylece Gur’an-i Kerim tek metin haline getirildi. Daha sonra Aleyhisselâm Osman Efendimiz; Taşrada bulunan Müslümanların muhtelif görüşler ürettiğini duyunca, Mushaf-i Şerifin nüshalarını çoğaltı ve taşrada bulunan eyalet valilerine gönderdi ve sadece Sünnetli Gur’an’a uyulmasını talimatlandırdı.

Bu nedenle Muhammed Resulullah Rahîm Efendimizin Hüsnâ yüze bakarak ve hayatını örnek alarak devlet ve hükmet başkanlığı görevini kusursuz olarak yürüten Halife efendilerimiz ile kendileri ile birlikte cihad eden Mücahid efendilerimize, Muhammed Resulullah Rahîm efendimize sunduğumuz Selatu  Selamlarımız ile birlikte anıyor, dualarımızi ve şükranlarımızı ve katıksız sevgilerimizi en samimi saygılarımız ile sunuyoruz. Rahmetullahi Aleyhim ecmain. Amîn.

 Şüphe yok Muhammed Resulullah Rahîm efendimizin buyurduğu gibi biz Müslümanlar kardeş olarak tekbir milletiz. Ancak Yahudi örgütünün söylemine taraf olan ve Müslüman oldukları rivayet edile kimi siyasiler; Siyasi iktidarı ele geçirmek için harekete geçti ve Muhammed Resulullah Rahîm efendimizin tebliğ ettiği ve Halifelerin ellerine verdiği yazılı kitabı yere attı ve tarihimizin en utandırıcı darbesine vesile oldu.

Darbenin en utandırıcı yönü; Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm Efendimizin enişteleri olan devlet başkanları Aleyhisselâm Osman, Aleyhisselâm Ali ile Ali’nin oğlu Aleyhisselam Hüseyin efendilerimizin öldürmeleri olayıdır.

Bu nedenle Muhammed Resûlullah Rahîm Efendimizin neslini yok etmeğe ve Halifelerimizin, Yüce Nebinin yüzüne bakarak uyguladığı Sünnet Dini İslâm Nizamını yıkmaya yönelik yapılan darbe, dünya ve İslâm tarihinin en utandırıcı siyasi eylemi olarak kötü bir örnek olmuştur.

Acısı galbleri parçalayan ve anılan tarihten bu güne kadar Rahmet kanallarını tıkayan, üzerimize bela ve musibetlerin sel gibi akıtılmasına vesile olan vahşi cinayetler, tarihi düşmanımız olan sayin lanetli iblisi dahi hayrete düşürmüştür. Çünkü sayın lanetli iblis; Aleyhisselâm Âdem’in yaratıldığı tarihten itibaren anılan güne kadar böyle iğrenç, böyle vahşi, böyle utandırıcı bir katliama taraf olmamıştır.

(4/93.) Taala Ellah; “Bir Müslümanı kasten öldüren katilleri, cehennemin ebedi mahkûmları olarak ilan etti.” Şüphe yok Taala Ellah’ın öfkesi, anılan vahşı cinayetleri pilanlayıp uygulayanların üzerindedir. Ama galblerimizi sızlatan, üzerimize yağan Rahmet kanallarının kesilmesine vesile olan cinayetlerin günahı ve ayıbı, Müslümanların üzerinde silinmez bir kara leke olarak kalmıştır.

İşlenen ağır suçun ürettiği fitneler; Biz Müslümanları, Rahmet indirmeyen küçük, küçük bulutlar gibi böldü, tekbir millet ve tekbir kardeş topluluğu olarak birleşmemize mani olan ciddi husumetlerin üretilmesine ve şeytanların katkıları ile de anılan fitnelerin kökleşmesine ve yayılmasına vesile olmuştur.

Yüce Nebi Muhammed Resûlullah Rahîm Efendimiz; Hilafetin otuz yıl kadar süreceğini ve ardından keyfe dayalı saltanat devri başlayacağını haber vermiştir. Nitekim otuz yıl süren Hilafet yönetimi; Kanlı bir darbe ile yıkılmış ve Ehli Beytin kanları üzerine kurulan saltanat rejimleri, canlı olarak yaşanan İslâmî hayat sona erdirmiştir. Mescidler, camilere dönüştürmüş ve Gur’an-i Kerim, camilerde vaaz kitabı yapılmıştır.

Aleyhisselâm Ali efendimize taraf olan alevi Müslümanlar, Ehl-i Beytın kanları üzerine kurulan saltanat rejiminden ayrılmış ve tarihi süreç içinde ürettikleri çağdaş yüzlü on iki imamın birine uymuştur. Alevilere taraf olmayan Müslümanlar da çağın fıgıh alimlerinden birine uymuş ve böylece dört Mezheb imamı ortaya cıkmıitır. On altıya çıkan imamların da bir çok modeli olmuştur.

Bu arada (17/57.) Müslüman insanların kanaat önderleri ile (72/11.) Müslüman cinlerin kanaat önderleri, tasavvuf tarihinde önemli yer tutan tarikatları kurmuştur. Tarikat önderlerinden kimi; Muhammed Resûlullah’ı pir edindi ve Sünnetli Gur’an’a uygun fikirler üretti. Kimi Tarikat önderleri de Sünnetli Gur’an’a uymadı ve çağdaş görüşler üretti.

Kimisi de Gur’an’ın yerine yeni kitaplar yazdı. Kimisi de şeytan partileri ile koalisyon kurdu ve iblisi pir edindi ve böylece Rasûlullahın Hüsnâ yüzünü örten bir çok çağdaş yüz modeli ortaya çıktı.

Taala Ellah’a kul olan ve Muhammed Resulullah efendimzi Pir edinen tarikat önderleri velilerimizin Sünnetli Gur’an’a uygun ürettiği görüşler ile iblisi pir edinen tarikat önderlerinin Sünnetli Gur’an’a aykırı olarak ürettiği görüşler, Tarih boyu Fıkıh alimlerimizin yazdığı yüzbinlerce fetva ve binlerce ilmuhaller, Gur’an-i Kerim alimlerimiz tarafından yazılan binlerce tefsir ve muhtelif yorumlar, alevi imamları tarafından üretilen Sünnetli Gu’ran’a aykırı fikirler, Saltanat rejimleri tarafından üretilen yönetime uygun fermanlar, çağdaş bilim adamlarının ürettiği felsefî görüşler ile günümüzde üretilen Laik fikirler, Sünnet Dini İslâm İnancını, seçilmesi zor renklere ve anlaşılması zor boyutlara taşıdı. Öyleki üretilen muhtelif görüş ve fikir deryası, şeytanların yüzdüğü alanlara döndü. Şeytanların yüzdüğü muhtelif görüşlerin ve fikir deryasının içinde yol arayan Müslümanlar, muhtelif fırkalara ayrıldı, birbirini suçladı, birbirini tekfir etti ve sonunda birbiri ile kavga eden, hatta birbirini öldüren yamyamlara döndü.

 

                                HULASA

 

Dünya ve İslâm tarihinin en zalim darbesi yapıldığı tarihten itibaren bu güne kadar Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sistemi ile uygulama yasalarını yazıp ferdi, ailevi ve içtimai hayatın bütün kesimlerini İslâmlaştıran ve Mücizelere göre bilim üreten bir İslâm Devletimiz olmadı. Merhum ve Muhterem Fatih Sultan Mehmed gibi Rahmet kanallarının bir süre açılmasına vesile olan bir devlet başkanımız dahi olmadı.

Niçin Müslümanlar olarak tarih boyu yer yüzünde egemen olan Dağut ya da Cibt şeytan partilerinin sömürü düzenlerine uygun yönetimler ürettik ya da niçin anılan sömürü düzenlerine bağımlı olarak yaşamayi içimize sinsirdik ve inandığımız Sünnet Dini İslâm Nizamına göre bir yaşam tarzı kuramadık.

Şimdi anılan soruların cevabını, şeytan çağı, Cihad ve ilgili sohbetlerimle birlikte okuyalım.

 

                HOCA EFENDİ

 

Taala Rahman eş istemiyor,

Malı ile can ile cihad istiyor,

Sıddıglar kimdir? Göreyim diyor,

Bunları bilirsin hoca efendi,

 

Tekbir yol gider Rahman’a doğru,

          Sünnet Dini İslâm hidayet yolu

          Taala Rahman böyle buyurdu,

                             Bunları bilirsin hoca efendi,

 

          Taala Rahman her an çalışır,

         Ne ihtiyaç varsa onu üretir,

Bütün kullarına nimet dağıtır,

Bunları bilirsin hoca efendi,

 

Kimi mal üretir, kimi tüketir,

Kimi ınfag eder kimi dilenir,

Kimi birlik, kimi fitne üretir,

Bunları bilirsin hoca efendi,

 

Kitaplar yazıp fetva vermeyi,

Cemaat kurup lider olmayı,

Camiye gidip vaaz vermeyı,

Bunları bilirsin hoca efendi,

 

Rahîm efendim kurdu nizamı,

Sünnet ile Gur’an İslâm nizamı,

Kattı seferine bütün cihanı,

İşte bunu bilmiyon hoca efendi!

 

     ŞEYTAN ÇAĞI

 

Evet Muhterem okuyucularım! Neden Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahim efendimizin yüce seferine fiilen katılamıyoruz? Anılan sorunun cevabına ulaşmak için önce kendi hayatımızdan verdiğim ondokuz örneği, içinde yaşadığımız şeytan çağı ile birlikte değerlendirip Taala Ellah ile Yüce Nebi Muhammed Rahîm efendimizin konu ile ilgili yaptığı duyuruları göre umumi muhasebemizi yapmamız gerekir.

(68/43-44.)  Taala Ellah; “Resulüm Muhammed! Sünnetli Gur’an’ı yalanlayan ve Dağut ile Cibt şeytan partilerine inanan milletleri bana bırak. Önce onların iplerini, özgürlük alanlarının en uç noktalarına kadar uzatırım. Sonra da hiç ummadıkları anda iplerini çeker ve tepe takla yere yatırırım ve hepsini helak ederim” buyurdu.

Hiç şüphe yok Dağut ve Cibt şeytan partilerinin önerdiği ve uyguladığı özgürlük alanlarında yaşayan çağımızın insanı, heran Taala Ellah’ın anılan gazabına  uğrayabilir. Nitekim Soluğumuz her an bizi boğabilir. Soluğumuzun gücü Rüzgarimiz her an bizi savurup parçalayabilir. Bulut silsilesinin indireceği öfke her an bizi helak edebilir. Üzerinde yaşadığımız yer adası titreyebilir ve bizi cezalandırabilir ya da dönüşünü anında durdurabilir ve yaşanan hayatın tamamını imha erdirebilir. Yüce Rabbimiz Taala Rahman’ın ne yapacağını kimse bilmez. Onun için Şeytan çağının insanı, anılan felaketlerin birine her ana uğrayabilir.

Yüce Kurul Başkanı Muhammed Resulullah Aleyhisselâtü Vesselâm Rahîm efendimizin, konu ile ilgili yaptığı duyurularının özeti de şudur; “Şeytan çağı geldiği zaman dünyanın her tarafını fitne saracaktır. Yalanı doğru, doğruyu yalan diye yayan ve insanları kandırıp ifasat eden Deccallar ve  anılan fıtneleri, ferdi, ailevi ve içtimai felaketlere dönüştürecek Yecuc Mecucler gelecektir.” Yüce Nebinin; Görev yaptığı çağda söylediği olağan üstü sözler; Müslümanların tarih boyu yaşadığı ferdî, ailevî ve toplumsal felaketleri ve günümüz şeytan çağının Deccalları tarafından üretilecek fitneleri ve anılan fitneleri ferdî, ailevî ve toplumsal felaketlere dönüştürecek Yecuc Mecucleri bize duyurmuştur.

Şüphe yok inandık. Çünkü bizden önce gelen Deccalların ürettiği fitne ve fesatları ve anılan fitne ve fesatları ferdî, ailevî ve toplumsal felaketlere dönüştüren Yecuc Mecucleri tarih kitaplarından okuduk. Günümüz Deccaları taraından üretilen, görsel ve işitsel yayın organları tarafından yayımlanan fitneleri ve anılan fitneleri ferdî, ailevî ve toplumsal felaketlere dönüştüren Yecuc ve Mecucleri de görüyor ve izliyoruz.

Deccallerin; İblis mantığı ile üretip önerdiği büyülü görüşü doğru olarak kabul eden ve özgürlük alanlarının tamamını kullanan şeytan çağının insanı; (30/41.) İşledikleri günahlarla  kirlettikleri yer adasının üzerinde işledikleri vahşi eylemlerden nasıl keyif aldıklarını, birbirini nasıl sömürdüğünü, uyuşturucu maddeler kullanrak birbirinin malına, canına ve namusuna nasıl saldırdıklarını de biliyoruz.

Halkı Müslüman olan ülkelerde fitne üreten Decalları ve anılan fitneleri; Şeytanları güldüren, insan aklını utandıran ve galbleri sızlatan ferdî, ailevî ve içtimi felaketlere dönüştüren Yecuc ile Mecucleri de biliyor ve görüyoruz. İblisin yönetiminde görev yapan Deccal ile Yecuc Mecuclerin yönettiği şeytan çağının insanı, her ne kadar refah ve konfor içinde özgür olarak yaşıyorsa da hiç mutlu değildir. Refah içinde yaşadıkları keyifli zamanların ardından nasıl eza ve cefa çektiklerini, çektikleri eza ve cefadan kendilerini kurtarmak için nasıl eğlence mekânlarına koşup alkol, ilaç ve uyuşturucu kullandıklarını, nasıl sapık davranışların içine girdiklerini ve çevrelerine şiddet uygulayıp zülüm yaptıklarını ve çıkarları için birbirlerini nasıl sömürdüklerini, yalnız kaldıkları zaman nasıl korktuklarını ve sesli olarak ağladıklarını da akıl gözümüzle görüyoruz.

(4/119. 17/62, 65.) Dağut ve Cibt şeytan partilerinin yönetiği şeytan çağının insanları; Akıllarını Gur’an ile kullanacak ve şeytan çağını İslâmî çağına dönüştürecek ve kendilerini kölelikten kurtaracak özgür bir irade üretemiyor. Çünkü günümüz şeytan çağının insanı büyülüdür.

Eğer büyülü değiliz diyorsanız o zaman mevcüt görüşümüzü açığa alalım ve şimdiye kadar verdiğim örneklere ve aşağıda soracağım sorulara göre kendimizi ciddi olarak sorgulayalım ve büyülü olup olmadığımıza karar verelim.

  1. Kilise, Havra, Manastırlar gibi ibadet mekanlarında görev yapan papazlar, rahipler, hahamlar, Hıristiyan ve Yahuduler; Niçin Taala Ellah’ın, en son Nebi ve Resul olarak gönderdiği Muhammed Resulullah Efendimize ve insan ile cin ırkının tamamına tebliğ ettiği Sünnet Dini İslâm Nizamına inanmıyor ve şirk pisliği içinde yüzüyor?
  2. Muhammed Resulullah’a inanan Müslümanlar olarak; Sünnet Dini İslâm Nizamını hayatımıza hakim kılmamız ve mucizelerine göre ilerici bilimleri üreteceğimiz gerekirken niçin Muhammed Resulullah’a inanmayan kafir ve müşriklerin Dağut ve Cibt rerimlerini kendimize örnek aldık?
  3. Müslümanlar olarak; Başımızda şapka, sırtımızda çeket, paçalarımızda pantolon, boynumuzda kravat vardır. Anılan kıyafetin isimleri Türkçe değil Fransızcadır, Frenkçedir. Bizi sömüren Dağut-lâik devlet düzeni de Fransızların rejimidir. Niçin Fransızların ürettiği Dağut yani din tanımaz Laik rejimini, Fransızların ürettiği Frenk kıyafeti ile birlikte giyen köleler gibi yaşıyoruz?
  4. İnsan onuruna yakışan en soylu kıyafet, Sünnet Dini İslam’ın önerdiği kıyafettir. Niçin Milli örfümüzün kıyafeti ile Yüce dinimizin önerdiği soylu kıyafeten örnek bir kıyafet üretip yeryüzü insanına giydiremiyoruz da Fansızların, Frenklerin gerici kıyafetlerini, gerici anlayışları ile birlikte giyiyoruz?
  5. Fatih’in ülkesini; Fare gibi kemirip yıkan ve halkımızı, din tanımaz karanlık koridorlarda sıkıştırıp alabildiğine sömüren haçlı zihniyetinin boğazımıza geçirdiği ipi keseceğine, niçin batı kulübünün deliğine girmek için yalvarıp duruyoruz?
  6. Çanakkale şehitlerinin kanları üzerine Sünnet Dini İslâm Nizamını kuracağımıza niçin Dağut dinsizlik dini şeytan partisinin Rejımını kurduk ve böylece faiz eknomisini taklit eden, haram gıda üreten ve yiyen dilenci, tüketici ve uyruk bir toplum olduk?
  7. Niçin dünyanın en kutsal ve en verimli mekânları üzerinde yaşayan Müslümanları, tek bir İslâm Milleti olarak birleşemiyoruz?
  8. Niçin Yüce Nebi Rahîm efendimizin ve Nebilerin ve Resullerin ve evliyaların ve kahramanların ve dünya başkenti Kâbe’nin ve Mescid-Aksanın ve Mescid-i Nebi’nin üzerinde bulunduğu kutsal mekânları ve anılan mekânların ürettiği iktisadî kaynakları haçlı zihniyetinin sömürüsünden kurtarıp kendimize ortak vatan ve ortak gelir kaynağı yapamıyoruz?
  9. (33/36.) “Taala Ellah; Eğer Resulü ile bir işin nasıl yapılması gerektiğini öğretmiş ise artık kadın-erkek bütün Müslümanların başka bir tercihte bulunmaları mümkün değildir. Kim ki Muhammed Aleyhisselâm’ı tanımak ve ona uymak konusunda Taala Ellah’a ası olursa açık ve net olarak gericiliğin batağına saplanmıştır” buyurdu. Niçin Taala Ellah’ın anılan buyruğuna duyarsız kalıyor ve çağdaş sömürü düzenine bağlı gerici bir toplum olmayı sürdürüyoruz?
  10. Özgürlükçü ve halkçi ve demokrat ve alevi olduğunu söyleyen siyasi parti liderleri, “Din, siyasete alet edlmez” diyorlar. Dinsiz siyaset, iblisin yöntemidir. Anılan parti liderleri; İblisin yöntemini benimseyeceğine niçin “Hz. Ali Efendimizin uğranda şehit edildiği Sünnet Dini İslâm Nizamı ile hayatı üretelim ve kölelikten kurtulalım” şeklinde ilerici bir adımı atamıyor?
  11. Müslümanlar olarak; Şeyhul ekber olduk. Mevlana olduk. Pir-i azam olduk. Gavs hazretleri olduk. Rabbin tecellisi olduk, peygabber olduk, Şeyh efendi olduk, mürit olduk. İmam-ı azam olduk. Uluslararası Üstad-ı azam olduk.  Hoca efendi olduk, müftü efendi olduk, vaaz efendi olduk, imam efendi olduk, ilim ve bilim adamı profesör olduk, yazar-çizer olduk, medyatik yıldızlar olduk, birçok yeni yüzler ve fikirler ürettik. Tarikat, mezhep, cemaat, dernekler, örgütler, siyasi partiler kurduk. Ama niçin tarihin en utandırıcı darbesi yapıldığı tarihten bu güne kadar bütün insanlığı kucaklayan Sünnet Dini İslâm Nizamı ile hayatın bütün kesimlerini İslâmlaştıran ve Mücizelere göre bilim üreten ve sadece Taala Ellah’a kul olma özgürlüğüne ulaştıran bir Cihan Devleti kuramadık?
  12. Niçin ürettiğimiz yeni ve muhtelif yüzlere yöneldik ve Rahmet indirmeyen küçük, küçük bulutlar gibi bölündük ve birbirinin sakalından tutan, birbirini suçlayan, birbirine şiddet uygulayan ve hatta birbirini öldüren heramilere döndük?

Evet muhterem okuyucularım! Eğer Muhasebe sohbetimden şeytan çağı sohbetime kadar verdiğim ondokuz muhtelif örnek ile şeytan çağı sohbetimde kendimize sorduğum sorulara göre  nefsimizin umumi muhasebesini ihlâs ile yaparsak o zaman gaflet denilen bir büyünün içinde olduğumuzu ve dünya tarihinin en utandırıcı darbesi yapıldığı tarihten bu güne kadar siyasi suçlu olarak yaşadığımız anlarız.

Hiç şüphe yok Gur’an’ı Kerim-i bize taşıyan Hafızlarımızi, Resulullah’ın sözlerini bize taşıyan Hadis alimlerimizi, Sünnetli Gur’an’a uyan tarikat önderi velilerimizi. Fıgıh ve tefsir alimlerimizi ve  İslâm’ın sesini duyuran Müezzinlerimizi ve tarih boyu Cihad eden Mücahid kahramanlarımızı her zaman dualarımız ile anıyor ve şükranlarımızı sunuyoruz.

Ancak:

  1. Saygı, hürmet ve düalarla andığımız alimlerimiz; Tırlar dolusu kitaplar yazdı ama Sünnet Dini İslâm Nizamını, uygulama yasaları ile birlikte yazıp fetva ve fermanlarla ülkelerini yöneten Hükümdarların eline
  2. Siyasi İktidari ele geçiren Hükümdarlar da; Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Nizami olmadan ferdi, ailevi ve içtimai hayatın bütün kesimlerini İslâmlaştırmanın ve mücizelere göre bilim üretmenin imkansız olduğunu anlamadı ya da anlamak istemedi.
  3. Böylece Müslümanlar olarak; Tarih boyu ele geçen siyasi iktidar imkânlarını, yeryüzü insanına örnek olacak şekilde kalıcı bir İslâm Devletine dönüştürüp üzerimizde kapalı bulunan Rahmet kanallarını açamadık ve Muhammed Resulullah Efendimizin mücizelerine göre bilim üretemedik.
  4. Onu için alimler ve yöneticiler olarak suçluyuz. Hiç şüphe yok siyasi suçlu olarak yaşamanın bedeli ağırdır, çünkü (48/23.) “Taala Ellah’ın koyduğu yasalar değişmez.”

Bu nedenle Yüce Rabbimiz Taala Rahman’ın, şeytan çağı insanına anı olarak verebileceği belalar başımıza yağmadan önce gaflet denilen büyüden arınmak ve siyasi suçlu olmaktan kendimizi kurtarmak için mukaddes Cihad hareketini başlatmak ve üzerimizde kapalı bulunan Rahmet kanallarını açarak Sünnet Dini İslâm Nizamı ile hayatımızı üretmek ve böylece imtihanı kazanmak zorundayız.

 

 

 

 

 

                                      (47/31.)

            CİHAD

 

Cıhad ve Sabır bizim kârimiz,

                       Bâtıl işlerde yok çıkarımız,

                       Sıdgu İmanla yol alıyoruz,

                       Rıza-ı Hak’tır tek amacımız.

 

                            Yüce Nebi gibi cihad ederiz,

                           Mal ile canı feda ederiz,

                           Bize ölüm yok bunu biliriz,

                           Rıza-ı Hak’tır tek amacımız.

                  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                     CIHAD

 

Muhammed Resulullah Rahîm Efendimizi örnek alarak ferdi, ailevi ve içtimai hayatımızın bütün kesimlerini, Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Sisteminin Amir ve Yasaklayıcı Hümlerine göre İslâmlaştırmak için yapılan faaliyetlerin her birine CIHAD denir.

Onun için Taala Ellah; Biz Müslümanları, (47/31.) “Cihad ve Sabırla imtihan ediyor.” Çünkü   Cihad ve Sabır olmadan ferdî, ailevî ve içtimaî hayatımızın bütün kesimleini İslâmlaştırmamız mümkün değildir. Nitekim Alemlerin Rabbı Taala Ellah; (9/14.) “Taala Ellah ile Resulünden ve Taala Ellah için cihad etmekten başka bir sevgili yoktur.” (61/4.) Taala Ellah, kendi yolunda savaşanları sever” buyurdu.

Bu nedenle içi dışı saf altın gibi temiz, sözü özüne uygun ihlaslı Müslümanlar için en önemli iş ve en önemli sevgili, sirf Taala Ellah için  Cihad yapmaktır. Şimdi Cihad ile ilgili Taala Ellah’ın emirlerini hatırlayalım.

(22/78.) “Ey Müslümanlar! Taala Ellah için gerçek cihad yapın. Taala Ellah, cihad için sizi seçti. Taala Ellah’ın size yaptığı din; Kolay, anlaşılabilir, uygulamada zorluğu ve külfeti olmayan bir hayat tarzıdır. Siz babanız İbrahim’in milletisiniz. Taala Ellah, İbrahim babanızdan önce ve şimdi size Müslüman ismini verdi ve (33/31, 21.) Muhammed Resulullahı size örnek yaptı. Siz de insanlara örnek olmanız için namazınızı beraber ikame edin ve hangi türden olursa olsun her türlü esaretten arının  ve sadece Resûlu ile Rabbinize sarılın. Çünkü örneği bulunmayan en iyi yardımcınız ve en iyi efendiniz, Resûlü ile Taal Ellah’ dır. (5/56.) Taala Ellah ile Muhammed Resulünü veli edinen müminler, Taala Ellah’ın partisindendir. Taala Ellah’ın partisinden olanlar her zaman gâlibdir.” Onun için (2/103.) yeryzünde fitne kalkıncaya ve Taala Ellah’ın dini egemen ouncaya kadar Cihad edin, sabredin ve (2/216, 244.) savaşın” buyurdu. Ama niçin Taala Ellah’ın anılan emirlerine inanan yeryüzü Müslümanları; Şeytan partilerine karşı galip olmak için Cihad-i Ekberi en önemli iş ve en önemli sevda edinemıyor? Çünkü biz Müslümanlar;

  1. “(9/120, 121.) Muhammed Resülullah Sellellahu Taala Aleyhi ve Sellem efendimizi, kendimizden ve edindiğimiz muftelif yüzlerden üstün göremiyoruz.
  2. Taala Ellah’ın yolunda susuzluk ve yorgunluk ve açlık çekemiyoruz.
  3. Kâfirleri, müşrikleri ve münafıkları şaşırtan ve öfkelendiren adımlar atamıyoruz.
  4. İhtiyaç fazlası malımızı, cihad yolunda infag edemiyoruz.
  5. Düşmanlarımız tarafından başımıza gelmesi mukadder olan olayları, kendi yararımıza kaydedildiğini bilemiyoruz.
  6. (9/111.) Cenneti satın almak için nefsimizi ve malımızı seve, seve feda edemiyoruz.
  7. En büyük düşmanımız olan dişil nefsimizi İslâmlaştırıp Sıdg-u iman, İhlâs, İlim, Muhabbet, Teslimiyet, Hikmet, Ülfet, Müşavere, Siyasî ustalık, Helal üretim ve paylaşım gibi sıfatlar ile kendimizi donatamıyoruz.
  8. Mücahit yetiştirmek üzere Mahallelerimizi Mescid-i Nebi ve Medrese modeli ile üretemiyoruz.
  9. Görkemli Camilerinizi; Arapdili ve edebiyatı ile Gur’an-i Kerim ve Hadisi Şeriflerin öğretildiği, Yüce Nebi Efendimizin gösterdiği mucizelere göre ilerici bilimlerin üretildiği Yüksek medreseye dönüştüremiyoruz.
  10. (3/157.) “Taala Ellah’ın yolunda cihat ederken ölmenin kazandırdığı mükâfatın, ferdî olarak yapılan bütün ibadetlerden kazanılan mükâfatlardan daha üstün olduğunu” anlayamıyoruz.
  11. Ülkeleri yöneten siyasi liderler; (5/44, 57.) Taala Ellah’ın, Sünnetli Gur’an ile hükmetmeyenlerin kâfir, zalim, Fasıg ve nefislerine uyan gafiller olduğu” şeklinde ki emre duyarlı olamıyor.
  12. Hulasa; Nefsimize bağımlı, gaflet denilen bir büyünün içinde olduğumuz için özgür bir irade üretip (25/52.) Cihad-i Ekber ile iş başı edemiyoruz.” Eğer büyüden arınmak istiyorsak, eğer siyasi suçlu olarak yaşamak istemiyorsak ve eğer Taala Ellah’ın anılan emirlerine sıdg ile inanıyorsak ve eğer Cihad ve Sabır imtihanını kazanıp ölüm ötesi hayata saadete ulaşmak istiyorsak hemen iş başı edip şu işleri yapmalıyız:
  13. Yeryüzünde yaşayan Müslümanlar olarak önce kendi hayatımızdan verdiğim muhtelif örnekleri ciddi olarak değerlendirmeliyiz ve hiçbir ön yargıya kapılmadan nefsimizin umumi muhasebesini yapmalıyız.
  14. Taala Ellahû Rahman Rahîm yüce Rabbimizin bize hidayet ve yardım buyurması için tesbit edeceğimiz bir mekanda yüzümüzü toprağın yüzü ile yüzleştirip secdeye kapanmalı ve ağlayarak tövbe edip dualar yapmalıyız.
  15. Yeryüzünde bulunan Gur’an-i Kerim ve Hadisi Şerif Alimlerimizi, İtigadi ve Ameli Mezheb İmamlarımızın görüşlerini bilen Fıgıh alimlerimizi ve Sünnet Dini İslâm’a bağlı olan Tarikat önderlerimizi bir araya toplayıp bir İlim Meclisi kurmalıyız. Kuracağımız ilim Meclisini; Siyaset, Hukuk, Ekonomi, Tıp, İmar, Tarih ve Toplum bilimi gibi dallarda uzman olan Müslümanlarla da zenginleştirmeliyiz.
  16. İlim Meclisi; Önce Gur’an’ı Kerim’in Amir ve Yasaklayıcı Hükümlerini kapsayan Sünnet Dini İslâm Anayasa Hukuk Nizamını yazar. Sonra; İdare Hukuku, Eğitim ve öğretim Hukuku, Aile ve Miras Hukuku, Ceza Hukuku, Ticaret Hukuku, Savaş ve Cihad Hukuku, Uluslararası Hukuk gibi uygulama yasalarını yazar ve bütün Müslümanlara ve Müslüman olmayanlara dağıtır.
  17. Sünnet Dini İslâm Nizamının Temel Hükümleri ile uygulama yasalarını okuyup inanan her bir Müslüman;
  18. (16/125.) Himet yöntemi ile işe başlar ve önce aile bireylerini, akraba ve aşiretini, sabır ve edebli yaklaşımlar ile güzel öğütler verir ve bütün Müslümanların tekbir millet olarak birleşmesi için çalışırız.
  19. Sonra cihad-i Ekber seferini başlatan Mucahidlerimiz ile birlikte siyasi iktidarı ele alır ve (2/55.) Hiçbir zorlama yapmadan ferdî, ailevî ve içtimaî hayatımızın bütün kesimlerini İslâmlaştırmağa ve Muhammed Resulullah Rahîm efendimizin Mücizelerine göre bilimler üretmeğe başlarız. İnşallah.

 

 

GADERIMIZ

 

Muhterem Müslüman kardeşlerim! İnsan ve cin ırkını; Arş alanında bulunan Cennet Ülkelerine götüren Sırad-ı Müstagîm yolu, Sünnet Dini İslâm Nizamı’dır. İster dini, İster siyasi olsun Sünnet Dini İslâm Nizamından başka Cennet ülkelerine götürecek hiçbir görüş, hiçbir tarikat ve hiç bir yol yoktur.

Bu nedenle Müslümanlar olarak bizim gaderimiz:

  1. İnandığımız Sünnetli Gur an ile Aklımızı ve bnimizi kullanmak için ihlâs ile niyet etmek,
  2. Sünnetli Gur’an’ı bilen Velilerimizden ve Âlimlerimizden yardım alarak “Sıdg’u İman, Sıdg’u Muhabbet, Kayıtsız şartsın teslimiyet, Sabretmek ve Cihad etmek” sıfatları ile ferdî olarak kendimizi donatmak.
  3. Mücahid olan Valilerimizin başlatacağı Mükeddes Cihad seferine tek bir millet olarak katılmak ve Müslümanların yaşadığı ülkelerin yönetimlerini ele almak,
  4. Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm Efendimizin hayatını örnek alarak Sünnet Dini İslâm Nizamının Amir ve yasaklayıcı Hükümlerini, uygulama yasalarının göre tatbik ederek ferdî, ailevî ve içtimaî hayatımızın bütün kesimlerini İslâmlaştırmak,
  5. Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm Efendimizin Mücizelerini örnek alarak bilimler üreterek yeryüzü insanının örnek alacağı Cihan Hakimiyeti Devletini kurmak ve böylece dünyevi imtihanı kazanmış olarak ölüm ötesi hayata saadetle göç etmek ve Taala Ellah’ın huzuruna ak yüzle çıkmaktir.

Evet Mühterem Müslüman kardeşlerim!

Bizim Gaderemiz Sünnet Dini İslâm Nizamı ile hayatı üretmektir. (61/14.) Taala Ellah’ın Ensarları olabilmenin tek yolu  budur. Gaderimizden başka arayışlar; Kötülük emreden nefsimiz ile şeytana uymaktır, büyüdür, köleliktir, Cennet ülkeleri yerine cehennem ülkelerini istemektir.

Taala Ellah; Biz Müslümanlara hidayet buyura, tek bir millet olarak olarak birleşmemizi ve Sünnet Dini İslâm Nizamı ile hayatı üretmemizi tensib buyura…Âmîn…

 

 

SELÂT KELİMESİ

 

Muhterem okuyucularım! Alemlerin Rabbi Yüce Rabbimiz Taala Ellah, Selât kelimesini şu dört anlamda kullanır.

  1. (3/31. 4/80. 33/21, 56.) “Daima önde giden örneksiz önder, kendisine uyulması gereken en güzel ve en mükemmel İmam,”
  2. (29/45.) Günde beş vakit igame edilmesi gereken en büyük zikrullah olan Selât yani Namaz ibadeti.”
  3. (8/35.) Alkışlamak ve ıslıklamak,
  4. (54/94.) Ateşe atlamak ve cehenneme girmek.”

Dilbilimi ve Hikmet ilmine göre ilgili Ayetlerin duyurduğu dört anlamın özeti şudur:

(33/56.) “Taala Ellah; Azîz Rahîm ismi şerifleri ile örneksiz önder ve en mükemmel İmam’ül Mübin olarak, Melekler de en güzel yardımcı örnekler olarak her an Yüce Nebi Muhammed Rahîm Efendimizin görüş alanındadır. Ey Müminler! Siz de Yüce Nebiyi; En güzel örnek ve en mükemmel İmam’ül Mübin olarak görüş alanınıza indirin ve kendisine kayıtsız şatrsız teslim olun ve kendisini vegarla anın, Selâtü Selâmlarınızı, övgülerinizi, sevgi ve saygılarınızı ve düalarınızı edeble sunun ve (29/45.) günde beş vakit olmak üzere en büyük zikrullah olan Selât yani Namaz ibadetini kendisine uyarak igame edin,” buyurdu

Eğer Taala Ellah’ın anılan emrine uyarsak o zaman Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm Efendimizi görüş alanımıza indirir ve zati alilerini İmam edinerek en büyük zikrullah olan Selât yani Namaz ibadetini, sünnetleri ile birlikte igame ederiz.

Bu durumda Selât kelimesi; bizim için özgürlük olur, Mirâç olur, cennet olur.

Eğer Taala Ellah’ın anılan emrine uymaz isek o zaman Selât kelimesi; Bizim için alkış olur, ıslık olur, kölelik olur, ateş olur, cehennem olur.

 

 

 

 

 

 

 

 

SENİNLE KUL OLDUK

                        AZÎZ EFENDİM

         

Nurun ışık verdi oldun vesile,

Yolumuzu gördük düştük peşine,

Yolda rastlamadık bir benzerine,

Teslim olduk sana Azîz Efendim…

       

Seni dinledik Müslüman olduk,

Seninle yürüdük ümmetin olduk,

Seninle iş yaptık şirkten kurtulduk,

Teslim olduk sana Azîz Efendim…

 

Saf saf dizildik kıbleye döndük,

Âlemlere Rahmet İmama uyduk,

Taala Rahman’a Secde eyledik,

Seninle kul olduk Azîz Efendim

 

 

 

 

 

 

 

 

ÂZÎZ EFENDİMİZE SELÂTÜ SELÂM

 

(4/65. 29/45. 33/56. 48/9.) Taala Ellah, ilgili Ayetler ile biz Müslümanlara: Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm Efendimize kayıtsız şartsız teslim olmamızı, zati alilerini İmam edinerek kıldığımız Namazlarda Selatü Selâmlarımızı samimiyetle arz etmemizi, ismi şerifini andığımız ya da duyduğumuz zaman zati alilerini vegarla anmamızı, Selatü Selâmlarımızı sevgi ve saygılarımızı hürmetle arzetmemizi” emir buyurdu. Eğer Selatın ateşinden korunmak ve nuruna ulaşmak istiyorsak o zaman Taala Ellah’ın anılan emrine uyarız.

Muhterem okuyucularım! Azîz Rahîm Efendimiz ile Âline ve Ashabına sunduğumuz Selâtü Selâmlara ilave olarak okuduğum üç ayrı Selâtü Şerif örneğini, sizinle paylaşmak istiyorum. Anılan Selevati Şeriflerden birini galbimizin ilhamına göre dilimize zikir yaparız İnşallah.

 

  1. Usellıyu Aleyke ve Usellimu İleyke ve Ala Alike ve Ashabike Ecmaîn Bi adedi Halkıllah…Ya Evlânâ Mevlânâ Seyyidina İmamuna Nurullah Habibullah Nebiyullah Resulullah Veliyullah Hatemul Enbiye Sultanul Evliya Burhanul Esfiya Rahmetenlil Alemin Ahmed’i Mahmud Muhammed Mustafa Efendim…Selleytu Aleyke ve Sellemtu İleyke Fi Külli Vaktin Ve Hîn…

 

  1. Usellıyu Aleyke ve Usellımu İleyke ve Ala Alike ve Ashabike Ecmaîn Bi adedi Halkıllah…Ya Evlâyî…Mevlâyî…Seyyidî… İmamî…Pirî…Habibî…Şeyhî…Tabibî…Veliyyî…Şefiğî… Ahmed-i Mahmud Muhammed Mustafa Efendim…Selleytu Aleyke ve Sellemtu İleyke Fi Külli Vaktin ve HÎN…

 

  1. Uselliyu Aleyke ve Usellimü İleyke ve Ala Alike ve Ashabike Ecmein Bi adedi Halkillah…Ya Abdullah Emin’ül Emîn Muhammed’ül Emîn Efendim…Selleytü Aleyke ve Sellemtü ileyke Fi Külli Vaktin ve Hîn…

Ya Emîn’ül Emîn Muhammed’ül Emîn Efendim Efendim…

 

 ÖLÜM VE ÖTESİ HAYAT

 

      Sevgili kardeşlerim. Ölüm ötesi yaşayacağımız hayatın süreçleri sohbetime, “Güzelim dünya” ilahisi ile başlamak istiyorum.    

                       GÜZELİM DÜNYA

 

                  Güzelim dünya güzelim dünya

Senden yarattı bizi Mevlânâ

Kucağında büyüttü imtihan etti

Öldüren dirilten Niğmel Mevlânâ…

 

Sofrandan yedik suyunu içtik

Oynadık eğlendik pislik ürettik

Üstünü kirlettik yağma eyledik

Helal eyle hakkını güzelim dünya…

 

Ölüm sonu hayatı anlayıp kavramadık

Senin gibi sacid kul olmayı düşünemedik

Toprağına girince eyvah dedik ağladık

Helal eyle hakkını güzelim güzel dünya…

 

Güneşli günlerine Yıldızına Nûruna

Rüzgârına Buluta Suyuna Soluğuna

Dolunaylı gecene  sır dolu dağlarına

Şükranlarımı sunar elveda güzel dünya…

 

Toprağına bağına çiçeğine nâr’ına

Ormanına taşına kuşuna ırmağına

Bizim için yaptığın hizmetin tamamına

Şükranlarımı sunar elveda güzel dünya…

 

Evet Muhterem okuyucularım! Ecel vakti geldi ve güzelim dünyamıza elveda dedik ve ayrıldık. Taala Rahman’ın yarattığı Sacid kullardan biri de güzel dünyamızdır. Onun için güzelim dünya kusursuz ve mükemmeldir. Taala Rahman; İnsan ve cin ırkı ile dünyamızın içinde olan her şeyi, dünyamızın fıtratından yaratı ve güzelim dünyamızdan ürettiği nimetlerle besleyip yaşattı. Ecel vakti geldiği zaman bizi öldürdü ve çesedimizi güzel dünyamıza iade etti. (18/7. 28/77.) Taala Ellah; Yer adasını ve içinde bulunan bütün nimetleri bize ihsan etti ve anılan nimetleri, süs ve güzellikleri bizi imtihan için vesile kıldı. Onun için güzel dünyamiz, çirkin ve kötü değil mükemmel bir sacid kuldur.

Çirkin ve kötü olan; Dişil nefsimiz ile yakını şeytana uyup Muhammed Resulullah ile Taala Rahman’a kul olmak şerefinden çıkmak ve Yüce Rabbimiz Taala Rahman’ın güzelim dünya ile bize ihsan buyurduğu nimetlere ve güzelliklere nankörlük yapmaktır. Şerefsizlik ve nankörlük, tedavi edilemez Fasit bir galb hastalığıdır. Anılan hastalıkla malül olan insanlar; Güzelim dünyada zülüm yapar, pislik üretir ve güzelim dünyamızı kirletir, ölüm ötesi hayatın bütün süreçlerinde ise elim azabın içinde eza ve cefa görür.

Sevgili okuyucularım! Ölüm denilen olay ile göç ettiğimiz Ahiret dünyasi, üzerinde yaşadığımız güzel dünyamızın aslıdır. Her iki dünyamız, aynı boyut içinde bulunur. (23/100.) Üzerinde yaşadığımız dünya ile ölüm olayından sonra gideceğimiz Ahiret dünyasını birbirinden ayıran Berzah denilen bir perde vardır. Onun için Berzah denilen perde aşılmadan Ahiret dünyası ile içinde yaşanan hayat görülmez.

Eğer galb gözü yani akıl gözümüz ile görebilsek o zaman oturduğumuz evin içinde başka bir evin, ya da bir mescidin ya da bir mezarlığın olduğunu görürdük. Bu durumda bedenimizin algıları ile dünyevi hayatı, akıl gözümüzle de uhrevi hayatı aynı yerde görür ve her iki dünyayı müşterek yaşayabilirdik.

Muhterem okuyucularım! (6/104.) Rabbimizden bize gelen emanet görüşün uğrayacağı en ciddi algı ıngılablardan biri de (24/27. 50/22. 56/83, 85.) ölüm halinde ve sonrası yaşayacağımız birbirinden farklı algı ıngılabları sürecidir. Çünkü ölüm sonrası süreçte, dünyevi bedenimiz başka bir bedene, basiretimiz başka bir algıya, görüşümüz başka bir görüşe, şimdi ki dünyamız da başka bir dünyaya dönüşecektir. Yeni bir beden, yeni algılarlar, yeni görüş ile yeni bir dünya hayatına başlamanın bir takım ciddi zorlukları ve elem verici sıkıntıları vardır.

Nitekim Yüce Kurul Başkanı Muhammed Resulullah Sellellahu Aleyhi ve Sellem Rahîm efendimiz; “Gabir hayatı, ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur. Gabir azabı ise gerçektir. Eğer ölenlerinizi mezara koymaktan vazgeçeceğinizi bilmeseydim, Taala Ellah’a dua eder ve gabir azabını size duyururdu. Ben gabir azabından daha korkutucu ve ürkütücü hiçbir manzara görmedim. Eğer gabir hayatının büyük musibetinden kurtulursanız sonrası hayat kolaydır. Eğer kurtulmazsanız sonrası hayat daha da kötü ve şiddetlidir”buyurdu.

Onun için iki nur sahibi ve cennet ile müjdelenen Hz. Osman; Gabristana gittiği zaman, Rahîm Efendimizin yukarıda anılan sözlerini düşünerek sakalı ıslanıncaya kadar ağlardı. Çünkü Müslüman olsun gayri Müslim olsun her bir insan, hangi şartlarda ölürse ölsün gabir hayatının korkutucu sürecini yaşayacaktır.

GABİR HAYATI

 

(32/11. 36/12. 50/18, 29. 56/61.) Dünyevî ömrü sona eren her insanın yanına bir ölüm Meleği gelir. Ölecek olan insan; Ayakta olabilir, bir aracın içinde seyrediyor olabilir, ateş içinde yanıyor olabilir ya da su içinde boğuluyor olabilir ya da uyuyor olabilir, ya da bitkisel hayata yaşayabilir hiç fark etmez.

Eğer ölecek insan ihlâlsi Müslüman ise o zaman ölüm Meleği, ölüm haline giren ihlâslı Müslüminın görüş alanına bahçeli bir ev indirir ve kendisine şu gördüğün yere seni götüreceğim der. Bahçeli evin görkemine dalan ihlâslı Müslüman, kendini ölüm Meleğine teslim eder. Ölüm Meleği; Kendine teslim olan Müslümanın, dünyevi bedeninin aynisi olmak üzere Hüsnâ yüzlü yeni bedenini, vahiy kanalından aldığı soluk ile birlikte hücrelerinin beyninden yağdan kıl çeker gibi çıkarır ve dünyevî bedenini öldürür.

(6/93. 8/50. 47/27.) Eğer ölecek insan kâfir ya da müşrik ya da münafıg ise o zaman ölüm meleği ölen insanın görüş alanına, cehennem çukurlarından bir yer indirir ve seni şu gördüğün yere götüreceğim der. Gideceği mekânın kötü durumunu gören insan kendini ölüm Meleğine teslim etmez. Bunun üzerine ölüm Meleği, anılan insana iyi bir dayak atar. Yediği şiddetli dayağın acılarına dayanamayan adam kendini ölüm meleğine teslim eder. Ölüm Meleği; Anılan insanın Süflâ yüzlü yeni bedenini, iblis kanalından aldığı soluk ile birlikte hücrelerinin beyninden söke, söke çıkarır ve dünyevî bedeni öldürür. Anılan adamın çektiği acıları anlatmanın imkânı yoktur.

Ölecek insan; Eğer ara model bir mümin ise o zaman ölüm Meleği, ölecek insanın görüş alanına, yeni bedenine uygun bir mekân indirir ve kendisine anılan yere götüreceğini söyler. Gideceği yerden hoşlanmayan mümin, korku içinde bocalar ya da bayılır. Bu arada ölüm Meleği, anılan müminin ara model yeni bedenini, her iki kanaldan aldığı karışık soluk ile birlikte hücre beyninden söker alır ve dünyevî bedenini  öldürür.

Yeni bedeni ile yaşamaya başlayan insan, kendini algılama zorluğu içindedir. Çünkü dünyevi algı ile dünyevî bedenini ölü olarak, ya da yanmış olarak ya da boğulmuş olarak görürken ahiret algısı ile de kendini diri olarak görüyor. Ayni boyut içinde bulunan iki zaman ve iki mekâni bir arada yaşadığı için tamamen şaşkındır. Onun için ölü cesedi mezara konulduktan sonra evine dönmek ister.

Muhterem okuyucularım! Azîz Rahîm Yüce Rabbimin bana yaşattığı tecrübeye göre ölüm Meleği, evine dönmek isteyen insanı alıyor ve bakırdan yapılmış bir tabutun içine koyuyor. Sonra da tabutun üstünü, bakırdan yapılmış kapak ile örterek dört taraftan tabuta lehimliyor ve cesedin gömüldüğü yerin ahiret boyutuna koyuyor.  Dünyevi buyutta olan ceset görülür ama Ahiret boyutundan olan  bakır tabut görülmez. Bakır tabutun içine lehimlenen insan, önce derin bir şaşkınlık yaşar ve ne olacağım diye korkmağa başlar. Giderek nefesi daralır ve soluk alamaz hale gelir. Ölecek gibi olur ama ölemiyor. Kendini boğmak istiyor ama boğamıyor. Kendini parçalamak istiyor ama parçalayamıyor. Çünkü ölüm yoktur. Bütün gücü ile imdat beni kurtarın diye bağırıyor. Ama imdadına koşan olmuyor Anılan feryatları duyan hayvanlar ürküp kaçıyor. Feryatları üzüntü ile dinleyen Melekler ile Mühsin kullar ise hiç bir şey yapamıyor.

Onun için anılan korkunç süreci gören Aleyhisselâm Hz. Osman efendimiz, sakalı ıslanıncaya kadar ağlıyordu. İşte (26/88, 89.) Mal ve çocuk, mevki ve şöhret gibi dünyevî kazanımların hiç fayda vermediği günlerden biri de bu gündür. Yardım eyle bize Ya Rebbena Niğmel Mevlânâ…

Tabutun içinde anılan ürkütücü ve korkutucu süreci yaşayan insan, eğer Müslüman ise o zaman Müminlere Rahîm ve Reûf ve Harîs bulunan Muhammed Resulullah efendimiz, anılan Müslüman’a Taala Ellah’ın Hüsnâ ismi şeriflerden bir isim duyurur. Müslüman da anılan ismi şerif ile patlayacak şekilde imdat diye bağırır ve yardım ister. İşte o zaman (41/30) bir Melek gelir ve imdat isteyen Müslümanı, tabutun içinden çıkarır ve kendisini anılan korkutucu ve ürkütücü süreçten kurtarır ve sakinleştirir. Sonra da Sünnetli Gur’an ile ilgili görüşünden birkaç soru sorduktan sonra kendisini alır ve yerin altında bulunan bir eve iskân eder.

İşte o zaman ölen kişi dünya hayatından Ahiret hayatına göç ettiğini anlar. Anılan evde gabir hayatı denilen belli bir süreyi yaşandıktan sonra anılan Melek tekrar gelir ve anılan Müslümanı yerin altından alır ve yerin üstünde olan bahçeli bir eve iskân eder ve mesleğize uygun bir iş verir. İzin verildiği sürece seyahat edilebilir. Nitekim Taala Ellah’ın, Berzah aleminde görev verdiği mühsin kulllardan bir kul, Müslüman olan insanları beli bir zamanda bir araya toplar ve Ahiret dünyasının mescitlerinde namaz kıldırır ve kendilerine zikir yaptırarak manevi güçlerini artırmaya çalışır. (54/7, 8.) Ama dünyevî hayata kendilerine Süflâ yüzlü beden üretmiş olan inatçı kâfir, müşrik ve münafıklar ile kendilerine ara model beden üreten müminler, anılan tabutun içinde ne kadar kalacağını bilmiyoruz. Geçecek süre sonunda katı, sert ve baş eğmez bir Melekler gelecek ve kendilerini tabutun içinden çıkaracak ve sorguladıktan sonra onları alacak ve yerin altında buluna tünellerin içine iskân edecektir. Sonra da bedenlerine göre ateş lavları çıkaran ocaklarının birinde ya da kendilerine uygun bir işte çalışmak üzere istihdam edecektir. Anılan işlerde istihdam edilen kâfir, müşrik ve münafıglar, birbirine düşman olarak ve birbirlerini budayarak ve eğitim imkânından mahrum olarak çalışacaklardır.

Hulasa: Melekler; Dünyevi hayattaki görüşümüzne, yaşam tarzımıza ve mesleğimize göre, ya yer üstünde ya da yer altında bulunan tünellerde olmak üzere bize bir iş verecek  ve  anılan  işlerde gıyamet tufanına kadar çalıştıracaktır.

 

                       GIYAMET TUFANI

 

Muhterem okuyucularım! Gıyamet günü geldiği zaman Taala Rahman, yer adasını süren kaptana gemiyi derhal durdurması için emir buyuracak. Emri şerifi alan gemi kaptanı Aleyhisselam Melek, (79/13.) “Tek bir fren yapacak ve yer adasını anıden durduracaktır.” Kendi etrafında ve güneşin çevresinde olağan üstü bir hızla yol alan yer adasının anı duruşu ile meydana gelecek olağan üstü olayaları anlamak ve anlatmak kolay değildir. Onun için insan aklını felceden  giyemet tufanının sadece bir öztini yapmağa çalışacağım inşallah.

(101/5.) Yer adasının ani duruşu ile yerinden fırlayan dağlar birbirine çarparak enerji bulutuna dönüşecek, yer adasında ki denizler kaynayacak ve kabaran dalgaları karaları kaplayacaktır. Giderek yer adası dinamit lokumu gibi patlayacak ve dağların oluşturduğu enerji bulutuna katılacaktır. Sonra da güneş, ay ve yıldızlar yollarından çıkacak ve birbirine çarpacaktır. Çarpmanın şiddeti ile onlar da enerji bulutuna dönüşecek ve yer adasının oluşturduğu enerji bulutuna karışacaktır.

Taala Rahman’ın; Yer adası ile başlattığı yıkımı, öteki altı güneş sistemini içine alacak şekilde genişletecek ve uzay alanları içinde yarattığı ülkeleri yıkacak ve (39/68,75.) dilediklerindan başka (28/88.) her kesi ve her şeyi helak edecek ve böylece uzay alanlarını (21/104.) yaratılış öncesi hale dönüştürecektir.

Taala Rahman; Gıyamet tufanı esnasında yer adasında yaşıyan bütün canlıları öldürecek ve kendilerine ürettikler yeni bedenlerı ile Ahıret dünyasına indirecek ve Ahıret dünyasında bulunan öteki kulları ile birlikte uyutacaktır.

                   MAHŞER GÜNÜ

 

Muhterem okuyucularım! İlgili Ayetlerin duyurularına göre Mahşer gününün kısa bir özetini hatırlayalım

(78/38.)  Birinci ve ikinci bölge ülkeleri ile aralarında ve içlerinde bulunanların Rabbı bulunan Taala Rahman’ın; (69/17.)  Meleklerin yönettiği olağan üstü güce sahip Arş Makamı denilen özel bir seyahat aracı vardır. Taala Rahman, anılan özel makam aracı ile an zamanda istediği yere gider gelir.

Taala Rahman; Mahşer günü geldiği zaman Ahiret dünyasını düz bir yer adasına dönüştürecek ve  özel Arş Makamı aracı ile anılan yere inecektir. Yere inen Yüce Makamın huzurunda ve çevresinde, başata Cebrail Aleyhisselâm olmak üzere Melekler saf saf dizilecektir.

Taala Rahman, Yüce Makamın huzurunda Adalet Divanını kuracaktır. Sonra (39/68.) Ahıret dünyasında uyuttuğu kullarını, (36/52.) tatlı uykularından uyandıracak ve ilgili Meleklere; uyandırılan kulları, Mahşer alanında toplamak üzere görev verecektir.

Mahşer alanına sevkiyat başladığı zaman suçlu olanlardan kimileri, (54/7.) kabirlerinden çekirkeler gibi çıkacak ve ümitsiz olarak Mahşer alanına doğru yola çıkacaktır. (14/49.) Kimileri, zincirlere vurulmuş olarak yola girecek. Kimiler, (17/97. 20/124.) Kör, kimileri sağır, kimileri dilsiz, kimileri yüzüstü sürünerek yola girecektir. Yolda giden suçlulardan (25/27, 28.) “kimileri ellerini kemirip ah ne olurdu? Resûl’ün gösterdiği yolu tutmuş olsaydım diyecek.

Kimileri de vah bana! Ne olurdu falancayı kendime dost edinmemiş olsaydım diyecek. Kimileri de, (33/67.) “Ey Rabbimiz! Bizler üstatlarımıza, büyüklerimize, üstatlarımıza uyduk, bizi yoldan saptıran onlardır, bizim yerimize onları yargıla” şeklinde yalvaracaktır.

Müslümanlardan kimileri, özel araçları Mahşere doğru yol alacak, İhlas üstü mertebeye çıkan Müslümanlar da, uçarak Mahşer alanına doğru yola çıkacak ve böylece görevli Melekler; (17/71.) İnsan ve cin ırkının tamamı, imamları, önderleri, üstatları ve yöneticileri ile birlikte Mahşer alanına toplayacaktır.

Yüce Makamın huzurunda kurulan Adalet Divanının önünde; (56/11.) Yüce Kurul Başkanı ile öncü Mugarrebinler ve  yer adasına gönderilen Nebi ve Resullerin hepsi, kendilerine uyan Müslümanlar ile birlikte saf, saf dizilecektir. Daha sonra Nebi ve Resullere uymayan kafir, müşrik ve münafıg olanlar, uydukları şeytanları, üstadları, imam ve önderleri ile birlikte saf, saf dizilecek ve (19/93.) Taala Rahman’ın huzurunda kul olarak toplanacaktır. Soluk ve ışık silsilesi, yüce Rabbimizin Rahman ismi şerifi ile görünen Hüsnâ yüzünü görüş alanlarına indirecek ve mahşer alanında bulunan her kes, Taala Rahman’a kul olarak boyun eğecektir.

Muhterem okuyucularım! İşte ihlâs sınavının başladığı en zor gün bu gündür. Bu gün; Diller tutuldu, sesler kesildi. Hiçbir kul, ne kendine ne de bir başkasına yardım edemiyecektir.

Bu gün; Arş’ın gölgesinden başka gölgenin bulunmadığı, güneşin cayır, cayır yaktığı, terlerin oluk, oluk aktığı, birbirinin yüzüne bakılmadığı ve her kesin kendi derdine düştüğü hayatın en zor günü olacaktır.

Bu gün; Cennet ile cehennem ülkelerine sevkiyatın başlayacağı ve en şiddetli korkuların ve en yüksek sevinçlerin ortaya çıkacağı olağan üstü bir gün olacaktır.

Bu gün; (45/27, 28.) “Hayat boyu konuştuğumuz sözlerin ve yaptığımız işlerin kayıtlı olduğu kitaplar elimize verilecek ve bize, (17/14.) işte kitabın oku” denilecektir. Herkes kitabını okuyacak, uzuvları tanık olarak konuşturacaktır. Yargılama sonunda her kes evet bunların tamamını yaptım diyerek kendi hakkında kararını verecektır.

Ardından Yüce Mahkeme Başkanı; Kitabımızın filmini bize canlı olarak seyrettirecek, sonra bir itirazımızın olup olmadığını soracaktır. Anılan görüntülü yayına ve uzuvlarımızın tanıklığına karşı söyleyecek söz bulamayız. İşte Sözün tükendiği durak.

 

Ne konuştuk onu duyduk,

Ne iş ettik onu gördük,

Görüntülü dosyamızın

Belgeleri elimizde.

Sözün tükendiği bu son durakta (82/19.) Taala Rahman; İlk Nûr’u ve en çok sevdiği kulu, sonun ilki ilk Nebi, İmamül Mübin ve yer adasının cumhur başkanı ve baş imami Ahmed-i  Mahmud Muhammed Mustafa Emin’ül Emîn Muhammed’ül Emîn Rahîm Efendimize doğruları konuşmak üzere yetki vercektir.

Soluk silsilesi, Yüce Nebi Efendimizin yapacağı konuşmayı mahşer alanında bulunan herkesin kulağına sesli olarak indirecek ve Efendimizin Hüsnâ yüzünü de gösterecektir.

Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm Efendimizin Yapacağı konuşmanın özeti yaklaşık olarak şöyledir:

“Ey Alemlerin Rabbi Taala Rahman Yüce Rabbimiz! Yer adasında görevlendirdiğin Nebilerin ve Resullerin olarak;

  1. (3/19.) “Taala Ellah’ın dini İslâm olduğu,
  2. (3/85.) İslâm’dan başka din edinenlerin hüsranda olduğu,
  3. (5/44,47.) Taala Ellah’ın, yer adasında tayin ettiği Nebi ve Resullerine indirdiği kitaplara inanmayan ve anılan kitaplarla hükmetmeyenlerin kâfir, zalim ve fasıg olduğu,
  4. (2/174. 3/77.) Taala Rahman; Gönderdiği kitaplara göre hükmetmeyen ve anılan kitapları para kazanmak için kullanan kafirlerin, müşrik ve münafıgların yüzüne bakmayacağı ve yardım etmeyeceği” şeklindeki emirlerini, insan ve cin ırkının tamamına tebliğ ettiğimizi,
  5. Hayatımız boyunca bize uyan müminler ile bize uymayan münkirlere karşı nasıl cihad ettiğimizi ve bize yapılan muhtelif düşmanlıları ve zülümleri biliyorsun. Şüphe yok tagdir zati alilerinizindir.
  6. Ey Yüce Rabbim! İslâm dinini din edinen ve indirdiğin kitaplarla göre yaşamaya çalışan ama ihlâs üstü mertebeye çıkıp kendine Hüsnâ yüzlü beden üretemeyen müminlerin ve Müslümanların beşeri ve nefsani zaaflardan kaynaklanan kusurlarını bağışlamanı ve onları alıp cennet ülkelerine gitmem için bana izin vermeni Sınırsız Fazlu Rahmetine sığınarak zati alilerinden istirham ediyorum.”

Alemlerin Rabbi Taala Rahman; Efendimizin anılan talebi üzerine, sınırlarını zati alilerinin bilirleyeceği oranda Muhammed Resulullah Rahîm Efendimize umumi şefaat yetkisi verecektir.      İnşallah nail oluruz.

 

 

      ARŞA DOĞRU UÇMAK

 

Muhterem okuyucularım! Taala Rahman; Mahşer günü umumi yargılamanın yapıldığı yer adasını da görüş alanından silecek ve enerji bulutuna katacaktır. Sonra uzay alanlarının içini dolduran karanlık enerji bulutlarının galbine indirdiği ilk nurunu geri çekecek ve anılan bulut silsilesini, içinden ateş fışkıran cehennem adalarına dönüştürecektir.

Bu arada cennet ehli ile cehennem ehli bir süre boşlukta kalacaktır. Sonra Rahmet Melekleri gelecek ve dünyevi hayata Muhammed Resulullah ile beraber yürüyüp kendilerine Hüsnâ yüzlü beden üreten ihlâslı Müslümanları ve şefaata mazhar olan ara model müminleri alacak ve Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm efendimizin aydınlattığı Sırad-ı Müstagîm yolundan Arş alanında bulunan cennetlere doğru; “Sübhanellah, Hamden Lillah, Şükren Lillah” diyerek uçuracaktır. Maşallah Sübhanellah ne de güzel uçuyorlar.

Cennet ehli; Arş alanına yaklaştıkları zaman Arş Seması, kendilerine kapılarını açılacak ve kendilerine tahsis edilen cennet mekânlarına çıkacaklardır. Kendilerine tahsis edilen cennetlere geldikleri zaman, (39/73.) “görevli Melekler, cennetin kapılarını açacak ve kendilerine “Selâm size bundan böyle saadet dolu cennet ülkesinde ebediyen yaşayın” diyecetir.

(7/43.)Cennete girmenin saadetine ulaşan Müslümanlar da şöyle derler;

 

 

El Hamd u Lillah Ey Yüce Rabbim…

Lüdfettin bizlere Cenneti Rabbim…

Sadece sanadır Hamd ile şükrüm…

Lütfettin bizlere Cenneti Rabbim…

 

 

Gazap Melekleri de gelecek ve kendilerine Süflâ yüzlü beden üreten kafir, müşrik ve münafıkları ve şeytanları ve kendilerine karışık yüzlü beden üreten ve Muhammed Resülullah Rahîm Efendimizin şefaatına mazhar olamayan ara model müminleri alacak ve kendilerini, (37/23.) Cehennem yolu denilen karanlık bir yoldan belli bir süre yürütecektir. Daha sonra (7/40) Sema’ın kapıları kendilerine kapanacaktır. İşte o zaman cehennem ehli, zorunlu olarak kendilerine uygun olan cehennem adalarının birine iniş yapacaklardır.

Görevli olan gazap Melekleri, kendilerini alacak ve ellerine kelepçe vurduktan sonra kendilerine, (39/71.) “Size cehennemi anlatan Resul gelmedi mi?” Diyecek. Onlar da (67/10.) “Geldi ama dinlemedik. Eğer dinleyip aklımızı, Sünnetli Gur’an ile kullanabilseydık bu cehenneme gelmezdik” derler. Anılan ifadenin üzerine gazap Melekler, Kendilerine Süflâ yüzlü beden üreten cehennemliklere şöyle derler;

 

(32/20. 44/49, 50.)

 

Hani sen dünyada Azîz ve Kerim idin,

Nefsine uydun Rabbini hiç dinlemedin,

İstediğin gibi yaşadın ölüm nedir bilmedin,

Tat bakalım şimdi elim azabı bak nasıldır?

 

Oysa onlar en ileri teknolojiyi ürettiler. Uçakları, uydu araçlarını yaptılar. Çok da zengin idiler. Ama Arşa doğru uçmak için kendilerine Hüsnâ yüzlü yeni bir beden üretemediler. Ey vah! Yazık oldu.

Cehenneme girenler, ağlayarak ve göğüslerine vurarak şöyle derler;

Ey vah! Yakmışım ben beni…Yakmışım ben beni…

Ey vah! Yakmışım ben beni…yakmışım ben beni…

 

 

 

 

 

CEHENNEM HAYATI

 

İkinci bölgede bulunan (15/44.) yedi cehennem ülkesinin isimleri de şunlardır.

  1. Nâr.
  2. Cehennem.
  3. Cehîm.
  4. Sağîr.
  5. Sakar.
  6. Lezza.
  7. Hudame.”

Yüce Yaratıcı Taala Rahman; Kendilerine Süflâ yüzlü beden üreten kafir, müşrik ve mıhafıg insanları, mertebelerine göre “NÂR” cehennemi ile “Hudame” yani içi ateş kaynayan kapalı hücre cehennemine kadar sırasıyla iskân edecektir.

Taala Rahman; Kendilerine karışık yüzlü beden üreten günakkar mümin kullarından dilediğini affedecek ve ötekilerini, cezaları sona erene kadar ilk üç cehennemin birine iskan edecek.

(56/41, 56.) Cehennem ülkelerinin yiyecek ve içecekleri yerden fışkıran ve ateş gibi kaynayan zift eriyikleri şeklinde olacaktır. Yanan deriler, kendilerini yeniden üretecektir. Çünkü ölüm yoktur.

 

Ey vah!

 

Oyun, eğlence, süslü hayatlar,

Döndü oldu her biri ağır cezalar

Aklını Gur’an ile kullanmayanlar

Yaktı her birini ağır cezalar.

 

 

.

 

 

 

 

CENNET HAYATI

 

Taala Ellah; (57/31.) Dünyevî hayatta kendilerine Hüsnâ yüzlü beden üreten Müslümanları, ihlâs derecelerine göre birici bölge Arş alanında bulunan cennet ülkelerinin birine iskân edecektir.

Her bir cennet ülkesi, (3/133.)  Semavat ve Arz kadar büyüktür. Nitekim Yüce Nebi Muhammed Resulullah Rahîm Efendimiz; “Her bir Cennet ülkesi yüz derecelidir ve her derecenin arasında yüzyıl mesafe vardır” buyurdu.

Sekiz cennet ülkesinin isimleri şöyledir.

1.“Cennet.

  1. Huld.
  2. Adn.
  3. Vesile.
  4. M’eva.
  5.    Naim.
  6. Firdevs.
  7. Dar-u Selâm.”

Taala Rahman; Cennet vizesi alan Müslümanlari, ihlâs mertebelerine göre anılan cennet ülkelerinin birine iskân edecektir.

(2/25.) Cennet ülkelarinde bulunan meyveler, dünyevî meyvelere benzeyecek ama şekilleri ve lezzetleri birbirinden farklı olacaklardır. Çünkü cennet nimetlerine alışmanın ilk denemesi böyle başlar.

(47/15.) Cennet bahçeleri, lezzeti anlatılamaz derecede kaliteli ve her türden meyvelerle doludur. Bahçelerin arasında akan ve bütün lezzetleri özünde barındıran su ve meşrubat ve bal ve süt nehirler vardır.

İlk cennet ülkesinden Dar-u Selam cennetine kadar mertebe mertebe yükselen cennet ülkelerinin donanımları ve ışıklandırma sistemleri ile içinde yaşanılacak saadetin mahiyeti anlatılamaz derecede kalitelidir ve ebedidir.

Taala Ellah; (56/17, 35, 38.) “Erkek ve kadın olarak Cennet ehlininin hepsini ebedi geçlik ile donatacak ve Hüsnâ yüzlü birer Huri yapacaktır. Huriler, Ülya kelimelerin fıtratına göre istediği gibi yaşayabilir.” Hatta Dar-ü Selam cennetinde igamet eden Muhammed Resulullah Rahîm efendimize komşu olabilir.

Ama cennet ehli için en yüce saadet; Yüce Rabbimiz Taala Ellah’ın Hüsnâ yüzünü görmek ve Zati alileri konuşmaktır.

 

 

 

 

 

 

 

İNŞALLAH

 

Özgürlüklerin sınırı yoktur,

Nimetlere ulaşmanın sınırı yokur,

Saadetli günlerin sınırı yoktur,

Va’dedilen Cennet ülkelerinde,

 

Gideriz inşallah Cennet ülkelerine,

Komşu oluruz inşallah Yüce Nebiye,

Mazhar oluruz inşallah Hüsnü Cemâle,

Deriz İnşallah Şükren Lillah Hamden Lillah…

 

 

 

 

 

 

 

Cennet ve Cehennem hayatı ebedi mi?

 

Muhterem okuyucularım! Taala Ellah; (11/107, 108.) Cennet ve cehennem ülkelerinde yaşanacak hayatın sürsinin, Semavat ve Arz’ın ömrü kadar olacağını buyurdu. Şüphe yok inandık. (22/47.) Bin senelik dünyevi hayat, Taala Ellahın indinde bir gün gibidir. Taala Ellah’ın günleri ise sınırsızdır.

(11/107. 36/81.  51/47.) Sınırına ulaşılamaz ilme ve idrak edilemez siyasete ve sınırsız güce ve istediğini istediği anda yapabilme özgürlüğüne sahip bulunan Yüce Yaratıcı Taala Ellahû Rahman Rahîm; Zati âlilerini, Semavat ve Arz’ın ömrü ile sınırlı  tutması düşünülemez. İstediğini istediği anda yapabilme özgürlüğüne sahip bulunan Taala Ellah; Semavat ve Arz’ın ömrü kadar sürecek olan Cennet ile cehennem hayatını, anılan süre sonunda, farklı hayat süreçlerine dönüştürüp benzer hayatları yaratması mümkündür. Yüce Yaratıcı, hiçbir şey ile zati âlilerini bağımlı tutmaz. Zati âlilerinin de ne yapacağını de kimse bilmez.

 

AFEDERSİN YÜCE RABBİM EFENDİM

 

Sen Rabbul alemin Ellahû Rahman Rahîm sin,

Sen Heyy’ul Geyyum Vahid’ul Ehed Samed’sin,

 

Sen Ellahû Ekber Sübhansın Hellagul Âlimsin.

Sen Âliyyül Âzîm, Âzîz Hekim Gedîr, Gâdîr sin,

 

Sen Halıg’sın, Tebareke Ellahû Ehsenül Halıgın sın,

Sen Yuhyî ve Yümît’sin, Fağğallün Lima Yurîd sin,

 

Sen varlık alemlerinin örneksiz Cumhur Başkanısn,

Sen istediğin zaman yeni ebedi hayatlar yaratabilirsin.

Amentu ve Seddegtu….

 

 

 

 

SOHBETLERİN BİTTİĞİ DURAĞIN DUASI

 

BİSMİLLAHİ RAHMANI RAHÎM

 

Ey Varlık alemlerini yaratıp yöneten,  içindekilere soluk aldıran, ışık veren, su içiren, yediren ve yaşatan, yol verip imtihan eden Mevlanamız Taala Melikül Hak Hayyul Gayyum, Hellagul Alîm Ellahû Rahman Azîz Rahîm Yüce Rabbim Efendim!

Galb-i Selim ile huzuruna gelmenin ve cennetlerine girmenin tek yolu; Sünnet Dini İslam Nizamini İhlâslı bir imanla iktidara taşımak ve hayatın bütün kesimlerini, Yüce Nebin ve Resulün Muhammed Rahîm efendimizi örnek alarak İslâmlaştırmak olduğunu emir buyurdun.

Ama üzülerek ifade ediyorum ki Zati alilerinize ve Resulüne inanan dünya Müslümanları olarak; Tarihin en utandırcı darbesi ve en iğrenç cinayetlerinin işlendiği tarihten bu güne kadar siyasi iktidari ele alıp Sünnet Dini İslâm Nizamı ile hayatın bütün kesimlerini İslâmlaştıran ihlâslı kullarınız olamadık.

Şeytan partilerinin yönetimi altında köle olarak yaşamayı içimize sindirdik ve yağmur indirmeyen küçük, küçük bulutlar gibi bölündük, birbirimizin sakalından tuttuk ve kendi kendimizi suçladık ve hatta birbirimizi katlettik. Bu nedenle görevini yapamamış Müslüman kullarınız olarak zati âlilerinize en yüce şükranlarımı ve nihayetsiz Hamd-u Senalarımı, en derin saygılarımızla arz ederken gerçekten utanıyorum.

Ya Azîz Ya Reûf! Ya Rahîm! Ya Kerîm! Galbimizde nurunu taşıdığımız velimiz, valimiz ve yüce örneğimiz Muhammed Resulullah Aleyhisselâm Efendimiz; Taala Ellah’ın emrine uyup Sünnetli Gur’an’ı, zati âlileriniz gibi yaşam biçimi haline getirip yeryüzü insanına karşı size tanık olamadık.

Onun için zati âlilerinize sonsuz Selât-u Selâmlarımı, kayıtsız şartsız teslimiyetimi ve tükenmez muhabbetlerimi sunarken de gerçekten utanıyorum.

Ya Hâdî! Ya Nasır! Ya Nâfîğ! Ya Gedîr! Ya Gâdîr! Ya Azîz! Ya Hellag ul Âlîm Yüce Mevlanamız Taala Rahman Rabbim Efendim! Zati alilerine ait bulunan Hüsnâ ismi şeriflerin ile Rahmet ve mağfiret kapılarını çalıyor ve Muhammed Resulullah Efendimizin dili ile zati alilerine dua ediyorum.

Aklımızı Sünnetli Gur’an ile kullanmamız, cihad anlayışı ile yol almamız ve siyasi iktidarı ele alıp yüce örneğimiz gibi hayatımızın bütün kesimlerini İslâmlaştırmamız için bize acilen yardım buyurmanızı istirham ediyorum.

Ya Tevvab! Ya Ğaffar! Ya Settar! Ya Aziz! Ya Kerîm! Ya Reûf! Ya Rahîm! Ya Vehhab! Ya Vedûd! Yüce Rabbim Efendim!

Lütfen ve keremen ve ihsanen ve hibe olarak ölü diri bütün Müslüman kardelerimi günahlarıdan arıtıp İhsanen bağışlamanı, Hüsnü rızanla taltif buyurduğun ve Arşa doğru uçurup cennetine iskân ettiğin ve Muhammed Rahîm Efendimize komşu yaptığın ve Hüsnü Cemalini gösterip yüce saadete ulaştırdığın onurlu kullarına katmanı, her şeyi kuşatan Rahmetine ve cömertliğine güvenerek istirham ediyorum

Ya Taala Ellahû Rahman Azîz Rahîm Alim Hekîm Yüce Rabbim Gadîr Efendim! Aldırdığın soluk, verdiğin sıhhat ve ikram ettiğin ilimle ve Muhammed Resulüllah Rahîm Efendimin lütfettiği himmet ile yazdığım bu kitabı, Rıza-i şerifine muvafıg buyurmanı ve yol verip kullarına okutmanı ve zati âlilerine arz ettiğim dualarımı, Yüce Azametin ve Habibin Hürmetine kabul buyurmanı istirham ediyorum.

 

Âmîn Ya Vehhab, Âmîn Ya Vehhab Âmîn Ya Vehhab,

Âmîn Ya Kerîm, Âmîn Ya Kerîm, Âmîn Ya Kerîm…

Âmîn Ya Rabbi, Âmîn Ya Rabbi, Âmin Ya Rabbi…

Âmîn Ya Azîz’u Ya Rahîm Ya Rebbel Âlemîn…

 

 

 

 

 

 

                     RABBİM EFENDİM.

                  

                   Velimsin valimsin Mevlânam sensin…

                   Melikim Mâlikim İlâhım sensin…

                   Sığındığım vekilim Ellah’ım sensin…

                  Âlemlerin Rabbi Rahmââân efendim…

                             Nimetlerin yağmur gibi yağıyor…

                            Saymaya kalktım rakam yetmiyor…

                            Kulluğuma baktım utandırıyor…

                   Bağışla ne olur Ğaffâââr efendim…

Sunarım en yüce şükranlarımı…

           Nihayetsiz Hamd-u Senâlarımı…

           Korkudan arıtan saf Rahmetini…

                  Dilerim ey yüce Rahmââân efendim…

                             Bilirsin yaşlandım Azîz efendim…

                             Takatsiz kaldım Reûûûf efendim…

                             Hayr elinle tutmaz isen elimden…

                             Nasıl yaşarım Gâââdîr efendim…

                  Annemden daha çok acırsın bana…           

                   Babamdan daha çok düşkünsün bana…             

                   Tabipten daha çok devasın bana…             

                   Şükür ki Rabbimsin Rahîîîm efendim…

                             Ebedi yolculuk başlıyor gibi…

                             Yalnız gidemem bir garıb gibi…

                             Nurun galbimdedir dolunay gibi…

                           Tutar mısın elimden Rabbim efendim…

                   Sensiz gidemem Azîîîz Efendim…

                   Selâm Evi bulunan Cennetlerine…

                   Tutarmısın elimden Gâââdîr Efendim…

                   Beraber gidelim Cennetlerine…

                   Gidelim…Gidelim…Gidelim……

                   Beraber gidelim…Gidelim………

                          Hakkı BEDER.  2016.

 

 

 

 

 

Güncel yazılar

  1. Büyüden arınmanın ve Arşa doğru uçmanın yöntemi Büyüden arınmanın ve Arşa doğru uçmanın yöntemi için yorumlar kapalı
  2. Doğam Samed Allah Doğam Samed Allah için yorumlar kapalı